Açık Görüş / Sedat Memiş / Tarih-Kültür

Şanlıurfa Türk Toprağı mı? Şair Nâbî Hangi Milletten?

sanliurfa

Hac yolunda aynı çadırda konakladığı Osmanlı paşasını Mescid-i Nebevî’den 10 km uzakta olduğu halde ayağını kıbleye doğru uzattı diye paylamak erkeklik ya da heriflik işi değilse nedir? Türklerin “erkek” dediği ile İngilizlerin “man” dediği aynı şey midir? Sormasını bilene soru çok, peki sorgulamaktan anladığı tek şey geçmişiyle çatışmaktan ibaret olan günümüzün “sorgulayan Müslüman” genci üzerine alındı mı?

Şanlıurfa ve Misak-ı Milli sınırlarına dâhil olan ancak bugünkü sınırlarımız içinde yer almayan muhtelif yerler için “Türk toprağı değildir” diyenler, gâvurluklarını “Kürt milliyetçiliği/ulusalcılığı” adı altında gizlemeye çalışıyorlar. Bunlar, dünkü Ermeni milliyetçiliğinin müdavimleridir. Merak ediyorum, bu kâfir ve gafiller güruhu insanlık tarihinin numune-i imtisal söz ustası, gönül ehli Şair Nabi’yi hangi örtüyle gizlemeyi düşünüyorlar? Yoksa herkesi kendileri gibi epistemik şiddet mağduru ahmaklardan, İslamofobik hainlerden mi sayıyorlar?

Şair Nâbî, üç asır önce Urfa’da doğmuş, emrinde çalışmakta olduğu dönemin Osmanlı Halep Vilayeti Valisi Baltacı Mehmet Paşa’yı hac yolunda yaptığı edepsizlikten ötürü paylayacak kadar cesur ve sanatkâr bir Türk Milleti ferdidir. Paşa’nın edepsizliğine şahit olması üzerine cezbe ile söylediği muhteşem şiirin başlangıç beyitleri şunlardır:

Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-ı Hüdâdır bu! 
Nazargah-i ilahîdir, Makam-ı Mustafa’dır bu.

Mürâât-ı edep şartıyla gir Nabî bu dergâha,
Metâf-ı kudsiyadır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu.

Okunduğu üzere beyit Türkçe olup, Resulullah (s.a.v.) sevgisinde neşv ü nema bulmuş bir naattır. Bu açık bir şekilde görülmektedir ki beyitlerin sahibi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadından ve Türkçeye ana dilinden daha hâkim bir şahsiyettir. Eğer Nâbî “ana diline” daha hâkim idiyse ya da “ana dili” Türkçeden daha donanımlı idiyse, onun neden o dilde şiirler vermediğini, verdiyse bile bu şiirlerin değil de neden Türkçe olanların divanlaştırıldığını her Türk/Müslüman evladı kendine sormalıdır. Varılacak en kestirme sonuç, Hz. Peygamber en güzel bir biçimde Türkçe ile övülür/övülmüştür, sevgiliye en güzel şiirler, naatlar, münacatlar Türkçe yazılır/yazılmıştır. Bu şiirleri yazacak salahiyette, liyakatte, meşrepte ve mezhepte şahsiyetleri yetiştiren toprağa da elbette ‘Türk toprağı’ denir. Dünyanın tüm bilim adamları gelse dahi bu hakikati aklın, şuurun, idrakin hilafına değiştiremezler Naat veya münacaat veya şiir ile ufak bir alaka dahi olsa kuramamış olanlara bunları anlatmanın bir âlemi var mı? Bizimkine vazife bilinci diyelim, kendimize ciddi iş arıyoruz diyelim, arif olan anlasın.

Sorulacak çok soru çıkar. Hac yolunda aynı çadırda konakladığı Osmanlı paşasını Mescid-i Nebevî’den 10 km uzakta olduğu halde ayağını kıbleye doğru uzattı diye paylamak erkeklik ya da heriflik işi değilse nedir? Türklerin “erkek” dediği ile İngilizlerin “man” dediği aynı şey midir? Sormasını bilene soru çok, peki sorgulamaktan anladığı tek şey geçmişiyle çatışmaktan ibaret olan günümüzün “sorgulayan Müslüman” genci üzerine alındı mı?

Muhteremle ilgili dar kapsamlı da olsa teknik malumat içeren Vikipedia linkini aşağıya ekledim.* Okursanız göreceksiniz ki gâvurun biri ‘kökeni’ kısmına ‘Kürt’ yazmış şairin. Sanki kendisine soran olmuş gibi. Hâlbuki şiir, kökten, özden haber almak/vermek için yazılmazsa niçin yazılır? Şairlerin hangi kökenden, hangi meşrepten oldukları, nasıl bir karakter taşıdıkları yazdıkları şiirlerden işitilir, ayrıca mesele kimlik ise bilim adamları hilafına dahi olsa kişinin beyanı esas sayılmalıdır. Yazarın ‘köken’ dediği, gâvurun/bilim adamının “nation” dediği şey ise eğer Türk’e zürriyet sorulmaz, edepsizlik eder sorarsan “Hz. Âdem’in zürriyetiyiz” der, defteri suratına kapatır. Bu beyana rağmen hâlâ “köken/nation” davasındaysa kişi, kusura baksın ya da bakmasın gâvur oğlu gâvurdur. “Mehmet Akif rahmetli de köken olarak Arnavut idi, İstiklâl Marşı’nda da ‘Irkıma yok izmihlal’ derken Arnavut olmaya işaret ediyordu”, yani böyle mi diyeceğiz? Allah ıslah ede!

Epistemik şiddet mağduru ahmaklar ve tevhid düşmanı hainler bilmedirler ki İstiklâl Marşı, Kahraman Türk Ordusu’na ithaf edilmiş, Üstün Türk Milleti’ni agâh/ayık tutmak için kaleme alınmıştır. Her Türk ferdi şehit oğlu bilir ki, son ocak kalana kadar vatan toprağı müdafaa edilecektir. Gâvurun terminolojisiyle düşünüp, konuşup, yazıp da Türk’ün vatanında besilenmek size haramdır, haram edilecektir inşallah. Dünkü vasiyet beyanımız da bugünkü duamızda bu yöndedir.

Lafı uzatmayalım, Şanlıurfa Türk toprağı, Nâbî Türk şairidir. Ne yaparsınız yapın, sanal ortam her türlü gâvurluğa açık işte. Nasıl önü alınır bunun, Allahu a’lem. Benim bildiğim Müslüman agâh/ayık olmalıdır. Vatan millet hususunda agâh/ayık/uyanık olmayan Müslüman kalabilirse de Türk kalabilir mi diye düşünmek gerek. Ayakkabı ile evde dolaşmayı âdet haline getirmiş kişi Türk müdür mesela?

Selam ve saygı ile…

Sedat Memişakilvefikir.org

* İlgili link: https://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%A2bi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s