Din / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Yoksula Yetime Arka Çıkmayan Din Kimin Dini?

mevlüt-hönül-köşe-2Yoksula, yetime, zayıf düşmüş olana, gadre uğrayana, zulüm görene arka çıkmayan bir din, kimin dinidir? Bu tür bir dinin Allah’ın dini ile uzak yakın hiçbir alakasının olmadığı, içinin boşaltıldığı, bir başka şekle sokulduğu açıktır; zira Hz. Ali’nin ifadesiyle şeytan sömürücülerin yanındadır!

Allah’ın yasası gereği, insanlar kendi geçici menfaatleri için, ihdas ettikleri bâtıl dünya düzenlerini öne alıp, heva ve hevesleri için dinlerine ait emir ve yasakları terk ettikleri ve önemsemedikleri sürece saadete kavuşamayacaklar. İnsan, -yine Allah’ın yasası gereği- devamlı surette ektiğini biçtiği için dünyanın bugünkü ahvali onun kendi yapıp ettiklerinin sonucu olarak karşımızda durmaktadır.

İslam dininin Arap yarımadasında zuhur edişiyle birlikte tarihin gidişatı değişti. Bu dine ilk destek verenler ve onu omuzlayanlar yoksullar ve köleler oldu. İslam’ın kısa süre içinde üç kıtaya yayılması, getirdiği hak ve adalet anlayışı sayesinde mümkün oldu. Mustaz’afların hak, adalet ve hürriyet özlemleri, yayılma sürecini çabuklaştırdı. İmanın gücü zulmü mağlup etti. Dinin adalet ve hürriyete çağıran mesajı ve kalplerde kök salan iman, zorbaların hâkimiyetine son vermiş, İslam’ın bir yüzyıl içinde Atlantik’ten Hindistan’a kadar yayılmasını sağlamıştır.

Hıristiyanlığın yayılmasında, özellikle Roma imparatorluğuna karşı direnmesinde -ki Hıristiyanlar arenalarda aslanların önüne yem olarak atılıyorlardı- en büyük etken de yine ezilmişlik, horlanmışlık, insan yerine konulmama ve buna mukabil hakka, adalete, hürriyete duyulan inanç ve özlemdi. Hıristiyanlığın ilk öncüleri de yoksullar oldu.

Kur’an-ı Kerim’de zikredilen peygamber kıssalarında da bu hakikat apaçık bir biçimde görülmektedir. Peygamberlere destek olanlar ve ağır bedel ödeyenler öncelikle yoksullar ve köleler olmuştur.

Materyalist fikir sahiplerine göre, din zenginlerin kendi çıkar ve menfaatlerini korumak adına uydurdukları söylemlerden ibarettir. Hiç şüphesiz İslam söz konusu olduğunda bu iddianın aksine bir durum karşımıza çıkmaktadır.

İster tarih içinde ister günümüzde olsun, iktisadî güce malik kimselerin kullandıkları başat sömürü aracı faizdir ve haram kılınmıştır. İktisadî ve siyasî güç, bütün toplumlarda imtiyazlı zümreler var etmiş, gücün hukuku geçerli olmuştur, İslam ise imtiyazları ortadan kaldırmış, zayıf ile güçlüye hukuken eşit muamelede bulunmuştur. Serveti toplum geneline yaymak için zenginlerin malları üzerinde yoksulların hakları bulunduğunu beyan etmiş, israfı yasaklamış, israf edenleri “şeytanların kardeşleri” olarak nitelendirmiştir. Kur’an-ı Kerim’in hükümlerine ve Hz. Peygamber’in uygulamalarına bakıldığında, iktisadî ve hukukî açıdan adaletin hâkim çizgiyi oluşturduğu açık bir biçimde görülür.

Aynı şekilde İslam, “iyiliği emredip kötülükten sakındırma” görevini zorunlu kılmış, insanları yaşadıkları çevreden sorumlu tutmuş, zulmün ve zorbalığın her türlüsüne karşı birlik içinde mücadeleyi emretmiştir. Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker, İslam’ın temel rükünlerindedir.

Hz. Ali, Nehcü’l-Belağa’da Resulullah’ın şöyle buyurduğunu söylemektedir:

“Kendi içindeki zayıfların, fakirlerin, güç sahibi zorbalarda olan haklarını hiç bir tereddüt göstermeden alamayan bir toplum refaha ve saadete erişemez.”

Hz. Ali, kendi halifeliği döneminde Mısır’a vali olarak atadığı Malik bin Eşter’e gönderdiği ahitnamesinde şunları söylemektedir:

“Sana helal olmayan şeylerden nefsini koru, hükümdarlık döneminde kalbinin şiarı, merhamet etmek, insanları sevmek, onlara lütufta bulunmak olsun. Sakın onların sırtından geçinen zararlı bir kurt gibi olmayasın. Çünkü onlar iki sınıftır: Ya senin din kardeşindir ya da yaradılışta bir eşindir. Allah’a karşı insafını koru, onun emirlerine itaat et ve emirlerine karşı çıkma ve asla ne sen halka zulmet ne de yakın akraban veya dost ve arkadaşlarına izin ver. Öyle olma ki, bu gibi insanlar sana güvenerek zulüm yapmasınlar.

İman eden, doğruları yapan ve çokça Allah’ı zikreden, zulme uğradıkları zaman kendilerini savunanlar hariç. Zalimler, nasıl bir inkılâpla devrileceklerini yakında öğrenecekler! (Şuara: 227)

Şunu da bil ki, Allah’ın kullarına zulüm edenin düşmanı Allah’ın kendisidir. Allahu Teâlâ nedensiz ve haksız yere düşman olmayacağına göre, Allah’ın düşmanı olduğu kişilerin özür ve delili de kabul edilmez. O kişi tevbe edip, mazlumların hakkını geri verene ve onların gönlünü alana kadar Allah’la savaş halindedir.” (Nehcü’l-Belağa, 53, Ahitname)*

Hz. Peygamber’in adaletini takip eden Hz. Ali, halifeliği döneminde bir yandan iç karışıklıklarla uğraşırken öte yandan halkın hakkını korumaya gayret etti, modern zamanların diliyle halkçı bir yönetim tarzı ortaya koydu ve adaletin gereği olarak zayıfın hakkının güçlüden alınması konusunda tavizsiz davrandı. O, Malik’e yazmış olduğu bir başka ahitnamede ise şunları söylemektedir:

“Allah için, Allah için, o ezilen alt tabaka var y,a işte onların hakkı, en çok onların hakkında Allah’tan kork. Onlar ki, ne bir sığınacak yerleri var ne de başka bir şeyleri. Yokluktan çeşitli eziyet ve zorluklar içinde kıvranıyorlar. Onların içerisinde ihtiyaçlarını gizlemeyen olduğu gibi, onuruna yediremeyip sırını kimseye açmayanlar da vardır.”

Bu sözü, şu ayet-i kerime ile aynı doğrultudadır:

“(Ve) Allah yoluna kendilerini tamamen adamış oldukları için yeryüzünde (rızık aramak niyetiyle) gezip dolaşamayan muhtaçlar(a yardım edin). (Onların durumunun) farkında olmayan, onları zengin zanneder, çünkü (istemekten) çekinirler; (ancak) sen onları (bazı) özelliklerinden tanıyabilirsin. İsanlardan arsız bir şekilde istemekten kaçınırlar. Ve onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah hepsini bilir.” (Bakara: 273)

“Ey Malik! Allah’ın sana teslim ettiği hakkı (onların hakkını) koru. Beytü’l-maldan ve İslam ordularının toplamış olduğu tarım ürünlerinin bir kısmını da, onları refaha kavuşturmak için ayır. Onların herhangi bir nedenden dolayı gelip haklarını almaya güçleri yetmez ise, sen bunu onların kapısına götür. Çünkü onların uzakta olanı, iktidarı olmayanı, aynen yakında olanın sahip olduğu hakka sahiptir.” (Nehcü’l-Belağa, Ahitname)

İslam, şüpheye yer bırakmayacak şekilde yoksula, yetime, yolda kalmış olana, gadre uğrayana, zulüm görene arka çıkmayı emretmektedir. Başta Kur’an olmak üzere, Hz. Peygamber’in uygulamaları ve tarih içinde ortaya konulan pratik bunun açık kanıtıdır. Bununla birlikte insan faktörü sapmayı kaçınılmaz kılmaktadır ki, aksi halde imtihandan söz etmemiz mümkün olmazdı. Bugün birileri din üzerinden insanları sömürüyorsa ve insanlar da sessizliğe bürünmeyi tercih ediyorlarsa, bu onların İslamî esasları kavrayamamış olmaları sebebiyledir. Ne yazık ki, ümmet, dinin kimden yana, kime karşı olduğunu, neyi korumak istediğini anlamak istemiyor ve zulüm deryası içinde “rahat” durabiliyor.

Yoksula, yetime, zayıf düşmüş olana, gadre uğrayana, zulüm görene arka çıkmayan bir din, kimin dinidir? Bu tür bir dinin Allah’ın dini ile uzak yakın hiçbir alakasının olmadığı, içinin boşaltıldığı, bir başka şekle sokulduğu açıktır; zira Hz. Ali’nin ifadesiyle şeytan sömürücülerin yanındadır!

“Her zaman fakirden yana ol, çünkü Allah da onlardan yanadır. Asla sömürücü zenginin tarafına geçme, çünkü şeytan bu sömürücülerin tarafındadır.” (Nehcü’l-Belağa, Ahitname)

Mevlüt Hönülakilvefikir.org

Dipnot:

* Ahitname: Hz. Ali’nin, bir yere Emir veya Vali olarak tayin edilen kişiye, o yerin tarihi, kültürel, coğrafi ve iktisadi durumunu iyice bilmesi, anlaması, tarihten ibret alması, halkı din kardeşi yahut yaradılışta eş ve kardeş iki sınıf olarak görmesi, herkese adaletle, merhametle muamele etmesi, kimsenin malına ve canına göz dikmemesi, halktan gizlenmemesi, kendini onlardan ayrı ve üstün görmemesi, yaşayışta ve geçimde onlardan ayrılmaması, ceza vermede adalete riayet etmesi, savaşa kesin olarak lüzum görülmedikçe başvurmaması, kan dökmekten çekinmesi ve her hususta halka örnek olması gerektiğini bildiren tebliğleridir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s