Din / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Hikmet, Ulemâ ve Adalet

mevlüt-hönül-köşe-2Âlim vasfına sahip olanlar, okurken, düşünürken, konuşurken ve amel işlerken, belli bir usûl ve üslup gözetirler. Böylece hangi mesele hususunda olursa olsun adil yargıda bulunarak her şeyi yerli yerine koymaları ve insanlar için doğru bir örneklik teşkil etmeleri mümkün olur. Akıl, ilim, hikmet, basiret ve derin kavrayışın kaynağı Allah’dır, O’nun kelâmı da hikmetinin açık kanıtıdır.

“Düşündürücü ve hikmetli sözlerle ruhlarınızı dinlendirin! Zira bedenlerin yorulduğu ve zayıfladığı gibi ruhlar da yorulur.” (Hz. Ali)

Hikmet, ziyadesiyle tartışılmış bir kavramdır. Biz, hikmet kavramı üzerinde günümüzün anlam dünyasına hitap edecek bir şekilde durmaya çalışacağız.

“Hikmet” kelimesinin kökü H-K-M’dir. Kur’an’da isim ve fiil olarak 210 yerde geçer. H-K-M ve türevleri çok geniş bir anlam sahasına sahiptir. Hikmet, kullanıldığı yere göre farklı anlamlar taşımaktadır. Kavram; hükmetmek/hüküm vermek, hâkim olmak, işi sağlam yapmak, sağlamlaştırmak, tecrübe ve uzmanlık, muhakeme ve bilgi yeteneği ile kavramak, sözü ve eylemi yerinde yapmak gibi birçok anlama sahiptir.

İslam âleminde bugün Harici mantıkla hareket edenler, hikmet kavramını tedrici ve dengeli bir ölçü olarak kullanmak bir yana bunun önünde engel teşkil etmektedirler. Akıl hastalığı boyutuna ulaşan tekfir fitnesi bedevi hareketlerin yaygınlaşmasına ve “İslam” adına abesle iştigal edilmesine sebep olmuştur. Hikmet kavramını yerli yerinde kullanmak yerine, kendileriyle ters düşenleri tekfir etme hususunda hüner sahibi olan anlayış, ıslaha mani olmakta, tahribata yol açmaktadır.

Fatır Suresi’nin 28. Ayetinde “Kulları içinde ancak âlim olanlar Allah’tan hakkıyla korkarlar” buyrulmuştur. Kuşku yok ki, hakiki anlamda ulemâ, hikmet sahibidir. Hikmetli düşünce, söz ve davranışlar, ancak herhangi bir konuda adil yargıda bulunan derin kavrayış sahiplerinden sadır olur. Hikmet sahibi ulemâ, halk arasında gerek ferdi gerek içtimai muhtelif sorunları hikmet ve adalet üzere çözüme kavuşturur.

Nitekim İmam Maturidi, hikmetin “doğruca gidip erişme, yerini bulma, her bir şeyi yerli yerine koyma” manasına geldiğini söyledikten sonra, bunun adalet demek olduğunu belirtir.

İbn-i Manzur’a göre, hikmet, en üstün şeyleri en üstün bilgilerle bilmekten ibarettir. Mutezili âlimler ise, faydasız işlerin abes olduğundan hareketle, faili veya başkaları için fayda taşıyan fiilleri hikmet olarak tanımlamışlardır. Kadı Abdulcebbar, Allah’ın yaratıkları bir illetten dolayı yarattığını söylemenin caiz olduğunu belirtir. Ona göre, burada kastedilen illet, yaratmanın kendisinden dolayı güzellik vasfını kazandığı hikmet yönüdür. Allah’ın eşyayı illetsiz/sebepsiz yarattığını söylemek tipik bir hikmetsizlik örneğidir ve caiz değildir. Fakat ona göre, bu illet hiçbir zaman varlıkların yaratılmasını zorunlu kılan “illet-i mûcibe” de değildir.

Genel çerçeveye ilişkin Ehl-i Sünnet ve Mutezile’den örnekler verdik, Şii ulemâdan da meseleye ilişkin bir alıntı yapmamızda mahzur olmamalıdır. Muhammed Hüseyin Fadlullah’a göre, kullanım alanlarını göz önünde bulundurduğumuzda, anladığımız kadarıyla hikmet lafzına en uygun düşecek mana, eşyanın/nesnenin yerli yerine konması veya işin doğrusu ve özüdür. “Problemleri hikmetle çözdü” veya “konu hakkında hikmetle davrandı” şeklindeki kullanımlar bunu açıklayıcı niteliktedir.

Bu kullanımlardan da anlaşılan, nesnenin yerli yerine oturtulması şeklindeki “sağlam gidiş”tir. Buna göre, hikmet kavramını “gerçeğe uygun söz” şeklinde de anlamamız mümkündür. Çünkü sözün gerçeğe uygun olması da bir yönüyle hakkı yerine koymayı ifade etmektedir.

Ancak bu doğrultuda hikmet sıfatını âlim, adil, halim kimse ve peygamber için kullanabilme imkânımız doğar. Çünkü hikmetin geniş kapsamı içerisinde yer alan ilim, adalet, yumuşaklık gibi özellikler de sahiplerine “eşyayı yerli yerine koyma” yeteneğini kazandırmaktadır.

Hikmete ulaşmak büyük çaba ve zaman gerektiren bir yolculuktur. İnsanlar bu süreç içerisinde teorik ve pratik bilgi donanımlarını güçlendirirken, kâinatı, hayatı ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen veya yoluna koyan hükümlerin ana menbaı ile, yani vahiyle irtibat halinde olmalıdırlar.

Allah korkusu ve sorumluluk bilinciyle yaşamak ve insanlara yaşam hususunda öncülük etmek isteyenlerin “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Âl-i İmran: 104) emr-i ilahisi mucibince hareket etmeleri esastır.

Âlim vasfına sahip olanlar, okurken, düşünürken, konuşurken ve amel işlerken, belli bir usûl ve üslup gözetirler. Böylece hangi mesele hususunda olursa olsun adil yargıda bulunarak her şeyi yerli yerine koymaları ve insanlar için doğru bir örneklik teşkil etmeleri mümkün olur. Akıl, ilim, hikmet, basiret ve derin kavrayışın kaynağı Allah’dır, O’nun kelâmı da hikmetinin açık kanıtıdır.

“Kime dilerse hikmeti ona verir. Şüphesiz kendisine hikmet verilene çok büyük bir hayır verilmiştir; temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez.” (Bakara: 269)

Mevlüt Hönülakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s