Din / Medya / Yetkin İlker Jandar / İktibaslar

Tartışma Programları Dine ve İlme Hizmet Eder mi?

televizyon-din-ve-ilim

Günümüzün popüler kültür anlayışı, siyaset ve edebiyatın yanı sıra, hatta onlardan daha da fazla, dini ilimlere ait meseleleri popüler tartışma mevzularına dönüştürme konusunda heveslidir. Bu heves hakikate ulaşma, doğruyu bulma arzusundan ziyade, ilgi çekme ve gündem oluşturma gibi amillere dayanır.

Günümüz Müslüman âlim ve aydınları birçok ciddi imtihanla karşı karşıyadır. Sahip oldukları ilim, ihlas ve ahlakın derecesi ve mahiyeti oranında, bu imtihanları kazananları olduğu gibi, bir kısmını kazanıp bir kısmını kaybedenleri, hatta bütün imtihanlardan ikmale kalanları da bulunmaktadır. Bu da insan fıtratının bir gereğidir ve belli bir oranda, her bir Müslüman âlim ve aydının kendi iç meselesidir.

Ancak bir Müslüman âlim veya aydın için, metodolojik yöntem hataları tehlikelidir. Bilgiye ve hakikate ulaşma metotlarında yapılan hatalar, temel hatalardır. Yöntem hataları sadece o hatayı yapan âlimi değil, kendisini takip edenleri ve hatta uğrunda bir ömür harcadığı o ilmi dahi menfi yönde etkilemekte ve etiketlemektedir.

Günümüzün popüler kültür anlayışı, siyaset ve edebiyatın yanı sıra, hatta onlardan daha da fazla, dini ilimlere ait meseleleri popüler tartışma mevzularına dönüştürme konusunda heveslidir. Bu heves hakikate ulaşma, doğruyu bulma arzusundan ziyade, ilgi çekme ve gündem oluşturma gibi amillere dayanır. Bu amiller neticesinde dini ilimlere dair meselelerin, hemen her gece, modern arenalar diyebileceğimiz, televizyonlardaki tartışma programlarının soğuk ve insafsız zeminine atıldığını görüyoruz.

Ülkemizdeki Müslüman âlim ve aydınların önemli bir kısmı bu arenalarda görünmektedir. Üstelik antik çağdan beri değişmeyen bir kaidenin tatbik edildiği bu arenalarda, çoğu zaman birbirleriyle mücadele içindedirler. İçlerinden bir kısmı, safiyane bir şekilde, televizyonlardaki tartışma programları vasıtasıyla geniş halk kitlelerine ulaşabileceklerini, doğruları anlatabileceklerini zannetmektedir. Diğer bir kısmı ise, safiyetin değil, samimiyetin bile uzağında olarak, merhum Mehmet Serhan Tayşi Hoca’nın yine merhum Nihat Çetin Hoca’dan naklettiği üzere, “halef turaf” (muhalefet et ki meşhur olasın) ilkesini şiar edinmiş durumdadır. Bunun neticesi olarak gün geçmemektedir ki, bir televizyon tartışmasında, hadis, fıkıh, tefsir ve tasavvuf ilimlerine dair derin meseleler halkın gözü önünde arenaya atılmış olmasın. Bir dönem yurt dışında yaşayan İsmail Çimen Hoca’nın, ülkemize döndüğü yılın Ramazan ayında, hasbelkader, televizyonda bir tartışma programında kapışan iki Müslüman ilim adamını dehşetle dinledikten sonra, ellerini semaya kaldırıp; “Allah’ım, sen bize acı da bizi televizyonlara çıkarma” diye dua ettiğini de bilmekteyiz.

Bugünkü televizyon programlarının temelinde yatan münazara hastalığı yeni değildir. İmam Gazali, günümüzden yüzyıllar önce, ilmi muhitlerde yaygın olan bu hastalığı yakından gözlemlemiş ve teşhis etmiştir. Onun bu konudaki teşhis ve tespitleri, günümüz Müslüman âlim ve aydınları için ilaç hükmündedir. İmam Gazali’ye göre bir Müslüman âlimin bir münazaraya girmesinin meşruiyet kazanması için sekiz şart vardır;

1. Münazara, ilmi bir çalışma olarak kabul edilse bile, bu çalışma farz-ı kifaye olduğu için, bir Müslüman âlim farz-ı aynları bitirmeden bu işle uğraşmamalıdır. Yani bir Müslüman âlim, vaktini, önce kendisine mutlak anlamda farz olan işler için harcamalı, mutlak anlamda farz olan vazifeleri tamamladıktan sonra, eğer şartlar zorunlu kılıyorsa, münazara ile meşgul olmalıdır.

2. Bir Müslüman âlim için, münazaradan daha faydalı bir başka farz-ı kifaye ile meşgul olmak imkanı var ise, o farz-ı kifayeyi münazaraya tercih etmelidir. Mesela ders okumak, ders okutmak, yazmak, hatta tek başına kitap okumak, tartışmaya tercih edilir.

3. Münazaraya girecek olan Müslüman âlim, bizzat müçtehit ve kendi reyi ile fetva verebilecek seviyede olmalıdır. Eğer kendisi müçtehit değil ise bağlı olduğu mezhebin imamını takliden hareket etmeli, onun görüşleri doğrultusunda tavır almalıdır.

4. İlmi bir münazara, vuku bulmuş ya da yakında vuku bulması muhtemel olan meseleler hakkında olmalıdır. Zira Ashab-ı Kiram, bütün meşveretlerini, yeni olmuş veya yakında olması ihtimali mevcut bir hadise için yaparlardı. Şimdiki tartışmacılar ise, insanların muhtaç oldukları meseleler üzerinde değil, gelişi güzel mücadele mevzuları üzerinde, davul sesi gibi her taraftan duyulup adam toplayacak lüzumsuz meseleler üzerinde tartışırlar.

5. Münazaranın büyükler huzurunda ya da halk arasında değil de, tenha yerlerde yapılması tercih edilmelidir. Zira tenha yerler, aklı bir noktaya teksif eder. Zeka ve düşünceyi toplamaya, gerçeği anlamaya daha elverişlidir. Halk arasında tartışmakta riya tehlikesi ve haklı ya da haksız üstün gelme hırsı uyanır. Halbuki sen de bilirsin ki münazaralarını, halkın arasında veya büyüklerin huzurunda yapmak istemeleri Allah için değildir. Bunlar tartıştıkları kimse ile baş başa kalınca hiç konuşmaz, hatta birbirlerinin en basit sorularına bile cevap vermezler. Ama büyüklerden birinin huzurunda veya halkın karşısında söz ebesi olup, her şeyi sayar dökerler.

6. Münazara edecek olan, gerçeği aramakta, kaybını arayan kimse gibi olmalıdır. Gerçeği kendisinin veya yardımcısının bulması arasında bir fark gözetmemelidir. Münazara ettiği kimseyi gerçeği bulma yolunda yardımcısı olarak tanımalı, düşman görmemelidir. Kaybettiğini bulduran kimseye nasıl teşekkür ediyorsa, hatasını bildiren ve gerçeği gösteren kimseye de aynı şekilde teşekkür etmelidir.

7. Münazara ettiği kimsenin başka bir delile, bir şüpheden başka bir şüpheye geçmesine engel olmamalı, tenakuza düştün diyerek itiraz etmemelidir. Çünkü gerçeğe dönmek daima boş sözü nakzeder.

8. Bir âlim münazarayı, kendisinden istifade edilmesi umulan âlimlerle yapmalıdır. Halbuki bugünün münazaracıları, gerçeğin hasmının sözünde tecelli etmesi korkusuyla, daima kendilerine göre küçük gördükleri kimselerle münakaşa eder ve boş şeyleri onlara yutturmak isterler. Büyükler ve fazıllar ile karşılaşmaktan sakınırlar.

İmam Gazali’nin İhya-yı Ulum’id-Din’de tavsiye ettiği bu sekiz ilkeyi göz önüne alırsak, Müslüman âlim ve aydınların televizyonlarda halkın önünde yaptıkları tartışmalar vahim bir tablo oluşturmaktadır. İmam Gazali’ye göre münazara hastalığına kapılan âlimler için, şu kötü huylara bulaşma tehlikesi vardır;

Haset: Münazara eden kendisini hasetten asla kurtaramaz. Münazarada kendisine galip gelen, üstün olan kimseye haset eder.

Kibir ve Böbürlenme: Münazara eden, emsal ve akranına karşı kibirden ve bulunduğu derecenin üstüne çıkmaktan kendini alamaz. Hatta münazaracılar dövüşmeye kadar gider, ben baş tarafta, sen aşağı tarafta oturdun diye birbirlerine böbürlenirler.

Kin: Bir münazaracı kincilikten kendisini kurtaramaz. Bir münazaracı düşünemeyiz ki, hasmının sözünü kabul edip kendisinin sözünü kabul etmeyen kimseye kin tutmasın. Mutlaka ona kin tutar ve bu kini içinde büyütür. Son gayreti nifakını gizlemektir. Fakat nasıl olsa bu nifak sızarak harice çıkar. Münazara eden, hasmından azıcık olsun sözüne kıymet vermemek halini görürse, ölünceye kadar çıkmayacak şekilde kalbine kin tohumu ekilir.

Gıybet: Münazaracı devamlı olarak gıybet halindedir. Çünkü hasmının sözünü anlatmaktan ve onu kötülemekten kendisini alamaz. Onun ifadelerindeki noksanlarını, aczini ve faziletinin noksan olduğunu mutlaka söyler. Zaten gıybet de budur, eğer bu konuda yalan söylüyorsa o zaman bir de iftira etmiş olur.

Tezkiye-i Nefs: Münazaranın afetlerinden biri de kişinin kendisini övmesidir. Doğru bile olsa doğru sözün en çirkini, kişinin kendisini övmesi olur.

Tecessüs (Casusluk): Münazaranın bir diğer afeti, insanların gizli kusurlarını aramaktır. Münazara eden daima hasmının sürçmelerini ve kusurlarını araştırır. Bulduklarını da halka ilan eder.

Münazaranın afetlerinden bir diğeri de başkalarının kederlerine sevinmek, sevinçlerine üzülmektir. Çünkü hasmı üstün gelir de sevinirse kendisi kederlenir, hasmı mağlup olur da üzülürse kendisi sevinir. Halbuki kendisi için istediğini, din kardeşi için istemeyen kimse müminlerin ahlakından uzakta kalır.

Münafıklık: Münazaracılar nifaka mecburdur. Çünkü hasmının ve onun taraftarlarının yanında sanki onlara karşı saygı ve samimiyeti, dostluğu varmış gibi davranırlar. Halbuki kalben düşmandırlar.

Münazaranın afetlerinden belki de en büyüğü, hakikati kerih görüp kabul etmemek ve haksız olduğunu bildiği halde mücadeleye devam etmektir. Çünkü münazaracının en çok nefret ettiği şey, hakikati hasmının ifade etmesidir. Münazaracı hasmı doğruyu söylese de, bütün gayretiyle inkara kalkışır ve onu çürütmek için her çareye başvurur. Bu halde gözü o kadar döner ki şeriatın hükümlerine, Kur’an’ın ayetlerine bile itiraza kalkışacak hale gelir.

Riya: Münazaracı Hakk’ın rızasını unutup halkın teveccühüne mazhar olmaya ve onların gönüllerini çelmeye çalışır. Bu ise riyadır.

İmam Gazali bu kötü hasletleri tafsilatıyla anlattıktan sonra şöyle buyuruyor; “Bilmiş ol ki şu saydığımız rezaletler, nam ve şöhret kazanmak isteyen, makama ulaşmak, servet ve ululuk temini için uğraşan vaizler, hatta kadılık, evkaf idareciliği, müftülük ve mezhep ilimleri ile uğraşanlar için de aynıdır. Hülasa ilim ile Allah rızasından başkasını isteyenler için hüküm aynıdır. İlim âlimi boş bırakmaz, ya ebedi felakete, ya da ebedi saadete ulaştırır.”

Başta da söylediğimiz üzere günümüzde müslüman âlim ve aydınlar, birçok imtihan ile karşı karşıyalar. Öncelikle de modern çağın ve Batılı düşüncenin getirdiği problemlerle başa çıkmak mecburiyetindeler. Bunu yaparken kullandıkları yöntem ve araçlara dikkat etmeleri ilmin gereğidir. Atalarımızın “Kem alet ile kemâlât olmaz” sözü hepimiz için önemli bir nasihattir. İmam Gazali’nin bize sunduğu perspektiften baktığımız takdirde, televizyonlardaki tartışma programları, Müslüman âlim ve aydınlar için “kem alet” ve yanlış bir metot olarak gözükmektedir. Tartışmanın araç değil bizzat amaç olduğu bu tarz programların hakikatin ortaya çıkmasına imkan vermeyeceği ve halka hizmet etmeyeceği açıktır.

Biz hakikati arayan aciz müslümanlar olarak, geleneği ve cumhur ulemayı eleştiren fıkıh ve hadis uzmanı ilahiyatçılarımızdan öncelikle kendi ilmi metotlarını geliştirmelerini ve ilan etmelerini bekliyoruz. Fıkıh mezheplerini eleştiren ilahiyatçılarımız, önce kendi metotlarını, fıkıh usullerini ve içtihat yöntemlerini ilan etmelidirler. Sahih hadis külliyatlarını muteber kabul etmeyen ilahiyatçılarımız da, Hadis ilmine dair kendi metotlarını, geliştirdikleri Hadis usullerini ve hadisleri sınıflandırma kriterlerini ilan etmelidirler. Böyle bir usul ve ilmi metot geliştirmediler ise, biz sadece onların akıl ve idraklerine güvenemeyiz. Çünkü tenkit ettikleri geleneğin ve cumhur ulemanın sağlam bir metotları, yüzyıllar içinde inşa ettikleri Usul-i Din, Usul-i Fıkıh, Usul-i Hadis denen yöntemleri vardır. Çağdaş münekkitlerin ilmi metotlarını ise henüz bilemiyoruz.

Kendi ilmi metotlarını geliştiren ve bunu ilan edebilen Müslüman aydınlarımız, elbette ki bu metotla tüm düşünce geleneğimizi baştan aşağıya tahlil ve tenkite tabi tutabilirler, tutmalıdırlar da. Ancak bu zaruri çabanın mecrası da halk arenası ve temaşa sahnesi değil yine ilmi muhitler ve platformlar olmalıdır. Müslüman aydınların önünde, ilmi metotların oluşturulmasından sonra ikinci bir mesele olarak; yeni bir ilmi tartışma metodunun ve platformunun ortaya konulması meselesi vardır. Farklı fikir ve tezlerin polemiğe dönüştürülmeden ve kişiselleştirilmeden karşılaştırılması, birbirlerini tartması, birbirlerinin eksik ve hatalı yönlerini ortaya çıkararak hakikate ulaşma yolunda birbirlerine faydalı olması ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Yoksa televizyon ekranları kadar akademik alanların da bilgi ve değer üretme konusunda ciddi sorunları bulunmaktadır.

Yetkin İlker Jandarİtkan-ı Muhkem, 29 Temmuz 2015

yetkinilkerjandar.wordpress.com

https://yetkinilkerjandar.wordpress.com/2015/07/29/tartisma-programlari-dine-ve-ilme-hizmet-eder-mi/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s