Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Anti-Türk İslamcılık, Millî İslamcılık ve İsmet Özel

atilla-fikriergun-köşeSiyasal İslamcılık Anti-Türk’tür, Millî Mücadele’yi/İstiklâl Harbi’ni, ay yıldızlı bayrağı, İstiklâl Marşı’nı tanımaz, Arapçı olmuştur, Farsçı olmuştur, Ermenici olmuştur, Pontusçu olmuştur, Kürtçü olmuştur, ‘Türkiye’ isminden dahi rahatsızdır, kapitalizme selam durmuş, emperyalizmle iş tutmuştur, Türkiye ile hiçbir alakası yoktur, tam olarak bir ihanet hareketidir.

Türkiye’de Siyasal İslamcılar önce yüksek ahlak sahibi olmak yerine keskin siyasî “fikir” ve ideolojik bakış açısı edindiler, irfanın zaten yanından bile geçmemişlerdi. Bugün orta yere saçılan necaset kaynağını baştan sona bu ahlaksız siyasî “fikirler”den ve ideolojik bakış açısından aldı. Ahlak fukarasının âleme nizamat vermeye kalkıştığı yerde necasetin ortalığı kaplaması kaçınılmazdır. Ayrıntıdan uzak, sade bir hikmettir, küpün içinde ne varsa dışına o sızar!

İslamcıların “cahiliye”den söz etmeleri merd-i kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler misalidir, zira İslamcılık, “İslam” adı altında cahiliyeye dönüşün mümessilidir; hukuksuzluk, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, bedevilik, terör, yalan, iftira, adam kayırma, zor-baskı, maddi-manevi istismar, servet ve iktidara tapıcılık, hulâsa genel olarak ahlaksızlık üzerine kurulu bir barbarlık ideolojisi, cahiliyenin bir numaralı temsilcisi olsa gerektir. Şeriat’ın ilk mahkûm edeceği kimseler Siyasal İslamcılardır.

Siyasal İslamcılık Anti-Türk’tür, Millî Mücadele’yi/İstiklâl Harbi’ni, ay yıldızlı bayrağı, İstiklâl Marşı’nı tanımaz, Arapçı olmuştur, Farsçı olmuştur, Ermenici olmuştur, Pontusçu olmuştur, Kürtçü olmuştur, ‘Türkiye’ isminden dahi rahatsızdır, kapitalizme selam durmuş, emperyalizmle iş tutmuştur, Türkiye ile hiçbir alakası yoktur, tam olarak bir ihanet hareketidir.

İnsanın düşünceleri, onun mizacı, tabiatı, hasleti veya şekliyle uyum içerisindedir, siyasî-ideolojik eğilimleri de öyle. Siyasal İslamcılık da modern çağa (modern çağın bedevilerine) hitap eden bir bedevilik ideolojisiydi ve dolayısıyla “medeni” görünümlü bedevilerden rağbet gördü. Onların içindeki çölü (irfansızlığı, estetik ve zarafet yoksunluğunu, nezaketsizliği ve medeniyetsizliği…) harekete geçirip, dışa vurmalarını sağlayabilecek yegâne akımdı. bedevide her ne varsa Siyasal İslamcıda da o vardır, bedevide her ne yoksa Siyasal İslamcıda da o yoktur.

Bedeviyi tarihle ikna edemezsiniz, çünkü bedevi tarihsizdir, tarihte yürümez, tarihî bir hafızası, dolayısıyla tarih bilinci yoktur, günübirlik yaşar. Tarih bilmeyen bedevinin dini de -ona göre- çölde başlayıp çölde bitmiştir, onun için Hicaz’a gittiğinizde tarihten eser bulamazsınız, tarihî doku yok olmuştur, bedeviler hepsini yok etmiştir. Buradaki modern bedevi de aynı sebeple tarihe düşmandır, yanı sıra İslam-Türk’ün tarihi altında ezilmekte olduğu için tarihe saldırmayı tek çıkış yolu olarak görmektedir.

Bugün, kaynağını Radikal-Bedevi İslamcılıktan alan öncelikli sorun, canlı bomba olup kendilerini patlatabilecek insanların bulunması ve bunların beslendikleri literatürdür. Söz konusu literatürü ve bu literatürü meydana getiren müellifleri kritik ettiğimizde bize kızan zevata sormak lazım, ne okumuştur canlı bomba olanlar yahut onları canlı bomba yapanlar, örneğin Hoca Ahmet Yesevî’nin Divân-ı Hikmet’ini, Bursevî’nin Kitâbu’l-Envâr‘ını, Hacı Bektaş Velî’nin Makâlât‘ını mı, yoksa Gazâlî’nin İhyâ‘sını mı, yoksa sizin yere göğe sığdıramadığınız radikal literatürü mü?

Demagoji: “Birtakım İslamcılar, Kürt meselesinde MHP’den çok Türkçülük yapmaya başladılar.” Hakikat: Birtakım değil bütün takım İslamcılar Ermenicilik, Pontusçuluk ve Kürtçülük’de sınır tanımadılar, 7 Haziran 2015’den bu yana büyük bir bölümü işledikleri ihanetin üzerini örtmeye çalışmakla meşgul. Arada böyle utanmadan konuşanları da var elbette.

Hiç şüphesiz, “Türkçülük” ve hatta “ırkçılık” ithamları utanmazlıkta sınır olmadığı bir kez daha gözler önüne sermektedir. Duyan da şekil şemail (ten, saç, kaş, göz rengi, kafatası, boy bos vs.) tarif ettiğimizi, biyolojiden, genetikten, kan bağından, fizyonomiden söz ettiğimizi zannedecek. Türk derken bir ruhtan, bir tercihten, dinî aidiyetini bayrak yapmış, küffârla kanlı bıçaklı olmuş tarihî bir karakterden söz ediyoruz. Allah indinde, ithal kozmopolit İslamcıların işlerine geldiği gibi anladıklarından değil kendi söylediklerimizden ve kastettiğimiz mânâlardan sorumluyuz.

Öyle kimseler var ki; adamın hayatı iki arada bir derede geçmiş, modernizmle gelenek arasında kalmış mesela, kapitalist ve sosyalist tezler arasında gidip gelmiş, devrimcilikle ıslahatçılık arasında sıkışıp kalmış, evrenselcilikle tarihselcilik arasında bocalamış, kendisinin tam olarak ne olduğuna ve neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verememiş yani, hep gel-git yaşamış, hemen her mesele üzerinde düşünmeye, sorgulamaya devam etmekten yana, ama bu adam Türk/lük denince birden irkiliyor, üzerinde bir an dahi olsun düşünmek istemediği, kesin bir biçimde tavır aldığı, karşı olduğu tek şey Türk/lük.

Ne diyor ithal kozmopolit İslamcı? “Vatan kavramına fazla güvenmemek, dayanmamak lazımdır, seccadeyi nereye serersen vatan orasıdır!” Seccadeyi en iyi sereceğiniz yer burasıdır, Kapıkule’den dışarı çıktığınızda ya sınırda çelme takarlar ya da tekme tokat kovarlar, içeri aldıkları zaman da insan yerine koymazlar!

Şu bir gerçek ki, kimlik savaşı kazanılmadan teorik meseleleri bilmek hiçbir işe yaramayacaktır. Kişinin veya toplumun önce kim olduğuna karar vermesi icap eder. Aksi halde teorik meselelere ilişkin bilginin dört başı mamur bir pratiği olmayacaktır; zira esaret yahut tarih sahnesinden silinme söz konusu olacaktır. Bu coğrafyada bugüne kadar tüm etnik kimliklerle oynaşmış olan İslamcı taife, etnik bir dava gütmediği halde İslam-Türk’e saldırıp ülkenin altını oydu, dolayısıyla önce bu hesaplaşma nihayete ermelidir.

Kim ne derse nesin sonuçta tartışma günden güne ivme kazanmakta ve yankı bulmaktadır. Şeyh Ali Göçmen’in sosyal medyada yaptığı değerlendirme son derece dikkate değer. Şöyle söylüyor Göçmen (“sağ” tanımlamasına katılmadığımı belirterek aynen aktarıyorum): “Türkiye’de sağ mütedeyyin çevrelerde bir tartışma yaşanıyor. Tartışma Millî İslamcılık-İthal İslamcılık kavramları üzerinden yapılıyor. Bu bize 90’lı yıllarda Attila İlhan’ın Sol içerisinde kozmoplitizme, gayrı millîliğe karşı aldığı tutumla başlayan tartışmayı hatırlatıyor. Attila İlhan, Cumhuriyet devrimine de bazı eleştiriler getirmiş, Osmanlı mirasını reddetmeyi doğru bulmamış, hatta sadece kültürel olarak değil siyasal olarak da Osmanlı’yı sahiplenen bir tutum ortaya koymuştu. Siyasal İslamcılığın da tamamen ithal alıntılarla Anadolu irfanını reddeden kozmopolit gayrı milli sözde ümmetçiliği, yakın zamanda Ermenici, Pontusçu azınlıkçılığı, hatta LGBT-İ’ciliği tartışılıyor. Gerçekten de İslamcılar daha düne kadar İstiklâl Marşı’na, Millî Mücadele’ye düşman bir tutum izlemişlerdi. Güneydoğu’da terörle mücadelede şehid olan askerlerimize bile “Laik T.C için öldüler, şehitlikleri tartışılır” demişlerdi. Liberal kozmopolitlerle ittifakları onları gelenekten, maneviyattan, Anadolu’dan koparmış, lümpenleştirmiştir. Ancak görülen o ki, lümpen liberal Solcular gibi, Türkiye ile Türklükle zerre kadar duygusal bağ kuramayan köksüz ve kozmopolit İslamcılar, Türk Müslümanlığı karşısında yenilecek.”

ismet-özelBu noktada İsmet Özel’e ilişkin bir iki kelâm etmekte yarar var. İsmet Özel’in her konuda her söylediğine katılıyor muyuz? Elbette hayır. Aklımızı İsmet Özel’e yahut bir başkasına kiraya vermemiz söz konusu değil. Böyle olmakla birlikte Özel’in yaptığı çıkış tarihîdir. Özel, yaptığı çıkışla bu ülkenin unutulan, asıl anlamından koparılarak yozlaştırılan, yok edilip ortadan kaldırılmaya çalışılan bin yıllık kimliğini kurtardı. Evet, kurtardı, tıpkı şühedânın döktüğü kanla Çanakkale’de Tevhid’i kurtardığı gibi.

İsmet Özel için “Sosyalizmle başladı, İslam’la devam etti, Türkçülükle bitirdi” diyen zavallı bî-çare zevat, henüz okuduklarını anlayabilme aşamasına ulaşabilmiş değil. “Açlıktan bahsediyorsun demek ki sen Komünistsin” misali “Türk” kelimesinin telaffuz edildiğini duyduğu zaman “Demek ki bu adam Türkçü” diye “düşünebilecek” kadar kıt bir “akla” sahip. Söze yazık, kaleme yazık, kitaba yazık!

İsmet Özel, milliyetçiliğe yeni ve farklı bir boyut kazandırıp, milliyetçiliğin etnik temele yahut etnik-dinî senteze dayanmak zorunda olmadığını, tek başına dinî aidiyet ekseninde de milliyetçi olunabileceğini gösterdi. Türk milliyetçiliğinin Özel’de bulduğu karşılık etnik değil, tamamen dinîdir. Henüz bu ayrımın farkına varamayanların Özel’i Türkçülükle itham etmeleri -cehaletin doğal sonucu olması itibariyle- gayet normal.

Kısacası İsmet Özel’in -eğer bildiğimiz Türkçülük akımından söz ediyorsak- Türkçülükle uzaktan yakından alakası yoktur. Bir Nihal Atsız ile veya Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu gibi isimlerle bir tutulması veya onlarla aynı kefeye konulması mümkün değildir. Özel,  Türk derken bunu etnik temelde veya ırkî anlamda kullanmadığını defaatle dile getirmiş bir isim.

Özellikle dikkat edilmesi gereken noktaya gelince; doğru fikirlerin yanlış insanların eline geçmesine yahut yanlış insanlar tarafından manipüle edilmesine, farklı mecralara çekilmesine izin vermemek icap eder. Örneğin İslam’ın cemaatçi yönünü öne çıkaran, içtimaî ve iktisadî adalete vurgu yapan dindarlık söylemi Sosyalizme eklemlenilerek heba edildi, iş tarih, kültür, gelenek düşmanlığına, terör örgütü seviciliğine, homoseksüelleri savunmaya kadar vardı.

Aynı şekilde İslam medeniyeti söylemi de, hem bağımsız-müstakil bir tarzda ilim-irfan-tefekkür mirası üzerinde yoğunlaşmak, kadîm müktesebattan ve tarihî toplumsal tecrübelerimizden yola çıkarak İslam medeniyet perspektifini derinleştirmek hem de makul bir muhalif duruş ortaya koyarak iktidarı bazı konularda zorlamak yerine iktidar lehine propaganda malzemesi olarak kullanıldı ve sanki İslam medeniyeti iktidar tarafından ihya yahut yeniden inşa ediliyormuş havası oluşturularak heder edildi.

Türklüğü İslam’la özdeşleştiren yaklaşım ise, bugüne kadar büyük ölçüde İsmet Özel’in feraset, basiret ve dirayeti sayesinde savrulmaya uğramadı. Hulâsa, Millî İslamcılık dediğimiz yaklaşımın veya İslam-Türk söyleminin aynı akıbete uğramaması için, süreklilik arz edecek şekilde azamî dikkat ve çabaya ihtiyaç var.

Atilla Fikri Ergunakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s