Din / Felsefe-Düşünce / Hasan Köse / Yazarlar

Zihniyet ve Akıl – Allah’a ve Resulüne İş Öğretmek

akilvekalb2

Bir amelin karşılığını niyetten ari düşünmek “aklın üç haline” aykırıdır. Kişiye küfredip çocuklarına iyilik yapanın, küfrettiği kişiden ödül beklemesi akla ziyandır.

hasan-kose-2Bilgi felsefesinin ilk meselesi bilginin kaynağıdır. Buna göre temelde üç bilgi kaynağı vardır: İlki akli bilgidir. Bu yalın akıldan başlamak üzere sofistike akıl eskilerin filozofi dediği burhandır. Akıl meseleleri üç cihetten kavrar, dördüncüsü saçmadır. Bunlar, vacip (zorunlu), imkânsız ve mümkündür.

İkincisi beyanî, vahyi bilgidir. Buna ben resmi ya da korunmuş vahiy diyorum. Bu bilgi kendi içinde ana konuları itibariyle ikiye ayrılır. İlki aklın kavrayamayacağı “iman ve nusûk” alanı, ikincisi akıl ve tecrübe alanıdır. İkincisi ile ilkine ulaşılarak teslim olunur. Sonra da onun ışığında yine aklın rehberliğinde devam edilir. İnsan idrak edebildiğinden sorumlu tutulur.

Üçüncüsü irfanî/ilhamî bilgidir. Bu bilgiye zühd, vera ve takva ile dünya işlerinden el etek çekerek, yıllar süren inziva ile “kalp gözünün açılması”, “aydınlanma”, “Budha olma”, “hulûl veya sudûr” ile ulaşılır. Bu hemen tüm kültür ve dinlerde bir şekilde vardır. İbn-i Rüşd, “Bu kaynakların hiç birinin diğerine ihtiyacı yoktur, her birinde aşkın hakikatlere varmanın yolları mevcuttur” demektedir.

Farabî felsefeyi, İbn-i Sina tasavvufu vahiyle savunmaya, Gazalî vahyi irfanla korumaya kalkmıştır. İbn-i Rüşd bunların hepsini eleştiriyor ve “Bu bilgi disiplinlerinin hiç birinin diğerine ihtiyacı yok” diyor. Bir şey daha var ki o da bu disiplinlerin yol ve yöntemlerini kendi paradigmaları dışında yol ve yöntemlerle değerlendirip “tenkit” etmeye kalkmaktır. Akıl ve bilim açısından en naifi de budur. Bu üç bilgi kaynağına “bilimsel bilgiyi” ekleyenler olsa da, bilimsel bilgi “akıl ve tecrübenin” yeni teknolojiler ve araştırmalarla desteklenmiş halinden ibarettir. Yani aklın (felsefe/burhan) bir alt dalıdır.

Bu kısa giriş ışığında bir insanın yaptığı “iyi ya da kötü amelin dünyevi ya da uhrevi karşılığıyla” ilgili değerlendirme yaparken konunun hangi zeminde ele alındığına dikkat edilmelidir. Çünkü doğru yanlış, iyi kötü, güzel çirkin, vahye, felsefeye ve tasavvufa göre farklılıklar arz eder.

Örneğin vahiy, cezaî ehliyet rüştü, suç ve yargılama olmaksızın hiç kimsenin cezalandırılmasına olur vermez. Oysa felsefenin en büyük dâhileri Aristo ve Eflatun engelli doğan çocukların öldürülmesini desteklemişlerdir. Darwinci biyoloji izleğinin ortaya çıkardığı en üst bilimsel disiplin olan Sosyal Darwinizm, engellileri, yaşlıları, hastaları ve zayıfları “kamuya yük olmamaları ve gelecek nesillerin genlerini zayıflatmamaları” adına hastanelerde öldürmüştür (1930-1945). Tarih boyunca vahyi bilginin tahrifi ise zaman içinde insanların hevalarının ve kısa akıllarının vahyin “te’vili” veya “taklidi” yoluyla “tahrip” edilmesidir.

Bir meselenin Müslümanlık açısından iyi-kötü, günah-sevap, doğru-yanlış olup olmadığını önce kısa akıllarında oluşturdukları analojilerle anlamaya çalışanlar hem İslam’la hem de yürütmeye çalıştıkları “akılla” çelişkiye düşmektedirler. Yalın akıl bir meseleyi önce muhatabına sormayı gerekli kılar. Mesele İslam açısından bir amelin geçerli olup olmaması ise, konu önce İslam’ın temel kaynaklarına “Kur’an ve Sahih Sünnet’e” götürülür. Eğer orada bağlayıcı (lafz-ı kat-i, manası kat’i) bir hüküm yoksa zaten konu akla ve irfana bırakılmıştır, kişi istediğini seçer. Fakat bağlayıcı hükümler varsa “seçimlik hakkı kullanmaya kalkmak” (Ahzab: 36) Allah’a ve Resulüne akıl vermek olur.

Akla, vicdana ve vahye göre iyi olan bir ameli yapan, ancak “Allah’a ve ahirete kâfir olan” birisinin amelinin ahirette zayi olmasının hikmetini anlayamayanlar buna “mantıksız” diyorlar. Mantıksız olan Allah’a ve Resulüne iş öğretmektir. Kur’an’ın baştan sona hem İsrail oğulları, hem geçmiş müşrik toplumlar ve Mekke müşrikleriyle tartıştığı temel zihniyet sorunu, mantık kayması zaten tam da budur. İman, amel ve karşılığı Allah’ın bilgisine hamlolunarak niyete göre hükme bağlanır. Bu ilke beşeri hukukta da “kast ve kaza” olarak iki ayrı uçta hükümlere neden olur. Bir amelin karşılığını niyetten ari düşünmek girişte saydığımız “aklın üç haline” aykırıdır. Kişiye küfredip çocuklarına iyilik yapanın, küfrettiği kişiden ödül beklemesi akla ziyandır.

Sahih kaynaklar, Allah Resulünün bu tür sorulara muhatap olduğunu gösteriyor. Biri Hz. Ömer’in, “Benim müşrikken yaptığım iyiliklerimin bana ahirette faydası olacak mı?” sorusudur ki Allah Resulü buna, “Allah senin o iyiliklerinin karşılığı olarak sana iman nurunu vermiş ya” demesidir. İkincisi, Müslüman olan bir Arap kadının “Benim babam topraklarımızdan geçen her kervanı zorla durduran, yemek ve şerbetler ikram eden çok cömert bir adamdı ve o hal üzere öldü” demesi üzerine Allah Resulünün, “Babanın müşrik ölmesine üzüldüm” demesidir. Üçüncüsü ise, Müslümanların savaş meydanında hayatını kaybeden birisinin ardından “O bir şehittir” demeleri üzerine Allah Resulünün “Hayır” demesi, bunun üzerine Müslümanların “O bir mü’mindi” demeleridir. Buna karşılık Allah Resulü üç kez “Müslim deyin” (Hucurat Suresi: 14) dedikten sonra “O, hurma bahçeleri için savaşıyordu” demiştir. Bunlara benzer iman, niyet ve amel ilişkisinin dünyevi ve uhrevi boyutlarıyla ilgili birçok ayet ve sahih rivayet olmasının ötesinde temel mesele her diplini kendi paradigması içinde değerlendirmenin hem akli hem de ahlaki bir zorunluluk olmasıdır. Kişi eğer Allah’ın bir insana vahyettiğine, onun da masum ve masun olduğuna inanıyorsa ve konu da iman, amel, muamelatın niyet ve ceza ile ilişkisi ise ve bu kişi bu alanda hükmün karşılığının ne olduğuna ihlâs ve teslimiyetle bakmadan söz söyleyip hükümler veriyorsa, bu peygamberliğin de ötesinde “Rablik” iddiası olur.

Yıllar önce bir müşrik “akıl” bana, “Ben rızaları ve hatta talepleri doğrultusunda dullara ‘hizmet’ ediyorum, bu neden günah olsun?” demişti. Hevanın aklı örtmesinden dolayı çıkan hüküm budur ve bunun varacağı nihai nokta burasıdır. Bu “akıl”, Karun’un “Bunları kendi yeteneklerimle kazandım” demesine, o malları üretirken insanların emeklerini kullanmış olduğunu göz ardı etmesine ve en nihayetinde yaratılan değerin hammaddesinin ve imkânlarının da Allah tarafından yaratıldığını, dolayısıyla o malın içindeki Allah’ın (yoksulların) hakkını inkâr etmesine yol açmıştır. İsrail oğullarının, “Bize şu kavmin ilahından yap da, bizim de tapacak bir ilahımız olsun” diyerek, Allah’a ve Resulüne din öğretmeye kalkmaları da tam olarak bu zihniyetin sonucudur.

“… ben onca yıl namaz kılayım, oruç tutayım, Jack sadece iyilik yapsın, doğayı korusun, hayvan sevsin ve saire, sonra o da benimle birlikte cennete girsin, hiç olacak iş mi?” diyen Müslümanların durumunun garanti olmaması (Maun Suresi) bâtılın hak üzerine ikamesine yeter delil teşkil etmez. Allah, imanın, ibadet yollarının (nusûk) ve kulluğun şekil ve düzenini, insanlar arası ilişkilerindeki (muamelat) adalet, eşitlik ve ihsanı, insan-tabiat ilişkilerini ve bunların ahiretle bağını fazlasıyla ve açıkça Kur’an’da beyan etmişken bu sorular marazlı kalplerin, aldanmış akılların sorularıdır. Bu aklın göz ardı ettiği şey, her kişinin açığını ve gizlisini Allah’ın bildiği ve en nihayetinde Allah’ın Adl-i Mutlak olduğudur.

Neden bu iyilik yapan fakat Allah’a iman edip teslim olmayan insanların, Allah, Resulü ve toplumla yüksek imani, ahlaki ve hukuki ilkeler üzerinden bir ahde girerek sınanmayı kabul etmedikleri üzerinde kafa yorulmaz? İnsanların kendilerini cehennemden kurtaracak senetleri yokken diğer insanları cehenneme doldurmaları, kendilerinin cenneti garanti edecek senetleri yokken başka insanları cennete taşımaya çalışmaları aynı mantık hatası değil mi? Son tahlilde ikisi de bir beyana dayanmadan kurulan fantezilerden ibaret.

Müslümanlarla gayrimüslimlerin işbirliği yapabileceklerinin kanıtı 1979 İran Devrimi’nde Sosyalistlerle İslamcıların aynı hedef etrafında mücadele etmiş olmaları değildir. Bu, onların işbirliği yaptıklarını kanıtlamaz. Kaldı ki İranlı Sosyalistler, “İslamcılar bizi aldattı,  ihtilal devrime dönüştüğünde tasfiye edildik, bir daha aldanmayız” diyorlar. Lakin bu konuda bir delil aranıyorsa, Allah Resulünü himaye eden, ancak onu hayatı boyunca açıktan tasdik etmeyen Ebu Talip veya Taif dönüşü Hz. Peygamber’i himaye eden müşrik Mut’im b. Adiyy veyahut Medine Anayasasının tarafları olan Medineli müşrikler ve Yahudiler örnek verilebilir. Şimdi bunlarla işbirliği yapıldı diye hepsini cennete mi dolduralım?

İslam’ı, Muaviye’nin çarpık kaderciliği üzerinden veya zalim siyasî otoritelere çarpıtılan kader anlayışı ve asılsız te’viller yoluyla meşruiyet kazandırma sapkınlığı üzerinden genellemeci bir mantıkla paranteze alarak tenkide kalkmak, meselenin diğer tarafını yok saymak, hem vakıanın kendisi hem de analiz mantığının sığlığı açısından akla aykırıdır.

Hasan Köseakilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “Zihniyet ve Akıl – Allah’a ve Resulüne İş Öğretmek

  1. Bilgi felsefesinin ilk meselesi bilginin kaynağıdır. Buna göre temelde üç bilgi kaynağı vardır: İlki akli bilgidir.
    ***
    Allah Subhenehû veTeala’nın varlığını idrak eden akıldır ve iman da akıl yoluyla olur. Onun için İslâm, iman konusunda aklı kullanmayı farz kıldı ve onu Allah Sübhanehu ve Teâla’nın varlığına imanda hakem kıldı. Bu nedenle AllahSubhenehû ve Teala’nın varlığına delil, akli delildir.
    ***
    http://islamdevleti.info/kitaplar/Islam_Sahsiyeti_Cilt_1/05.htm
    ***
    “… ben onca yıl namaz kılayım, oruç tutayım, Jack sadece iyilik yapsın, doğayı korusun, hayvan sevsin ve saire, sonra o da benimle birlikte cennete girsin, hiç olacak iş mi?” diyen Müslümanların durumunun garanti olmaması (Maun Suresi)
    ***
    İnsanların kendilerini cehennemden kurtaracak senetleri yokken diğer insanları cehenneme doldurmaları, kendilerinin cenneti garanti edecek senetleri yokken başka insanları cennete taşımaya çalışmaları aynı mantık hatası değil mi?
    http://namenstr8bredahollanda.blogspot.nl/2017/01/cennet-garanti-belgesi.html

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s