Ali Tarık Parlakışık / Din / Tarih-Kültür / Yazarlar

İskilipli Atıf Hoca ve Yeni İlmihal İslam Yolu

ali-tarik-parlakişikİskilipli Atıf Hoca, “Yeni İlmihal İslam Yolu”nu H. 1338 Zilkade – M. 1920 yılında telif etti ve risalenin neşri de bu senede gerçekleşti. “Yeni İlmihal İslam Yolu”, bir veçhesiyle aşina olabileceğimiz bir ilmihal kitabı, bir veçhesiyle günün/hayatın içinden konuşan dinamik bir ilmihal eseri, bir veçhesiyle bir el kitabı, temel bilgilerin mevcut olduğu bir metin, bir giriş kitabı, temel dini bilgiler kitabıdır.

İskilipli Atıf Hoca… 1800’lü yılların ikinci yarısında doğdu, hayatını ilme vakfetti, Osmanlı toplumunda Frenk mukallitliğine aidiyet olarak gördüğü şapka giyme âdetine karşı yazdığı bir risale öne sürülerek, risaleyi yazdığı tarihten sonra (1925’de) yürürlüğe giren Şapka Kanunu’na muhalefet ettiği gerekçesiyle idam edilmek suretiyle şehid edildi.

İskilipli Atıf Hoca, Çorum’un, İskilip ilçesinde doğmuş, ilk tahsilini doğduğu köyde almış, ilerleyen süreçte İstanbul’da tahsilini tamamlamış, 1905 yılında Fatih Camii’nde ders vermeye başlamış; (1919’da) medrese hocalarının her nevi tahsilini almış, dinamik ve dolu bir tahsil telakkisi sunmak ve tahkim etmek, talebe yetiştirmek, talebelerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan Cemiyet-i Müderrisin’in kurucuları arasında yer almış; medreselerin ıslahı ile ilgili teşekkül eden komisyonların hemen tamamında yer almış; İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı en sert muhalefeti yapan zümrelerden biri olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı destekleyen, İslami birlik ve İslami şuur yanlısı Teali-i İslam Cemiyeti’ni kurmuş ve 1926 Şubat’ında idam edilmiş bir âlimdir.

Eserleri: Mirat-ül İslam, Yeni İlmihal İslam Yolu, İslam Çığırı, Din-i İslam’da Men-i Müskirat, Nazar-ı Şeriat’ta Kuvve-i Berriye ve Bahriyye, Tesettür-ü Şer’i, Muayenetü’t-Talebe, Medeniyye-i Şeriyye, Frenk Mukallitliği ve Şapka.

Birkaç mühim noktayı işaretleyen bir pasajla hayatını böyle kısa bir şekilde sunduktan sonra, yazının konusu olan “Yeni İlmihal İslam Yolu” isimli risaleye değinebiliriz.

İskilipli Atıf Hoca, “Yeni İlmihal İslam Yolu”nu H. 1338 Zilkade – M. 1920 yılında telif etti ve risalenin neşri de bu senede gerçekleşti. “Yeni İlmihal İslam Yolu”, bir veçhesiyle aşina olabileceğimiz bir ilmihal kitabı, bir veçhesiyle günün/hayatın içinden konuşan dinamik bir ilmihal eseri, bir veçhesiyle bir el kitabı, temel bilgilerin mevcut olduğu bir metin, bir giriş kitabı, temel dini bilgiler kitabıdır. Fonksiyonel bir risale havasında, farklı ama nevzuhur değil, yeni ama tartışılabilmeye müsait bir metindir.

Sıradan ve ilmihal bilgilerini ihtiva eden bir risale olmasına nazaran böyle bir risaleye değinmenin gerekli olup olmadığı bir tarafa, üslubu itibariyle yazıldığı dönem için her kesimden ferdin okuyup anlayabileceği bir metin olan “Yeni İlmihal İslam Yolu” risalesi üzerinden İskilipli Atıf Hoca’nın İslamcı şahsiyetine, dönemin ilmi havasına, yine dönemin ilmihal-fıkıh telakkisine dair birtakım çıkarımlar yapılabilir mi, belki de bunu denemiş olacağız. (Risaleye atıflarımız umumda 1991 tarihli Nehir Yayınları’nın neşrettiği S. Hüküm imzalı sadeleştirilmiş metinedir.)

“Yeni İlmihal İslam Yolu”nun konu başlıkları sırası ile şu şekildedir: İslam Dini, İslam Dini’nin Temeli ve İmanın Esasları, İslam’ın Şartları ve Binası, İbadet, Namaz, Oruç, Zekât, Hacc, Cihad, Halife, Ahlak, Günah, Anaya Babaya İtaat, İslam Adabı.

İskilipli Atıf Hoca’nın “Yeni İlmihal İslam Yolu” isimli risalesine umumi olarak hâkim olan telakki Hanefi-Maturidi telakkidir, her ne kadar risalenin bazı satır aralarında yer yer bu telakkiye mugayir ifadelere rastlansa da. Yine İskilipli Atıf Hoca, mezkûr risaleyi 1920’de siyasi ve askeri bir keşmekeş ortamında, Müslümanların temel bilgileri rahatlıkla okuyup, manalarını kavrayabilmeleri endişesi ile yazdığı aşikârdır. Buradan yola çıkarak, Osmanlı toplumunda halkın geleneksel yapısını göz önüne aldığımızda, bir Ehl-i Sünnet âlimi olarak İskilipli Atıf Hoca, iman esaslarını ele aldıktan sonra iman-küfür meselelerini ele alır ve ardından bahsini ettiğimiz bu geleneksel yapının dini telakkisini şekillendiren unsurlara dair şu satırları kaleme alarak, adeta (kendisinin de) mihenk taşını işaretler:

“Allah Teâlâ’nın kuluyum. Hazret-i Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetiyim. Dinim İslam Dini, Kitabım Kur’an-ı Kerim, kıblem Kabe-i Şerife ve Allah’ın evi (Beytullah)dır. İtikatta mezhebim Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaat mezhebidir, yani Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam ile Ashabının bulundukları itikad ve mezhebteyim. Ehl-i Sünnet yolu, Peygamber yolu olduğu için haktır, doğrudur. Başka yollar bâtıldır, dalalettir, doğru değildir. Ehl-i Sünnet mezhebinin imamları; İmam Ebu Mansur Maturidi ile Ebu’l-Hasan El-Eş’ari hazretleridir. Amelde mezhebim İmam-ı A’zam Ebu Hanife mezhebidir. Yani ibadette, muamelede İmam-ı A’zam‘ın, Kur’an-ı Kerim’den, hadisi şeriflerden anlayıp çıkardığı hükümleri kabul ettim ve onun sözüyle amel etmeyi tercih ettim. Amelde mezhep dörttür; Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli mezhepleridir. Bu mezheplere tâbi olan Müslümanlar itikat bakımından birdir. Hepsi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebindendirler. Şu kadar var ki (bu mezhepler) amelde bazı konularda birbirine muhalefet etmişlerdir. Bu ihtilafları Hak Teâlâ’nın emrini anlamak ve hakkı bulmak için olduğundan zararlı değildir. Bilakis (çok) faydalı ve rahmet (vesilesidir). Bir Müslüman bu dört mezhepten hangisine tâbi olursa caizdir.”

Bu satırlar bir yerde manifesto gibi bir dili tedai ettiriyor gibi görünüyor. Esasında bu satırlar, Osmanlı medreselerinde yetişmiş ulema sınıfına mensup bir âlimin, bir yerde toplumun önüne koyduğu, yerini, yurdunu, mekânını, meskenini belirtip, işaret eder tarzda bir ihtar ve hatırlatma manası da taşıyor olsa gerek. Toplumlar, kültür hamulesinin yatağıdır ve bu öncülle nazar edersek, İskilipli Atıf Hoca, toplumun mensup odluğu dini-kültürel havzaya dikkat çekiyor (olsa gerek).

Meselenin burası geleneksel yapıyı göz önüne getirse de, başka bir yerde, esasında geleneksel yapıdan uzak bir yorum gözümüze çarpıyor ki, o da İslam’ın şartları konusunu ele alırken, İslam’ın şartlarının altı (6) âdet olarak sıraladığını müşahede ediyoruz. İslam’ın altıncı şartını, İskilipli şöyle belirtiyor: “Büyük günah işlememektir.” Yanına da şöyle bir not dercediyor: “İman ve İslam’ın kemali, farz olan amelleri yerine getirmek ve büyük günahlardan sakınmakla olur.”

İskilipli Atıf Hoca, iman ve İslam’ın kemali İslam’ın beş şartına mütevakkıf olduğundan, mezkûr altıncı şartı da İslam’ın şartlarının sonunda zikreder ve böyle yaparak muhterem seleflere muhalefet ettiğinin de farkındadır. Bu durumu da şu satırlarla ifade eder: “Râ’nın üstün olarak harekelenmesi ile (şerata): nişan ve alamet manasındadır. Râ’nın sükün olarak harekelenmesiyle (şart): Muamelatta bir şeyi üzerinde durulan (şey) kılmak manasındadır. Istılahta şart: Bir şeyin vücudunun haricen bağlı olduğu şey demektir.  Bir şeyin mahiyetinden hariç olan şey onda etkili ise ‘illet’ denir, helal olması bakımından nikâh akdi gibi. Tesirli olmayıp da ona bir dereceye kadar vasıl oluyorsa ‘sebep’ denir. Namaza nazaran vakit gibi. Vasıl olmayıp da o şey ona mütevakkıf ise ‘şart’ denir. Namaza nazaran abdest gibi.  Mütevakkıf olmayıp da onun o şeye bir nevi ihtisası bulunursa ‘alamet’ denir; ezan gibi. Amel imandan (bir) cüz olmadığına göre, iman ve İslam’ın hakikati zikredilen farzlar ile, kebairden (büyük günahlardan) sakınmaya mütevakkıf değilse de, kemali mütevakkıf olduğundan, onlar iman ve İslam’ın kemalinin şartıdır. İslam’ın kemali yalnız farz amelleri yerine getirmekle hâsıl olmayıp mecburi olarak onu da İslam’ın altıncı şartı sayarak, muhterem seleflerimiz tarafından yazılmış olan ilmihallerin tertip tarzına muhalefet edilmiş oldu.”

“Yeni İlmihal İslam Yolu”nun el kitabı olarak da kullanılabildiğini belirtmiştik, nitekim Hoca, ele aldığı herhangi bir meseleyle ilgili yoğun tafsilattan ziyade meseleleri ana hatlarını, kırmızı çizgilerini belirterek ele alır. Bu üsluba/usule misal olarak sözgelimi Oruç bahsinin başında “Her senenin Ramazan ayında oruç tutmak akıllı ve büluğa ermiş her Müslüman’ın üzerine farzdır. Tutmayan asi ve günahkâr olur, inanmayan Müslüman değildir, kâfirdir”  der. Bunun gibi, umumi düzlemde meselelerin başında bu şekilde bu farzı yapanın, reddedenin, reddetmediği halde inanmayanın yahut külliyen inkâr edenin durumunu sade bir dille işaretler.

Yine Hoca’nın Cihad bahsinde meseleyi ele alış şekli, hem dönemi için hem de İslam’ın ahkâmının tatbiki açısından mühimdir. Risalenin telif edildiği tarih henüz Osmanlı Devleti’nin yıkılmadığı bir tarihtir ve İslami nizam yürürlüktedir. Ve Hoca’nın Cihad bahsini inceleme şekli de bu gerçek üzeredir. Mesela cihadın nevi yolları gibi meselelere girmez. Sözgelimi Cihad bahsinin ilk cümlesi şöyledir: “Cihad: Allah Teâlâ’nın dinini yükseltmek ve Müslümanları kâfirlerin şerrinden korumak için kâfirlerle ile kavga etmek demektir.” Benzer üslubun -umum itibariyle- tarihte misalleri çoktur. Müslümanların nüfuz sahibi oldukları, bir diğer ifadeyle hâkimiyetin Müslümanlarda olduğu zamanlarda yazılan tefsirlerde veya başka ilimlere ilişkin telif edilen ürünlerde de bu nazar mevcuttur.

Hoca, cihad ile ilgili olarak mezkûr tanımı yaptıktan sonra (cihad fıkhından da destek alarak) şu açıklamaları yapar: “Müslümanlar ile kavga etmemek üzere söz veren kâfirler bu sözlerinde durdukça onlar ile kavgaya girişmek şer’an caiz değildir. Düşman bir hıyanet yaparak ahdi bozduğu takdirde, Müslüman memleketlerinden bir beldeye hücum etmemiş ise onlarla fiilen muharebe etmek farz-ı kifâyedir. Yani Müslümanlardan bazıları onları barışa mecbur edinceye kadar onlarla muharebe etmek farz olur. Düşman ahdi bozmakla beraber Müslüman memleketlerinden bir beldeye hücum ederse, o belde civarında bulunan Müslümanlara beş vakit namaz gibi onlarla muharebe etmek (savaşmak) farz-ı ayn olur. O civar ahalisiyle düşmana karşı gelinmiyorsa daha uzakta olan Müslümanlara muharebe etmek farz-ı ayn olur. Onlarla da düşmana mukabele edilemezse, tedricen doğusuyla ve batısıyla dünyanın her tarafındaki genç, ihtiyar, zengin, fakir, her kim olursa olsun harbe gücü olanlardan hiçbir kimse hariç kalmamak şartıyla bütün Müslümanlar canlarıyla ve mallarıyla düşmanla muharebeye ehemmiyet vermemek ve bu husustaki vazifelerini layıkıyla ifa etmemek yüzünden Müslüman memleketlerinden bir yerin düşman eline düşmesine ve İslam hükümetinin mağlup olmasına sebep olurlarsa, cümlesi Hak Teâlâ’ya karşı isyan eylemiş olmakla ahirette cehennem azabına müstahak olurlar.”

Hoca’nın adapta ölçülülük üzerinden meseleleri ele alış tarzı da dikkat çekmektedir. Mesela dışarıdan gelen birine ayağa kalkmak hususunda getirdiği yasaklardan biri tazimdir; el öpmek hususunda getirdiği yasaklardan biri dalkavukluk, biri de yüceltmektir. Bu manada ölçülü hareket etme fikri/telakkisi, İskilipli Atıf Hoca’nın adaba ilişkin meseleleri ele alışında belirgindir.

Ufak hacimli bir ilmihal risalesi olmasına rağmen, “Yeni İlmihal İslam Yolu”nda bazen hayatın içinden yapılan yorumlar da, yine sade bir üslup ile gerekli yerlerde müşahede edilir, bu yorumlar ihtar manasında okuyucunun önüne bırakılır.

İskilipli Atıf Hoca, küfür bahsini ele alırken, küfrün asli küfür ve arızi küfür olarak iki kısma ayrıldığını belirtir ve ardından bu iki küfür nevini ele alır. Asli küfrün, akıl ve baliğ olduktan sonra İslam’ı hiç kabul etmeyenlerin içinde bulunduğu küfür nevi olduğunu belirtikten sonra, arızi küfrü açıklarken sözünü sakınmadan şöyle bir açıklama getirir:

“Evvela İslami esasları kabul etmişken sonradan kendi isteğiyle onlardan birini inkâr etmek, yalanlamakla hakir görmek suretiyle Müslümanlıktan çıkanların küfrüdür. Bu suretle kâfir olanlara ‘mürted’ denir. Zamanımızda türeyen dinsizler bu sınıf kâfirlerdendir.”

Ve hoca devam eder:

“İnsanı dünyada ve ahirette en büyük saadete sevk eyleyen İslam dininden çıkıp, ona karşı eşkıyalık, serkeşlik ederek isyan edenler, tevbe ederek tekrar İslami esasları kabul ile İslamiyet dairesine dâhil olmazlar ise, dünyada idama, ahirette cehennemde sürekli kalmağa mahkûmdurlar. Ve bu halde ölürler ise (cenazeleri) yıkanmaz, namazları kılınmaz, Müslüman kabristanına defnolunmazlar.”

İskilipli Atıf Hoca, kendi zamanında Anadolu toprakları üzerinde türeyen dinsizleri misal göstererek, arızi küfür kavramını tafsil ediyor, bu sınıfa misal göstermesi, belli ki onun mevcut havzaya karşı olan menfi nazarını aşikâr ediyor. Pörsüme sürecini takip ederek bu satırları kaleme aldığı belli.

Son olarak, “Yeni İlmihal İslam Yolu”nun konularını sırayla belirtelim:

– Giriş bölümü niteliğindeki kısa değini bölümünde İslam dininin, şeriatın ve itikadın ne olduğu ve ehemmiyeti

– “İslam’ın Şartları ve Binası” adını taşıyan bölümde İslam’ın şartları ve manaları, Kelime-i Şehadet’in mana ve ehemmiyeti

– “İbadet” adını taşıyan bölümde ibadetin mana ve ehemmiyeti, ibadet ile ilgili konular, temizlik, abdest, boy abdesti, mest üzerine mesh, taharet, abdesti bozan haller

– “Namaz” adını taşıyan bölümde namazın farzları, rükünleri, vacipleri, namazı bozan şeyler, namaz vakitleri, namaz çeşitleri, cemaatle namaz

– “Oruç” adını taşıyan bölümde orucun manası, orucu bozan hususlar, orucun kazası, orucun faydaları, itikâf, sadaka-i fıtr, bayram, kurban

– “Zekât” adını taşıyan bölümde zekâtın manası, faydaları, öşür

– “Hacc” adını taşıyan bölümde Hacc’ın manası, hikmetleri, faydaları, umre

– “Cihad” adını taşıyan bölümde cihadın manası, cihad ile ilgili birtakım fıkhi açıklamalar

– “Halife” adını taşıyan bölümde Halifeliğin ehemmiyeti, Halifenin vazifeleri, tebaanın halifeye vazifeleri

– “Ahlak” adını taşıyan bölümde ahlakın kaç nevi olduğu, ahlakın ehemmiyeti

– “Günah” adını taşıyan bölümde büyük ve küçük günahların manası, tevbe, kumar, faiz, kul hakkı, içki, sihir, yalan

– “Anaya Babaya İtaat” adını taşıyan bölümde anne ve babaya karşı sorumluluklar, anne ve babanın evlatlarına merhameti, akrabaya olan hürmet, komşuya ikram, kardeşlik hakkı

– “İslam Adabı” adını taşıyan bölümde ise selam, musafaha, çalışmak ve tembellik gibi konulara değinilmektedir.

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s