Ali Tarık Parlakışık / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Çile ve Aşk

cile-ve-askTarihte iz bırakmış, hayatları ilim ve fikir ile geçmiş olan zatların tecrübe ettikleri yalnızlık epistemolojik bağımsızlık sancısından kaynaklanır; yani zihnini bağımsızlaştırma sancısından. 

ali-tarik-parlakişikPsikolojik tahlil ihtiva eden roman gibi edebi eserlerde okuyucu eserin başkahramanında kendinden bir şeyler buluyorsa bu bir yerde müellifin başarısına, bir yerde de okuyucunun psikolojik haline, durumuna işaret eder. Okuyucu, başkahramanda kendinden bir şeyler bulduğu anda hüzün de duyabilir, sevinç de; tahlil psikolojik olunca ferdi ilgilendiren tasvirler de bir yerde içtimaî yapının durumundan bağımsız bir şekilde sadece ‘ben’lik hadiselerini konu alır.

Bir romanın başkahramanında veya yağan bir yağmurun estirdiği duygu ikliminde kendine dair birtakım şeyler bulması, ferdin psikolojik durumunun yanında kalabalık içerisindeki sessiz varlığına da gündemimizde yer verir. O veya bu, her ne olursa olsun herhangi bir derdi içinde barındıran bir fert tek başına adım atar, yürür, koşar…

Dikkatleri celp etmesi gereken nokta da burasıdır; günlük yoğunlukların arasında birçoğumuzun hissetmediği veya hissedemediği, aramızda, hemen yanımızda dertleriyle, çileleriyle boğuşan fertlerdir… Kimi davasının sancısını çeker, kimi ekmek parasının çeker, kimi ise sevdiğine kavuşamamanın… Birileri birtakım acılarla kavrulurlar ama yan yana olduğumuzda acı ile kavrulan insanlar bizim nazarımıza ne kadar ilişirler?

Normal şartlarda bir acıya, bir çileye malik olmak ve acının, çilenin ihtiva ettiği mananın derinlemesine analizi bile uzun bir meşgale isterken, çoğunlukla acısı, çilesi fark edilemeyen insanların psikolojik durumlarını analiz etmek çok basit olmasa gerek.

Mesela İmam Gazalî’nin otobiyografik bir üslupla kaleme aldığı el-Munkizu mine’d-dalal adlı eserinde, onun çektiği ilmî çileyi müşahede edebiliriz. İmam Gazalî -anlattığına göre- öyle bir noktaya gelmiştir ki vücudu bir lokmayı bile kaldırmakta zorlanmıştır. Biz bunu fikir çilesi buudundan form değişikliğine de uyarlayabiliriz. Büyük âlimlerin, mütefekkirlerin tecrübe ettiği acılar, çileler kendisini bu sahada gösterir. Tarihte iz bırakmış, hayatları ilim ve fikir ile geçmiş olan zatların -teşbihle ifade edecek olursak- tecrübe ettikleri yalnızlık bu minval üzere olur. Bu tür âlim ve mütefekkirlerin söz konusu yalnızlıklarının her biri epistemolojik bağımsızlık sancısından kaynaklanır; yani zihnini bağımsızlaştırma sancısından.

Veya söz gelimi Ömer b. Abdülaziz’in çilesi ise siyasi bir yalnızlığı ihtiva eder. Meseleye farklı bir yerden yaklaşırsak, insanın içini en görünür biçimde -aslında görünmeyen halde- kavuran ve onu insanı yalnızlığa düşüren vakıa aşktır. Aşkın insanı farklı nazarlara ve hadiselere göre sevinç veya hüzne, eğitime veya tembelliğe terk eden bir yönü vardır. Kendi içinde başlı başına bir felsefesi bulunan aşk ile ilgili psikolojik tahliller yapılabilir. Bu konuda İbn-i Hazm’ın satırları meşhurdur ki, söz konusu satırlar birtakım menfi eleştirilere de muhatap olmuştur.

İnsanın tecrübe ettiği hadiseler ve fikirler, bilinçle ilintili olarak insanda saklanmış halde bulunurken bunların rüya gibi kendilerini gösterdikleri yerler de mevcuttur. Bir yerde diyebiliriz ki, dikkat duvarına çarpmayan bazı insanlar ve onların halleri büyük yıkımlara veya büyük kurtuluşlara gebe olur.

Bunalım olgusunun her buuddan tekevvün ve çözümü, bir yerde dış muhataplıklardan bağımsız bir şekilde mümkün olabilir. Ruhî inceleme ve tahlil ameliyeleri ciddi bir kardeşlik ilişkisi neticesinde müşahede edilebilir. Bu noktada psikoloji biliminin doğuşu, seyri, bilim içerisindeki kuramların görünümü, çözümleri ve bunların Doğu-Batı gibi zıtlıklar veya ikilemler bağlamında nasıl algılandığı veya uygulamaya konulduğu gündemimize gelebilir.

Ontolojik vakıaların kâğıt üzerindeki gibi kolay ve basit çözümlemeler ihtiva edip etmediği de tartışılabilir. Ama insan sabit bir yapıya malik olmadığı için karşıması mümkün olan yıkımların sebeplerini bu minval üzere basite indirgememek gerekir. Dolayısıyla hâlihazırda yalnızlığı tecrübe eden bir insanın çevreye, doğaya ve hayata olan yaklaşımının değişip değişmemesi bile bir yerde onun psikolojik ve biyolojik durumunda bağımsız olamaz; insan hayata verdiği manayı sorgulayabilir.

Her ne kadar bir yalnızlık, bir çile, bir sancı içerisinde bulunan insanlar, kendi muhitlerinde müşahede edilemeseler bile…

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s