Atilla Fikri Ergun / Din / Yazarlar

Nah Kurtarırsınız Ehl-i Sünnet’i!

ehl-i-sünneti-kurtarmakAdaletle işi olmayan, kapitalizme, hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe itiraz etmeyen “Ehl-i Sünnet”in hâkim pozisyonda olup olmaması hiçbir anlam ifade etmeyecektir; mevcut haliyle “Ehl-i Sünnet” ahirette de hiçbir işe yaramayacaktır.

atilla-fikriergun-köşeHer işi “kitabına” uyduran bu ümmet hesap verebilecek mi, son derece şüphelidir. “Yıkılmadık ayaktayız” edalarının hakikati yoktur, düpedüz sahtekârlıktır bu, ilimsizlik, ahlaksızlık, fikirsizlik, kültürsüzlük deryasında yüzen, tüm erdemleri dünya hayatına kurban etmiş lakin dünyayı da elde edememiş bir ümmetin aklı başında hiç kimseyi ikna edemeyeceği, inandıramayacağı türden bir yalandır.

Müslümanlık medya ve kitle iletişim araçları eliyle soytarılığa tahvil edildi. “Dinî” kanallar, “dinî” programlar”, “dinî” tartışma/şov programları, takkeli sarıklı muhabirler, fesli konuklar, bir çuval sakalıyla din ticaretine soyunup “dinî” malzeme pazarlayanlar vs. cümbür cemaat soytarılığın dibini gördü; bunun adı Müslümanlık değil, Müslümanlıktan başka her şey, en başta soytarılık!

Takıl otoritenin peşine, mevcut düzene hiç ses etme, açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten hiç bahsetme, iş cinayetlerine ses çıkarma, sadece ölenlere rahmet, ailelerine başsağlığı dile, gelir dağılımına hiç girme, her şey normalmiş hiçbir anormallik yokmuş gibi itikad ve fıkıh üzerinden git, muhalif tek söz söyleme, sonra Ehl-i Sünnet müdafaasına soyunup “sair fırkalar ülkemizi, genç nesillerimizin zihinlerini, şurayı burayı işgal ediyor” diye yakın; nah kurtarırsınız Ehl-i Sünnet’i, adını batırdığınız şeyi kurtarmak sizin haddinize mi!

Adaletle işi olmayan, kapitalizme, hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe itiraz etmeyen “Ehl-i Sünnet”in hâkim pozisyonda olup olmaması hiçbir anlam ifade etmeyecektir; mevcut haliyle “Ehl-i Sünnet” ahirette de hiçbir işe yaramayacaktır.

Ehl-i Sünnet, mevcut düzen karşısında muhalif pozisyona düşmekten çekinmediği ölçüde anlam ve değer ifade edecektir; içinde bütün kötülüklerin barındığı mevcut gidişatı kutsayan bir “Ehl-i Sünnet”e ihtiyacımız bulunmamaktadır.

Âmentü hassasiyetinde hemfikiriz, ancak bu “hassasiyet”, Âmentü’nün gereği olarak hukukî, içtimaî ve iktisadî adalet hassasiyetini de beraberinde getirmiyorsa pek fazla anlam ifade etmeyecektir. İslam, kuru kuruya bir inançtan ibaret değil, bilakis dünyayı değiştirmek amacıyla vahyedilmiş bir din; adalet diye bir derdiniz yoksa itikadî hassasiyetleriniz havada kalır, Kitap ve Sünnet nokta-i nazarından çok açıktır, gün gibi ortadadır.

Türkiye’de Hanefî olduklarını söyleyenlerin büyük çoğunluğu mevcut anlayışları itibariyle Ehl-i Re’y mensubu olmadıkları gibi, akla verdikleri kısıtlı yer itibariyle Mâturidî de değiller; Türkiye, Ebu’s-Suud’dan bu yana daha çok Eş’arî’dir.

Türkiye’de “dindar” kesim kendi kabahatlerinin üzerini örtmek için devamlı surette günah keçisi aramaktadır, anlaşılan o ki, son günah keçisi olarak Kemal Sunal seçilmiştir. İslam’a en büyük zararı Kemal Sunal vermedi; İslam’a en büyük zararı millete “din” diye afyon yutturanlar, hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete, bilumum ahlaksızlığa “İslamî” kılıf giydirenler, televizyonda ücret mukabili “din” anlatan şarlatanlar, ülke burnuna kadar pisliğe batmışken “Medine dönemi başlıyor”, “İslam medeniyeti ihya ediliyor” diye milleti kandıran hokkabazlar, yalandan “Ehl-i Sünnet” müdafaasına soyunup malı götürenler, hulâsa bilumum düzenbazlar verdi.

Şüphesiz ki, suçu başkasına yıkıp işin içinden sıyrılmak için günah keçisi aramak zavallılıktır, sorunu kendi dışında aramayı yol edinen “akıl” mevcudiyetini koruduğu sürece Müslümanların iki yakası bir araya gelmeyecek, gün yüzü görmeyecekler. Başımıza her ne bela geldiyse kendi ellerimizle yaptıklarımız yüzünden geldi, yani sorunun kaynağı Müslümanların kendisidir, kendi zihniyetleri, bakış açıları, fesada uğramış amelleridir, kendilerini ıslah ederlerse ne âlâ, aksi takdirde Âlem-i İslam sürünmeye devam edecek.

Son olarak muhafazakârlığı Müslümanlıkla eşitlemeye yahut özdeşleştirmeye çalışan “akla” dair bir iki kelâm etmek icap eder. Mevcut anlayış itibariyle muhafazakâr, sistemin, statükonun muhafızı, kölelik düzeninin teminatıdır. Bir tür darbe ile Hz. Resulullah’a vahyedilen dinin içini boşaltmış, onu kendine uydurmuştur. Şekilcidir, zira mânâ ile değil sûret ile alakadardır.

Muhafazakârın gözünde insanlar köledir, işçi gerektiğinde 16-18 çalışacaktır, maden deliklerinde “güzel” ölecektir, asgari ücret “büyük” paradır. Bir işe kalkışırken otoriteden izin almak gerekir; muhafazakâr için dün dündür, bugün bugündür. Para, makam-mevki yegâne sabitedir onun için, gerisi boştur.

Öte yandan muhafazakâr, modernleşip araziye uyum sağlamak, küreselleşmek için can atar. Dolayısıyla kadîm kültür, gelenek ve medeniyetimizin muhafazakârlıkla hiçbir ortak bir yanı yoktur; bunlar mânâ ve muhtevaları itibariyle tamamen ayrı şeylerdir.

Ezcümle muhafazakârlığın İslamiyet’le uzaktan yakından herhangi bir alakası bulunmamaktadır ve biz de muhafazakâr değiliz!

Atilla Fikri Ergunakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s