Din / Emeği Geçen Yazarlar / Felsefe-Düşünce / Osman Yavuz Lehari

Yaşam İrademize Dair

yasam-irademizİrade, büyük işlerin mukaddimesidir. İrade, olumsuz alışkanlıkları terk etmekle, erdemleri içselleştirmekle güçlenir. Hayat ve hakikat yolculuğunda kötü, çirkin, yanlış yanları aza indirgemeye çabalamak, doğruluğu, iyiliği, güzelliği ise azamiye çıkarmaya çabalamak gerekir. İnsan sadece var olan bir şey değildir, o süreç içinde olan bir şeydir.

 osman-yavuz-lehari

 

Aman ha düşerek

Sevindirik durumlara göz yumma

Önce şu sana ait ufalanmış cesareti toplayacaksın

Geçtiğin bir yerde seçtiğin bir yerdedir

Bahçeye bak tezgahın altına satır aralarına

Adına doğumdan mushafın cilt kapağına

Kayıtlı ve telefonla ayırttığın cesareti

Dağa kaldırmış

Olamazlar ya

Kolaçan etmen gerekiyor bir yerleri

Cesaretini derdest etmen için mutlaka

Diyelim ki dolaşmadığın yer kalmadı

Etrafa dağılmış ne kadarsa topladın

Böylece kazandın bol bol cesaret

Şimdi sormayacak mısın

Dört bir yanıma

Bunca yığılmış cesaret beni nereye sürükleyecek.

[İsmet Özel, Of Not Being A Jew, s. 146]

İrade genel tanımıyla “istemek, karar almak ve bu kararı sürdürmek” demektir. Yapıp eylemenin motor güçlerinden biridir. Mü’minin iradesini ve istikrarını vahiy talimatından aldığı güç belirler.

Bizim istikrarlı olmamız için çok sebebimiz vardır. İstikrar, iman ve salih amel eksenli yaşam tarzında sabırdır, sürekliliktir. İstikrar, risalet geleneğindeki inancımız ve değerlerimizdir.

İlk uzanabildiğimiz yerden tutabilir, ilk gördüğümüz yerden başlayabiliriz. Kendimizden başlayabiliriz. Kötü alışkanlıklarımızı ıslah etmekten başlayabiliriz… Bizim en etkili dostumuz, doğru olan yaşam irademizdir. Bizim yaşam irademiz, derin hak-hakikat sevgisi doğrultusunda olmalıdır.

Bizim irademiz güçlü bir tevhid, ahlak ve Allah’a tevekkül duygusu üzerinde yoğunlaşmalıdır. Müslüman dünya görüşüne sahip olmamızdan kaynaklı olarak iradenin mihenk taşı Kur’an ve Resul’ün güzel örnekliğidir. Öyle ya, “neye göre irade” meselesinde belirleyici, tayin edici ölçü önemlidir. İman duygusu ve şuurunun kuvveti iradeyi terbiye eder.

Kendimizi yanıltıp kandırmayalım. Kendini yanıltan, kendini kandıran biri, başka kimseleri de yanıltıp kandırır. Erdemleri yaşam ortamında gerçekleştirdiğimiz oranda sevgiyi geliştirebiliriz. “Dur hele şunu yapacağım, dur hele şunu edeceğim” yaklaşımı erteleyicidir. Bildiğimiz erdemleri yaşam ortamında, ”şimdi ve burada”, kendi aramızda gerçekleştirmek yaşam irademizi itibarlı hale getirir.

İrade, büyük işlerin mukaddimesidir. İrade, olumsuz alışkanlıkları terk etmekle, erdemleri içselleştirmekle güçlenir. Hayat ve hakikat yolculuğunda kötü, çirkin, yanlış yanları aza indirgemeye çabalamak, doğruluğu, iyiliği, güzelliği ise azamiye çıkarmaya çabalamak gerekir. İnsan sadece var olan bir şey değildir, o süreç içinde olan bir şeydir. O, sadece bir teoriler yığını değil, bir praxistir. Toplumdaki krizin derinliği veya yüksekliği ahlaktaki alçalmayla veya yükselmeyle bağlantılıdır. Ahlakî düzeyi yükseltmek ve korumak, hem kişisel hem de toplumsal huzur için lüzumludur.

Kitap ve Hikmet talebesi olmaya çalışanları dost edinmek, Mü’min kişilikteki yaşam iradesini ve memnuniyeti besler. Hayat, sorun ve sorumluluklarla, sevinç ve hüzünle iç içe. Hayat, bir bakıma bir eğitim ve öğretim sürecidir ve bu süreç, moralle, muhabbetle sürdürülebilir. Sevmek, muhabbet duymak, dostluk bağları geliştirmek önemli araçlardır.

Birini sevmek ve ona sadakat duymak için sağlam bir kişilik gereklidir. Dayanışmacı, fedakâr, olgun olmak, sabırlı ve alçakgönüllü olmak gereklidir. Kişi, sevgiyi, saygıyı, güveni kendi bencilliğinde boğmamalıdır.

Birlikte yaşam faziletli olmayı zorunlu kılar. Yaşam nedir? Yaşam, iman cephesinde kalmaktır, değer ortaya çıkarmaktır. Yaşam, iyi, doğru şeyler yapmaktır. Yaşam arınmaktır.

Herkesin herkesle çıkar çatışması hâlinde olduğu, birbirine yalan söylediği, emeğin sömürüldüğü, işin içine hile karıştırıldığı, sözleşmelere riayet edilmeyen bir toplumda yaşamak güvenli değildir. Birey ve toplum ancak ahlak ile düzenlenebilir. Çözülmeler, çöküntüler, haksızlıklar, ancak ahlak yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Yaşam bir ahlakî olgunlaşma sürecidir…

“İnnallâhe lâ yuğayyiru mâ bi-gavmin hattâ yuğayyirû mâ bi-enfusihim / Şüphesiz ki bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” (Ra’d 11)

İnsan olmak bir bileşim içinde olmaktır. Canlılık taşıdığımız sürece iyi ve kötü dürtüler bizi cereyan alanına çeker. Bu iki kutbun neresini kuvvetlendirirsek o taraf duygu ve davranışlarımızı şekillendirir. İnsan varoluşunu sürdürürken kişilik sıfatları olumlu veya olumsuz yönde değişebilecek nitelikte bir yapıya sahiptir. İyi bir insan kimi nedenlerle kötü özelliklere sahip olma yönünde zihniyetini ve kişiliğini süreç içinde değiştirebilir. Para, iktidar, imkân kişiyi olumsuz noktada değiştirebilir…

Kötü huylara sahip bir insan da kimi sebeplerle erdeme sahip olup, kendini doğru yaşam tarzı yönünde değişebilir. Tanık olduğu iyilik ve güzellikler, okuduğu anlamlı kitaplar ve yaşadıklarından öğrendikleriyle olumlu bir değişim yaşayabilir.

İnsan, değişme ve değiştirebilme potansiyeline sahip bir varlıktır. Neticede bireysel ve toplumsal gerçeklikler insan eliyle inşa edilmiş gerçekliklerdir ve yine insan eliyle değiştirilebilir gerçekliklerdir.

Karl Marx, “Felsefeciler şimdiye kadar yalnızca dünyayı açıkladılar, ancak sorun dünyanın nasıl değiştirileceğindedir” demektedir. Yanlışların farkında olmak ve açıklamak yetmiyor; aslolan yanlışı değiştirme, doğruyu ayağa kaldırma iradesi göstermektir. Kötü alışkanlıklarımızı ve haksızlıkları değiştirmek esastır.

Bir atasözünde, “Dağı yerinden oynatan adam, işe ufak taşları almakla başlar” denir. Bireysel kötü alışkanlıklarımızdan arınmadan, yani kendi taşlarımızı atmadan dağları yerinden oynatmamız mümkün değildir.

Allah’ın rıza ve sevgisi, dinin, hayatın ve benliğin motor gücüdür. Esas olan hakikate sadakat göstermek ve bu doğrultuda değişmektir. Ölçülü, ahlaklı yaşamaktır…

Bütün duygularımız İslam’a, iyi, doğru, güzel olana yönelmelidir.

Yönelmediğinde ne olur?

Duygularımız yanlış şekillenir ve yanlış yönde gelişir. Bize yön veren doğru duygular değil, süflî eğilimler olur. Bu yanlış duygu ve düşünceler bizi kötü alışkanlıklarımızın esiri olmaya sürükler. Duygularımız İslam’da yoğunlaştığı takdirde doğru duygu ve düşüncelere sahip oluruz.

Duygularımız İslamîleşirse yanlış zeminlere kaymayız. Duygularımıza yön veren modernizm ideolojisi olursa, tağuti rejimlerin bir parçası olma durumuna sürükleniriz. Kapitalist zihniyet ve yaşam kültürü duygularımızı şekillendirirse, kişiliğimiz, olaylara bakış açımız şirk içerikli olur. Yaşam, erdemle disipline edilmiş, sağlamlaşmış bir benlikle tekâmül sürecidir.

“e-ve lem nuammirkum mâ yetezekkeru fîhi men tezekkere ve câekumun nezîr, fe zûkû fe mâ li’z-zâlimîne mi’n-nasîr / Biz, sizi öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık” (Fatır 37)

İnsan, ömrü belli bir vakitle sınırlandırılmış olan, ölüm gerçeğine doğru yol alan bir varlıktır. Bu bakımdan nasıl, nerede, ne ile, kiminle ve niçin yaşamak sorularına doğru yanıtlar verme çabası içinde olmak önemlidir. Doğru bir dünya görüşü ekseninde yaşamaya çabalamak önemlidir, çünkü yanlış kurgulanmış bir hayatı doğru yaşamak mümkün değildir.

İnsan ne ile yaşar?

İnsan imanla yaşar, sevgiyle, sevdikleriyle, fikirle, paylaşımla yaşar. Adil bir gelir ve fayda bölüşümü ile yaşar, meşru bir meslek seçimiyle, erdemli kişilikte eş seçimiyle yaşar. Yaşam memnuniyetiyle, mücadele ruhu ile yaşar. Anlam ve amaca bağlılıkla yaşar…

Yaşamak, hakikate aşina olmaya çabalamak, hissetmek, farkında olmak, sorumlu davranmak, bize bir ruh ve kimlik kazandıran Müslüman dünya görüşümüze sahip çıkmaktır. Evet, yaşamak, sahip çıkmaktır. Yaşamak, Allah’ın mesajından öğüt almaktır, yaşadıklarımızdan, dost tavsiyelerinden öğüt almaktır. Yaşamak, doğru düşünmeye, doğru davranmaya ve arınmaya çalışmaktır. Kitabımıza, kimliğimize, dostlarımıza sahip çıkmaktır. İslam davasına sahip çıkmak, dava ile yaşamak, davanın insanı olmaya çabalamaktır…

Yaşamak, dertten, ıstıraptan, sorun ve sorumluluklardan soyutlanmak değildir; hayat ve hakikat yolunda “yolda olmak ve özen göstermek”tir.

Şair Ahmed-i Hani şöyle demektedir: “Bir kez yan yana oturmazsanız, muhabbete, dostluğa güler yüzle bakmazsanız, diyalog kurmazsanız, tat katmazsanız, birbirinizi anlamazsanız, yaşamın güzelliği kalmaz.” Yaşam doğası gereği karşılıklı bağımlılığa dayanıyor. Kâinat düzeni içinde her şey birbirine bağlıdır. Her insan bir şekilde bir sebeple iletişim örgüsü içinde hareket etmektedir. Yaşamda sebep-sonuç ilişkilerinin mantığını kavramak önemlidir. İnsan, tabiatı gereği toplum içinde münasebetler kurarak yaşamak durumunda olan bir varlıktır.

İnsan, zaman, mekân ve imkânda varoluşunu sürdürür. Varoluş ise hareketliliktir. İnsanı etkili ve iyi hissettiren şey anlamlı insan ilişkileridir. Yaşam, güzellik ve iyilik yasalarına göre şekillenmek, kötülük, çirkinlik ortamlarından ve fiillerinden kaçınmaktır. Yan yana, yüz yüze, dostluk ve muhabbeti geliştirmektir. İnsan-insan ilişkilerine tat katmak, anlamak, anlatmak, paylaşmaktır… Yaşamak, yemektir, içmektir, uyumaktır, nesillerin üremesidir. Bütün bunları ibadete dönüştürebilecek anlamı elde edebilmektir.

Filozof Karl Jaspers, Felsefe Nedir? adlı eserinde der ki: ”İnsan, dekorları kendisine ait olmayan bir dünyaya gönderilmiştir ama rolü bizzat bireyin seçimine aittir ve yaşamını bizzat inşa eden bireyin kendisidir.” Yaşamın imkân ve mekânını yaratan Allah’tır. Dekorları bir ahenk ve düzen üzere tasarlayan Allah’tır. Hangi kimlik ve rolü benimseyeceğimiz konusunda tercih ise insanındır.

Vahyin imamlığını esas almayan iktidarların ideolojik söylemleri üzerinden benlik inşası kişiyi yanlış bir yaşama götürür. İnsan, inşa eden, isterse değiştiren, dönüştüren bir öznedir. Herkes kendi tarihinin mimarıdır. Laik-kapitalist rejimin ideolojik aygıtlarının etkisine maruz kalmış, kurgulanmış benlikler doğru bir yaşam iradesi ortaya koyamazlar, çünkü böyleleri kurgulanmış nesnelerdir.

Şair J.W.Von Goethe, ”Bütün ustalığın niteliği, işin içine girmek ve onu sıkıca yakalamaktır” diyor. Yaşamın içinde hissederek, gönülden hissederek, zaman israfından kaçarak iyi şeyleri sımsıkı yakalamak, iyi şeylerle meşgul olmak, yaşamı bereketli kılar. Bizi hayat hakkında şikâyete yönelten şey olumsuz alışkanlıklarımıza, zaaf ve düşünce tembelliğine kapılmaktan ileri gelebilir. Kendi bilinçaltında kendinden nefret eden, özdenetimini kaybeden bir çizgiye savrulmak dağılma ve daralma oluşturur. Evet, bilgi önemlidir. Lakin ”bilgiyi irade ile pekiştirmek” daha önemlidir.

Din, kendimizi arıtma, yüreklendirme, bilinçlendirme, olgunlaştırmada rehberlik eder. Din, tutarlı bir dünya görüşü ve hayat tarzı imkânı sunar. Din, hayata anlam ve değer katmada, acılara, kayıplara, kazanımlara anlam vermede yardımcı olur, yol gösterir.

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

[Attila İlhan]

Kurtlar sofrasında elimizi, gönlümüzü kirletmeden, içimiz, fikrimiz kımıldayarak yaşamak, mücahede ve mücadele ruhu ister. Bu bağlamda ibadetler bizim manevî yoldaşımızdır, bize kuvvet katar, duygularımızı itibarlı hale getirirler.

Kaygılarla dolu, ”çetin ve bunalımlı bir dönemde” yaşıyoruz. Egosundaki arzu ve hırsları tanrılaştırmış insan tipi, buna bağlı ekonomik kriz, toplumda seküler-ulusalcı benlikten kaynaklı kutuplaşmalar, ailelerin parçalanması… Ego kaynaklı toplumsal ahlakî yozlaşma afeti anksiyete bozukluklarına neden olmaktadır. Anksiyete, “korku, gerilim, sıkıntı hal, tedirginlik hali” olarak açıklanabilir.

Kaygılanmak her zaman kötü bir şey değildir. Kalbin kararması noktasında, kulluk duygusu ve şuurunda sapma noktasında kaygılanmak anlamlıdır. Niçin, hangi amaç uğruna kaygılandığımız önemli. Kafası kişiliği Kur’an ve Hikmet’e yabancılaşmış insan tipinin kurduğu ve yürüttüğü yaşam düzeni bireyde anksiyete bozukluklarına neden olmaktadır.

Magazin kültürü, futbol kültürü, bedensel hazzı yücelten seküler-materyalist kültür bireyde yersiz kaygı ve korkulara neden olmaktadır. Özü itibariyle çözüm, bireyin kendini Kur’an’ın etkili öğüdüne açmasıdır.

Modern yaşam kültürü, meta fetişizmi ile saflık ve sadelik duygularını zayıflatıyor ve anksiyete bozukluklarına neden oluyor. Hâlbuki kalbin saflığı birçok güzelliğin, iyiliğin zeminidir.

Saf bir inanç, saf bir niyet, saf bir şahsiyet, yaşam irademiz için önemli ve değerlidir.

Osman Yavuz Lehariakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s