Açık Görüş / Yorum-Analiz / İsmail Ekercin

Türkeli’nde Sınıflar Yoktur

Millet-i aslî Türkeli’nde bir sınıf değildir; Türkeli’ni kanı ve canı ile savunarak bu zamana gelmiş aslî unsurdur.

Halk idaresi veya demokrasi için, ‘halk sınıflarının, temsilcileri vasıtası ile uzlaşarak devleti yönetmesidir’ denir. Batılı bir deyişle, ‘toprak ağalarının, asilzadelerin, kentsoyluların, emekçilerin arasında uyum sağlamak için, temsilcileri yoluyla Meclis’te veya Lordlar Kamarası’nda siyasî iradelerini temsil etmeleridir’ denir.

Türkeli’nde ise ahalinin adı bellidir. Batı’daki gibi güç savaşlarından sonra oluşmuş millet sınıfları yoktur. Kişi Müslüman ise, etnik yapısına bakılmadan berâyâ diye isimlendirilir. Sadece zekât ile sorumludur, devleti eleştirme ve ikaz etme hakkına sahiptir. Eğer Müslüman değilse gayrimüslimdir, yani zımmîdir. Bunlar da devlete vergi verirler. Zımmîlerin veya gayrimüslimlerin Türkeli’nde söz hakkı yoktur. Birinci Meclis’in duvarında yazan  “Hâkimiyet bilakayduşart milletindir” cümlesi, millet-i aslîden başka kimsenin söz hakkı olmadığını anlatmaktaydı. Sonra bu yazıyı “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” olarak değiştirdiler ve insanlar kastedilen anlamı anlayamaz oldu.

Yukarıda anlatılanlar masallar ülkesindenmiş gibi gelebilir. Daha yüz yıl öncesinden bahsediyoruz. Devletlerin tarihinde yüz yıl çok kısa bir zamandır. Hatta yüz yıl geçmeden olaylar yorumlanamaz denir.

Bugüne gelindiğinde, Türkiye’de yaşayan insanları bu zeminde inceleyince karşımıza nasıl bir durum çıkmaktadır? Demokrasi denilen bu yönetim şekli ABD’nin II. Dünya Savaşı’ndan galip çıkmasından, yani Türkiye’de çok partili hayata geçildiği zamandan bu yana uygulamada bulunuyor. Mecliste AKP, CHP, MHP ve HDP var. Bu partilerin, milletin hangi kısmını temsil ettiğini anlamaya çalışalım.

CHP zemini nereden çıkmıştır? Kendilerini Cumhuriyet’i kuran zihniyet veya kadro olarak tanımladıklarını biliyoruz. İttihat ve Terakki ile yollarını ayıran (Mustafa Sabri Efendi aynı olduklarında ısrarlıdır), Saltanat ile yollarını ayıran, Hilafet makamı ile yollarını ayıran, İslam Ümmeti ile yollarını ayıran, devrim kanunlarını halkoyuna (referanduma) sormadan, halka rağmen Meclis’ten geçirerek millet ile yollarını ayıran bir zümre çıkıyor karşımıza. Sol zihniyet diye hatırlasak da Komünizm ile yollarını ayıran, İngiliz-Yahudi Medeniyeti ile sonradan yollarını ayıran, ABD ve Kapitalizm ile yollarını ayıran bir grup. Anlamakta zorlanıyor insan (belki de ayrılıkların bir kısmı sunî ayrıklardır). Bu kadar ayrılık, aralarında paylaşacak bir şey bırakmıyor. O halde CHP Meclis’te kimi temsil ediyor? Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında imtiyazlarla bir yerlere gelen azınlık mı? Bu azınlık için gayrimüslim denemeyeceği gibi, millet-i aslî demek de mümkün görünmüyor. Millet-i aslî olmak için, manevi değerlerimizi kendine dert edinen bir zihniyet olması gerekmez mi?

AKP millet-i aslîyi temsil ediyor mu? ‘Evet’ diyemeyiz. Memleketin diğer yarısı gayrimüslim, zımmî durumunda olur ki bu gerçeği yansıtmıyor. Kendilerine sorarsanız, hani söz yerindeyse mangalda kül bırakmıyorlar. En alttaki idareciler genelde mütedeyyin insanlar ama yetkinin arttığı üst kademelere doğru çıktıkça makam, çıkar, para ile ilgisi artan, derdi Müslümanların derdi ile aynı olmayan zevat çoğalıyor ve bozulma başlıyor. AKP döneminde artılar ve eksiler tartılırsa küçük artılar, büyük eksiler olduğu görülecektir. Yol, haberleşme, sağlık gibi alanların dışında değişiklik yapmaya güçleri yetmiyor veya izin verilmiyor.

Cumhuriyet’in üzerine kurulduğu zihniyeti şu an itibariyle AKP yürütüyor diyebiliriz. Demokrasi ve laiklik başta olmak üzere Cumhuriyet devrimleri ile getirilen her şey AKP eliyle güvencede görünüyor. CHP nin temsil etmeyi başaramadığı değerleri temsil ediyor diyebiliriz. İçinde dini motifler olsa da, başında mütedeyyin yönetici olsa da, İngiliz anahtarı vidalarını o kadar sıkmış ki kurulan düzen yerinden hiç kımıldamıyor.

CHP nin öfkesi ve çaresizliği, kurulan sistemi temsil edemediği, yani çaptan düştüğü için, görevin kendilerinden alınıp kenara itilmiş olmalarındandır. Millet-i aslînin öfkesi artıp basınç yükseldiğinde, sistemin temsilcisi yine değişecektir. Sol basınç artınca hükümet Sol partilerden, dindarların basıncı artınca dindar insanların kurduğu Sağ(!) partilerden bir hükümet kurularak bu millet oyalanmaya ve gazı alınmaya devam edecektir. Mevcut zihniyet millete rağmen getirildiğine göre, bunları savunan zihniyetin yine millet-i aslînin temsilcisi olması beklenemez.

MHP ise ümmet çatısı dağılınca ortaya çıkan ve ulus-devlet kurulurken, özellikle oluşturulan Kürt milliyetçiliği ve Komünizm korkusuna karşı tepkisel ve göreceli bir şekilde ortaya çıkmış bir zihniyettir. Neyin yanında veya neyin karşısında oldukları konjonktüre göre değişebilir, AKP, CHP fark etmez. Hükümet olmak veya memleketi yönetmek gibi bir hedeflerini duymadık. Anlaşılan var olmak yeterli. Zamanla gençlerin heyecanına cevap veremediği için tabanında kayma olduğu görülüyor. Millet-i aslîyi temsil ettiği söylenemez.

HDP için bir şey söylemeye gerek yok.  Çünkü millet tanımına uygun değiller.

Meclisi taradık ama içinde millet-i aslîyi göremedik. Milli irade veya millet-i aslînin iradesi nerededir? Milli irade, öğütülmesi için devrimlerle kurulan düzenin çarklarına terk edilmiştir. Ardı gelmesin ve uysal vatandaş yetişsin diye açılan okullar ve oluşturulan müfredat ile kökü kazınmaya devam edilmektedir.

Sözü edilen milli irade henüz hiçbir seçime katılmamıştır. Hiçbir seçimde ne istediği sorulmamıştır (Hilafeti referanduma götürecek yiğit henüz gelmemiştir). Ezanın Türkçe okutulduğu yıllarda seçime giderken ekonomik vaatler sıralayan CHP, seçim mitinglerinde “dinimizi isteriz” feryatlarının yükselmesi üzerine İmam Hatip Okulları açmaya kalktıysa da iktidarını kurtaramamıştır. Bu tecrübeden sonra, halka ne istediğini sormayan seçimler geldi. Artık seçimlerde “Ne istersiniz?” yerine “Kurulu düzeni kimin yürütmesini istersiniz?” diye sorulmaktadır. Seçmeyeceğimiz iki, üç, dört seçenekli seçimlere zorlanarak bu zamanlara kadar geldik.

Millet-i aslî, istediği seçeneklere yer verilmediği için, en çok kimi istemediği üzerinden sesini duyurmaya çalışmıştır. Tüm seçimleri millet kimi seçti, neyi tercih etti diye değil de, neyi ve kimi istemedi üzerinden okuduğumuz zaman millet-i aslînin cılız sesini daha fazla duyabiliriz.

Millet-i aslî Türkeli’nde bir sınıf değildir; Türkeli’ni kanı ve canı ile savunarak bu zamana gelmiş aslî unsurdur. Geçmişinden kopartmak için, isyanlar tarihi okutularak Osmanlı küçümsense de, İnkılap tarihi okutularak beyni yıkanmaya çalışılsa da, tarih şuurunun kalıtımla nakledildiği unutulmamalıdır. Bizim bilincimiz türkülerle söylenmeye, genlerle taşınmaya devam edecektir.

Son sözü söyleme hakkı bâkîdir, sözün sahibi millet-i aslîdir.

Selam ile…

İsmail Ekercinakilvefikir.org

Bu makalede yer alan düşünce ve görüşler yazarın kendisine aittir, kısmen ya da bütün olarak Akıl ve Fikir’in editöryal çizgisini yansıtmayabilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s