Din / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Akletmez misiniz?

akletmez-misinizToplumsal normları İslam’ın eleğinden geçirmeden, olduğu gibi (toptan) kabul ederek, hayat nizamını bu normlar üzerine kuran kimseler, toplum içinde kökleşmiş birtakım bâtıl değer yargılarını reddetmeyi kendi kişiliklerini reddetmek olarak algılarlar. İlahî çağrı ile karşılaştıklarında, toplumda geçerli olan anlayış veya bakış açısı çerçevesinde düşünme ve kavrama yetenekleri işlevsiz hale getirildiğinden, hemen her meseleye toplumun öngördüğü, dayattığı şekilde bakarlar.

mevlüt-hönül-köşe-2Toplum binlerce yıllık kültürel birikim, âdet, inanç ve değer yargıları üzerinden oluşan normları bireylere aktarmakla kalmıyor, bu değer yargılarına yönelik hiçbir eleştiriye tahammül edemiyor. Toplumun değer yargılarını red veya kabulde mihenk noktamız Kur’an ve Hz. Peygamber olmak zorundadır.

Bâtıl anlayışlar, İslam’la taban tabana zıt âdetler ve yozlaşmış sosyal çevre insanların kavrayış becerisi nispetinde ahlak-edep üzere düzeltilmelidir. Cahil toplumlarda hür düşünme ve araştırma imkânlarını ortadan kaldıran toplumsal baskı, toplumun kendine mensup bireylerden mutlak itaat beklemesinin doğal sonucudur.

İslam dünyasında toplumsal yapılar iki açıdan değerlendirilebilir. Birincisi, Kur’an-İslam kültür ve geleneğine dayalı toplumsal yapı, diğeri yozlaşmış kültür (bâtıl âdetler ve değer yargıları) üzerine inşa edilmiş hayat nizamına dayalı toplumsal yapı. Ki, Kur’an, yozlaşmış toplumlarda yaşayan temiz akıl sahibi insanları, ahlakı, iyiliği, doğruluğu yaymakla mükellef kılmıştır.

İnsanların kişilikleri içinde doğup yetiştikleri toplumun normları doğrultusunda şekillenir. Bu normlar arasında doğru da vardır yanlış da, her şey birbirine karışmıştır, ortada duran hak ile bâtılın bir sentezinden başka bir şey değildir. “Akletmez misiniz?” sorusuna muhatap olan insanın taakkul ederek kendini değiştirmesi umulur.

Toplumsal normları İslam’ın eleğinden geçirmeden, olduğu gibi (toptan) kabul ederek, hayat nizamını bu normlar üzerine kuran kimseler, toplum içinde kökleşmiş birtakım bâtıl değer yargılarını reddetmeyi kendi kişiliklerini reddetmek olarak algılarlar. İlahî çağrı ile karşılaştıklarında, toplumda geçerli olan anlayış veya bakış açısı çerçevesinde düşünme ve kavrama yetenekleri işlevsiz hale getirildiğinden, hemen her meseleye toplumun öngördüğü, dayattığı şekilde bakarlar.

Toplum, “aykırı” olarak nitelendirdiği, yalnız veya tek kalan kişileri itibarsızlaştırma yoluyla sindirmeye çalışır. “Bu kadar insan bilmiyor bir tek sen mi biliyorsun?” sorusu bu açıdan klişeleşmiştir, yozlaşmış bir anlayışı ifade eder.

Kur’an, bu yaklaşım tarzını benimseyenlere şu ayetlerle cevap vermektedir: Mâide: 59, A’raf: 17, 102, 187, Tevbe: 8, Yusuf: 12, 21, 38, 103, Rum: 6, Sebe: 28, Bakara: 243, Mü’min: 61, Ra’d: 1, İsra: 88-89, Saffât: 71. Kur’an, ortaya koyduğu ölçülere göre itikadı bozuk kimselerin cehalet ve gaflet içinde yaşadıklarını beyan etmektedir.

Yozlaşmış kültüre dair güncel bir örnek verecek olursak; insanlar sadece Ramazan ayında aç ve muhtaç değillerdir, yardımlaşmayı Ramazan ayına hasreden anlayış, aklını bâtıl değer yargılarına teslim eden anlayıştır.

Araştırmaya, hür düşünce ve tartışma ortamına kapılarını kapatan, bâtıl değer yargıları doğrultusunda yaşamayı benimseyen toplumlar, kendi yaklaşımlarına ters düştüğü takdirde ilmî delillere itibar etmezler. Yani bu toplumlar da ilmî delillere itibar edilmesi, delillerin toplumsal normlara uygun düşüp düşmemesiyle ilgili bir durumdur.

İmam Ebu Hanife’ye atfedilen şu söz, günümüz toplumu ile mücadele etmenin ne denli zor olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

“Bir ayet ile kırk âlimi ikna ettim, kırk ayetle bir cahili ikna edemedim.”

İşte, Ramazan ayından istifade insanları Allah ile daha çok aldatan TV hatiplerinin, Kur’an’ın indirildiği bu mübarek ayda fakir muhtaç insanların hakkı olan zekâta göz dikmiş sözde cemaat, cemiyet, vakıf ve derneklerin beslendikleri kültür, kırk ayetle ikna edilemeyen cahillerin bu yozlaşmış kültürüdür. Kur’an’da beyan edilen 8 sınıf insan hususunda, bilmeyenlerin Kur’an’a müracaat etmeleri ve fakirin hakkını kendi elleriyle iade etmeleri, bu konuda hassas davranmaları farzdır.

Allah’ın adı ile yaşamaya çalışanlardan olmak duasıyla…

Mevlüt Hönülakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s