Kemal Ramazan Haykıran / Tarih-Kültür / Yazarlar

İslam Medeniyeti’nde Ticaret ve Müslüman Tacirler

kös-kemalİslam medeniyeti, çölden şehre, bedevilikten yerleşik düzene, yarımadanın kapalı kültüründen yabancı mirasa geçiş yapmıştır. Fakat aynı zamanda eski alışkanlıklarını ve geleneklerini de sürdürmeye devam etmiştir. Müslüman toplumun hayatı, Roma ve Helen toplumlarının hayatı gibi devamlı ilişkiler, alışveriş ve şehir medeniyetine dayanmaktadır.

6. Yüzyılda Hindistan’a giren pamuk, VII. Asırda Mezopotamya’ya girer ve ketenin yerini alır. Çukurova, Suriye, Şam ve Ürdün’e girmesine rağmen Mısır’dan kaçar fakat İspanya ve Sicilya’ya geçer. Kıbrıs ve Girit pamuğun etkisini Haçlı Seferlerinden sonra hisseder.

Çin menşeli ipekböcekçiliği ise Ermenistan ve Hazar kıyılarına uzanır fakat bölgede Babil ve Bizans’ın ekonomik alanları arasındaki kopukluktan dolayı ekim alanları küçülür.

Müslüman fethiyle ipekçilik, Akdeniz’in bütün elverişli bölgelerine girer ve gelişir. Bu elverişli bölgelerin başında Suriye, Tunus, Sicilya ve İspanya gelir. Müslüman dünyası Çin’den ipekli kumaş almasına rağmen Bizans’ın ipek hammaddesi ihtiyacını da karşılar.

İpek ve pamuğun gelişmesi, tekniklerin gelişmesine, yeni meslek kollarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Çivit boya, ged ve pastelin yerini almıştır. Balgam söktürücü ilaç olarak kullanılan, “İspanya veya Brezilya ağacı” da denilen Hint bitkisi, kızılkök boyası ve erguvan kırmızısından daha çok tercih edilir. Safran ise her yerde görülmektedir.

Abbasilerden önce Mısır papirüsü ile parşömen kullanılıyordu. Sasani devrinde yapılan ithaller sonucu keten ve kenevirden yapılan Çin kâğıdı tanındı. İslam, Türkistan’a ulaşınca bu ithaller hızlandı ve yönetimin resmi kullanımı için 800’lü yıllarda Bağdat’ta bir kâğıt fabrikası kuruldu. Böylece bu ürün XI. Asırda papirüsü Mısır’da bile tahtından etti. Müslümanlar, 14. Yüzyılda Fransa ve İtalya’da kâğıt fabrikaları kurulana kadar Bizans ve Roma’ya bu ürünleri bol miktarda sattılar.

Binli yılların Avrupa’sının ekonomi ve nüfus açısından yeniden canlanması sadece Doğu’nun, altınla beraber duyarlılığını yitirmiş, tembel bir Batı’ya aşılanmasıyla açıklanamaz.

Abbasi tüccarlarının tutku, hırs ve hareketliliğinin Batı’ya transferi, Sicilya’nın gelişmesi, parlaması, İspanya ve Doğu ile ilişkileri, Avrupalı yolcu ve tüccarlarla temasları, Batı’da ticaretin gelişeceğini gösterir. Fâtımîlerle birlikte Doğu ticaretinin önemli bir kısmı Akdeniz ve Kızıldeniz kavşaklarına taşınmıştır.

Müslüman dünya, geleneğini aldığı Klasik Antik Devrin ticari uygulamalarını hayata geçirmiştir. Bu ticari uygulamalar şu şekilde sıralanabilir: Komandit şirketler, borsa uygulaması, faize para verme, evrak sistemi, bono, muhasebe, ertelenmiş veya gecikmiş çek, takas usulleri…

Genel ticaret sisteminde antik dünyaya oranla büyük bir değişme yoktur. Tek fark, anlaşmalarda ve işlemlerin büyüklüğünde görülür. Ticari canlılığı, Sinbad’ın seyahatlerine öncülük eden denizci hikâyelerinden veya İbn-i Havkal’dan okumak mümkündür.

Gümrük ve normal vergilerde de hiçbir değişiklik yoktur. Bu vergiler hem Müslüman hem yabancı tacirleri etkiler. Fakat yabancı tacirler iki defa daha fazla vergi verirler. Her şehrin vergi tahsil bürosu vardır. Alışverişler devletin vergi kontrolü altındadır. Devletin ekonomiye müdahalesi hoş karşılanmaz; çünkü İslam’ın ticaret konusundaki genel eğilimi “bırakınız yapsınlar”dır.

Bütün alışverişler gümüş dirhem ve altın dinar ile yapılır. Gümüş dirhem daha ziyade mahalli ticaretlerde kullanılır. Bu dönemde Batı, sattığı ürünler için aldığı altının çoğunu çeşitli alışverişler karşılığında Bizans’a veriyordu. Müslüman dünyası ticarette zamanla -Batı’yla dengesini koruyup, Bizans’la olan münasebetlerinde de avantajlı durumda olsa da- Rus ticari bölgelerinden ve Türk Asya’sı veya Hindistan dediğimiz bölgelerden açık vermeye ve altın kaybetmeye başlamıştır. Oysa İslam’ın ticari hayatta kalabilmesi için altına ihtiyacı vardı. İşte ticari yolların önemi buradan gelmektedir.

Bağdat ve Samarra kentlerinin kurulmasıyla deniz ticareti canlanmıştır. Bu devirde Müslümanlar Kore’ye kadar ilerlediler. Kantonlar ve özellikle Hindistan’ın batısında sömürgeler kurdular. Bu arada Çin’in yelkenlileri Ziraf’a (İran Körfezi’nin büyük ambarı) girdiler. Çok sayıda Müslüman’ın ölmesine neden olan Huong-Çao İsyanı ile birlikte Müslümanlar bu denizlerde seyrederken geri çekildiler. Malezya adası bundan sonra Müslüman tüccarın Doğu’ya doğru ticaretinin yeni kavşağı oldu.

Müslümanlar, İbn-i Havkal ve coğrafyacı Mukaddasi ile bu dönemde tekrar kara yoluna, kervan yoluna yöneldiler fakat dünya ticaretinin önemli bir bölümü Akdeniz-Kızıldeniz eksenine taşındı. Doğu denizlerinde Hint meşesinden ve Hindistan ağacının lifinden yapılmış küçük gemilerle ticaret yapılırdı. Liflerden halat yapılır, bu halatlarla kesilen tahtalar birleştirilip gemi hâlini alırdı. Fakat bu gemiye fazla güvenilmezdi. Bu geminin tahtaları birleştirilirken kullanılan halatların geçirildiği delikler balina yağı ile doldurulur, gemiye belli seviyede su alınır, geminin üstünde üçgen şeklinde yelken dalgalanırdı.

Deniz üzerindeki seyirlerde yıldızlardan, muson rüzgârlarından, güneye işaret eden “Macellan bulutları”ndan faydalanılırdı. İslam dünyasının kıyılara, adalara sahip olması, uzun süreli ve kârlı ticaret yapılmasını sağladı. Bu dönemde limanlar, fenerler, sal, zincir gibi teknik kolaylıklar sağlanacak gelişmeler görülür.

Karada ticaret ise hemen hemen sırf yola özgüdür. Bu yol taşıma için kullanılır. Eski Roma yolunun ve kağnının yerini kervan yolu ve semerli hayvan, özellikle de deve almıştır. Çoğu zaman 5–6 bin develi kervanlara rastlanmaktadır. Hepsi yolculuk esnasında kervansaraylarda veya hanlarda, bazen de resmi posta tesislerinde konaklarlardı. Bu konaklama tesisleri birbirlerine 40 km. uzaklıktadır ve her birinin su sarnıcı vardır. Bu yolculuk esnasında taşkın gibi engeller ortaya çıkarsa karşıdan karşıya geçmek için taş köprü veya küçük gemiler bulunmazsa ırmakların en sığ yerleri aranır ya da şişirilmiş tuluklardan yararlanılırdı. Nehirler kara ticaretine engel görünse de, aslında Batı ticaretine ikinci bir yoldur. Örneğin Nil’in Mısır’ında, Kuadalkivir İspanya’sında olduğu gibi.

Bu ticari çatının merkezinde Bağdat, Samarra, Kahire, Kurtuba ve İslam’ın diğer büyük şehirleri yer alır. Bu şehirler tüketici oldukları kadar üreticidirler. Kendi kendileriyle ve dışarıyla alışveriş yaparlar.

Maurice Lombard’a göre, ticaretin dört cephesi şu şekildedir:

Kuzeydoğu: İran’dan başlayıp Çin’e ve Kuzey Hindistan’a uzanır. Bu yolla Türkistan’ın keçelerine, kürklerine, silahlarına, kölelerine ulaşılır. Çin’in ipekli kumaşlarına, porselenlerine, kâğıtlarına ulaşılır. Hindistan’ın kaşmirlerine, kölelerine ulaşılır. Tibet’in misk keçilerine ulaşılır.

Güneydoğu: Asya, Afrika veya Hint Okyanusu kıyılarına kadar uzanır. Bu bölgede Müslüman dünyası önemsiz el eşyalarını, fabrika mallarını satar, karşılığında lüks ürünler, hoş kokular, ilaç, baharat, inci, kıymetli taşlar, deniz ürünleri, kabukları, ağaç, cam, metal, altın, köle alırlar.

Güneybatı: Sahra ötesine kadar uzanır. Bu bölgede bol miktarda altın ve köle ticaretinin başlıca merkezi Gana’dır. Ayrıca tuz, hurma ticareti de vardır.

Kuzeybatı: Kumaşlar, mamul eşyalar, kıymetli ürünler Bizans’a satılır. Bizans ise karşılığında lüks diba kumaşlarla altın verir. Güney Rusya ve Hazar bozkırlarına, İslamlaşmış Bulgarların vasıtasıyla veya Aşağı Volga’nın Müslüman sömürge konak şehirleri yoluyla Orta ve Doğu Avrupalı esirleri (Slavları) ve orman ürünlerini götürüp ihraç ederler. Başlıca alışveriş ürünleri olan ağaç, bal, kürk ve diğer ürünlerin karşılığı parayla ödenir. Uzak Batı’yla aynı tarzda ticaret Yahudi tüccarlar eliyle Orta Avrupa, Güney Rusya ve İspanya ile yapılırdı.

Tacir

Abbasi devri boyunca şehir halkının en önemli kişisidir. Genellikle ticaret istikameti Uzak Doğu, Doğu Afrika ve Asya Bozkırıdır. Tacir olan kişiler zengindir, itibar sahibidir. Zengin ve itibar sahibi oluşları çeşitli hayır kurumlarına, çeşmelere, köprülere, binalara adlarını vermelerine vesile olur. Bazı durumlarda devlete borç verir ve böylece vergi toplama imtiyazı elde eder.

Limanlar

Akdeniz Limanları: Almeria, Palermo, Tunus, İskenderiye, Try, Akra, Suriye ve Trablus’tur.

Kızıldeniz Limanları: Al-Külzüm, Eski Klisima, Al-Car, Cidde ve Aden’dir.

Hint Okyanusu ve Basra Körfezi Limanları: Şattü’l-Arab’daki Basra, İran’ın büyük ambarı Siraf, Suhar, Moskot ve Daybül’dür.

Kervan Durakları

Abbâsî döneminde konaklama yerleri giderek çoğalmıştır. Nul Lamta ve Sicilmasa (Fas’ın Güney Atlantik kıyıları üzerinde), Fizan ve Cezayir’in güney vahaları, Semerkant, Buhara, Mekke, Medine, Şam, Humus, Halep, Rey, Nişabur, Belh…

Liman ve Gemicilik Şehirleri

Sevilla ve Kuadalkivir, Musul ve Dicle, Al-Anbar ve Fırat, Al-Mansur ve Hindu.

Coğrafyacı Mukaddasi, “İslam’ın 17 feneri” dediği kılavuz şehirleri şöyle sıralar: Kurtuba, Kayravan, Kahire, Şam, Musul, Bağdat, Mekke, Zabit, Al-Mansur, As-Siracan, Şiraz ve Ahvaz, Hamedan, Erdebil, Şahrastan, Nişabur, Semerkant.

Sosyal Hayat ve Toplum

İslam medeniyeti, çölden şehre, bedevilikten yerleşik düzene, yarımadanın kapalı kültüründen yabancı mirasa geçiş yapmıştır. Fakat aynı zamanda eski alışkanlıklarını ve geleneklerini de sürdürmeye devam etmiştir.

Müslüman toplumun hayatı, Roma ve Helen toplumlarının hayatı gibi devamlı ilişkiler, alışveriş ve şehir medeniyetine dayanmaktadır. Bu toplumda hayatın tamamı şehirlerin dışında kır ve vaha hayatı üzerine kurulmuştur.

Moğol istilasından önce 10. Yüzyılda İslam toprakları Hindistan’dan İspanya’ya, Orta Asya’dan Afrika’nın Namibya sınırlarına kadar uzanmaktadır. Abbasiler’in siyasi ve ekonomik açıdan önemli şehirleri, Kurtuba, Kayravan, Kahire, Mekke, Şam, Bağdat, Buhara’dır.

Fakat toplum bir süre sonra yerinde saymaya başladı. Artık yeni yerlerin fethini istemekten çok eldeki toprakları muhafaza etmeyi ister hâle geldi. Toprak büyüklüğü yönetimde zorlukları da beraberinde getirdi. Bir diğer sıkıntı ise, ticarette ve ekonomide işlerin kesat gitmeye başlamasıdır. Toplum zamanla ihtiyaçlarını karşılayamaz olmuş ve ihracatı zamanla çökme noktasına gelmiştir.

Köylüler

Sosyal sınıfların en alt tabakasını oluştururlar. Yokluk içinde yaşarlar. Köleler, gündelikçiler, küçük mülk ve toprak sahiplerinden oluşurlar. Bu kesim zamanla giderek güç kaybetmiş ve neticede büyük mülk sahiplerinin, tüccarların, askerlerin baskısına maruz kalmıştır. Bu kesimin baskılardan kurtulması için üç yolu vardı: Ölüm, kaçış veya isyan.

Büyük şehirlere bağlı köyler hariç diğerleri mülk sahibi askerlerin baskısı altındadırlar. Bulduklarını yiyip içmek zorundadırlar. Tasarruf yapmak ve zengin olmak onlar için hayaldir. Su köylüler için oldukça değerlidir. Ayrıca köylüler bağlı oldukları vilayetlere vergi veriyorlardı.

İslam medeniyetinde şehirler kurulduktan sonra her şehre kendine has abideler, camiler inşa edilmiş, antik şehirlerin düzgün, köşeli planı yumuşatılarak ayrı bir şehir planı geliştirilmiştir.

Genel olarak şehirler Ulu Cami çevresindedir. Şehir, daracık sokakları, dışarıyla bağlantısı olmayan evleri ve çarşılarında satıcıların ve daracık dükkânların yer aldığı bir yapıdadır. Şehir hayatının önemli kısmı varoşlarda-banliyölerde, şehrin giriş kapılarında, kervanların varış noktalarında, büyük pazar ve mezarlıklarda geçer. Bu şehirler, çeşmeler, hamamlar vs. ile süslenmiştir.

Şehirlerde Düzen

Şehirde düzen, genel ahlakla ilgilenen Hâkim (Kadı) ve pazarları kontrol eden Muhtesip tarafından sağlanır. Yerli örgütler olan belediye, spor dernekleri ve dini müesseseler, düzeni destekleyen unsurlardır. Hemen her şehirde Bizans ve Sasani dönemi kalıntısı görmek mümkündür.

Müslüman ticaretinin önemli bir kısmının dayandığı meslekler şehirlerde özel ve kamu sektörüne ait atölyelerde icra edilmektedir. Bu meslekler loncalar şeklinde teşkilatlanmıştır. Loncalar çeşitli mesleklere göre semt ve sokaklara dağılmışlardır; ayakkabıcılar çarşısı, terziler çarşısı gibi. Bu sayede meslek erbabına işlerinde derinlemesine çalışma imkânı verilmiş olur. Değişik mezheplere sahip kişiler bu mesleklerle rahatça ilgilenebilirler.

H. III./M. IX. Yüzyıllara kadar Müslüman dünyasında çarşı ve mal fiyatları istikrarını korudu. Bu dönemden sonra çarşı canlılığını yitirmiştir.

Kemal Ramazan Haykıranakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s