Ali Tarık Parlakışık / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Vatan Söylemi Yükselirken – Kurtuluş İçin Vatan Fikri

vatanVatan, bir direniş fikridir, modernizm ve toplum mühendisliği çalışmalarına rağmen yeni bir doğuşun tetikçisidir, tekevvün cehdidir. Anadolu topraklarından bahsedip de bunun tersini iddia etmek cinnet halinin göstergesidir ki, bir Müslüman için cinnet hali Batı’ya hizmet eden bir durumdur.

ali-tarik-parlakişikVatan söylemi enteresan bir söylem; ciddi bir fikir veya herhangi bir muhalefet savunusu içerisinde vatan vurgusunun yer alması, haliyle beraberinde bir takım tartışmaları beraberinde getiriyor. Tartışmadan kastımızın mülahaza olmadığı, bilakis ağır bir beyin fırtınası gerektiren bir ameliye olduğu veya bir sav, bir fikir yahut manifesto tadında bir ilan cinsinden olduğu açıktır.

Evet; vatan, tüyleri diken diken edecek raddede mücerret bir hülyanın içinde barındırdığı duygu huzmesi gibidir.  Hele de tarih boyunca üzerinde meskun bulunduğumuz topraklar, bizim gibi ‘toprak’ ve ‘mana’ hakikati mezcolmuş topraklar ise işaretlediğimiz husus daha bir görünür, daha bir aşikâr hal alıyor.

15 Temmuz darbe girişimi sırasında, darbecilere karşı çıkmak için evinden dışarıya çıkan insanlara ne için sokaklara çıktıkları sorulduğunda verilen cevaplarda en çok tekrar eden üç kavram öne çıktı: din, namus, vatan. Din olmazsa olmazdır; insanın ‘insan’ olabilmesi için İslam Akidesi’ne boyun eğip, bağlanması gerekir; açıkça diyebiliriz ki, Müslüman olmak, insan için ontolojik bir zorunluluktur; bu konuda “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 30) ayetini ve Hz. Peygamber’den rivayet edilen, insanların İslam fıtratı üzerine doğdukları yönündeki hadisi zikredebiliriz. Namus kelimesi için lügatte edep, hayâ, doğruluk, güvenilirlik’ gibi faziletlerin sonucu olan yüksek değer taşıyan haslet, ahlaki ölçülere bağlılık, iffet, ırz, haysiyet gibi manalar yer alıyor; ulvi bir değer olan namus, benliğimizin her zerresi ile irtibatlı ve muvazene için çok mühim olan bir vakıadır; hatta “namus kan bahasıdır” diye bir söz vardır.

Kültürün meydana geldiği süreçler -tarih felsefesi üzerinden belirtirsek- terettüp eden süre zarfı içerisindeki vakıaların, hadiselerin, içtimai ve siyasi olumlu ilerleyişin sonucuna tevafuk eder ki, bunun olgunlaşma dönemindeki en açık temsil ve misallerini siyasi idarenin dirayetli anlarında müşahede ederiz ve Anadolu’nun başlı  başına tekevvünü buna sahici bir misal arz eder. Din, namus, vatan artık iç içedir ve zuhur eden bütün hadiseler bir toprak üzerinde zuhur eder, bir toprak üzerinde zuhur eden bütün hadiselerin ahlaki bir temeli, öncülü mevcuttur. Ve bütün bunların bir şekilde belirleyici etmeni dindir. Örfün fıkıh içerisindeki ehemmiyeti göz önüne alınmadığı takdirde bu noktanın anlaşılması kısır kalacaktır. Bizi biz yapan değerlerin, ilkelerin başında yer alan din, namus gibi normlar üzerinden vatanın ehemmiyetine ve vatan vurgusunun ciddi ve ağır görünümüne, sorumluluğuna geçiş yapılabilir. Yazımızın da konusuna taalluklu olarak diyebiliriz ki; vatan algısı, dinin yönlendirdiği namus telakkisinin ayaklarının bastığı topraklardır. Halkımızın algısı bu şekildedir.

Vatan, lügatte doğup büyüdüğümüz, üzerinde yaşadığımız ülke, memleket, yurt gibi manalar içeriyor.  Lügat manası sade olan bu kelime elbette bu kadar sade değildir. Vatan kelimesinin etimolojik tahlilini burada yapamayacağım, zira yazımızın konusu bu değil. Ama aynı zamanda sık kullanılan bu kelimeyle ilgili bir şeyler yazmanın zorunluluğunu hissetmekteyim. Zira benim doğduğum topraklar, çocukluğumun geçtiği topraklar, küresel tağutların göz diktiği, Mehmet Akif’in “Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda” dediği topraklardır; dolayısıyla sıradan topraklar değildir.

Vatan ile ilgili yazmanın zorluğunu Namık Kemal’in bir şiirinden iktibas ile aşabilir miyim acaba? Ne diyordu Namık Kemal:

Ölürsem görmeden millette ümid ettiğim feyzi, 

Yazılsın seng-i kabrimde vatan mahzun, ben mahzun.

Namık Kemal’in hayatta bulunduğu tarih dilimindeki konjonktür değişikliğini, Namık Kemal’in millet kelimesini kullanışında müşahede edebiliyoruz. Namık Kemal çok can alıcı bir noktaya işaret ediyor. Ölüm gelmeden önce millette görmek, müşahede etmek istediği bir feyzden söz ediyor ve bu feyzi göremeden, müşahede edemeden ölürse, mahzun olmuş bir şekilde öleceğini ifade ediyor. Dikkatlerin bu noktaya odaklanması mühim! Zira millette bir feyz, kıpırdanış, uyanış şuuru, varlık emaresi, direniş aşkı ümit ediliyor. Bu nasıl bir feyz ki, yokluğu durumunda ölürken mahzun ölünüyor. Ve yine dikkatin celp etmesi gereken nokta: millette müşahede edilmesi ümit edilen feyz, müşahede edilemezse ilk mahzun olacak olan vatandır.

İmdi… Vatanın üzerinde hayatta bulunan insanlarda feyz vücut bulmazsa vatan neden mahzun olacak? Tam da bu noktayı uzun uzun tefekkür etmek gerekiyor.

1071, Alparslan’ın cihadının sonucunda Anadolu üzerinde Türkler için siyasi hakimiyet döneminin başlaması, Anadolu topraklarının siyasi nizama kavuşması buudundan mühim olması bir yana Anadolu’nun yoğurulmaya başlanmasını da ifade eden bir tarihtir.

Netice itibariyle vatan bizim için sadece bir barınak değildir. Vatan bizim için sadece bir coğrafya da değildir. Yine aynı şekilde sadece bereketli topraklardan da ibaret değildir.

Vatan bizim için bir idealdir. Vatan bizim için bir fikirdir. Vatan bizim için bir projedir. Bir manadır. Bir ahittir. Bir temsiliyettir. Bir çağrıdır. Vatan bizim için bir sorumluluktur. Vatan bizim için gavura gavur diyebildiğimiz yerdir. Vatan bizim için küfrün belinin kırılma emrinin verildiği yerdir. İşte bu yüzden vatan, mevcut rejim ve politikadan bağımsız bir projedir.

Bundan dolayı vatan sevilebilecek bir şey değildir, bilakis kuşanılacak, yaşanılacak, hissedilecek, gözlenecek, özlenecek, peşi sıra gidilecek bir idealdir, fikirdir.

Bu bir yerde Anadolu farkıdır, zira bu topraklar üzerinde iken bir norm olarak vatanı masaya yatıracak olursak böyle bir sonuç çıkacaktır.

Eğer vatan söylemine sarılacak ve yapışacaksak -ki vatan söylemine sarılmama ve yapışmama gibi bir lüksümüz yoktur- direniş ve dirilişin onurunu yüksek tutacak bir ruhla sarılmak gerekir. Gerisi laf ü güzaf olmaktan öteye geçmeyecektir.

Bu topraklarda yaşayan Müslümanlar için vatan kuru bir memleket davası değil, işgal altındaki İslam beldelerinin bizden beklentilerini yerine getirme davasıdır.

Bu haliyle anlaşılmış oluyor ki; vatan, bir direniş fikridir, modernizm ve toplum mühendisliği çalışmalarına rağmen yeni bir doğuşun tetikçisidir, tekevvün cehdidir. Anadolu topraklarından bahsedip de bunun tersini iddia etmek cinnet halinin göstergesidir ki, bir Müslüman için cinnet hali Batı’ya hizmet eden bir durumdur.

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s