Ali Tarık Parlakışık / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Aksiyon

ali-tarik-parlakişikNecip Fazıl’ın dediği gibi aksiyon, “fiilde erimiş fikir”dir. Fikrin ve ilmin asaletini libas gibi kuşanmış adamların, davalarına sadakatleri her zaman etkileyicidir; çünkü fikir ve ilim ciddi bir tecrit faaliyeti ister. Manalandırabiliyoruz ki, bir ıstırap çekme ve çekilen ıstıraptan zevk alma hassesi mevcuttur burada.

Aksiyon… Temeli, yönü, buudu, veçhesi, amaçlılığı ile aksiyon… İnkılâp vasıtası aksiyon… Aksiyon; anlayış ve telakki zemininde, bir hareket zeminine bağlı bir davadır. Meydan yerinde nümayiş yapan bir kimse de aksiyon halindedir, ciddi bir okuma faaliyetini keyfiyet hesabıyla peşi sıra sürdüren de.  Fikrin asaletine peşi sıra bir uğraş, fiil ve eylem takipçiliği ve tatbikçiliği ile hemhal olma durumuna âşık olmak; belki de mütefekkiri, mütefekkir yapan espri, meselenin lübbü, özü burada. Dışarıdan görüleceği şekilde alev alev yanarak bir davaya muhatap olmak ve mutabık kalmak, can ve kan pahasına davanın kölesi olmak… Vakıayı, davaya göre nazar etmek… Fikrin, ilmin uğrunda aksiyon ve davanın uğrunda aksiyon… Necip Fazıl’ın dediği gibi aksiyon, “fiilde erimiş fikir”dir. Fikrin ve ilmin asaletini libas gibi kuşanmış adamların, davalarına sadakatleri her zaman etkileyicidir; çünkü fikir ve ilim ciddi bir tecrit faaliyeti ister. Manalandırabiliyoruz ki, bir ıstırap çekme ve çekilen ıstıraptan zevk alma hassesi mevcuttur burada. Pek tabii ciddi bir tecrit amelinin varlığını gözden kaçıramıyoruz ve varoluşun kodlarını çözme iştiyakı da bir yandan destek oluyor bu mevzuda. Unutulmamalı ki varoluşun kodlarını çözme iştiyakı bu mevzuda destek olurken bir taraftan da can yakıyor.

İbn-i Teymiyye’nin çöle vardığında dediği gibi,

Uzaklaşıyorum evlerden, belki kalbe

O sırrı gizlice anlatırım diye

söyleyebilmek, bu manada ciddi bir çile ve iştiyakı tedai ediyor zihinlerimize. Toplumdan kaçıp tek göz odada hayat sürmeye övgü değil; bilakis davanın ve fikrin çilesine iyiden iyiye varma meselesi… Kalbi kurumuş bir dünyada, dünyanın magmasına nüfuz etme uğraşısı veya aşkı…

Fikri duruşu, başlı başına bir aksiyon, bir hamle halinde hissetmek iştiyakı da diyebiliriz buna. Davamızın varlığını hissetmek veya var olan davamıza göre yontulmak… Makine seslerinin boğuculuğunda, o seslerin peşi sıra ekmek parası kazanan delikanlı adamları hissetmek ve anmak belki de…

Netice de fikrin asaletine ulaşmak ve aksiyondan koparmamak… İmam Zeyd b. Ali’nin, savaşa tutuşmadan önceki gece, ordusunu dolaşırken kulağına gelen müzik, eğlence seslerinden dolayı savaşın böyle bir orduyla kazanılamayacağı yönünde yorum yapması gibi veya (Zeyd b. Ali’yi destekleyen) Ebu Hanife için, İmam Malik’in, istediği takdirde insanları taş bir sütunun aslında altın bir sütun olduğuna inandırabileceğini ifade etmesi gibi… Derin tefekkür aşkı… Etkileyici ve sürekli yenileyici bir tefekkür aşkı…

Ey Nefsim! Belki de bu aşktan istiyorsun. Belki de gücünün zayıf olduğunu da biliyorsun, hatta beş paralık bile adam olmadığının farkındasın… Ey nefsim! Bir dünya kursan mesela. Bir çocuğun dondurması erirken, öbür çocuğun da dondurması erise mesela… Bir gönül adamı ile tanış olsan mesela, ilk sohbetinde sana Kuşeyri’den, Gazali’den pasajlar okusa… Ölsen ve seni Anadolu’nun nadide metrekarelerine defnetseler, her gün Fatiha okuyanın bol olsa… Derdin nedir bilmem ama dertlisin orası belli… Hiçbir zaman pervasız olamadığına yanıyorsun belki de. Halbuki mahallenin namusunu koruyup kollayan ağabeylere özenmiştin hep. Hani şu elinde otuz üçlük tespih sallayan ağabeyler… Ey Nefsim! Dinle, belki de tarihin geri gelmesini istiyorsundur… Malatyalı Gıngış Anneanneyi özlüyorsundur belki de, şimdi olsa ve mahallenin çocuklarıyla birlikte Muhammediye’den sohbet yapıp, şeker verse diye içinden geçiriyorsundur… Dinle ey nefs, dinle! Medeniyetin kayıp çocuklarıyla birlikte, medeniyetinin ara sokaklarına dalmanın ve ara sokaklarda kaybolmanın ve bunun için de gerekli aksiyonu ortaya koymanın hülyalarında arşın arşın dolaşıyorsundur, belki de…

Sûfîlerin dilinde ki “ibnu’l-vakt” terkibi, belki de meselenin topak topak halelendiği yerlerden biri burasıdır. Sabit ayağa bağlı, sabit olmayan ayağın izinli bir şeklini anımsatır “ibnu’l-vakt”… Dinamik bir manası olan bu “ibnu’l-vakt” diri, dipdiri, hep diri olmanın tefekkürüne dâhil eder bizi. Bulunduğu kabın halini almak değil; bilakis kabın dar geldiği yerde kabı çatlatmak…

İçtihad için cehdin sırrı gibi…

Tefekkür, fikir, mütefekkir; aksiyon, hareket, kuvvetin ahenkli ve dinamik manası; içtihad, cehd, müçtehid… Böyle sıraladığımızda “aksiyon”un yeri ‘fikir’ ve ‘içtihad’ arasında olur. ‘Fikir’ ‘tefekkür’e bağlanır ve ‘içtihad’ ‘cehd’e bağlanır, ‘içtihad’ da bir ‘aksiyon’dur, ‘fikir’ de bir ‘cehd’dir; ‘aksiyon’ ise ‘fikir’de de mevcut ‘içtihad’da da!

Fikrin de aksiyonun da bu manada amacı, yolu, yordamı bellidir. Metot da bellidir; metot asla götüren vasıta ve süreç boyunca görünen vasıta ile ilgili ilişkiler… Fikrî mukaveleler de bu manada hem asla götürür -her an yanı başımızda dururlar- hem de ‘ben’i ayakta tutarlar. ‘Ben’, fikri aksiyon ile vardır; bu manada ‘ben’, ‘hayat’ın tadını fikrî aksiyon ile tadar. Fikrî aksiyon da fiili aksiyonu hazırlar, ‘ben’ için…

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s