Ali Tarık Parlakışık / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

İçtimaî Hayata Dair

ictimai-hayata-dair

Çağdaş sosyoloji, büyük ölçüde içtimaî sorun, vakıa ve olguların çözümlerine odaklanmış bir durumdadır. Bu noktada sorulması gereken sual şöyle olabilir: Mevcut içtimaî hadiseleri tahlil etme ve içtimaî sorunları çözmenin yanında yeni bir proje, yeni bir toplum telakkisi, inkılab ve direniş aklı oluşturulabilir mi? Yani yeni bir proje, yeni bir toplum telakkisi, inkılab ve direniş aklını oluşturmada sosyal normları, içtimaî bilgileri kullanabilir miyiz?

ali-tarik-parlakişikEpistemolojinin meşhur meselelerinden damıtıp ele alırsak ve bu minval üzere bilgiyi, özne ile nesnenin (obje ile süjenin) ilişkisine bağlarsak, insanı manalandırmamızla ilgili olarak birçok sual hatırımıza düşer. Daha doğru bir tabirle bu sualler nitelik itibariyle insanın hayat ve hayatla ilgili öğelerine yönelik konum ve ilişkileriyle ilgili suallerdir. Peki, (insanın ne olduğu aklımızın bir kenarında durur iken) insanın hayattaki konumunu tefekkür edersek elimizde ne kalır? İnsan topluluklarından yola çıkarak meseleye yaklaşırsak, insanın insan ile, insanın zümre ile, insanın toplum ile ilişkisi nereye tekabül eder? Belki daha da mühim sual şu; bütün bu ve benzeri suallerin cevapları, insanın bilgi ve içtimaî hayatla olan ilişkisi açısından nasıl bir görünüm arz eder?

Bire bir aynı olmasa ve benzerlik taşımasa bile, sosyoloji ile psikolojinin kalkış noktalarında ufak da olsa bir iki ilişkili vakıa mevcuttur. İnsan ‘ben’inin gelişimi, evreleri (ilh…) ile ilgilenen psikolojidir; insanın topluluk halinde mukaveleleri, bu mukavelelerin seyri ve topluluk dayanışmalarıyla ilgilenen ise sosyolojidir. İnsan ‘ben’inden başlayarak, sistematik olarak konuların araştırma alanları üzerinden ilmi seyre göz atarsak, öncüllerinden manevî hallerine doğru eğilen bir hat üzerinde psikolojiden sosyolojiye doğru uzanan çizgiyi müşahede ederiz. Psikoloji tekil (fert) ile ilgilenirken, sosyoloji tekilin (ferdin) tekillikten çıktığı andan itibaren ortaya çıkan durumla ilgilenmeye başlar.

İnsanın tek başına yaşamaya müsait olmayan bir varlık olması, insanların ellerinde zuhur eden, vücut bulan hadiselerin incelenmesine sosyolojik/içtimaî bir renk katar. Bu manada insandan aileye, aileden topluma (ve toplumdan dünyaya) doğru evrilen insanın, psikolojik ve içtimaî görünümlerinin tahlili ciddi manada mühim bir mesele olarak ortada durur.

Birçok içtimaî hadise arasındaki ilişkiler aşikârdır. İçtimaî hususiyeti olan hadiselerin ve içtimaî hususiyeti olmayan hadiselerin, tek tek kategoriler halinde tahlil edilmesi, umumî hususiyetleri ve karakterleri gibi mesele ve mevzular, sosyolojinin mesele ve mevzuları arasında zikredilebilir. Bu minval üzere belirtilmesi gereken nokta şudur ki, zümre hesabı ile insan oluşumlarının iç ve dış ilişkileri, içtimaî gerçeklik, içtimaî vakıa, içtimaî tasavvur olarak sayılabilir. Haliyle burada (zaten) insanın varlığı zikredilmiş ve içtimaî ilişkilerin seyri gösterilmiş oluyor.

Çağdaş sosyoloji, büyük ölçüde içtimaî sorun, vakıa ve olguların çözümlerine odaklanmış bir durumdadır. Tabii olarak bu nokta vardır. Bu noktada sorulması gereken sual şöyle olabilir: Mevcut içtimaî hadiseleri tahlil etme ve içtimaî sorunları çözmenin yanında yeni bir proje, yeni bir toplum telakkisi, inkılab ve direniş aklı oluşturulabilir mi? Yani yeni bir proje, yeni bir toplum telakkisi, inkılab ve direniş aklını oluşturmada sosyal normları, içtimaî bilgileri kullanabilir miyiz? Sosyolojinin ve sosyologların böyle bir meselesi olur mu? Böyle bir mesele sosyoloji ve sosyologların meselesi midir? Evet, böyle bir mesele içtimaî yapıyla ilmî olarak hemhal olanların meselesidir. Sadece mevcut içtimaî durumu analiz/tahlil etmek değil yeni içtimaî aklı zuhur ettirecek şartları konuşmak da içtimaî yapıyla hemhal olanların meselesidir. Peki, yeni bir toplumsal aklın imkânlarını tartışmak mümkün mü? Yeni bir içtimaî akıl doğurabilme, tekevvün edebilme imkânı nedir?

İçtimaî olguların içtmaî hayatımızı etkileyebilme güçleri bir tarafa, bu noktada olguların ileriye doğru devam eden bir etki yanının, olayların ise bulundukları hal üzere bir etki yanının olduğunu göz önüne alarak devam etmeliyiz…

İçtimaî kalkınmalar, bir yerde güçlü ve sağlam bir içtimaî birliktelik tesis eden, ahenk içindeki aklın ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Tabii içtimaî dayanışmanın ehemmiyetini unutmamak gerekir burada.  İçtimaî olgu ve olayların siyaset, psikoloji iktisat-ekonomi gibi (b)ilimsel hüviyet kazanmış sahalarla irtibatı aşikârdır. İnsan hayatındaki gelişme ve vakıaların sahip oldukları nitelik itibariyle aksiyon ve kaos planında her nevi etkisi insan hayatında mevcuttur ve bunlar, diğer sahalarla da ilişkilidir. Kısa ve basit bir işaretleme yapacak olursak, toplumun/içtimaî dayanışmanın aksiyona geçmesiyle birlikte toplumu/içtimaî dayanışmayı meydana getiren insanların siyasetleri de aksiyona geçer. Modernizmin belli bir tarihî süreçte tepesine çöktüğü bizim gibi toplum, ülke ve coğrafyalarda bu durum daha bir ehemmiyeti haizdir.

Eğitim gibi nesil telakkisi ve projesi olan ya da en azından etkisi olan sahaların ise içtimaî direnişteki büyük ve etkili rolü daha ışıldar bir vaziyettedir. Toplumun gerekli mecrada yol bulması için içtimaî hadiselerin ve içtimaî hayatın rolü böylece anlaşılmış oluyor.

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s