Ali Tarık Parlakışık / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Logoterapi ve İnsanın Anlam Arayışı

ali-tarik-parlakişikRuhsal baskının birden bire kalkmasından kaynaklanan ahlaki bozulmanın yanı sıra özgür bırakılan tutuklunun kişiliğine zarar verebilecek iki temel deneyim daha vardı: Eski yaşamına döndüğü zaman yaşadığı içerleme ve hayal kırıklığı…

“Bir arkadaşımla birlikte, tarlaların arasından kampa doğru yürüyorduk, önümüze yeşil bir tarla çıktı. Otomatik olarak tarlaya girmekten kaçındım, ama arkadaşım kolumu kavrayıp beni ekili tarlaya soktu. Henüz yeşermekte olan ekini çiğnemememiz gerektiği konusunda bir şeyler kekeledim. Canı sıkıldı, öfkeyle bana baktı ve bağırdı: ‘Konuşma! Bizden yeterince şey alınmadı mı? Karım ve çocuğum gaz odasında öldü -başka şeyleri anmama gerek yok- ve sen birkaç yulaf sapını çiğnememi mi yasaklayacaksın?’ Bu insanlar, kendilerine kötülük bile yapılmış olsa, hiç kimsenin kötülük yapma hakkına sahip olmadığı yolundaki sıradan gerçeğe ancak yavaş yavaş döndürülebilirdi. Onları bu gerçeğe döndürmek için çaba göstermemiz gerekiyordu, aksi takdirde sonuçlar, birkaç bin yulaf sapının kaybedilmesinden çok daha kötü olacaktı. Kollarını sıvazlayıp sağ yumruğunu burnuma dayayarak, ‘Eve vardığım gün kana bulmazsam bu el kesilsin!’ diye bağıran bir tutukluyu şimdi bile görebiliyorum. Bunları söyleyen adamın kötü birisi olmadığını vurgulamak istiyorum. Kampta olduğu kadar sonraki yaşamda da en iyi yoldaşlarımdan birisiydi.

Ruhsal baskının birden bire kalkmasından kaynaklanan ahlaki bozulmanın yanı sıra özgür bırakılan tutuklunun kişiliğine zarar verebilecek iki temel deneyim daha vardı: Eski yaşamına döndüğü zaman yaşadığı içerleme ve hayal kırıklığı.”

Bu satırlar Victor E. Frankl’ın, Nazi toplama kampından serbest kaldığı bir sırada, olayın bir kahramanı olarak şahitliğini ve tespitlerini dile getirdiği satırlardır. Frankl, Nazi toplama kampında esir olan Avusturyalı bir psikiyatrdır. Üçüncü Viyana Okulu ve logoterapinin kurucularındandır.

İnsanın Anlam Arayışı’nın ilk bölümünde, Nazi toplama kampındaki zamanları otobiyografik bir dille hikâyeleştirerek anlatır. Gaz odaları, yazdığı ve toplama kampına götürüldüğü sırada yanında bulunan kitabının kaybolması ve ardından bulduğu kâğıt parçalarına tekrar yazmaya başlaması, eşinin ölüp ölmediği ile ilgili bir bilgiye malik olmadan onunla konuşurken hayal kurması gibi birçok anısını anlatır. İkinci bölümde ise kendisinin de kurucusu olduğu logoterapiyi tanıtır. Anıların tecrübesi, şahitliği, tefekkürü ile kendi psikiyatrik örgüsü sayılabilecek logoterapiyi işler. Okuyucu, birinci bölümde bir edebiyat ürünü okuduğu hissine kapılırken, birinci bölümün nihayete ermesiyle birlikte akademik satırlara yelken açar.

Frankl, toplama kampı ile ilgili anılarını yazarken Nietzche’nin “Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir” sözünü gözle görünür bir şekilde dillendirir. Belki yerinde bir tabirle Frankl, Nietzche’nin sözünün işlevine ve de işlevinin tedaisine muhtaçtır.

İşte Frankl’ın, logoterapi örgüsünün ışığında tahlil ederek aktardığı bir anısı:

“Geleceğe -kendi geleceğine- inancını yitiren tutuklunun sonu geliyordu. Geleceğe olan inancını yitirince, tinsel (manevi) bağını da yitiriyordu; kendi çöküşüne, ruhsal ve fiziksel çöküşüne göz yumuyordu. Bu da genellikle deneyimli kamp sakinlerinin belirtilerini bildiği bir kriz halinde, birden bire ortaya çıkıyordu. O anda hepimiz -kendimiz için değil, çünkü bu anlamsız olurdu, arkadaşlarımız için- korkardık. Bu genellikle tutuklunun bir sabah giyinip yıkanmayı ya da toplama alanına gitmeyi reddetmesiyle başlardı. Ne yalvarıp yakarmalar ne dayak ne de tehditler işe yarıyordu. Öylece kımıldamadan yatıyordu. Krizi yaratan şey bir hastalıksa, revire götürülmeyi ya da kendi yararına bir şey yapmayı reddediyordu. Kısaca pes ediyordu. Olduğu yerde, kendi dışkısının üzerinde öylece uzanıp kalıyor, artık hiçbir şeye aldırış etmez oluyordu. Bir keresinde, geleceğe inancın yitirilişiyle tehlikeli pes ediş arasındaki yakın ilişkiye dair dramatik bir olaya tanık oldum. Oldukça ünlü bir besteci ve libretto yazarı olan kıdemli blok muhafızımız F, bir gün bana şunları söyledi: ‘Sana bir şey anlatmak istiyorum, Doktor. Garip bir rüya gördüm. Rüyamda bir ses, bir şey isteyebileceğimi, bilmek istediğim şeyi söylememin yeterli olduğunu, ne sorarsam sorayım yanıt verebileceğini söyledi. Ne sordum dersin? Savaşın benim için ne zaman biteceğini sordum. Ne dediğimi anlıyorsun: Benim için! Kampımızın ne zaman özgürlüğe kavuşacağını, acılarımızın ne zaman biteceğini bilmek istemedim.’

‘Peki, bu rüyayı ne zaman gördün?’ diye sordum. ‘1945 Şubat’ında’, diye yanıtladı. Rüyayı anlattığında Mart başlarıydı. ‘Rüyanda ses ne dedi?’ ‘30 Mart’, diye fısıldadı saklamak istercesine.

F, bu rüyayı bana anlattığında hâlâ umut doluydu ve rüyadaki sesin doğru çıkacağına inanıyordu. Ama vaat edilen gün yaklaştıkça, kampa ulaşan savaş haberleri, o gün özgür olmamızın pek de olası olmadığını gösteriyordu. 29 Mart günü F, ansızın hastalandı ve ateşi çok yükseldi. Kehanetinin, savaşın ve acıların kendisi için biteceğini söylediği 30 Mart günü hezeyana girdi ve bilincini yitirdi. 31 Mart günü ölmüştü. Dışarıdan bakıldığında ölüm nedeni tifüstü.

Bir insanın ruhsal durumuyla -cesareti ve umudu ya da bunların bulunmayışı- vücudunun bağışıklık durumu arasında ne kadar yakın bir ilişki olduğunu bilenler, umut ve cesaretin birden bire yitirilmesinin öldürücü bir etkisi olabileceğini anlayacaktır. Arkadaşımın ölümünün nihai nedeni, beklediği özgürlüğün gelmemesi ve ağır bir hayal kırıklığı yaşamasıydı. Bu, vücudunun uykuda olan tifüs salgınına karşı direncini birden bire düşürmüştü. Geleceğe olan inancı ve yaşama isteği felce uğramış ve bedeni hasatlığa yenik düşmüştü; böylece rüyasındaki ses haklı çıkmıştı.”

Bahsi geçen kampta sabahleyin toplama alanına gitmemek, öldürülmek manasına geliyor. Bu, geleceğe inancını yitiren kimse, kamp görevlileri tarafından öldürülmeyi göze alıyor demektir. Bu durum manevi veçheden kabullenilecek hale gelince zaten, içinde bulunulan durum fiziki merhaleyi aşmış/geçmiş demektir. Umursamama durumu denilebilir mi buna, bilemiyorum ama bir takım olabilecek olanların kabullenilişidir artık. Anlatılan hadisedeki kişinin rüyasında gördüğü ve ardından beklediği özgürlük için, ortamın müsaitlik durumu, özgür olmasını beklediği tarih yaklaştıkça daha menfi bir hal alıyor.

“Bir insanın ruhsal durumuyla -cesareti ve umudu ya da bunların bulunmayışı- vücudunun bağışıklık durumu arasında ne kadar yakın bir ilişki olduğunu bilenler, umut ve cesaretin birden bire yitirilmesinin öldürücü bir etkisi olabileceğini anlayacaktır. Arkadaşımın ölümünün nihai nedeni, beklediği özgürlüğün gelmemesi ve ağır bir hayal kırıklığı yaşamasıydı” şeklindeki satırlar, bir yerde logoterapinin felsefesini özetliyor. İç-dış, akıl-ruh, sevinç-keder gibi ilişkilerin ilişikliği; buradaki mesele, bir zıtlık ilişkisi değil bilakis bir taalluk ilişkisidir. Mevcut şartların beklenene mugayirliği, engel teşkil ediciliği; Frankl’ın arkadaşı ile ilgili anısının ve logoterapinin zemini/manası…

Toplama kampındaki anılarını logoterapi nazarıyla, panoramik bir hale getiren Frankl, anılarının sonunda logoterapinin genel ilkelerini sunmaya başlar. Peki, burada şunu sormamız gerekiyor; logoterapinin ehemmiyeti nedir?

Kısa bir ifadeyle giriş yaparsak; logoterapi, varoluşun manasına yönelik arayış üzerinde halelenir. Bir arayışın ifadesidir bu manada logoterapi.

Bazı mühim noktalarıyla logoterapiye değinmeden önce, logoterapinin (bir yerde) tefrik edici hususiyet(ler)ine de değinelim.

1- Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak;

2- Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek;

3- Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek…

Bu üç noktadan biriyle hayatın manasını keşfedilebilir, logoterapiye göre. Frankl’ın eserinin isminden mülhem logoterapi ile ilgili bu üç nokta “arayış” kısmında kümelenebilecek birer işaret taşıdır. Birinci nokta, insanın varlığını aşikâr eden bir arayış durumudur. İkinci nokta, insanın içtimai ilişkilerinin mülahazası beyanında arayışa dayanır. Üçüncü nokta, var olanı kabullenip, kabullenilen var olana karşı direnebilmenin, hayat sürebilmenin, var olabilmenin, dik durabilmenin arayışına giden bir durumudur. Mezkûr birinci, ikinci, üçüncü noktalar… Logoterapi için tefrik edici hususiyet(ler)… “İnsanın Anlam Arayışı”… Logoterapi… Bu üç nokta logoterapi için;

a) Teoriden fiile taşıyıp ve bunu da tabii olarak üzerinde bulundurmasına, zeminini kurmasına, sağlayan/gerektiren ve de aynı zamanda tefrik edici bir hususiyet olan hususiyetler belirtir.

b) Esasi unsurlar ve usuli zeminde vücut bulan hususiyetlerdir.

Devam edelim… Psikoloji ve psikiyatri alanına dair bir mesele olması hasebiyle -ve logoterapinin kendi iç önermelerinden mülhem- “varoluşsal engellenme” mevzuu mühim yer tutacaktır. “İnsanın anlam istemi (will to meaning) de engellenebilir, bu durumda logoterapi ‘varoluşsal engellenme’den söz eder. … Varoluşsal engellenme de nevroza yol açabilir.” Buradaki “varoluşsal engellenme”, insanın içinde bir rahatsızlık unsurunu zuhur ettirebilecek bir durumdur. Geleneksel manada psikolojik meselelerin içindeki ruhsal kökenli nevrozlara karşın logoterapi “noöjenik nevroz” der ki, bu da ‘zihin’ olgusuna işaret eder.

Varoluşsal engellenmeye işaret edilince, Frankl’ın “yirminci yüzyılın yaygın bir olgusu” olarak vasıflandırdığı “varoluşsal boşluk” olgusunu da zikretmek gerekir. Kısaca ‘can sıkıntısı’ olarak görebileceğimiz bu durum, Frankl’ın dilinde şöyle işlenir:

“Hiçbir içgüdü ona ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapması gerektiğini söylemez; bazen neyi arzuladığını bile bilemez. Bunun yerine ya diğer insanların yaptığı şeyleri arzular (uydumculuk) ya da diğer insanların kendisinden yapmasını istedikleri şeyleri yapar (totalitercilik).”

Görüldüğü üzere, umumi halde sayılı yollar arasında tıkanır insan, bahsi geçen durumda.

“Bir keresinde, on bir yaşındaki oğlu ölen bir kadın, intihar girişiminden sonra hastaneme kabul edilmişti. Dr. Kunt Kocourek, kadını bir terapi grubuna katılmaya çağırmıştı ve bir psiko-drama seansı yürütmekte olduğu odaya kaza eseri girmiştim. Çocuğu ölen kadın, çocuk felcinden ötürü sakat olan oğluyla baş başa kalmış. Zavallı çocuk tekerlekli sandalyeye mahkûmmuş. Annesi, kendi kaderine isyan etmiş ama sakat oğluyla birlikte intihar etmeye kalkışınca çocuk buna engel olmuş; yaşamı seviyormuş! Onun için yaşam anlamlıymış. Peki, annesi için neden böyle değildi? Annesinin yaşaması bunlara karşın nasıl bir anlam bulabilirdi? Ve bunun farkına varması için ona nasıl yardım edebilirdik? Tartışmaya hazırlıksız katıldım ve gruptaki bir başka kadını sorguladım. Kaç yaşında olduğunu sordum. ‘Otuz’ dedi. Bunun üzerine ‘Hayır, otuz değil seksen yaşındasınız ve ölüm döşeğindesiniz, geri dönüp çocuksuz ancak mali başarılarla dolu bir yaşamınızın olduğunu görüyorsunuz’, diye karşılık verdim ve böyle bir durumda ne hissedeceğini hayal etmesini söyledim. ‘Ne düşünürsüz, o durumda kendi kendinize ne dersiniz?’ Drama seansı sırasında kaydedilen banttan kadının söylediklerini almama izin verin: ‘Ben evli bir milyonerim, rahat bir hayatım vardı ve bunu yaşadım! Erkeklerle flört ettim; onlarla cilveleştim! Ama şimdi seksenimdeyim; kendi çocuğum yok. Yaşlı bir kadın olarak geri dönüp baktığımda, bütün bunların ne için olduğunu anlayamıyorum; aslında, yaşamımın bir başarısızlık olduğunu söylemem gerek!’

Daha sonra oğlu sakat olan kadına, kendini benzer şekilde geriye dönüp bakarken hayal etmesini söyledim. Bant kaydından söylediklerini dinleyelim: ‘Çocuklarım olsun istedim ve bu arzum gerçekleşti; oğullarımdan biri öldü, ancak diğeri sakattı. Ben bakmasaydım onu bir kuruma gönderirlerdi. Sakat ve çaresiz de olsa, o, benim oğlum. Bu nedenle onun için olası olduğu kadarıyla, dolu dolu bir hayat verdim; oğlumdan daha iyi bir insan yarattım.’ O anda gözyaşlarına gömüldü ve hıçkıra hıçkıra devam etti: ‘Kendi adıma huzur içinde geriye dönüp bakabilirim; çünkü yaşamımın anlamla dolu olduğunu ve bu anlamı kazanmak için çalıştığımı, elimden geleni yaptığımı söyleyebilirim; oğlum için elimden geleni yaptım. Yaşamım bir başarısızlık değil!’ Sanki ölüm döşeğindeymişcesine geri dönüp yaşamına baktığında, ansızın bunun bir anlamı olduğunu, çektiği onca acıyı bile kapsayan bir anlamı olduğunu görebildi. Aynı sebeple, örneğin ölen oğlununki gibi kısa bir yaşamın bile coşku ve sevgi açısından öylesine zengin olabileceği, seksen yıl süren yaşamdan çok daha anlamlı olabileceği açıklık kazandı.”

Hasta olan çocuğun annesinin intihar etme isteğine karşı, çocuğun bunu istemeyişinin ve engel oluşunun sebebi çok net: “Yaşamı seviyormuş!” Umumi nazarda görülen şu: Menfi durumda olan çocuk ama intihar etmeye kalkışan anne. İşte Farnkl’ın logoterapi açıklaması için arayıp bulunamayacak bir misal. Daha elverişli misal şu: “Ben bakmasaydım onu bir kuruma gönderirlerdi. Sakat ve çaresiz de olsa, o, benim oğlum.” Frankl, anlattığı olaylarda karşısındaki kadınlara o ana kadar muhatap oldukları menfi sıkıtlara muhatap olmadan 80 yaşına geldiklerini tefekkür ettirerek, onlara kendilerini fark ettirmeye çalışıyor. Yaşlı kadının söyledikleri, onu şu an için nerede olduğu, ne yapması, nasıl pozisyon alması gerektiği, hayatında nelere öncelik vermesi gerektiği gibi bir sürü meseleyle karşı karşıya bırakıyor. Yani bu sayede yaşlı kadın, kontrol mekanizmasını eline almış oluyor. Çocuğu sakat olan kadın da yine benzer meselelerle karşı karşıya kalıyor ama çocuğunun sakat olması gibi üzülmesine ve intihar etmeye yeltenmesine sebep olan durumlara karşı, hayatına son verme gibi bir tutuma malik olmak yerine, “Dolu dolu bir hayat verdim ona; oğlumdan daha iyi bir insan yarattım” şeklinde ifade ettiği bir tahayyüle yelken açarak, böyle bir tutuma malik olarak, direnerek, var olmayı, mutlu olmayı tercih ediyor.

Tabii olarak, logoterapi için mühim bir nokta da, “çelişik niyet”. “‘Çelişik niyet’ adı verilen logoterapi tekniği, korkunun, korkulan şeyi yarattığı ve aşırı niyetin arzulanan şeyi olanaksızlaştırdığı gerçeğine dayanmaktadır. … Bu yaklaşımda fobisi olan hastaya bir an için dee olsa kesin olarak korktuğu şeye niyetlenmesi söylenir.”

“‘Çelişik niyet’ denilen logoterapi tekniği kullanıldığı zaman insanın kendisinden uzaklaşma yetisi gerçekleşir. Aynı zamanda hastanın, kendisini kendi nevrozundan uzağa koyması sağlanır.”

“‘Çelişik niyet’, her derdin devası değildir. Saplantılı-zorlanımlı ya da fobi içeren rahatsızlıkların, özellikle de altta yatan beklentisel kaygılı durumların tedavisinde yararlı bir araç olarak iş görmektedir. Dahası bu kısa süreli bir terapi aracıdır. Ne var ki, böylesine kısa süreli bir terapinin, zorunluluk gereği sadece geçici tedavi etkileri yarattığı sonucuna varılmamalıdır.”

Yani logoterapinin temel mevzularından olan çelişik niyet, hissi planda bir vakıanın zıddına aidiyet duyarak kalb etmesine nispetle gelinen noktaya verilen isimdir. Aşırı derecede terleyen birbirinin, daha fazla terleyeceğini tahayyül yahut tefekkür ederek, kendisini buna yoğunlaştırması sonucunda hiç terlememesi yerinde bir misal olabilir çelişik niyet için.

Sonuç olarak, logoterapi için kısaca diyebiliriz ki;

– İnsanı sebeplere veya bilinçaltı gibi öğelere dayanarak irdeleyen psikoloji biliminde logoterapi, insanı var olan acılar gibi vakıalara karşı dayanıklı ve muhatap kılarak tutmayı, var etmeyi hedefleyen bir anahtar mesabesindedir, ama reddetmeden.

– Logoterapi var oluşun manasını önceler.

– Logoterapinin zıtlık içerisinde/hudutlarında farklılık ilişkisini tedai ettiren öğelerin taalluk ilişkisi ile işleyen bir mantığı vardır.

– Logoeterapinin ayırıcı unsurları içerisinde insanın kendisinin tesiri olduğu bir vakıayı ortaya koyarak, herhangi bir vakıa ile etkileşerek, acıya yönelik bir tavır geliştirerek, hayatın manasını keşfetme vardır.

– Meseleleri akli/zihni ve hissi planda eşelemeye cehd eder.

– Meselelerin zıt hallerini, meselelerin muhtevasına dâhil ederek işler.

– Bazı buudları ismi konulmamış bir usul olarak gündelik hayatta bulunabilir (çelişik niyet gibi).

– Umumda kısa süreli bir terapi sunar.

– Geçici tedavi etkileri oluşturmaz.

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s