Kemal Ramazan Haykıran / Tarih-Kültür / Yazarlar

İmam Kimdir? – Osmanlı’da İmamların Konumu

kös-kemalÖzellikle Osmanlı toplumunda, en açık ifadeyle imam, mahallenin hamisiydi. Mahalleyi idare eden kişiydi… Mahalle veya köy caminin imamı aynı zamanda burada yaşayanların -resmi olmayan- yöneticisiydi. İmam, Kadı Efendi’nin en önemli yardımcısı durumundaydı. İmam efendiler devlet ile halk arasında bağı sağlayan kimselerdi. Devlet halkı, halk da devleti imam aracılığı ile bilirdi.

“İmam”ın sözlük anlamı “önde olan, kendisine uyulan, önder, lider”dir. Terim olarak ise daha çok cemaatin önüne geçip onlara namaz kıldıran kimse için kullanılır. “İmam” kelimesi, anne demek olan “el-ümm” kelimesinden türemiştir. “Ümmet” kavramı da aynı köke dayalı olarak, “bir köke, bir öze, bir anne gibi asla bağlı olan” manasına gelir. “İmam”, bir anlamda “ümmet”in önderidir. “İmam”, kendisine uyulan bir liderdir. Bir kök durumundadır ve arkasında bir cemaat vardır. Bu cemaat de bir imamın/önderin peşinde olduğu için “ümmet” adını almaktadır. Namaz kıldırmak için önde olanlara da, “namaz imamı, namazda önder” denmiştir.

İmam, İslam tarihi içinde cemaate namaz kıldıran kişi olmanın ötesinde manaları muhtevidir. Pek çok bölgede imam, “siyasi lider” manasına gelmekteydi. Belli zamanlarda devlet başkanı ve halife kavramları ile eş bir mana kazandığı görülmektedir.

Bütün bunların yanında İslam medeniyeti klasik çizgisini oluşturduğu dönemden itibaren imam daha ziyade din görevlisi, halka dini konularda öncülük eden, yol gösteren kişi konumunu kazanmıştır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine gelindiğinde oluşan İslam şehri mantığına baktığımızda, mahalle denen toplumsal yapının veya yaşam alanının cami etrafında geliştiği görülmektedir. Mahalleleri birbirinden ayıran temel şey camileri idi. Her mahalle bir caminin etrafında şekillenmiş bir yaşam alanı durumundaydı. Bu koşullar altında gelişen İslam mimari tarzı yeni bir sosyal yapılanmayı da beraberinde getirmişti. Her ne kadar Selçuklu dönemine ilişkin resmi evrak yetersizliğimiz bizi bu manada rahat konuşturmasa da, Selçuklu ve Osmanlı’da benzer bir yapının olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Oluşan bu toplumsal yapı, imama yeni bir konum kazandırmıştı. Bu bağlamda imam bugünkü gibi basit bir biçimde günlük ibadetleri ifa ettiren, mahallede dini rükünlerin yerine getirilmesini sağlayan bir memur olmanın çok ötesinde bir konuma sahipti.

Özellikle Osmanlı toplumunda, en açık ifadeyle imam, mahallenin hamisiydi. Mahalleyi idare eden kişiydi. Osmanlı toplumunda şehir dediğimiz yerleşim birimi, genelde kazalardan oluşmaktaydı. İsmini aldığı üzere bu kazalar Kadılar tarafından idare edilmekteydi. Kadı, hem bu muhitin idari işlerini görmekte hem de adli mekanizmayı işletmekteydi. Kazalar da kariye, yani köy ve mahallelerden oluşmaktaydı. Hem mahalle hem de köyün yöneticisi imam idi. Mahalle veya köy caminin imamı aynı zamanda burada yaşayanların -resmi olmayan- yöneticisiydi.  İmam, Kadı Efendi’nin en önemli yardımcısı durumundaydı. İmam efendiler devlet ile halk arasında bağı sağlayan kimselerdi. Devlet halkı, halk da devleti imam aracılığı ile bilirdi. İmam, devlete karşı cemaatinin, yani halkın kefili idi. Bunun yanında halka karşı da devletin kefili idi. Sadece devlete karşı değil, mahallelinin mahalle dışındaki her unsura karşı kefili imam idi. Aynı şekilde mahalleli arasında da insanların birbirlerine karşı kefili yine imamdı. Mahalledeki her türlü borç alış verişi, taksitli satışlar ve senet işleri, imam şehadeti ve kefaleti ile gerçekleşirdi. Yine evlenme akitleri, kız isteme işleri, usta-çırak ilişkileri, işe başlama, iş yapma bağlantılarında da imamın kanaati belirleyici olmaktaydı. İmamın kefil olmadığı yahut uygunsuzluğunu beyan ettiği kişilerin mahallede yukarıda zikredilen işlerden herhangi birini yapabilmesi çok mümkün görünmemekteydi. İmam, mahkemelerin bir numaralı şahidi durumundaydı. İmam, şehadeti ve beyanı kişi hakkında verilecek kararı belirlemekteydi.

İmam, mahallede kalacak olanların belirlenmesinde de birinci dereceden sorumluydu. Mahalleden göçenlerin tezkeresini imam düzenlerdi. Keza aynı şekilde mahalleye taşınacak olanların tezkeresini inceleyip, onları mahalleye kabul eden de yine imam idi. Aynı şekilde imam, uygunsuz hali tespit edilen bir kişinin mahalleden atılmasında da karar mercii idi. İmamın mahalleden atılması yönünde fikir beyan ettiği bir kişiyi hiçbir güç mahallede tutamazdı. Şer’iyye sicillerinde bunun pek çok örneğini görmekteyiz. Örneğin Üsküdar’da XVIII. Yüzyılda bir mahallede yaşayan bekâr bir erkek, mahallenin huzuru için sakıncalı görüldüğünden, imam tarafından mahalleden atılmıştı. Sicile yansıyan kayıtlara göre, bekâr kişi evlendiği vakit tekrar mahalleye dönme sözünü aldıktan sonra çıkmaya razı olmuştur. Yine aynı şekilde Afyon sicillerinde görülen bir kayda göre, kocası ölen ve dul kalan genç bir kadın yeniden evlenmeye yanaşmayınca bazı hallerinin sakıncalı olması sebebi ile mahalle imamınca mahalleden atılmıştı. Bu gibi örnekleri artırmak fazlasıyla mümkündür. Buradan da açıkça anlaşılıyor ki, Osmanlı toplumunda imam, mahallenin her şeyi idi. Mahalle imamdan sorulurdu.

Mahallelinin mali durumundan, borçlarından da mesul olan imam, geç dönemlerde vergi toplamakla da görevlendirilmişti. Mahallenin devlete ödeyeceği vergiyi imam toplar ve mütesellime teslim ederdi. İmamın topladığı vergiden de belli bir pay aldığı görülmektedir. Bu gelir kaynağı karşısında imam, vergisini ödemeyen mahallelinin vergi borcundan da devlet katında sorumlu tutulurdu. İmamın esas gelir kaynağı, caminin bağlı bulunduğu vakıftan aldığı pay idi. Dolayısıyla imam, mali durumu oldukça iyi biriydi. İmamın bu gelir varidatı sayesinde pek çok kefalet sorumluluğunu rahatça hallettiği görülmektedir. Bu kadar yetki ve sorumluluğu olan imam, elbette başıboş bir despot değildi, bildiğini okuyabileceği bir konumu yoktu. Kendisine bu kadar geniş yetkiler verilen imamın bu yetkilerini kötüye kullanması durumunda kolayca azledildiği görülmektedir. Ayan-ı Eşraf adı verilen mahallelinin ileri gelenlerinden beş kişinin beyanı ve şehadeti doğrultusunda istismarı anlaşılan imamın görevine Kadı tarafından anında son verilmektedir. Padişah beratı ile göreve getirilen imam, bağlı olduğu caminin vakfının mütevelli heyetinin denetiminde görevini ifa etmekteydi.

Osmanlı sosyal hayatının ayrılmaz bir parçası olan imam, 1839 Tanzimat Fermanı ile bu yetkilerini yeni bir idari aktör olan “muhtar” ile paylaşmak zorunda kalmıştı. II. Mahmud, muhtarı aslında imamın yerine değil yanına atamıştı. Fakat 1934 Mahalli İdareler Kanunu ile imam, bütün yetki ve pozisyonu muhtara bırakmak durumunda kaldı. Böylece imam eliyle devam eden sosyal himaye ve kefalet sistemi de tarihe karışmış oldu.

Ramazan Çeşmeliakilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “İmam Kimdir? – Osmanlı’da İmamların Konumu

  1. Bu günkü imamların resmi statüsü olmasa da manevi tesiri devam ediyor olmalı ki ahali bazı işlerinde onlara danışır. Yimpaş Kombassan gibi holdinglerin yıldızının parladığı yıllarda Almanya’da anlatmışlardı, cami ve dernek imamları cemaatine hisse satışında aracı olur, komisyon alırlarmış. Komisyon da peşin ha, hani kumar borcunun veresiyesi olmaz ya, o gibi! Yüzde oranı hiç fena değilmiş. Vaadlere aldanan hocalar da olmuş, komisyonları hisseye çevirmiş. Sonuç malum, doviz üzerinden kar payı, imamların komisyonu, gümrüklerde verilenler, aracı oan daha büyüklere verilenler, masraflar vs derken toplanan paranın yarısı yok olurmuş, %20 ile topladıysanız eder %40 kar payı ama sermayenin yarısı da yok, üstelik o yıllarda memlekette enflasyon ve doviz kuru %30-40’larda yükseliyor! Nasıl olacaksa olacaktı, akıl işi değildi ama yüksek kar payı cazipti. Ömürlerini gurbette harcayanlar paralarını kar payı beklentisiyle harcadılar… Ahali tamam da, bu işte payı oanlar neden uyarmadılar? baş imam, onun altındakiler, organizasyon yapanlar ve camii imamı! Bunlar da komisyona tav oldular zira hayali paralar geliyordu! Bu işler geçmişte kalmadı, oralardan beslenenler hala büyük imamlık yapıyorlar, başka kuruluşlar da kurdular, oraları ayrıca yürüttüler! Ne garip, kursağı haram görenler helal nedir unutuyorlar zamanla!..

    Nereden nereye geldik, imam deyince, kefalet deyince, şahitlik deyince ne demek oluyormuş, anlaşılsın istedik. Neyseki nadir de olsa aralarında Ademoğulları da çıkıyor bazı bazı!

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s