Açık Görüş / Din / Felsefe-Düşünce / Hârûn Görmüş

Namaz ve Zaman

namaz-1Namaz kılmayanlar zamânı iyi kullanmayan kimselerdir. Düzensiz bir zaman idâreleri vardır. Aslında onlar, zamânı idâre edemezler. Çünkü zamânı denetleyip idâre edecek bir ölçüleri yoktur. Zâten böyleleri zamânın nasıl geçtiğini de anlayamazlar. Musalli (namaz kılanlar) olanlar ise zamânı sürekli denetim altında tutarlar. Zamânı namaz vesilesi ile mecbûren plânlarlar çünkü. 

“Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır bir yüktür” (Bakara 45)

Yazının başlığına tersinden bakıldığında yine Namaz ve Zaman olarak okunur. “Ev” bağlacı “ve/veya” anlamına gelir. Farsça olan namaz kelimesinin Arapçası “salât”tır. Namaz, insanı en iyi şekilde disipline edecek ve hayâtını düzenleyecek bir ibadettir, hayat tarzıdır. Mü’min kişi, gününü, yâni zamânını namaza göre ayarlar. Namaz sâyesinde sürekli bir iç murâkabe hâlindedir Müslümanlar. Bu disiplini edinmiş olanlar namaz için mutlakâ bir zaman ayırabilirler. Sanki onlara namaz için ekstra bir zaman açılmıştır. Namazı olanların zamânı bereketleniyor demek ki.

Namaz kılmayanlar zamânı iyi kullanmayanlardır. Düzensiz bir zaman idâreleri vardır. Aslında onlar, zamânı idâre edemezler. Çünkü zamânı denetleyip idâre edecek bir ölçüleri yoktur. Zâten böyleleri zamânın nasıl geçtiğini de anlayamazlar. Musalli (namaz kılanlar) olanlar ise zamânı sürekli denetim altında tutarlar. Zamânı namaz vesilesi ile mecbûren plânlarlar çünkü. Plânlanan zaman her zaman daha bereketlidir ve bereketlendiği için zaman o kişiye (musalli) sanki daha fazla açılır ve genişler. Bu nedenle de namaz kılanlar hayâtı doya doya, hissede hissede yaşarlar. Biraz sonra ne yapacaklarının bilinci onlara hem bir disiplin ve düzen sağlar hem de huzur verir. Çünkü yapacakları bir şey vardır. İnsanlar yapacakları bir şey olmadığında buhrana varan sıkıntılara girerler zîrâ.

Namazı zamandan kazanmak için hızlıca kılmak, ilginçtir ki zamânı daha da kısaltır, bereketsizleştirir. Hâlbuki tâdil-i erkâna tam uyarak sindire sindire kılınan namaz, zamandan çalmaz, zamâna bereket katar aksine. Namaz kılanların zamânı uzar. Namaz kılmayanlara ise bir türlü zaman yetmez. Zamânın hızla geçip gitmesi içlerini karartır ve onları sıkıntıya sokar. Aslında bunda fıtrata uygun olan “ibâdet”in yerine getirilmemesinin oluşturduğu maddî-mânevi eksikliğin payı vardır. Namazını kılan musalli, kıldığı her namazın sonunda huzûra erer. Namaz kılmak tek başına huzur vericidir. O huzur, namaz kılanın zamânı/hayâtı “dibine kadar” duyumsamasına neden olur ve zamânı/hayâtı an an yaşamasına vesile olur. Böylelikle namaz kılan kimsenin mutluluğu artar. O hâlde namaz kılanlar ya da zamânı namaza göre ayarlayanlar mutlu olurlar.

Modern zamanlarda insanları oyalayacak o kadar çok şey var ki, bir türlü namaz kılmaya fırsat bulamıyorlar. Namaza ayıracak zamanları yok. Zamânın her ânını doldurmuş olan Şeytan ve tağutlar, insanlara disiplin sağlayacak, hayatlarını Allah-merkezli yaşamalarını sağlayacak zamânı namazdan uzak tutmak için her şeyi yapıyorlar. Namaz kılmayanların (belki de bir cezâ olarak) ufak tefek işleri bitmez. Bu işler yüzünden namaza zaman kalmaz. Böyle olunca da namazın meşrûluğunu/mekaniğini sorgulayıp, fayda-zarar hesâbı yapmaya başlarlar ve netîcede namaza çok da gerek olmadığı sonucuna varabilirler. “Bu zamanda, böyle bir dünyâda namaz… olacak iş değil” diye fısıldar Şeytan onlara. Nefslerine câzip geldiği için bu fısıldamayı tam olarak kabûl etmeseler de Şeytana da hak vermeye başlarlar.

“Gerçek şu ki, münâfıklar (sözde) Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar” (Nîsâ 142)

Tembeller ve inanç sorunları olanlar için namaza kalmak çok zor gelir. Ha bire namaz zamânını ertelerler. Saatlerce gereksiz bir şey yaptıklarında, boşa harcadıkları zamânâ üzülmezler ama namaz için ayıracakları zamana tâbir-i câizse ağıt yakarlar.

Bir de şöyle derler: “Ben tam bir Müslüman değilim ki. Diğer ibâdetlerimi de yapmıyorum. Yaptığım zaman tam ve eksiksiz yaparım. Şu anda böyle kusursuzca ibâdetlerimi yapamayacağım için Allah’a saygısızlık olmasın diye namaz kılmıyorum.” Bu da Şeytan’ın bir ayartmasıdır. Zîrâ namaza başlamadıkça hiç kimse iyi bir Müslüman olamaz.

Zaman, aslî varlığı olan bir şey değildir. Maddenin hareketinin bir sonucudur. Madde dönünce, yâni hareket edince, hareket merkezine kıyasla bir zaman belirleriz. Allah hareketi başlatarak zamânı başlatmıştır. Aslında maddenin hareketinin bir sonucu olan zaman da madde ile birlikte Allah’ın emrine uyduğu için namaz hâlindedir. Evet, zaman namaz kılar. O hâlde bir hareket-eylem durumu olan namaz, Allah’ın hareketine, yâni ameline, kulun yine ameliyle (namaz) karşılık vermesidir. Amele karşı bir ameldir namaz. Allah’a karşı bir şükürdür. Bir nîmetin şükrü kendi cinsinden olur. Zamânı başlatan Allah’a, kulun namaz ile şükretmesidir söz konusu olan. Namaz “amelin karşılığı olan bir amel”dir.

“Asra andolsun, gerçekten insan ziyandadır. Ancak îman edip sâlih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka” (Asr 1-3)

Allah Kur’ân’da neye yemin ediyorsa, o şey insanlar tarafından isrâf ve istismâr ediliyor demektir. Ayrıca Allah’ın yemin ettiği şeyler çok önem verdiği şeylerdir. Bu nedenle asra-zamâna yemin ederek der ki: İnsanlar hüsrandadır. Çünkü zamânı iyi kullanmıyorlar. Çünkü namaz kılmıyorlar. Zaman akıp gidiyor ama gafletten ay(r)ılmıyorlar. Ancak namaz kılanlardan oluşan “sâlih ameller yapanlar ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler” bundan ayrıdır. Çünkü onlar başta namaz olmak üzere zamânı en bereketli şekilde kullanacak ibâdetlerini-amellerini yapıyorlar. Zamânı isrâf etmiyorlar.

Peki, bir insan neden namaz kılmaz? Bu soruyu “Allah dilemediği için” diye cevaplayabiliriz. Peki, Allah’ın dilemesi ne demektir? “Allah’ın uygun görmesi” demektir. Allah bir şeyi kimler için uygun görür/uygun bulur? Lâyık gördüğü kimseler için uygun görür. Yâni bir insan, Allah onu lâyık görmedikçe namaz kılamaz. Namaz bir nîmettir. Allah o nîmeti namaz kılmayan kişiye uygun görmediği için lâyık görmez. Peki, o kişi ne zaman lâyık olur o nimete, yâni namaz kılmaya? Namaza başladığında ve namaz kıldığında. Yâni zamânı namaza uydurduğunda. Namaz için zaman ayırdığında. Yâni bizzat kişi dilediğinde/istediğinde/başladığında. Namaz kılmaya başladığı zamanda. İşte o anda Allah da o kişi için namazı lâyık görür ve onun namaz kılmasını dilemiş olur. Bu, Allah ile kulun aynı anda/zamanda gerçekleştirdikleri bir “dileme”, bir lâyık bulmadır. Yâni kul kendine namazı lâyık bulduğu anda/zamanda, Allah da lâyık bulur. Allah lâyık bulduğu anda/zamanda kul da lâyık bulur. Kul namaz kılmaya zaman ayırdığında, namaz ile zaman birleştiğinde, Allah da o kulun namaz kılmasını diler. Allah ile yaşamak budur işte!

Namaz bir kıyam provasıdır. Namaza kalkmak, “namazla kalkmak”tır. Bu namaza tam zamânında kalkmak gerekir. “Namazla kalkma”nın zamânı ise tam da bu zamandır. İşte şu an, şimdi.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hârûn Görmüş – akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s