Ali Bulaç / Felsefe-Düşünce / Yorum-Analiz / İktibaslar

İslam’ın Değil Müslümanların Krizi  

islam-krizde-mi-1Müslümanlar, Batı’da 18. yüzyılda formüle edilen Aydınlanmanın sağladığı devasa büyüklükteki ekonomik ve teknolojik “kalkınma”, “servet”, “güç ve iktidar temerküzünü” İslam’da aramaya kalkıştıklarında İslam buna vize vermedi; vermeyince de hem Müslümanların geri kaldığını hem de İslam’ın kriz içine girdiğini iddia ettiler. Gerçekte bu İslam ve İslam düşüncesinin ne sorunuydu ne kriziydi.

İslam Krizde midir?

İslam düşüncesi, Batılı oryantalistlerin veya aydınlarımızla bazı ilahiyatçılarımızın iddia ettiği gibi, bugüne kadar herhangi bir inkıtaa uğramış değildir. Bu anlamda tarihin herhangi bir döneminde İslam düşüncesinin ciddi bir krize girdiğini düşünmüyorum. Ortada bir kriz varsa, bu İslam düşüncesinin değil; Müslümanların krizidir. Ne zaman ki Müslümanlar, kendi düşünce kaynaklarıyla ilişkilerini kopardılar işte o zaman krizin içine girmiş oldular, bunu da İslam düşüncesinin krizi olarak tanımladılar.

Ve ne zaman ki Müslümanlar, tarihin bir kesitinde, özellikle 19 ve 20. yüzyıllarda, cevazını, meşruiyetini bulamayacakları taleplerde bulunmaya başladılar, İslam onlara bu cevazı, bu meşruiyet çerçevesini vermedi. O zaman da İslam’ın bir kriz içinde olduğunu söylediler; özellikle de Batı’yla temasa geçtikten sonra kriz lafı iyice tedavüle girmiş oldu.

Müslümanlar, Batı’da 18. yüzyılda formüle edilen Aydınlanmanın sağladığı devasa büyüklükteki ekonomik ve teknolojik “kalkınma”, “servet”, “güç ve iktidar temerküzünü” İslam’da aramaya kalkıştıklarında İslam buna vize vermedi; vermeyince de hem Müslümanların geri kaldığını hem de İslam’ın kriz içine girdiğini iddia ettiler. Gerçekte bu İslam ve İslam düşüncesinin ne sorunuydu ne kriziydi.

Geriye dönülüp suçlular arandığında da en başta suçladıkları Gazali oldu; oysa Gazali’nin bunda ne hatası ne de suçu var. Meşru ve fıkhen cevaz alabileceğimiz taleplerde bulunduğumuz sürece İslam bize o cevabı verdi, ortaya çıkan ihtiyacı karşıladı; ancak Müslümanlar meşru olmayan bir talepte bulundukları zaman İslam onlara bunu vermedi. Mısırlı Hasan Hanefi, “İslam da, Kur’an da her şeye cevap vermiyor” diyerek, Kur’an’a ve İslam düşüncesine eleştiriler yöneltmektedir. Dahası Kur’an’ı bir markete benzetiyor ve “içine girersen ne ararsan bulursun” diyor. Bir bakıma doğrudur bu; çünkü eğer aradığın ve talep ettiğin şey meşruysa Kur’an onu sana verecektir. Dolayısıyla talep edilen şeyin niteliği önemli; zira bu markette -Kur’an’da- domuz eti arıyorsan onu sana vermeyecektir, her aradığını Kur’an’da bulamazsın. Mesela o markette, daha doğrusu o düşünce kaynaklarında Liberal bir felsefe veya faize cevaz arıyorsan bunu sana vermiyor ve hiçbir zamanda vermeyecektir. Çünkü İslam, tarihin hiçbir döneminde köle emeğiyle, talanla, yağmacılıkla, sömürgecilikle, faizle sermaye biriktirmenin değil yanında olmak, hep karşısında oldu. Osmanlıda isteseydi kapitalizme geçebilirdi, Müslümanca bir takım kaygıları ve onu sınırlayan bir takım limitler (hudud) olmasaydı bu gerçekleşebilirdi. Üç kıta üzerinde hâkimiyeti vardı, buraları sistematik bir şekilde sömürseydi olurdu elbette. Tabii ki hiç talan, yağma olmadı denemez; mutlaka bu tür şeyler olmuştur, ama talan ile sömürgecilik veya emperyalizm ayrı şeylerdir. Osmanlı sarayında, büyük konaklarda uşaklar, köleler vardı, ama köle ticareti ve köle emeği üzerine bir ekonominin, bir sistemin kurulması söz konusu değildi. Osmanlı da sömürseydi o da sömürgeci devletler gibi sermaye birikimini yapabilirdi, yapmadı; çünkü İslam buna mani oldu. Senin insanları kitlesel halde öldürme arzun rasyonel bir forma dönüşmüşse; elbette atom bombası üretirsin; fakat seni bir din önlüyorsa ne yaparsan yap bir atom bombası üretemezsin. Bu senin atom bombası üretemeyecek bir zekâya ve bilgi eksikliğine sahip olduğun anlamına gelmez; çünkü o bilgiye ulaşılabilir, mümkündür; istersen ulaşırsın, fakta seni alıkoyan hükümler, hudutlar söz konusu ise yapamazsın. Gerçek şu ki, İslam düşüncesi bir krizin içine girmemiştir; Müslümanların, daha doğrusu modern Müslüman zihnin bir krizinden söz etmek gerekir.

Ele aldığımız politik ve ekonomik olaylar ile düşünce arasında bağıntılar var. İnsanlar bitkilerden ve hayvanlardan farklı yapıda yaratılmışlardır. İbn-i Sina’nın “nefs” kavramını kullanmak icap ederse insanın bedeniyle ilişkili ve fakat ondan tamamen bağımsız bir cevher olan nefsin diğerlerinden farkı akli idrak ve iradeye sahip olmasıdır. Nebati neftse beslenme, büyüme ve üreme söz konusudur; hayvani neftse ilaveten duyusal idrak ve hayli alt düzeyde tezahür irade var. İnsan ise bilgi, irade ve kudretle donatılmıştır; bilir ve bildiğini de bilir. Bilen özne nebati nefs gibi salt beslenme, büyüme ve üreme ile yetinmez, hayvandan farklı bilgisini temellendiren akli idraki var; öyleyse insanı diğerlerine üstün kılan ahlaki mahiyetidir. Ahlaki mahiyetini kaybetmiş insan krize girer. Bu açıdan baktığımızda bizim karşısında geride kalıp krize girdiğimizi zannettiğimiz “görkemli uygarlık” salt nebati ve hayvani nefse hitap eden dinamikleri referans salıp diğerlerini, akli idraki ve ahlaki olanı devre dışına çıkardığından, başka bir deyişle “dini dışarı çıkarıp” her geçen gün biraz daha sekülerleştiğinden asıl kendisi derin bir krizin içindedir.

İslam krizde değildir ama kamu politikalarında iktisattan sosyal hayata ve kültüre kadar İslamiyet’i referans almayan Müslümanlar derin bir krizin içindedirler. Müslümanların krizi dinlerini bir kenara bırakıp iki yüz senedir Aydınlanmanın temel felsefi varsayımlarını referans almalarından kaynaklanmaktadır.

Ali Bulaçdunyabulteni.net, 26 Nisan 2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s