Din / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Kibir Hastalığı ve Mezarlıklar

kibir-hastaligi

Nefislerini ilahlaştıran, kendilerini rab yerine koyan, kibir abidesine dönüşmüş, dünya siyasetine hükmeden insanların aslında bir mikroba dahi yenik düşecek derecede aciz olmaları üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.

mevlüt-hönül-köşe-2“Ve rabbeke fe-kebbir / Rabbini tekbir et” (Müddessir 3)

Kur’an, insanların zenginlik, soy sop ve makam-mevki bakımından kendini beğenerek, başkalarını küçük gören tutum ve davranışlarını kınamakta, bu zihniyete sahip insanlara bir ders niteliğinde üstünlüğün takvada olduğunu açıkça beyan etmektedir.

Aynı şekilde Allah’a karşı büyüklenmek, O’na boyun eğmeye yanaşmayıp asilik yapmak, resullerin davetine karşı koymak, elinde bulundurduğu mal-mülk, makam-mevki dolayısıyla kendini üstün görmek Kur’an’ın birçok ayetinde kınanmıştır.

İnsanın, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyması, O’nun verdiği nimetlere karşı şükrün gereği olarak tevazu sahibi olması icap eder. Ancak insan, tarih boyunca kendisine verilen nimetler için şükretmek yerine kibri ve nankörlüğe tercih etmiştir.

Habeşistan’a hicret eden ashab, Habeş Kralı’nın önünde eğilmemiş, kendilerine bunun sebebi sorulduğunda, verdikleri cevap, “Biz Allah’tan başka hiç kimsenin önünde eğilmeyiz” olmuştu. Hiç şüphesiz bu, insanın nasıl davranması gerektiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Buna mukabil bir yandan Müslüman olduklarını söylerken diğer yandan mal-mülk, makam-mevki sahibi insanların önünde iki büklüm olanlar pratikte Allah’ı değil başkalarını tekbir ediyorlar.

Hemen her gün karşılaşmakta olduğumuz kibir abidesine dönüşmüş insanlarla mücadele etmek her şeyden önce iman ve sabır ile alakalıdır. Allah’ı Âlemlerin Rabbi olarak idrak eden Müslümanlar, şeytanın vesvesesine yenik düşmüş olan kimselerin kibrine karşı koymakla imanlarının gereğini yerine getirmiş oluyorlar.

Beş vakit ezanda ve namazlarda “Allahu Ekber” nidasını yükseltmekte olan Müslümanların Allah’ın yanında başkalarını da yüceltmeleri düşünülemez. Müslümanlar Mekke’de 40 kişiyle Kâbe’ye yürümüş, Resulullah ve arkadaşları Allah’ın yüceliğini, O’ndan başka ilah olmadığını ilan etmişlerdi; bugün ise Kâbe’de milyonlarca Müslüman’ın “Allahu Ekber” nidaları dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zalimi rahatsız etmiyor. Dolayısıyla Müslümanların öncelikle kendilerini sorgulamaları, ibadetlerini gözden geçirmeleri gerekmektedir. Etrafı modern putlarla çevrilen, sanki Las Vegas’ın ortasında imiş gibi duran Kâbe’nin yeniden temizlenme zamanı gelmiştir.

Cevaplanması gereken öncelikli soru şudur: Modern dünyada bir yandan “Allahu Ekber” deyip, diğer yandan insanları köleleştiren, sömüren, zenginlerin fakirlerin sırtlarından geçindikleri, israf, servet ve iktidar-perestlik üzerine kurulu küresel sisteme entegre olmakta, kapitalizm adı verilen kirli çarkın dişlilerinden biri haline gelmekte hiçbir beis görmeyenler Allah’a hamd edip, O’nun ismini mi yüceltmektedirler, yoksa nifak denizinde mi yüzmektedirler?

Müslümanların Resulullah’ı örnek alıp almadıklarının ölçüsü adaletsizlik karşısında takındıkları tavırdır. Ne yazık ki, Allah ve Resulünün yolunda olduğunu iddia eden modern Müslüman’da Resulullah’ın adaletsizlik karşısından takındığı tavırdan eser yoktur.

Günümüz dünyasında küresel sistemin yararına olacak şekilde tepki ve direnç noktaları yok edilmiş, sinirleri alınmış, evcilleştirilmiş bir din anlayışı empoze edilmektedir. Allah ve Resulüne itaat, yalnızca Allah’ın huzurunda eğilmeyi, zalimlerin karşısında dik durmayı gerekli kılar; günümüz Müslüman’ı ise dünyalık uğruna beşer önünde eğilmeyi, iki büklüm olmayı, Hak ile bâtılı kendi kafasında uzlaştırmayı âdet haline getirmiş durumdadır. O, bir yandan “Allahu Ekber” derken, diğer yandan çok ilahlı bir hayat sürmektedir, zihni ipotek altına alınmış, iradesi yok edilmiş, edilgen hale getirilmiştir.

Nefislerini ilahlaştıran, kendilerini rab yerine koyan, kibir abidesine dönüşmüş, dünya siyasetine hükmeden insanların aslında bir mikroba dahi yenik düşecek derecede aciz olmaları üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.

Kibrin zıddı tevazudur. İnsanoğlu, kendine verilen nimetlerin şükrünü eda etmeli, takva sahibi olmalı, tevazu ile hareket etmelidir. İnsan, gereklerini yerine getirmek üzere kıldığı namazla kulluk bilincine varır, infak ve zekât ise onu bencillik kirinden arındırır ve onun derecesini yükseltir. Buna mukabil kibir duygusuna kapılan insanlar diğer insanlarla olan ilişkilerinde bencil ve kıskançtırlar, eleştiriye tahammül edemezler, amiyane tabirle kendi menfaatleri için babalarını satacak kadar kişiliksizdirler.

Müslüman şahsiyet, inancı gereği kibre karşı merhameti ve tevazuu kuşanır, müstekbirlere itibar etmez, ayakların baş, başların ayak olmasına sebebiyet veren maddiyatı dünya hayatının gelip geçici metaı olarak görür, dolayısıyla dünya hayatının ancak kısa süreli bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunun bilinci içerisindedir.

Kibir hastalığına yakalanmış olanları bekleyen akıbet, Firavun’un akıbetinden başkası değildir. Sonunda ölüm herkesi eşitleyecektir. Aksini düşünen varsa mezarlıklara bakmalıdır!

Mevlüt Hönülakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s