Ömer Yılmaz / Yazarlar / Yaşam

Absürtlükler Âlemi – En İyisi Uyumak!

ömer-yılmaz-köşe-3Belki de uykuda kaldığımız süre böyle bir dünyada absürtlükten uzak olduğumuz yegâne zaman dilimini teşkil ediyor.

Bu dünyada, bu toplumda 5 dakika iyiden iyiye düşünüp de aklını atacak duruma gelmeyenin vicdanı yoktur! Mâlûm-i âlîniz zombi filmleri moda oldu, modern birey, toplum, insanlık toptan zombi olmuş zaten, filme ne gerek var, dışarıya çık yahut sosyal medyaya gir her gün seyret!

Cahillerin cehaletinin âlimlerin ilmine galebe çaldığı bir ülkede dikiş tutacak herhangi bir sökük yahut yırtık kalmamıştır, işin kötüsü bu elbise artık yama da tutmaz. Evlerinize kapanın, bir ağacın kovuğuna sığının, bir mağarada inzivaya çekilin, cahiller için kendinizi heba etmeyin. Cahil, cahil olduğunu bilmediği zaman âlimlik taslar, âlimlik taslayan cahil âlim olamaz ama cehaletinin farkında olan cahilin âlim olması ihtimal dâhilindedir. Güzel yurdumda cehalet açık ara önde gidiyor.

Ne kadar “okur” ve “sever” insanlar var, “falan okurları”, “filan severler”, elinizin körü! Memleket bu halde olduğuna göre ya başka bir tarafıyla okuyor ya da yanlış insanları seviyor millet.

Yalan her yere sirayet etmiş. Cep telefonunun fatura ödemesini geciktirince telefon aramalara kapanmış, numarayı çeviriyorum, operatör “Yanlış numara çevirdiniz” diyor. Allah Allah, fihristte kayıtlı olan, daha önce defalarca arayıp konuştuğum bir numara, sonra anladım ki, fatura ödenmediği için kesilmiş, gittik ödedik. “Yanlış numara çevirdiniz” de ne demek ulan, adam gibi “Faturayı ödemediğiniz için telefonunuz aramalara kapanmıştır” desenize, yalancı müptezeller!

Haftalık izin günümde berbere gidiyorum, saçlarımı kestireceğim, saat 11’de ancak dükkân açıyor beyefendi, maçası gayet geniş, sorsan “iş şöyle iş böyle” başlar maval okumaya, esnaflık ahlakınıza üç nokta koyayım ben sizin!

8 ilin İstanbul nüfusu kendi şehirlerinin nüfusunu geçmiş, Erzincanlı, Giresunlu, Kastamonulu, Sinoplu, Sivaslı, Tuncelili, Bayburtlu ve Ardahanlı sayısı, bu şehirlerin nüfusunu geride bırakmış. Taşı toprağı altın, gel vatandaş, nasıl olsa yer bol, ıssız, tenha bir şehir İstanbul, canımız çok sıkılıyor burada, sen de gel!

Modern insan bilgisayarına, cep telefonuna duyduğu sevgiyi insana duymuyor, böyle bir manyaklık olabilir mi? O “akıllı” telefonlarınız bir gün başınıza iş açacak, bir de bakacaksınız ki, ne sosyal hayat kalmış, ne aile, ne de ruh sağlığı, alayınızı tımarhaneye kapatacaklar.

İşe giderken yolumun üzerindeki bir bâyiden gazete alıyorum, maksat yolda zaman geçsin. Eviriyorum, çeviriyorum, güya içinde haber var, köşe yazısı var, hakikatte bomboş sayfalardan ibaret, yalan var, çarpıtma var, kara propaganda var, yaptıkları en iyi iş bulmaca sayfası hazırlamak. Gazeteler üzerlerinde ayakkabı boyamak için kullanılırlarsa anlam ifade ederler, gayrı bir işe yaramazlar. Bir de cam silme işi var, orada da “değerlendirilebilirler”.

İş güç, ekmek parası derken akşam oluyor, eve dönüyorum. Hoş geldin, beş gittin, namaz, yemek derken bilgisayarı açıp sosyal medya denen âleme giriyorum. Face’i bir açıyorum, tak, köşede bir kadın donu reklamı, canlı kanlı bir mankenin üstünde, karşımda yusyuvarlak bir şey duruyor, çarpıyı tıklayıp kaldırıyoruz, sonra yeniden, yeniden, yeniden… Ulan arkadaş biz her yandan “mesaja” maruz kalan zavallılarız. Sosyal medyanın ahlakına da bir üç nokta koyuyorum!

Paylaşımlara bakıyorum, -kaliteli paylaşım yapanları tenzih ederek söylüyorum- alıntı, çalıntı, caps, photo-shop, illüstrasyon vesaire, kendi fikriniz yok mu hiç la, iki kelâm etseniz de feyz alsak!

Hz. Hamza’nın Çağrı filminden ç/alıntı “Gözümün gördüğü hiçbir şeyden korkmam” sözünü paylaşırken Anthony Quınn’in, Selahaddin Eyyubi’nin sözlerinden birini paylaşırken Gassan Mesud’un fotoğrafını paylaşanlar, deli misiniz, yoksa manyak mısınız!

“İslam devrimi” falan filan diyenler var, etrafı paylaşım bombardımanına tutuyorlar. Sabaha kadar sanal âlemde herifler, sonra kafayı vurup öğlene kadar yatıyorlar, bazıları da geç yatıp sabah namazına kalkamıyor. Pireler, radikal “devrimci” Müslüman’ın kıçında dörderden çift kale maç yaparken, onun kötülediği mahallenin gariban sûfîsi saati kurup gece teheccüde kalkıyor. La gidip önce vakit namazlarını zamanında kılın, devrim sizin ne haddinize!

Türdeş adamlar tarihe, kültüre, geleneğe sövüyorlar “çok kıymetli” paylaşımlarında. Tarihle, tarihe adını altın harflerle yazdırmış insanlarla başa çıkabilecekleri vehmine kapılmışlar. Çapınız yetmez arkadaşım, Gazalî’nin, İbn-i Arabî’nin, Said Nursî’nin ölüsü bile sizi pataklar, bırakın ona buna çamur atmayı, kulaktan dolma konuşmayı falan, gidin biraz kitap okuyun!

Öte yandan çakma sûfîlerin paylaşımları beliriyor ekranda. Ben lisedeyken bir kız sevdim, 71 kilodan 58 kiloya düştüm, herif “Allah aşkı”ndan söz ediyor 120 kilo, yalancı müptezel!

Saat gece yarısına yaklaşırken gözlerime uyku çöküyor, “boş ver” diyorum, “kapat bilgisayarı kalk yat”. Kafayı vurup yatıyorum. Belki de uykuda kaldığımız süre böyle bir dünyada absürtlükten uzak olduğumuz yegâne zaman dilimini teşkil ediyor. Allah’tan karışık rüyalar görmüyorum, benim ekran gayet temiz, yoksa halimiz harap. Yani; en iyisi uyumak!

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s