Din / Felsefe-Düşünce / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Rabbinin Rahmetini Onlar mı Bölüştürüyorlar?

mevlüt-hönül-köşe-2Dünyalık olarak elde edilen malların Allah katında değeri, onların ancak ilahî esaslara göre kullanılmaları ile artar. Bunun dışında elde edilen dünyalık Allah katında hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü dünyalık, mü’mine de, kâfire de, sefihe de, akıllıya da, zalime de, mazluma da verilir. Lakin manevî rahmetten ancak iman edip salih amel işleyenler, muttaki kullar yararlanır.

“Yoksa Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? (Hayır, nasıl ki) bu dünyada rızkı (geçim araçlarını) onlar arasında bölüştüren ve onların bazısını başkalarına yardım etmeleri için diğerlerinin üstüne çıkaran biziz (aynı şekilde, dilediğimize manevi bağışlarda bulunan da biziz); Rabbinin bu rahmeti, onların yığabilecekleri bütün (dünyevi servetler)den daha hayırlıdır.” (Zuhruf: 32)

Ayet-i kerimede kimilerini kimilerine üstün kılma, bir ferdin diğer ferde üstünlüğü veya egemenliği anlamında değildir. Bu şekilde düşünülen bir üstünlük anlayışı sömürgen anlayışların ürünüdür. Toplumsal bir birliktelik içinde yaşamaya ihtiyaç duyan insanoğlu, iş gücüne, kabiliyetine, azmine göre birbirinin işini görür, birbirine iş gördürür. Bu iş görme/gördürme, egemenlik, üstünlükle değil insanların birbirleriyle var olmaları şle alakalıdır.

Statükocu anlayış, bu ayette verilmek istenen mesajı, rızık bağlamında insanlar arasındaki farklılık veya üstünlük olarak algılamaktadır. Bu yanlış algıya karşı ayet-i kerimede gerçek manada verilmek istenen mesaj, insanların farklı yetenek ve iş güçlerine göre rızık elde ettikleri ve rızkı fazlaca elde edenlerin bu elde ettikleri rızıkla diğerlerine yardım etmek zorunda olduklarıdır.

Rabbimizin rahmetini bölüştürmeye hiçbir güç kadir değildir. Rab, terbiye eden, gözeten, koruyan, kanun koyandır. Kulun yegâne velisi, yardım edeni, rızık vereni, onu dirilten, ona hayat veren ve onu öldürüp ardından tekrar diriltecek olan, ceza veya mükâfat verecek olandır. Allah, yaşamımız boyunca bize verdiği emanete sahip çıktığımız, razı olduğu emir ve yasaklara riayet ederek, O’nun sınırlarını koruduğumuz zaman mükâfatını bahşedecek, aksini yaptığımızda ise bizi cezaya çarptıracaktır.

Yaşam boyu geçimini sağlamak için gerekli olan geçim araçları (rızkı) Allah insanların kendi yeteneklerine, işgüçlerine, azimlerine bağlı olarak vermektedir. İnsanların bu yeteneklerine bağlı olarak rızkın dağılımı insanlar arasında farklılık gösterebilir. Bu ilahî kanun gereği böyledir. Lakin kapitalist sistemlerde yetenekten ziyade kişisellik arz eden bu husus, fertler bazına indirgenerek adaletsiz bir dağılımın önü açılmaktadır.

Örnek verecek olursak, bir iş ataması gerçekleşeceği zaman, adalet gözetilmeden, iş gücüne bakılmadan, yeteneği göz ardı edilen, o işi hak eden kimsenin yerine, dayısı, ağası, adamı, torpili vs. olanlara öncelik tanınmakta yahut akrabalık bağı öne çıkarılmakta, dolayısıyla sonuçta şu veya bu şekilde adam kayırmak suretiyle haksız uygulamalar yapılmaktadır.

Yeteneğe, iş gücüne ve azme bağlı olan rızık hususunda her insanı eşit gelir düzeyine çıkarma çabaları bu ayet-i kerimenin ortaya koymuş olduğu hakikate ters düşer. Tüm insanları eşit gelire sahip kılmak imkânsızdır. Esas olan elde edilen rızkı rıza-i ilahî doğrultusunda insanlara yardım etmek için kullanmaktır.

Dünyalık olarak elde edilen malların Allah katında değeri, onların ancak ilahî esaslara göre kullanılmaları ile artar. Bunun dışında elde edilen dünyalık Allah katında hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü dünyalık, mü’mine de, kâfire de, sefihe de, akıllıya da, zalime de, mazluma da verilir. Lakin manevî rahmetten ancak iman edip salih amel işleyenler, muttaki kullar yararlanır.

Allah’ın insanların kimini kimine üstün kılması, elde edilen dünyalıkların, rıza-i ilahînin gerekli kıldığı şekilde kullanımına ilişkindir. Rızkı elde etmek, insanın kendi gayreti ve yeteneğine bağlıdır.

İslam, servet hususunda belli bir zümrenin servet biriktirmesine, savurganlık yapmasına/israf etmesine, cimri davranmasına karşın elde edilen serveti yetimlere, yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine Allah yolunda infak etmeyi emreder. Genelde fakirliğe sebep olan, işverenin işçiye emeğinin karşılığını tam ödememesi, kazanılan malı Allah yolunda infak etmemesi, biriktirdikçe biriktirmesidir. Bu tür tutum ve davranışlara karşı Allah, adaleti gözetmemizi ve rızık olarak elde ettiklerimizi infak etmeyi emretmektedir.

Rızkı verme hususunda Allah, yeryüzüne serdiği nimetler bağlamında yarattığı her kula eşit taksimat yapar. Ancak insanlar adaletsizlik yaparak bu taksimatı kendi çıkarlarına olacak şekle soktukları zaman toplumda zengin-fakir ayrımı ortaya çıkar. Günümüzde bu anlayışın önde gelen mümessillerinden biri de din baronlarıdır, bunlar dinin içini boşlatmak, onu başka bir şekle sokmak, böylece insanları uyuşturmak suretiyle ceplerini doldurmaktadırlar. Hiç şüphesiz burada ilmi istismar ederek diğerleri karşısında “üstün” duruma gelme ameliyesi söz konusudur.

Adalet hususunda başvuracağımız tek merkez Kur’an ve Allah Resulüdür, bu ikisi birbirinden ayrılmaz. Kur’an, rızık hususunda her daim adaleti emrederken, adaletsizlik yapanlar, “Allah bana verdi” diyerek suçu Allah’a yüklemekte, yoksulların haklarını gasp etmekte, fukaranın hakkı olan mallara el koymaktadır. Böylelerine şu kadarını söylemek icap eder: Kendi ellerinizle yapıp ettiklerinizi Allah’a mal etmekten utanmalısınız; Allah adildir, zalim olan insandır.

Günümüz dünyasında Ebu Leheblerin ellerini kurutmak hiç de kolay değil. Hâkim oldukları ticarî-malî kaynaklar ve siyasî-askerî-polisiye güç vasıtasıyla insanlığı daha uzun zaman boyunduruk altında tutacakları aşikâr, üstelik mustaz’afların karşı yöndeki gayretleri neredeyse yok denecek seviyede iken. İlk iş bu prangacıların veya boyunduruk sahiplerinin hırsızlık, gasp ve sömürü ürünü zenginliklerine ehemmiyet vermemek ve dayanışma bilincini yaygınlaştırmak olmalıdır.

Bu zümrenin insanlığı boyunduruk altında tutmasına karşı hamle ile cevap vererek, insanoğlunun rızkını hakkıyla kazanmasına, emeğinin karşılığını tam olarak almasına olanak tanıyacak bir düzen tesis etmek mü’minlerin boynunun borcudur. Onlara bu görevi yükleyen Allah’ın bizzat kendisidir. İktidar sahiplerinin ellerinde bulundurdukları imkânlarda gözümüzün olmadığını, bilakis ellerinde bulundurdukları imkânların bizim üzerimizde herhangi bir etkisinin olmadığını, olamayacağını pratikte ortaya koymakla yükümlüyüz. .

Hangi durumda olursak olalım, cehennemin yakıtı olan bu lanetli zihniyetin bizi kiralamasına, kullanmasına, dinimizi pazarlık konusu yapmasına müsaade edemeyiz, etmemeliyiz. Hiçbir Karunî ve Firavunî gücün bizleri yönetmesine, yönlendirmesine, üzerimizde söz sahibi olmasına ve emeğimizi sömürmesine izin vermemek durumundayız ki, bunun da tek yolu fakir ellerimizi birleştirmektir.

Ayrılığa düşmeksizin, dünyanın maddî ihtişamını ellerinde bulunduranlarla mustaz’aflar arasında tercihimiz hiç tereddütsüz mustaz’aflardan yanadır.

Mevlüt Hönülakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s