Açık Görüş / Din / Hârûn Görmüş / Yaşam

Şeytanî Kıyaslamalar

kıyasKapitâlist/liberâl/emperyâl ideolojilerin aşırı şekilde farklılaştırdıkları insanlar kıyas yapmadan bir şey düşünemez ve yapamaz hâle geldiler. Fakat çok ilginçtir ki, kıyas yapmayan kimse neredeyse yoktur ve kendisi kıyas yapılan kişiyken ve kıyaslanan konumunda bulunuyorken, o kişi de kıyas yapabilmektedir. Bunun başlıca nedeni ise şükürsüzlüktür. Çözümü ise, “yukarıya bakarak” değil, “aşağıya bakarak” kıyaslama yapmaktır.

Karşılaştırma, oranlama (TDK) anlamına gelen kıyas, modern insanın en büyük ölçme-değerlendirme tarzı hâline geldi. Modern kapitâlist, liberâl, demokratik, konformist sistem, bu durumu reklâm/medya aracılığı ile çok fazla öne çıkarıyor ve insanlar artık kıyas yapmayı “insanın ayırıcı vasfı” olarak görüyorlar.

Kıyas yapmak yerine göre bâzı olumlu sonuçlar verebilir. Meselâ bir kötülüğün ya da yanlışlığın düzeltilmesi için kıyas yapmak yararlı olabilir. Fakat her şey için kıyas yapmak insanı bir süre sonra hırslı, öfkeli, fesat, kıskanç vs. yapabilir. Hattâ bu durum zamanla hastalığa yol açıp insanı çıldırtabilir. Çünkü kıyas yapılacak şeyler varlıkların sayısıncadır. Kâinatta kıyas yapılmayacak bir şey yoktur ki. Hattâ öyle bir duruma gelinebilir ki, kişi, kıyas yaptığından daha iyisine sâhip olmasına rağmen kıyas yapıyor olabilir. Öyle ki kendi hâli/durumu da gâyet iyi olan kişi, yaptığı kıyas nedeniyle mevcut durumu yüzünden her türlü yanlışı yapabilmektedir.

İnsanlar hayâtın çeşitli aşamalarında en çok şu kıyaslamaları yapıyorlar:

Ev: Ev, insan için olmazsa olmaz temel ihtiyaçlardandır. İnsan toplumsal bir varlıktır, toplumsal varlığın temeli âiledir ve âile bir evde oluşur. Âilenin iyi ve mutlu bir âile olabilmesi için “iyi” bir eve ihtiyaç vardır. Bu ev; sağlam, normâl genişlikte, güneş gören, hava alan, iyi komşulara sâhip bir ev ise normâl bir evdir ve artık bundan daha iyisini aramak zarûri bir durum olmadığına göre isrâfa girer ki, kıyas, isrâfı azdıran en büyük etkenlerden biridir. Ayrıca kıyas, lükse kilitlidir ve lükse olan düşkünlük nedeniyle yapılan kıyas yüzünden ölçüsüz borçlanmalara girilmekte, âileler dağılabilmektedir. Bu durum modern zamanlarda en çok ev ile ilgili oluyor. Herkes aslında daha küçük, daha karanlık, daha gürültülü vs. olan “sıfır” evleri hayâl ediyor ve istiyor. Şusu olsun, busu olsun, vs… Hâlbuki mevcut evinde gerekli olan her şey vardır, gâyet de güzel bir evdir. Fakat kıyas yapıldığından ve o kıyas çok küçük bir ayrıntıyı bile fark ettiğinden, küçük bir ayrıntıda bile insanların hevesini celbedebiliyor. Kıyas yapmaya alıştırılmış insanlık için bu küçük ayrıntılar çok önemli olabiliyor. Fakat bu işin bir sonu yok, çünkü kıyasın sonu yok ve kıyastan vazgeçilmediğinde sizi mutlu-huzurlu edebilecek bir ev de yok.

Araba: Araba da özellikle erkekler için en büyük kıyaslama araçlarından biridir. Çok “dökük” olmayan normâl bir araba ile her işini yapabildiği, araba onu yolda bırakmadığı halde yeni çıkan arabalar -çoğu zaman gereksiz, olmasa da olur denebilecek birkaç özelliğinden dolayı- kişinin hayâllerini süslüyor ve artık kendi arabası kişiye “hurda” gibi gözükmeye başlıyor. Oysa arabasının bir kötülüğü yoktur; gâyet sağlam, rahat, geniş, genel özelliklere sahip bir arabadır, tabii ki kıyas yapılmadığında. Fakat kıyaslama bir kez başladığında şeytan o arabada bin çeşit kusur bulur ve bunu sâhibine fısıldar. Artık o araba “demode olmuş bir araba” gibi gelir sâhibine. Oysa ilk aldığında onu ne kadar da mutlu etmişti. Keyifle sürüyor, neşe ile kullanıyordu ve gâyet de memnundu. Onun hakkında konuşurken yüzünde gülücükler oluşuyordu. Fakat artık kıyas yapmaya alıştırılmıştır ve yeni arabalarda bulunan ve aslında kıyaslamaya bile değer olmayan bir ayrıntı, onu mutsuz etmeye yeter hâle gelmiştir.

Eş: Yapılan evliliklerin büyük çoğunluğu seve isteye yapılan evliliklerdir. Çiftler ilk tanıştıklarında yahut nişanlandıklarında ve evlendiklerinde çok mutludurlar, birbirlerinin gözlerinin içine bakarlar, eşlerini “Dünyânın en iyi insanı” olarak görürler. Şu unutulmasın ki dünyâ dünyadır; cennet değildir. Bu nedenle de dünyâda herhangi bir şeyin kusursuz olması mümkün değildir. Kişi zamanla şeytanın ve medyanın da etkisiyle (film, klip, dizi vs.) eşini başkalarıyla kıyaslamaya başladığında, onun bâzı önemsiz, doğal ve normâl pürüzlerinin farkına varmaya başlar. Normâlde bu şeyleri dert edinmemesi gerekir ki, mü’min kişi sevgi ve merhâmet odaklı davranmaya mecbur olduğu için bunu çok da dert etmez. Fakat kıyas yapmaya alıştırılmış ve zorlanmış olan insan, yaptığı kıyas nedeniyle, aslında kıyas yaptığı kişide de var olan bâzı küçük pürüzleri kendi eşinde görmeye tahammül edemez. Artık o kadın onun için çirkin ve çekilmez bir hâle gelmiştir. Kıyas sevgiyi öldürür, merhâmeti bitirir, tevekkülü batırır, tevâzuyu çürütür. Bu durum modern zamanlarda oranı hızla artmaya başlayan boşanmalarla sonuçlanıyor, âileler dağılıyor. Oysa kıyasın zıddı ve bir numaralı düşmanı olan sevgi ve merhâmet öne çıkarılsa, insanlar buna göre düşünüp davransa (bâzı eski zamanlarda olduğu gibi) bu sorunlar olmayacak, kıyas yapmak insanlara ayıp ve günah olarak gözükecektir. Böylece toplumun temel yapı taşı olan âileler dağılmayacak ve toplumda mutsuzluk ortadan kalkacaktır.

Elektronik: Modernliğin, ilerlemenin bir numaralı göstergesi olarak kabûl edilen teknolojik âletler (ki bu yanlış bir değerlendirmedir), kıyaslamaya “zirve” yaptıran ve kıyası neredeyse ibâdet hâline dönüştüren en önemli unsurlardan biridir. Televizyon/radyo/çamaşır-bulaşık makinesi gibi âletlerde de kıyas yapmak alışkanlık hâline geldi. Meselâ televizyon cihazında olan gereksiz ve zararlı olan bir özellik, (örneğin üç boyutlu olması) kişinin her gün keyifle izlediği televizyonunu, “artık çöpe atılması gereken bir fazlalık” gibi görmesine yol açıyor. Günümüzde özellikle cep telefonları arasında yapılan kıyas, kıyasın âdeta dinleştirilmesine neden olmuş durumda. Kişi, telefonuyla gâyet rahat ve kaliteli bir şekilde konuşabildiği, hattâ telefonunun müzik dinleme, oyun oynama gibi bâzı farklı özelliklerini de kullanabildiği halde kıyas yaptığı bin bir çeşit telefonu görünce, elindeki telefon kişiye bir “yük” gibi gelmekte, kişi elindeki telefona “takoz”, “hurda” gibi isimler takmakta, onu “utanılacak” bir cihaz olarak görmektedir.

Hâlbuki daha kısa bir zaman önce ona sâhip olduğu için ne kadar sevinmişti, arkadaşlarına hava bile atmıştı. İnsan şeytanın da fısıldamalarıyla, -teknolojik üretimin hızına zinhar yetişemeyeceği hâlde yine de onun peşinden çılgınca koşarak- elindeki telefondan bir an önce kurtulmak istiyor, aslında imkânı olmamasına rağmen hayâlindeki yeni telefonu almak için birçok şeyden vazgeçip o telefonun peşine düşüyor. Fakat o telefonun da tadını en fazla birkaç ay çıkarabilecektir. Hattâ aldığının ertesi günü kıyaslayabileceği yeni bir âlet gördüğünde, pişmanlık duyacak ve mutsuz olacaktır. Bu durum bir ömür bu şekilde devâm edecektir, tabii dünyânın “sistemi” değişmediği sürece. Çünkü sürekli olarak kıyas malzemesi olan yeni teknolojik aygıtlar piyasaya çıkacaktır ve aynı süreç tekrarlanacaktır. Bu alanda kıyas yapmak, insanı mutsuzlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Çocuk: Anne-babaların en çok yaptığı kıyaslama çeşitlerinden biri de çocuklar üzerinde yapılan kıyaslamalardır. Kişi, kendi çocuğu gâyet temiz, düzenli, iyi, saygılı, dürüst, başarılı olduğu halde, ancak kıyaslama yapıldığında gözükebilen küçük bir ayrıntıya takılıp onu bir başkasının çocuğuyla kıyaslamaktadır. Kişinin, bir başkasının çocuğunda var olan iyi bir özelliği kendi çocuğunda bulamaması, hem kendisini hem de çocuğunu olumsuz etkileyecek, üzecektir. İnsanlar birbirlerinin çocukları üzerinden kıyas yapıyorlar ve bu kıyas nedeniyle fesatlaşıyor, sinirleniyor ve üzülüyorlar. Hâlbuki örneğin biri matematik diğeri sosyal bilgilerde başarılı olan iki çocuk da farklı alanlarda başarılıdırlar. Bu durum zâten onların doğaları gereği ilgilerinin o alanlarda yoğunlaşmasının tabii sonucudur. Aynı şekilde bir başkasının çocuğu sınavdan 90 alırken, kendi çocuğu 85 alan aile bunun kıyaslamasını yapıyor. Birisi aşağılık kompleksiyle kıyas yaparken, diğeri de üstünlük kompleksiyle kıyas yapmaktadır. Bu kıyaslamaların sonu hiçbir zaman gelmeyecek, yapılan kıyasın bir yarârı da olmayacaktır; şeytanın oyuncağı olmaktan başka…

Evet, bu şekilde kıyas yapanlar şeytanın oyuncağı ve dostları olmuşlardır. Oysa aynı zamanda bir ilim dalı da olan kıyas, bir sorunu çözmek için yapılan karşılaştırmadır. Fıkıhta, “nasstan anlaşılmayan bir şeyin hükmünü, bu şeye benzeyen başka bir şeyin hükmünden yola çıkarak anlamak” demektir. Aslında “ibret almak için” yapılır: “Ey akıl sâhipleri, ibret alın!” (Haşr 2).

Kıyas yapmak Allah’tan râzı olmamaktır.

Şeytan insanı “kusursuzluk”la kandırır genelde ve bunu fısıldar:

“Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: ‘Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?’. Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı” (Tâ-hâ 120-121).

Şeytan, Âdem ve Havvâ’ya kıyası öğretiyor ve “başka bir şey” üzerinden kıyas yapıyor. Hâlbuki Âdem ve Havvâ cennettedir ve onlara her şey verilmiştir:

“Bunun üzerine dedik ki: ‘Ey Âdem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun’. Şüphesiz, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır. Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve (yakıcı sıcakta) yanmayacaksın da” (‘Tâ-hâ 117-119).

Kapitâlist/liberâl/emperyâl ideolojilerin aşırı şekilde farklılaştırdıkları insanlar kıyas yapmadan bir şey düşünemez ve yapamaz hâle geldiler. Fakat çok ilginçtir ki, kıyas yapmayan kimse neredeyse yoktur ve kendisi kıyas yapılan kişiyken ve kıyaslanan konumunda bulunuyorken, o kişi de kıyas yapabilmektedir. Bunun başlıca nedeni ise şükürsüzlüktür. Çözümü ise, “yukarıya bakarak” değil, “aşağıya bakarak” kıyaslama yapmaktır.

Evet, bu tür kıyas Şeytan’dandır. Kıyası o başlatmıştır. Allah’ın kesin emrine rağmen ilk kıyası o yapmıştı:

“Dedi ki: ‘Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” (Sâd 76).

 “Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size sûret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: ‘Âdem’e secde edin’ dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) dedi: ‘Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?’. (İblis) dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın’. (Allah:) ‘Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin (A’raf 11-13).

Kıyas bâzen a-normâl gibi gözükeni normâle döndürür. Hz. Âdem’in çocuklarının çapraz doğum olarak evlendirilmesini “ensest ilişki” olarak görüp buna anlam veremeyenler, Âdem ve Havvâ’nın, kendilerinden başka insanların olmadığı bir dünyâda bu tarz bir evliliğin neye kıyasla kötü olduğunu düşünemeyeceklerini düşünemezler. Öyle ya, mevcut işin doğruluğunu-yanlışlığını kıyaslayacak bir örneklik yok. Eğer bir vahiy-emir de yoksa yaptıkları şey normâldir.

Yine bâzen diller tutulur ve yaşanılan şey, kıyası yapılamayacak olan şey olduğu için anlatılamaz.

Kemal Sayar şöyle söylemektedir:

“Walter Benjamin’e göre, ilk cihan harbinde savaş-alanlarından dönenler deneyimlerini aktaramamış, dilsizleşmişlerdir. Deneyimin aktarılamıyor oluşu, savaş-alanlarından dönenlerin yaşadıkları travmadan dolayı değil, savaş deneyiminin daha önceki deneyimler ile kıyas kabûl etmemesinden ve ortak noktalarının bulunmayışından kaynaklanmaktadır.”

Mevcut dünyâ düzeni de kıyaslama düzenidir. Her ülkenin kendini kıyasladığı diğer bir ülke vardır. Kendisinden “modern anlamda” üstün gördüğü devletle kıyaslar kendini ve artık o devlete göre hareket eder. Fakat bu durum bir nevi kıyasladığı ülkeye “uydu” olmak demektir. O hâlde kıyaslama yapmak, köleleşmenin de bir çeşididir. Türkiye ve diğer birçok ülke, mukâyeseli üstünlüğe dayalı “makro-ekonomik model” denilen kıyaslama modeline geçmiştir liberâlizm bağlamında. O gün bugündür hırs ayyuka çıkmış, insanlar arasındaki iletişim kopmuş ve “kıyas dîni” yürürlüğe sokulmuştur. Böylece en çok üreten-tüketen-alan-satan-ithâlat-ihrâcat yapan vs. kıyaslamalarıyla, insanların ve ülkelerin durumu ölçülmüştür, ölçülüyor. Yâni devletler arasında da bir kıyaslama var ve tüm devletler kıyasını “dominant ülke”ye göre yapıyorlar. Dominant olan ülke adâletli bir irâde gösteriyorsa ne âlâ; fakat zâlim bir tutum takınıyorsa tüm dünyâ ya zâlim ya da mazlum oluyor. Kıyas bir ölçü aracı olmuş durumdadır. Hâlbuki ölçü, Kur’ân-İslâm’a göre olmalıdır.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s