Din / Emeği Geçen Yazarlar / Felsefe-Düşünce / Osman Yavuz Lehari

Batı Uygarlığı’nda İnsan Felsefesi

batı-uygarliginda-insan-felsefesiBatı felsefesinde insan sorunu Avrupalı insan tipinde mücessem hale gelmiştir. Batılı insan, özü itibariyle aşkın-büyük anlatıları dışlayan, kendi arzu ve isteklerini belirleyici tayin eden, ölçü gören insan tipidir. Şair P. Valery’in dediği gibi “Ben kendi zincirlerimin kuyumculuğunu yaptım!” Avrupa insanı aşırı şişirilmiş, yüceltilmiş egosunun, yani zincirlerinin kuyumculuğunu yapan insan tipidir.

osman-yavuz-lehariModern seküler insan tipi kendisini hakikat seviyesine yükseltmeye çalışacağı yerde hakikati kendi egosunun seviyesine indirmek istemektedir. -Muhammed İkbal, Benlik Felsefesi-

Birey kendini bir şey zannedip böbürlenince iradenin zayıflığı başlar. Ancak insan hakikatle arınma ve büyüme sancılarıyla çalıştığı yerde gelişir, derinleşir, arınır. -Ralph Waldo Emerson, İnsanın Görkemi-

Batı uygarlığı felsefesinin insan anlayışı ile Müslüman düşüncenin insan anlayışı arasında esastan fark var. Batı uygarlığının felsefe ve psikoloji okulları insanı vahyin rehberliğinden kopuk olarak nitelendirir ve yapılandırır.

Felsefe özünde kötü değildir; kötü olan ilahi hitabı dışlayan, maddi yaşamı ve insan aklını, hazzını, hırsını ve arzularını temel alan materyalist felsefe ekolleridir. Felsefenin amacı insanı ve insanla birlikte gerçekliği anlam ve kavram irdelemesiyle idrak etme çabasıdır. Bilgeliği sevmek, düşünce dinamizmidir. Hegel’e göre felsefe, kendini bilinçli hale getiren düşüncedir.

Varlığın, insanın, yaşamın düşünce tarafından derin şekilde incelenmesidir felsefe. Alman filozof Karl Jaspers, “Felsefe statik bir bilgi kümesi değildir, dinamiktir” der. Bu bakımdan felsefe, yolda olmak, yola koyulmaktır.

Farabi’ye göre ise felsefe, düşünmenin var olanla kurduğu bir tür ilişkidir. Olay ve olguları gözlemlemek, bu gözlemi kavramsallaştırma çabasıdır.

Müslüman düşünceye göre hikmet sevgisi, hakikat ve hayat yolunda kendini ve Rabbini bilme samimiyeti ve yolculuğudur. Batı felsefe ve psikoloji okulları ilahi hitabın mesajından kopuk olarak egoyu tatmin etmeyi önerir. İslam düşüncesinde ise insanın Mü’min bir kişilik yapısında; tevhid ve şirk, hak ve bâtıl, hidayet ve dalalet, adalet ve zulüm gibi zıt kavramlarının geriliminde tevhid ve kulluk duygusu ve görevleri mevzisinde sebat etmesi öngörülür.

Avrupa insanının kültürel temelleri çeşitli bileşenlerden oluşmuştur. Avrupa insanının en derindeki kökenleri Antik Yunan felsefesine, İncil metinleri ekseninde Mesihçi düşünce ve inanç atmosferine ve son yüzyılların seküler-materyalist varoluşçu felsefesine dayanır. Yani Avrupa insanı ve toplumu, salt ekonomik refah ve üretim alanından ibaret değildir, içinde biraz İncil metinleri öğretisi, biraz Yunan felsefesi, biraz Aydınlanma felsefesinin rasyonalizmi, tam olarak da yaşamı bireyin arzu ve isteklerini tatmine indirgeyen hümanizm vardır.

Avrupa insanı kelimenin tam anlamıyla kendini Allah’tan müstağni kılan, heva ve hevesini ilah edinmiş, şirk temelinde düşünen ve yaşayan bir zihin formundadır. Şirk, Allah’ı telaffuz etmekle beraber insanın Allah’ın mesajını alt seviyelerde görmesi demektir. Allah’ı , insanı, yaşamı, ölümü Kur’an mesajı ile tanımlamamaktır.

Bildiğiniz gibi Yahudi ve Hristiyanlar tek bir ilaha inandıklarını söylerken diğer taraftan birtakım nispetlerle Allah’a bir tür çokluk isnat etmektedirler.

Pavlus-Hristiyan inanç sisteminde uluhiyet üç bileşen olarak kabul edilmektedir:

– Allah/Baba

– Oğul/İsa Mesih

– Kutsal Ruh/Cebrail.

Kur’an-ı Kerim’in deyimiyle onlar Rabbimize ”üçün üçüncüsü” olarak inanıyorlardı.

Allah… O, hiç bir şeye benzemez. Meryem oğlu İsa Mesih kul ve elçidir. Yüce Allah’ın yardımıyla birtakım ayetler göstermiştir. Ruhu’l-Kudüs de kul ve elçidir. “Allah bunların bileşenlerinden” oluşur demek O’na ortak tanımaktır. Avrupa kültürünün ürünü olan Hristiyan teologlar, hakikaten vahyin haram olarak nitelediği şeyleri çeşitli gerekçelerle helal durumuna getiriyorlardı. Bu teologlara başvurup söylediklerine inanmak Kur’an tarafından onları ”rabler edinmek” olarak nitelendirilmektedir. Özü itibariyle bu anlayışlar süreç içinde çeşitli nedenlerle sapmanın neticeleridir ve Allah’ı vahyin mesajı ile takdir edememek demektir.

19. Yüzyıl köklü zihin dönüşümünde Batı uygarlığı felsefesinin ”egemen gücü” insanı ve yaşamı tanımlayıp yapılandırırken bunu ilahi mesajı dışlayarak yaptı. Bu tutum ise vahyin buyruklarını çok alt seviyelerde görme, insan egosunu ilahlaştırma şirki ve küstahlığıdır. Modernizm ideolojisi ile İslam’ın öngördüğü insan algısı ve tipi hakikaten kökten farklıdır. Biri, Allah’ın hükümlerini insan ve hayat ile birleştirmeye çalışırken, diğeri insan benliğini ve hayatını Allah’ın mesajından ayırmaya çalışmaktadır.

Batı felsefesi veya düşünce kültüründe insan, kendini vahiy mesajı ve gelenek gibi her türlü bağlılıktan sıyırmak, ”yalnız kendine dayanmak” anlayışı doğrultusunda şekillenmiştir. Yani Aydınlanma felsefesinin insan modelinde insan dışında bağlayıcı bir otorite kabul edilmemektedir. Doğrunun ve yanlışın, meşru olanın ve gayri meşru olanın ölçüsü insandır ve bu da “insanın yalnız kendisine dayanması” demektir. Aydınlanma felsefesinin insan inşasında ana eğilim, ”insanın vahyin otoritesinden bağımsız yaşam sürmesi ve düşünmesi” temeline yaslanmaktadır. Bir başka ifadeyle insan, ilahi hitabın anlam ve değerlerinden boşaltılmış bir benliğe ve yaşam tarzına sahiptir.

Özü itibariyle Aydınlanma felsefesi, “akılcılık” ve “ilerleme” kavramlarıyla insanı ilahi mesajın ruhundan kopartan bir düşünce kültürü geliştirmiştir. İlahi hitabın mesajına yabancılaşmış olan insan, bireyciliğe, bencilliğe, çıkarcılığa dayanan bir kişiliğe sahiptir ve yaşam tarzı da bu ana eğilim doğrultusunda şekillenmiştir. Bu da ahlakî değerlerin tesirini zayıflatmış, adalet, hikmet, iyilik, doğruluk zemininde şekillenebilecek yaşam ortamını ortadan kaldırmıştır. İnsanları “birbirinin kurdu” durumuna getirmiştir. Şahsiyet ve hayat tarzı insanın özüdür. İslam bu noktada insana yardım eder, yol gösterir. Modern çağın ürettiği Avrupalı insan tipi ise, arzu ve isteklerini Allah’a ortak tanıyan tarzda şekillendirmiştir.

”Egosunun arzu ve isteklerini ilah edineni gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?” (Furkan 43)

İnsan arzu eder, arzu-istek insanın tabiatında vardır. Birtakım şeyleri başarabilmek ve üretebilmek için arzu-istek motor gücüdür. İnsan, yaratan kudretin mesajını hiçe sayıp her şeyin merkezine arzularının tatminini koyarsa egosunu tanrılaştırmış olur. Bu durum insan egosunda büyüklenme güdüsü oluşturur ve onu Kur’an mesajına büyüklenme noktasına savurur. Böylece kötü olma, kötülük yapma güdüsü beslenir.

Psikiyatrlara göre insanın 7 tabii temel arzusu olduğu söylenmektedir. Bunlar:

1) Yaşam arzusu

2) Korkuların giderilmesi arzusu

3) Mutlu olma arzusu

4) Amaç arzusu

5) Bilgi edinme arzusu

6) Başkaları tarafından iyi davranılma arzusu

7) Şehvet arzusu

Kısaca izah edecek olursak;

1) Yaşam arzusu: Yaşam iradesi insanda temel bir duygudur. İnsan varlığını sürdürmek ister. Psikolojik açıdan sağlıklı bir insan için en temel doğal arzulardan birisidir bu. Bu arzu insan egosunda vardır. Yaşam iradesinde sıkıntılı ve bezdirici olan, adil gelir dağılımının olmamasından kaynaklanan, yaşam şartlarının oluşturduğu acıdır. İnsan, arzu ve isteklerinin güdüsünde olumsuz alışkanlıklarının esiri olduğunda kendi kendine zulmeder. Dünya hayatındaki yaşam iradesi geçici bir varoluş süreciyle ilgilidir. İnsan, varlığını Allah’a borçludur. Yaşam iradesini Allah ile bağ kurarak sürdürmesi kendisinde bir iç-dinginlik oluşturacaktır.

2) Korkularının giderilmesi arzusu: İnsan egosunun doğasında olan temek duygulardan biri de korkudur. İnsan korkar ve korkularının giderilmesini ister. Güvende olma duygusu insanın temel beklentisidir. İnsan işini, eşini, aşını, sıhhatini kaybetmekten korkar. Normal olan da budur. Tüm bu korkuların üstüne Allah’ın rıza ve sevgisini kaybetme korkusunu koymak gerekir. O’nun rıza ve sevgisini kaybetme korkusu diğer beşeri korkuları ıslah edecektir.

3) Mutlu olma arzusu: Mutlu olmakla ”kendini iyi hissetmek” kast ediliyorsa bu ancak dürüst, güvenilir, samimi, dayanışmacı ve paylaşımcı bir kişiliğe sahip olmakla alakalıdır. Biz mutlu olmakla değil kulluk şuuru ve iradesi ile sınanma dünyasında ihlasla görev ve sorumluluklarımıza odaklanmakla yükümlüyüz. ”Kendinde olmak” ve ”kendini iyi hissetmek” yaratıcının gönderdiği mesajı unutmamakla mümkün; çünkü varlığımızın ve varoluşumuzun aşkın iradesi O’dur. İnsanın kendini iyi hissetmesi, onun iyi, doğru, güzel şeyler yapmasıyla alakalıdır.

4) Amaç arzusu: Psikolojik araştırmalar çocukluk döneminde insanın amaç hakkında sorular sorduğunu göstermektedir. Varlık düzeni bir amaç üzere işler. Her nesnenin bir amaç ve görevi vardır. Etrafımızdaki varlıklar bir gayeye yönelik işlev görmektedir. Dolayısıyla insanın da gayesi olmalıdır. Varoluşumuzun gayesi nedir? Yapıp ettiklerimizin gayesi nedir? Amaç belirlemede anlam tayinini kim yapar? Amaçta ölçü nedir? Bu bağlamda Kur’an bize bağlanacağımız amaç ve değerlerin ne olduğu konusunda yardımcı olur, yol gösterir.

5) Bilgi edinme arzusu: İnsan bilmek ister. İlim ışıktır, basirettir, kuvettir. Bilme arzusu bizi tazeler. İmanın dinamiklerinden biri de ilimdir.

6) Başkaları tarafından iyi davranılma arzusu: Herkes kendisine iyi davranılmasını bekler. Kendisine yalan söylenmemesini ister, dürüst ve güvenilir insani ilişkiler kurmayı arzu eder. Bunun koşulu ise ahlakî değerlerin benimsenmesidir. Neticede insan, tabiatı gereği sosyal bir varlıktır ve başkaları tarafından kendisine iyi davranılmasını istemek onun tabiatında vardır.

7) Şehvet arzusu: Neslin üremesi, varoluşun ikamesi için nimet olan bir arzudur. Nikâh akdi ve hukukuyla cinsel arzu tatmin edilmelidir. Tüm bu beşeri arzular Kur’an verileri ışığında meşru temele oturtulmalıdır.

Batı felsefesinde insan sorunu Avrupalı insan tipinde mücessem hale gelmiştir. Batılı insan, özü itibariyle aşkın-büyük anlatıları dışlayan, kendi arzu ve isteklerini belirleyici tayin eden, ölçü gören insan tipidir. Şair P. Valery’in dediği gibi “Ben kendi zincirlerimin kuyumculuğunu yaptım!” Avrupa insanı aşırı şişirilmiş, yüceltilmiş egosunun, yani zincirlerinin kuyumculuğunu yapan insan tipidir. Bu insan tipi ilahi rehberliği dışlayan, arzularını ilahlaştırmış bir benlik ve yaşam tarzı üzerine şekillenmiştir.

Osman Yavuz Lehariakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s