Ömer Yılmaz / Yazarlar / Yaşam

Beşerî Aşk; Aşk Değil İşkence Mübarek

ömer-yılmaz-köşe-3İnsana dayanmak en büyük hatadır. Sırtını fani olana dayayan felakete hazır olmalıdır her zaman. Sonunda büyük darbe gelir. Büyük bir boşluk oluşur kişinin hayatında, bunalım derinleşir gün geçtikçe, inançların, düşüncelerin, dünya görüşlerinin sorgulanmasına kadar varır iş.

Hemen belirtmiş olayım; başlıktan da anlaşılacağı üzere yazının konusu ilahî aşk değil, beşerî aşk; ulvî değil, denî, süflî bir şeyden söz ediyoruz sizin anlayacağınız.

Aşk… İnsanlığın tarih boyunca içinden çıkamadığı labirent… Çeşitli şekillerde tanımlanmaya çalışılmış aşk ama hep bir yanı eksik kalmış tanımların. Herkes kendi bakış açısından değerlendirmiş meseleyi doğal olarak. Kimi acı çekmektir demiş aşk için, kimi de karşı cinse duyulan derin sevgi şeklinde ifade etmiş onu. Kimi tinsel bir şey olarak nitelendirmiş, kimi de materyalizmin doruklarına tırmanıp beyindeki kimyasal değişim olarak izah etmiş, basit bir hormonal durum olarak yani.

Realist olmak lazım biraz. Her ne olursa olsun, her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın, insanlığın yaşadığı tecrübeler şunu gösteriyor ki aşk denen şeyin sonunda iki kalpten biri kırılır genellikle. Yani birtakım sakat durumlar söz konusudur aşkta. Onun için yaş tahtaya basmamak lazımdır.

Neyse, aşk zannedilen “aşklardan” söz etmek istiyorum ben bu yazıda. Dengesiz insanların zarar verici heveslerinden, yaralayan, hayat karartan, lambaların söndüğü, duyguların ırzına geçildiği gönül ilişkilerinden yani.

Sudan sebeplerle veya birtakım bahanelerle birinin diğerini yarı yolda bıraktığı “aşklar” vardır hani. Ağzına tüküreyim böyle aşkın ama sonuçta aşk olarak literatürde yer bulmuş bu tür ilişkiler. Sonuçta taraflardan biri harbiden âşık ya, ondan herhalde. Terk edilenin hayatı kayar böyle “aşklarda”, kaymak ne kelime slalom yapar hatta.

Bu çeşit ilişkilerde cesaretsiz, daha çok da bencil, maymun iştahlı kimselerdir terk eden sevgililer. Korkarlar sevmekten sevilmekten, bağlanmaya gelemezler hiç. Zorluğa katlanamazlar, fedakârlık nedir bilmezler. Yanar döner tiplerdir çoğunlukla, adına aşk maşk derler ama son derece hesaplı kitaplı hareket ederler. Önce kaptırırlar kendilerini sözde aşka. Büyük bir coşkuya kapılırlar başlangıç aşamasında. Aslında âşık olmak değildir onların ki, âşık olduklarını zannederler sadece. Gerçekte geçici bir hevestir bu. Öyle bir geçer ki sormayın gitsin.

Karşılarındaki zavallılar -kadın da olabilir bu, erkek de- umut bağlarlar onlara, ateşe atarlar kendilerini yani. Çünkü sırtını insana dayamak en büyük hatadır. Sırtını fani olana dayayan felakete hazır olmalıdır her zaman. Sonunda büyük darbe gelir. Büyük bir boşluk oluşur kişinin hayatında, bunalım derinleşir gün geçtikçe, inançların, düşüncelerin, dünya görüşlerinin sorgulanmasına kadar varır iş. Kişi, Allah’a inanıyorsa eğer O’na bile sitem etmeye başlar. Oysa kendi edip kendi bulmuştur “akıllı”.

Çeşitli yol ve yöntemler denenir bunalımı aşmak için. Bazısı çivi çiviyi söker deyip acısını başka bir ilişkiyle bastırmaya çalışır. Bu, yeni sevgiliye karşı büyük bir haksızlıktır elbette. Bazısı kendini sokaklara atar, durmadan yürür, günlerce, haftalarca, hatta aylarca arşınlar yaşadığı şehri, bazısı kendini yazmaya veya resim yapmaya verir, bazısı yukarıdaki örneğin tersine dindar olup çıkar bir anda, bazısı da içkiye vurur… Sonuçta unutmak için bir çare vardır her zaman.

Aşk acısı yüzünden intihar edenlere gelince, bu konuda üstesinden gelinemeyecek derecede zaafı olan kimselerdir onlar. Böyle yaşamaktansa ölmeyi yeğlerler. Kendileri yüzünden intihar edildiğini duyan “bulunmaz Bursa kumaşları” bir yerlerine kına yakarlar mı acaba veya içleri sızlar mı, bilinmez.

İstisnalar dışında kimsenin içinin sızlayacağını sanmıyorum ben, çünkü 21. Yüzyılda yaşıyoruz baylar-bayanlar, ticaret ve politika bir yana aşkta, sporda, sanatta, mendil kapmaca oyununda, seksekte, miskette, FIFA 2016’da, hatta anasının nikâhında bile kayıtsız şartsız kazanmak istiyor herkes. Diğerlerine acı çektirmek uğruna da olsa hayatın her alanında kazanmak istiyor insan. Bu durumda terk edenin havasından da geçilmiyor doğal olarak. Bu tür insanlar acayip haz duyuyorlar terk edilen değil de terk eden taraf oldukları için.

Terk edenin ihtiyacı kalmamıştır karşısındakine, kendince yaşadığını yaşamış, hevesini almıştır. Yeni limanlara yelken açar, terk etmenin verdiği güvenle. Bir tencere kapağıdır o, yuvarlanıp kapağını bulmak için kaptırır yokuş aşağı. Sonra bir gün aradığı kişiyi bulur, bulmaz da öyle zanneder aslında. Bu âlemde herkes yaptığının karşılığını bulacak ya, o türden birini bulur, o da günlerden bir gün “bulunmaz Bursa kumaşını” yarı yolda bırakır. Ve doğal döngüde durum 1-1 olur böylece.

Allah esirgesin böyle aşktan. Aşk değil işkence mübarek. Âşık olmayayım ki kimse beni terk etmesin diye düşünen insanlar var. O derece yani. Yolda yürürken kaza geçirdik diye bir daha sokağa çıkmayalım mı diye sorulacak olursa, ister doğru ister yanlış bulalım böyle yapanlar da var, her şeyden elini eteğini çekip hayatına farklı şekillerde yön verenlerle dolu ortalık. Tercih meselesi baylar-bayanlar, sadece bir tercih meselesi. Onlara da saygı duymak lazım sonuçta.

Biz mi, bizi ilahî aşk paklar!

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s