Ömer Yılmaz / Yazarlar / Yaşam

İnsanî Tepkiler: Unutulmaz Beş Maç

unutulmaz-bes-macÖyle zamanlar olmuştur ki, kitleler sosyal, politik veya ideolojik açıdan kendilerini futbol üzerinden ifade etmişler, insanî tepkilerini bu yolla ortaya koymuşlardır. Öyle maçlar vardır ki, bunlar bir takımın diğer takıma üstünlüğünü değil, adalet ve anlam arayışlarımızı simgelerler.

ömer-yılmaz-köşe-3İnsanlıktan azıcık nasibi olan hiç kimse haksızlığa tahammül edemez. Bu yüzden akıl-vicdan sahibi insanlar imkânları ölçüsünde haksızlığa (zulme) direnirler ve karşılık vermeye çalışırlar. Verilen karşılık kimi zaman bire bir aynı olur, kimin zaman söz ve kalem kılıç işlevi görür, kimi zaman da sporun ve sanatın imkânları kullanılır. Sonuçta akıl-vicdan sahibi her insan bu konuda kendisini ifade edebileceği bir takım araçlara ihtiyaç duyar, eğer elinden hiçbir şey gelmiyorsa, tepkisini ortaya koymak ve moral-motivasyonunu ayakta tutmak için farklı alanlarda arayış içerisine girer.

İyi kullanıldıkları takdirde spor ve sanat bu açıdan önemli bir işleve sahiptirler. Bu iki farklı alanda özellikle futbol oyunu ve yedinci sanat sinema öne çıkıyor. Kuşkusuz dünyada en çok ilgi gören sporların başında futbol geliyor. Milyarlarca insan gerek statlarda gerek ekranları başında bu oyunu izliyor. Futbol global sistem tarafından afyon olarak kullanılıyor mu kullanılıyor (yani futbol global sistemin insanlığı uyuşturmak için kullandığı bir araç), fakat unutmamak gerekir ki, herhangi bir şeyi kötüye kullanmak mümkün olduğu gibi, onu iyiye kullanmak da mümkündür.

Öyle zamanlar olmuştur ki, kitleler sosyal, politik veya ideolojik açıdan kendilerini futbol üzerinden ifade etmişler, insanî tepkilerini bu yolla ortaya koymuşlardır. Öyle maçlar vardır ki, bunlar bir takımın diğer takıma üstünlüğünü değil, adalet ve anlam arayışlarımızı simgelerler. Ve yine öyle maçlar vardır ki, bizimle hiç alakası olmadığı halde sırf haksızın, kibirlinin, mağrurun, kendini beğenmişin (en azından yeşil sahalarda da olsa) haddini bilmesi adına taraf olmuşuzdur. Bu açıdan futbol, bilincini kaybetmemiş insan toplulukları tarafından egemenlere “dur” demenin başka bir yolu olarak görülmüş, “Her zaman, her yerde (veya her alanda) kazanamazsınız” demenin ifadesi olarak algılanmıştır. Zaten önemli olan da olaya hangi açıdan baktığımızdır.

Futbol takımları aynı zamanda belli bir düşünceyi veya dünya görüşünü temsil ederler. Örnekler: İngiltere’de Liverpool, İtalya’da Livorno, İspanya’da Rayo Vallecano, Türkiye’de Adana Demir Spor işçi sınıfının takımlarıdır. Yine İspanya’da Real Madrid armasında krallık tacı taşır, buna karşın Barcelona Katalonya’yı, Athletic Bilbao ise Bask Bölgesi’ni temsil ederler. Athletic Bilbao yüzde yüz yerlidir, kadrosunda Basklı oyunculardan başkasına yer vermez. Fransız futbolcu Lizarazu, Athletic Bilbao’nun tarihindeki ilk ve tek yabancı oyuncudur, fakat o da Fransa’nın Bask Bölgesi’ndedir. Haliyle bu takımların taraftarları politik-ideolojik bir bakış açısına sahiptirler.

Bu düşüncelerden hareketle bu yazıda üzerlerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, bugün hatırladığımızda hâlâ içimizi ferahlatan maçlardan söz etmek istiyorum. Bu maçların oynandıkları dönemlerde ne anlam ifade ettiklerini, halkın bu maçlara hangi gözle baktığını anlatmaya çalışırken aynı zamanda oyun içinde cereyan eden olaylara da kısaca değinerek golleri özetlemeye çalışacağım. Okuyucuyu bıktıracak onlarca sayfalık yazılar yazmanın yanlış olduğunu düşündüğümden beş maçla yetinmek durumundayım.

İşte benim unutulmaz beş maçım:

1982 Dünya Kupası Finali

İtalya Federal Almanya: 3-1 / 11. 07. 1982, Santiago Bernabeu, Madrid

1982 yılında İspanya’da düzenlenen Dünya Kupası’nda İtalya ile Federal Almanya finale kalmışlardı. O sene ilkokul 2. Sınıfa geçmiştim. Final maçını yazlık bir beldede annem ve babamla birlikte bir kafede seyrettim. Cezayir, grup maçlarında F. Almanya’yı 2-1 yenmişti. Bu yüzden F. Almanya, gruptaki son maçında gole boğabileceği Avusturya’yı 1-0 yenerek hem gruptan çıkabilmek için gerekli olan sonucu almış hem de averajı kötü olan Cezayir’i (0 averaj) kupa dışında bırakmıştı. İki takımın son derece isteksiz oynadıkları şaibeli maçtan sonra Cezayir şike itirazında bulunduysa da herhangi bir sonuç alamadı. Halkın gözünde Müslüman Cezayir, danışıklı dövüşe kurban gitmişti. Artı F. Almanya ile Fransa arasında oynanan yarı final maçında, daha sonra Fenerbahçe’de de top oynayan Alman kaleci Schumacher, kasti bir hareketle Fransız futbolcu Batiston’un çenesini kırmış, buna rağmen oyundan atılmamıştı. Bunun yanında küçük olduğum için hatırlayamadığım diğer başka sebeplerden ötürü herkes Almanlara diş biliyordu.

İtalya - Federal Almanya Finali, 1982 Dünya Kupası

İtalya – Federal Almanya, 1982 Dünya Kupası Finali, Rossi’nin Golü

Cabrini’nin penaltı kaçırdığı maçta İtalya 57. Dakikada Rossi, 69. Dakikada Tardelli ve 81. Dakikada Altobelli’nin golleriyle Almanları üçledi. Paul Breitner’in maçın bitimine yedi dakika kala Almanya adına attığı gol pek fazla bir anlam ifade etmiyordu. İtalya, F. Almanya’yı 3-1 yenerek kupaya uzandı. Yediği gollerden sonra Schumacher’in yüz ifadesi ekrana her yansıdığında kafedekiler hep bir ağızdan küfür ediyorlardı. En hafif tepki “Şerefsiz…” diye başlıyordu. Ardından gün yüzü görmemiş küfürler havada uçuşmaya başlıyordu. Her ne kadar Akdenizlileri kendimize yakın buluyor olsak da sonuçta İtalyanlar babamızın oğlu değildiler. Demek ki insanın, bir başkasının hakkını yiyen, mağrur, kibirli, kendini beğenmiş kimselere verdiği tepki böyle oluyordu. Canımıza değsindi!

***

1985 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 1. Tur İlk Maçı

BordeauxFenerbahçe: 2-3 / 18. 09. 1985, Stade de Chaban-Delmas, Bordeaux

1985 yılında Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Fenerbahçe ilk turda Fransa’nın Bordeaux takımıyla eşleşti. Giresse, Tigana, Batiston ve Lacombe gibi isimleri kadrosunda bulunduran Bordeaux, Fransız Milli Takımı’nın iskeletini oluşturuyordu. Burunlarından kıl aldırmayan Fransızlar çok havalıydılar. Herkes Fransızlar karşısında Fener’i küçümsüyor, kolay lokma görüyordu. İlk karşılaşma Bordeaux’da oynanacaktı. Çift maçlı eleminasyon sisteminde daha ilk maç oynanmadan Fransızlar herkesin gözünde turu geçmişlerdi bile. Hatta Bordeaux’nun finali kiminle oynayacağını tartışanlar vardı. Maç günü geldiğinde herkes Fener’in üç mü, yoksa beş mi yiyeceği üzerine iddiaya tutuşuyordu. Beşiktaşlı olmama rağmen gıcık kapmıştım. Maç başladı, 20. Dakikada küçük dev adam İlyas Tüfekçi’nin ara parasında çocukluk yıllarımın kahramanı rahmetli Selçuk topla buluştu, fırtına gibi ceza sahasına girdi ve golü yazdı. Herkes şoktaydı.

Bordeaux - Fenerbahçe, Selçuk Yula'nın Golü

Bordeaux – Fenerbahçe, Selçuk Yula’nın Golü

Daha sonra maç 1-1’e geldi, ardından 59. Dakikada Şenol’un golüyle Fener tekrar 2-1 öne geçti, Fransızlar durumu 2-2 yaptı. Fener pes etmiyor, bütün gücüyle maça asılıyordu. Nihayet 80. Dakikada rahmetli Hüseyin skoru ilan etti: 3-2. Televizyondan naklen yayınlanmadığı için maçı radyodan dinliyorduk. Sokağa nasıl çıktığımı hatırlamıyorum bile. Herkes sevinç içerisindeydi. Fener nasıl çakmıştı ama Bordeaux’ya, iyi olmuştu şerefsizlere! Hiç kimse bizi aşağılayamazdı. Demek ki insan, kaybetmeye mahkûm olarak nitelendirildiği, küçük görüldüğü, aşağılandığı zaman böyle tepki veriyordu. İstanbul’daki ikinci maçta Fener, Bordeaux’yla 0-0 berabere kalarak tur atladı. Mağrur Fransızlar kupa dışında kalmıştı. Vur patlasın çal oynasındı!

***

1986 Dünya Kupası Çeyrek Final Maçı

Arjantinİngiltere: 2-1 / 22. 06. 1986, Azteca Stadı, Mexico City

1986 yılında Meksika’da düzenlenen Dünya Kupası’nda İngiltere ile Arjantin çeyrek finalde eşleştiler. 1982’ye oranla daha bilinçliydim. İngilizlere küfür etmeyen bir Allah’ın kulu yoktu. Aynı yazlık beldede çaycısı, tostçusu, bakkalı, manavı, kasabıyla çarşıda ne kadar esnaf varsa hepsi Arjantin’i destekliyor, İngilizlere acayip kin duyuyordu. Minibüsçüler ve taksiciler aralarında yaptıkları yorumlarda İngilizlerin en hafif tabirle “adi şerefsizler” olduklarını söylüyorlardı. Sokaktan aldığım gazla kendimi maçın havasına öyle bir sokmuştum ki içim içime sığmıyordu. Maradonalı Arjantin kendini bilmez İngilizlere iyi bir ders verecekti. Herkeste yer eden bu kinin elbette tarihi kökleri vardı ama asıl önemli sebep şuydu: “Demir Leydi” lakaplı Margaret Thatcher’ın İngiltere’si, sömürgeci alışkanlıklarından kaynaklanan reflekslerle, Malvinas (Falkland) Adaları üzerinde hak iddia eden Arjantin’e savaş açmıştı. 1830’dan beri Falkland üzerinde hak iddia eden Arjantin’in cunta tarafından idare edilmesi ve adaya asker çıkarmış olması hiç kimsenin umurunda değildi. İngiltere nere, Falkland Adaları nereydi. Falkland, Arjantin’in burnunun dibindeydi, İngiltere ise dünyanın öbür ucundaydı. İngilizler sömürgeci pisliklerdi. Arjantinli çocuklar Falkland’da İngiliz bombaları altında can vermişler, Maradona’nın deyimiyle “kuş yavruları gibi” ölmüşlerdi.

Arjantin - İngiltere, 1986 Dünya Kupası Çeyrek Finali, Maradona'nın İkinci Golü

Arjantin – İngiltere, 1986 Dünya Kupası Çeyrek Finali, Maradona’nın İkinci Golü

Maç başladı, karşılaşmayı seyretmek için çay bahçesine gelenler hop oturup hop kalkıyorlardı. Karşılıklı ataklar sonuç getirmedi ve ilk yarı 0-0 golsüz beraberlikle tamamlandı. Ve unutulmaz ikinci yarı: 51. Dakikada “Tanrı’nın eli” Arjantin’i öne geçirdi. Maradona ve kaleci Shilton, İngiliz defansının ters bir vuruşla ceza sahası içine havalandırdığı topa birlikte hamle yaptılar. Herkes Shilton’un boy ve el avantajıyla topu uzaklaştıracağını düşünürken 1.65’lik Maradona boyu yetmediği için topa sol eliyle dokundu ve meşin yuvarlağı İngiltere ağlarına gönderdi. Hakem elle oynamayı görmemiş, golü vermişti. İngilizler çılgına dönerken Arjantinliler seviniyorlar, çay bahçesinde ve çarşıda herkes havalara uçuyordu. Dört dakika sonra Maradona tekrar sahneye çıktı ve kaleci Shilton da dâhil sekiz İngiliz’i sanki dans edercesine, tespih tanesi gibi ipe dizdikten sonra topu filelere gönderdi. Bence futbol tarihinin en güzel golü bu goldür. Arjantin 81. Dakikada Lineker’in kafa golüne engel olamadı ve maç 2-1 Arjantin’in üstünlüğüyle sona erdi. Sömürgeci İngilizler elenmişti. Maçtan sonra Maradona şöyle diyordu: “Benim elim değildi, Tanrı’nın eliydi o!” Herkesin gönlü ferahlamıştı. Allah’ın sopası yoktu ama Maradona gibi “süper bücür” bir kulu vardı! Demek ki insan, güçlünün güçsüzü ezmesine uyuz oluyor, bulduğu ilk fırsatta “Alın size” diyerek tepkisini ortaya koyuyordu. Aman da ne güzeldi!

***

1986 Dünya Kupası Finali

ArjantinFederal Almanya: 3-2 / 29. 06. 1986, Azteca Stadı, Mexico City

1986’da Almanlar yine finale kaldılar. Bu sefer karşılarında çeyrek finalde İngiltere’yi, yarı finalde de Scifo, Gerets, Pfaff gibi isimlerin kadrosunda yer aldığı Belçika’yı eleyen Maradonalı Arjantin vardı. Alman takımının teknik direktörlüğünü “Kaiser” lakaplı efsane futbolcu Franz Beckenbauer yapıyordu. Almanlar tecrübesi yüksek çok iyi bir kadroya sahiplerdi. Final öncesi çarşıda pazarda herkes başta Schumacher olmak üzere Almanlara sövüyordu.

Maç günü geldi çattı, arada saat farkı olduğu için yazlıkta gece geç saatte televizyonun başına toplandık. Azteca Stadı tıklım tıklımdı, tribünler Meksika dalgasıyla dalgalanıyordu. Almanların sıkı markaj altında tuttukları Maradona maç boyunca etkisizdi. Önce sahneye Brown çıktı ve 23. Dakikada duran toptan gelen ortaya yükselip kafayı vurdu: 1-0. İkinci yarıda Real Madridli efsane forvet Valdano, Schumacher’i bir kez daha mağlup etti (dk. 55): 2-0. Ardından Alman akınları başladı. İki efsane golcü Almanları maça ortak etti. Önce 74. Dakikada Rummenigge durumu 2-1 yaptı, ardından 80. Dakikada Rudi Völler skoru eşitledi: 2-2. Almanlar maçı uzatmalara bırakmak istemiyor, bütün güçleriyle Arjantin kalesine hücum ediyorlardı. Herkes maçın uzatmalara kalacağını düşünürken maç boyu sıkı markaj altında nefes dahi alamayan Maradona tek bir hareket yaptı. Bitime yedi dakika kala orta sahada topla buluştu ve üç kişinin arasından Burruchaga’ya tek top oynadı. Schumacher’le karşı karşıya kalan Burruchaga Almanların şampiyonluk hayallerini yıktı: 3-2.

Arjantin - Federal Almanya, 1986 Dünya Kupası Finali, Burruchaga'nın Arjantin'e Kupayı Getiren Golü

Arjantin – Federal Almanya, 1986 Dünya Kupası Finali, Burruchaga’nın Arjantin’e Kupayı Getiren Golü

Annem, babam, evdeki misafirler, herkes sanki sahaya dalacakmış gibi televizyona doğru fırladılar. Bütün evlerden “Gooolll” sesleri yükseliyordu. En çok sevinen 22 sene Almanya’da yaşamış olan annemdi, bir yandan seviniyor bir yandan da Almanlara duyduğu öfkeyi hakaretamiz cümlelerle ifade ediyordu. Rahmetli annem ne ırkçıydı ne de buna benzer herhangi bir davası vardı. Zaten F. Almanya Türkiye’yle değil Arjantin’le karşılaşıyordu. Latinleri de tıpkı Akdenizliler gibi kendimize daha yakın buluyor olsak da, sonuçta Arjantinliler de babamızın oğlu değillerdi. Annemin kini başka bir yerden, Almanya’da yabancıların gördüğü muameleden ileri geliyordu, artı Arjantin Falkland’da İngiltere’nin gadrine uğramıştı. Demek ki insan, hem gördüğü haksızlıkları unutmuyor hem de gadre uğrayanın yanında yer alıyordu. Oh, ne güzel olmuştu!

***

2000 UEFA Kupası Finali

Galatasaray – Arsenal: 4-1 (Penaltı vuruşları sonunda) / 17. 05. 2000, Parken Stadyumu, Kopenhag

1999-2000 sezonunda Galatasaray Avrupa’da fırtına gibi esti. Şampiyonlar Ligi H Grubu son maçında Milan’ı 3-2 yenerek Avrupa’da UEFA Kupası’nda yoluna devam etmeye hak kazanan Galatasaray, Bologna, Borussıa Dortmund, Real Mallorca ve Leeds Unıted’ı eleyerek finale çıktı. Bir yanda 1989 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası Çeyrek Final’inde Monaco’nun başında Cimbom’dan büyük darbe yiyen Arsène Wenger yönetimindeki İngiliz devi Arsenal, diğer yanda Fatih Terim yönetimindeki Cimbom vardı. Herkes acayip bir bekleyiş içerisindeydi. Her zaman olduğu gibi yine İngilizler aleyhine küfürlü yorumlar yapılıyordu. Ana-avrat küfürlerle başlayan cümleler öylece uzayıp gidiyordu. İstanbul’daki Leeds maçında iki İngiliz taraftar öldürülmüş, futbola kan bulaşmıştı. Üstüne üstlük maç öncesinde Kopenhag’ın Tivoli meydanında çıkan olaylar yüzünden ortam ayrıca gergindi. Maçtan bir gece önce Türk ve İngiliz taraftarlar arasında çıkan olayların ardından maça saatler kala Kopenhag’ın Tivoli Meydanı savaş alanına dönmüştü. Alkollü holiganlar Türk taraftarlara saldırmış, olaylar çığırından çıkmıştı.

Sonunda maç saati gelip çattı. Normal süresi ve Altın Gol kuralının geçerli olduğu uzatma dakikaları 0-0 sona eren maçta kayda değer üç pozisyon vardı. Birinci pozisyonda Ümit Davala’nın pasında topla buluşan Hakan Şükür, ceza sahasında Tony Adams’ı geçip kaleci Seaman’la karşı karşıya kaldı, ancak ayağı kaydı ve topa vuramadı. İkinci pozisyonda uzatma dakikalarında yumruklaşmaya varan ikili mücadele sonunda Hagi kırmızı kart görerek oyundan atıldı. Üçüncü pozisyonda ise yine uzatma dakikalarında kaleci Taffarel, Henry’nin yüzde yüz gollük kafa vuruşunu mükemmel bir kurtarışla önledi.

Maç penaltılara kalmıştı, heyecan doruktaydı, sokaklar, caddeler, her yer derin bir sessizliğe bürünmüştü. İlk penaltıyı kullanan Ergün topu filelerle buluştururken Hırvat yıldız Davor Suker meşin yuvarlağı yan direğe nişanladı: 1-0. İkinci penaltıyı Hakan Şükür gole çevirdi, Arsenal adına Parlour skoru 2-1’e getirdi. Galatasaray adına üçüncü penaltıyı Ümit Davala kullandı: 3-1. Fransız yıldız Patrick Viera topu üst direğe nişanladı. Dördüncü penaltı için topun başına Rumen yıldız Popescu geldi, gol olursa Cimbom şampiyondu, kaçırırsa iş beşinci penaltılara kalacaktı. Hiç kimse nefes almıyordu. Popescu’nun vuruşuyla birlikte ortalık yıkıldı: 4-1.

Galatasaray - Arsenal, 2000 UEFA Kupası Finali, Popescu'nun Kupayı Galatasaray'a Getiren Penaltısı

Galatasaray – Arsenal, 2000 UEFA Kupası Finali, Popescu’nun Kupayı Galatasaray’a Getiren Penaltısı

Silahını kapan havaya ateş açıyordu, ne olup bittiğini bilmeyen biri o gece İstanbul’da savaş var zannederdi. İnsanlar olaya şöyle bakıyordu: İtalyanları yendik, Almanları yendik, İspanyolları yendik, İngilizleri hem yarı finalde hem finalde yendik! Türkiye için zor zamanlardı ve bu şampiyonluk ilaç gibi gelmişti. Bizim çaycı Bayram, maçtan sonraki bir hafta boyunca aynı şeyi tekrarladı: “Nasıl koyduk şerefsizlere!” Demek ki başarmak, en zor zamanlarda dahi “olmaz” denilen şeyleri gerçekleştirmek mümkündü. Başta mağrur İngilizler olmak üzere cümle âleme ders olsundu!

***

Başkası için anlam ifade etmeyebilir ama ben ister futbol sahalarında ister başka alanlarda olsun hastasıyım böyle rövanşların. Olaya böyle baktığım için de acayip hoşuma gider maç seyretmek. Fakat efendim neymiş, spora politika, ideoloji vs. karıştırmayacak, egemenler aleyhine tezahürat yapmayacak, uslu uslu oturup maçımızı seyredecekmişiz. Muhammed Ali’nin yumruklarına yüklediğimiz anlamı gollere yüklemek en doğal hakkımız, onun için daha çok beklersiniz!

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s