Ali Tarık Parlakışık / Din / Yazarlar

Hanefi Mezhebi (3) – İmam Muhammed

ali-tarik-parlakişikMektebimizin ve Hanefi Mezhebi’nin mühim simalarından olan Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, ciddi manada ilmi derinliği bulunan, derin tefekkür istidadını haiz, ilmi meseleleri kendinde cem eden ilginç bir karatere maliktir… Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin eserleri Hanefi Mezhebi’nin temel eserleridir. Fıkıh, tefsir, hadis gibi ilim dallarında yaptığı istidlaller ile mezhebin paradigması tekevvün etmiştir. 

V.

İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani

Giriş

Asıl adı Muhammed’dir. Künyesi Ebu Abdullah’tır. Künyesi, nispeti ve ismi ile şöyle vasıflanır: İmam Ebu Abdullah Muhammed b. el-Hasan b. el-Ferkad eş-Şeybani el-Kufi.

Babası Hasan eş-Şeybani, Şam’da asker iken, Irak’taki Vasıt’a gelir ve oğlu burada doğar.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin Kufe’ye nispeti, muhtemeldir ki, Kufe’de büyümesinden ve tahsilinin Kufe alimlerinin dizleri dibinde gerçekleşmesindendir.

Yine aynı şekilde o dönemin meşhur dil alimi Ferra’nın teyze oğludur ve sık sık bir araya gelip münazara yaptıkları bilinir.

132’de Vasıt/Irak’ta doğdu, 189’da bugün İran’da Tahran’nın köyü olan bir bölgede, Rey’de vefat etti.[1]

Şimdi, ilmi iştiyakı yüksek bu alimin, ilmi portresine geçelim…

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin İlim Dünyasında Mektebi Çizgi

Mektebimizin ve Hanefi Mezhebi’nin mühim simalarından olan Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, ciddi manada ilmi derinliği bulunan, derin tefekkür istidadını haiz, ilmi meseleleri kendinde cem eden ilginç bir karatere maliktir.

Böyle ‘adam’lar toplumlar için stratejik değeri yüksek bir noktada bulunurlar. Çünkü tarihte ilmi, fikri veya siyasi terettüp çizgisine nazar ettiğimizde, belli anlarda herhangi ehil bir ‘adam’ın o anda ehliyetine taalluklu bir amelde bulunduğunu görürüz ve ardından da bazı vakıaların rayına oturduğuna veya oturmak üzere olduğuna şahit oluruz. O ‘adam’ların ehliyetlerine ve konumlarına göre onları alim, mücahid, mütefekkir gibi vasıflar ile vasıflandırırız.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin de, siyasi olarak Abbasilerin yönetimde bulunduğu, Müslümanlar arasında Şii, Mutezili fikirlerin yanında Ehl-i Rey, Ehl-i Hadis gibi mekteplerin mevcut olduğu, yine öte yandan ilmi fırkaların ve ilim merkezlerinin elinde ilmi ve fikri bir birikimin bulunduğu bir zamanda hem eserleri ve hem de hayat içindeki fıkhi temsiliyeti ile ciddi, stratejik işler yaptığını görüyoruz. Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin ilmine eğildikten sonra bu noktaya tekrar döneceğiz.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’yi ilim tahsili konusunda en çok teşvik eden babası Hasan eş-Şeybani’dir. Eski eserlerin çoğunda gördüğümüz nokta; Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’ye babasından 30.000 dirhem miras kaldığı[2] ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin de bu 30.000 dirhemi farklı ilim dallarını tahsili sırasında kullandığıdır.[3] Yine babası Hasan eş-Şeybani’nin kendisini 14 yaşında iken Ebu Hanife’ye götürdüğüdür.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, Ebu Hanife’den birkaç yıl ders alır, Ebu Hanife vefat ettiğinde o 18 yaşındadır. Sonrasında mezhebin içindeki ilmi terettüpte Ebu Yusuf’tan ders aldığı görülür, ilmi terettüp bu şekilde devam eder.

Farklı zamanlarda farklı hocalardan ve uzun süre aldığı dersler sonucunda Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’yi sarf, nahiv, dil, gramer, şiir, edebiyat, hadis, tefsir, fıkıh gibi ilimlerde yetkin bir isim olarak müşahede ediyoruz. İmam, eserlerindeki farklı üsluplarla işlediği konularda bu ilimlere dair idrak zevkini yaşar.

Muhammed Hasan eş-Şeybani’nin üzerinde etkili olan şahıs Ebu Hanife’dir, dersek mübalağa etmemiş oluruz. Ebu Hanife’nin kıyas ve istihsana dayanan rey fıkhını kendisinden bire bir görmüş, öğrenmiştir. Muhammed b. Hasan eş-Şeybani farklı eserlerinde ilim aldığı isnad zincirini şu şekilde belirtir: “an Ebi Hanife an Hammad an İbrahim”, “Kale Muhammed ahberana  Şu’be bin el-Haccac an Hakim bin Utbe an İbrahim en-Nehai an Ali bin Ebi Talib ennehu kale”[4] İlk zincir, “el-Asar”ında, ikinci zincir ise İmam Malik’ten rivayet ettiği “Muvatta”da geçer. Burada şunu söyleyebiliriz ki, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin verdiği bu bilgilerde, ilmi çizgi ya Ebu Hanife’ye ya da Ebu Hanife’nin hocalarına çıkıyor ve Ebu Hanife’nin kendisine ilmi nereden aldığı sorulduğunda verdiği cevap ile benzerlik arz ediyor.

Burada hemen şunu belirtmemiz gerekiyor; Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, ilmi olarak Ebu Hanife’nin yolunu sürdürmüş, buradan mülhem kendinden önceki ilmi verilerin üzerine ahenkli bir örgü sunmuştur.

Ehl-i Rey’in Ebu Yusuf’tan sonraki imamı Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’dir. Irak/Kufe fıkıh mektebinin tartışmasız imamıdır. Ebu Hanife’nin vefatından sonra Ebu Hanife’nin talebesi Ebu Yusuf‘tan ilim tahsiline devam etmiştir. Ebu Yusuf’un isteğiyle “Camiu’s-Sagir” isimli eserini kaleme almıştır. “Camiu’s-Sagir”deki meseleler, Ebu Yusuf kanalıyla Ebu Hanife’ye dayanır, Ebu Hanife’den rivayetler ihtiva eder. Yine devasa eseri “el-Asl” da, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin görüş ve reylerinin yanı sıra Ebu Hanife’nin ve Ebu Yusuf’un görüş ve reylerini ihtiva eder. Yine “el-Asl”da aynı şekilde Ebu Hanife ile ihtilaf ettiği noktaları, Ebu Yusuf ile ihtilaf ettiği noktaları, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf ile ihtilaf ettiği noktaları, Ebu Yusuf’un Ebu Hanife ile ihtilaf ettiği noktaları, Ebu Hanife ile ittifak ettiği noktaları, Ebu Yusuf ile ittifak ettiği noktaları, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’la ittifak ettiği noktaları belirtmiş ‘cins’ bir kafadır Muhammed eş-Şeybani.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin, Irak Fıkhı’nın nesiller arası devrinde ehemmiyeti kesin ve mühimdir. Ahenkli bir şekilde Rey usulünü/metodolojisini işletmiştir. Eserlerinde Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un görüşlerini, reylerini bir araya getirmiştir. Bu manada Ehl-i Rey’in içinde Ebu Hanife’den sonra en çok eleştiri alan alimdir.[5]

İmam Malik ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybani

Muhammed eş-Şeybani, üç yıl kadar İmam Malik’in yanında kalmıştır. İmam Malik’ten 700 küsur hadis dinlemiş ve Kufe’ye dönünce Iraklılara bu hadisleri anlatmıştır.

Buradan şöyle bir yorumda bulunabiliriz; Medine’de, İmam Malik’in yanında kaldığında, hadis ve fıkıh ilimlerinde Medinelilerin usullerini/metodolojilerini ve görüşlerini öğrenmiştir. Dolayısıyla kendisinin fıkıh telakkisi tekevvün ederken, farklı ilmi havzaların havasını teneffüs etmiştir.[6]

Hanefi Mezhebi payına buradan düşeni şöyle işaretleyelim; Hanefi Mezhebi’nin teşekkülünde, farklı ilimlerde, Muhammed Hasan eş-Şeybani çerçeveyi genişletmiştir.

İmam Malik, farklı kimselere birçok defa “Muvatta” kitabını okutmuştur.[7] İmam Malik’ten “Muvatta” üzerinden ders alanlara geldiğimizde ise diyebiliriz ki, İmam Malik’ten birden fazla “Muvatta” rivayetinin olmasının sebebi budur. Muhammed b. Hasan eş-Şeybani de İmam Malik’ten “Muvatta” rivayetinde bulunanlardandır ve “Muvatta”yı sadece rivayet etmemiş, kendi rivayetindeki hadislerle amel edip etmediğini de belirtmiştir. İmam Malik ile ihtilaf halinde olduğu meseleleri işler, kendi görüşünü verdikten sonra Ebu Hanife’nin görüşünü gerekçesiyle bildirir. Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin “Muvatta” rivayeti hem fıkhu’l-hadis hem de mukayeseli fıkıh hususiyetlerini taşır.[8]

Öte yandan yine Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin “El-Hucce ala Ehli’l-Medine” isimli bir kitabı vardır. İmam Malik’in yanında kaldığı süre zarfında Medine alimleriyle ilmi müzakereleri olur ve bu müzakerelerden sonra Ebu Hanife ile Medine alimleri arasındaki ihtilaflı meseleleri tespit eder ve “El-Hucce ala Ehli’l-Medine” isimli kitapta bu meseleleri işler. Mukayeseli fıkhın da ilk misallerinden olan “El-Hucce ala Ehli’l-Medine”de Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, önce Ebu Hanife’nin, ardından Medine alimlerinin görüşlerini aktarır, sonra da her iki tarafın gerekçelerini aktarıp tahlil eder. Muhammed b. Hasan eş-Şeybani bazı meselelerde Medine alimlerini isabetli bulsa da, tabii olarak eserde Ebu Hanife’nin görüşlerinin savunup muhafaza eder. O, ilmi gücünü bu gibi vasıtalarla ortaya koymuş olan, Ebu Hanife’nin temellerini attığı fıkıh çizgisinin en büyük örgü işçisidir.

Hanefi Mezhebi Bağlamında Muhammed b. Hasan eş-Şeybani

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin eserleri Hanefi Mezhebi’nin temel eserleridir. Fıkıh, tefsir, hadis gibi ilim dallarında yaptığı istidlaller ile mezhebin paradigması tekevvün etmiştir. Ebu Hanife ve Ebu Yusuf ile ihtilaf halinde olduğu görüş ve reylerini, hocalarının görüş ve reyleri ile peş peşe dizmiştir. Hususiyetle Ebu Hanife ile ihtilaf halinde olduğu meselelerde Ebu Hanife’nin görüş ve reylerinin gerekçesini, tahlilini sunmuştur. Eserlerini Hanefi Mezhebi’nin mezhebi birikimini muhafaza edip disipline eden bir üslup ve tarz ile hazırlamıştır.

Şöyle bir hüküm verebiliriz; Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, bir yandan kendi ilmi çalışmalarını yaparken, bir yandan da (bununla irtibatlı, alakalı olarak) Hanefi Mezhebi’nin tekevvün ve inkişaf faaliyetlerini sürdürmüştür.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin İlminin Muhitinde

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin, 20 yaşında iken Kufe’de camide ders verdiğini görüyoruz. Bu demektir ki, Ebu Hanife’nin vefatından iki sene sonra Muhammed b. Hasan eş-Şeybani ders vermeye başlamıştır ve bu, kendisine yönelik rağbetin bir göstergesidir.

Abbasiler başkentlerini Bağdat’a taşıdıklarında, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, Bağdat Kadısı oldu. Bağdat’ın Harun er-Reşid zamanında Abbasi başkenti olması Bağdat’a siyasi rengini vermiş oldu ve Bağdat, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin Kadı olması hasebiyle de o tarihlerde Hanefi fıkhının tatbik edildiği ilk yer oldu. İmam, Kadılık vazifesini deruhte ederken aynı şehirde gençlerle ders yapmaya devam etmiştir.

Öte yandan Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, diğer mezheplerin imamları ile de farklı vesilelerle irtibat halinde idi ve Hanefi usulünü hep gündemde tutmuştu. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah der ki: “Müslümanlarla ilgili olarak Şeybani, sadece Ebu Hanife’nin değil, aynı zamanda Malik’in de öğrencisidir. Maliki hukukçularının önde gelen isimlerinden Esed b. Furat’ın yanı sıra, İmam eş-Şafii de Şeybani’nin öğrencisi olmuştur. Hatta Ahmed b. Hanbel, Şafii’nin gözetiminde tahsilini tamamlamıştır. Aynı şekilde İslam hukukunun hemen tüm mezhepleri onun anısına karşı şükran duymaktadır. Harun Reşid, Rey’i başkent olarak seçtiği zaman, Şeybani de kendisine eşlik etmiş, vefatına kadar bu şehirde ikametini sürdürmüş, öldüğünde de oraya defnedilmiştir.”[9] Hamidullah’ın bu sözleri Şeybani’nin ilmi kapasitesini ve diğer mezheplerle ilişkisini ortaya koyuyor.

Şeybani’nin eser yazma konusundaki şevki de aslında ayrıca incelenmesi gereken bir meseledir. Onun ciddi bir telif iştiyakı duyduğunu ve bu iştiyaktan fışkıran cehd ile büyük eserler telif ettiğini görüyoruz. Eserleri Hanefi Mezhebi’nin temel membaları olmakla birlikte kendisinin ilmi dirayetini de ortaya koymakta, gerçek manada ilmi çalışmanın değerini işaretlemektedir.

Ebu Ubeyd, Müberred gibi dil alimleri, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’yi Arap diline vukufiyetinden dolayı takdir etmişlerdir. Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin dil ile ilgili görüşlerinin de hüccet olduğu birçok alim tarafından beyan edilmiştir.

İmam’ın tefsir ilminde de derinleşmiş olduğunu hem eserlerinden hem de alimlerin kendisi hakkında söylemiş oldukları sözlerden anlaşılmaktadır. Eserlerinin birçok yerinde tefsir ilminin birçok yöntemini, usulünü ilh. kullanmıştır. Hususiyetle “el-Asl”da tefsir ilmi ile nasıl bir ilişkisi olduğu görülür. “El-Asl” çok geniş bir fıkhi eser olduğu için birçok meseleyi ihtiva eder, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani eserinde yer alan tefsire dair açıklamalarında Kur’an’ı Kur’an’la, Sünnet’le, sahabelerin içtihatlarıyla, yer yer Tabiun’un görüşleriyle ve asarla/rivayetlerle tefsir etmektedir. Yine aynı şekilde Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin, tefsir ilmi içerisinde Kur’an’ın bütünlüğü üzerine titrediğini görüyoruz. Onun tefsir ile ilişkisi daha çok fıkhi düzlemdedir. “el-Asl” müellifi, bazı yerlerde birçok yöntemi bir arada kullanarak tefsir yapmıştır. Bu hususta Gıyasettin Arslan’ın tahliline göz atalım:

“Tefsirde bir ayet yorumlanırken sadece bir yöntemle yetinmek kafi değildir. Bu anlamda birçok yorumcu herhangi bir ayeti tefsir ederken çoğu kez sabit tefsir kurallarından bir kaçını aynı anda devreye sokarak yorum yapmaya çalışır. Şeybani’de de bu durumu gözlemlemek mümkündür. Örneğin Şeybani, Bakara Suresi 178. Ayetin tefsiri çerçevesinde (kısasta af meselesi ile ilgili olarak) üstadı Ebu Hanife gibi düşünür. Ona göre “bir kimse ister kalleşçe (ğiyle=habersiz) isterse normal öldürülsün maktulun velisi, hem kısasa, hem de affa yetkilidir.” Medineliler ise “ğiyle ile öldürülenin velisinin affa yetkisi yoktur; af, devlet başkanının (sultan) yetkisindedir” derler.

Bu bağlamda Şeybani, “Allah’ın sözü, başkalarının sözünden daha doğrudur” diyerek şu ayetleri zikreder: “Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velisine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu veli de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır.”[10] “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra hadi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.”[11]

Müfessirimiz Şeybani, bu ayetlerin fıkhi tefsiri bağlamında şu yorumu yapar: “Allah bu ayetlerde (ğiyle=habersiz) kalleşçe veya başka bir tür öldürme gibi bir kayıt koymamıştır. Maktul her ne suretle öldürülürse öldürülsün onun velisi yine de velisidir. Dilerse kısasa başvurur, dilerse affeder. Sultanın (devlet başkanı) bunda bir dahli olamaz.” Şeybani bu yorumlarını temellendirmek ve teyit etmek amacıyla İbn-i Mesud ve diğer sahabenin görüşlerini sıralar.

Onun kısas meselesi ile ilgili delil olarak öne sürdüğü ayetlere getirdiği fıkhi yorumda, tefsir disiplini açısından kullandığı yöntemleri tespit edebiliyoruz.

1. Her şeyden evvel Şeybani’nin konu ile ilgili tek bir ayeti değil de birkaç ayeti beraber göz önünde bulundurarak fıkhi yargıya ulaşması, onun “Kur’an’ın bütünlüğü” ilkesini göz önünde bulundurduğunu göstermektedir. Şu halde o, tefsirin en temel yöntemini burada uygulamış olmaktadır.

2. O, Allah’ın öldürme fiili (haberli veya habersiz öldürme) hakkında herhangi bir nitelik ve kayıt koymadığını, dolayısıyla ayetin zahiri anlamda anlaşılması gerektiğini zımnen ifade etmiş olmaktadır. Buna göre o, bu anlayışıyla ayetin zahiri anlamı dururken gereksiz yere te’vile gidilemeyeceğini de işari olarak beyan etmiş olmaktadır. Günümüz anlayışına uyarlarsak, “İmam, literal bir tefsir yapmıştır” dememiz mümkün görünmektedir.

3. Yine bu ayetlere yaklaşımında aynı konuyu açıkladığı için Kur’an’ın farklı surelerinde yer alan söz konusu ayetlerle istidlal etmesi, onun Kur’an’a “konulu tefsir” yöntemi ile de yaklaştığının bir göstergesidir.

4. Kur’an bütünlüğüne, zahiri anlama ve konulu tefsire başvurduktan sonra devlet başkanının affa yetkisinin bulunmadığı şeklindeki kanaate ulaşması, Şeybani’nin kendi ilmi içtihadının bir sonucudur. Dolayısıyla o, bu yorumunda az önce zikrettiğimiz sabit tefsir kurallarına ilave olarak kendi içtihadını da hakkıyla devreye sokabilmiştir.

5. Yaptığı yorumların sıhhati hakkında Şeybani’nin, İbn-i Mesud gibi bir tefsir otoritesini şahit tutması, onun sahih tefsirin en eski ve en güvenilir yöntemi olan “sahabe tefsiri”ne de yer verdiğinin açık bir göstergesidir. Dolayısıyla müfessirimiz Şeybani, böylece sahabe tefsirine de yer vermiş olmaktadır.

Görüldüğü gibi Şeybani, taklit dönemi müfessirlerinden daha ileri ve daha otantik/sahih bir tefsir kültürüne sahiptir. Onun yukarıda sıralamaya çalıştığımız beş yöntemi tek bir ayetin tefsirinde kullanması göstermektedir ki, o, tek bir ayetin tefsirinde bazen birkaç yöntemi bir arada kullanabilmektedir.”[12]

İmam Şafii, Hanefi Fıkhı’nın vakıasını Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’den öğrenmiş ve kendisinden “bir deve yükü” kitap yazmıştır. İmam Şafii, Ebu Hanife için “İnsanlar fıkıhta Ebu Hanife’nin iyalidir” derken, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani için de “Fıkıhta üzerimde en çok hakkı bulunan Muhammed b. Hasan’dır” demiştir.

Ahmed b. Hanbel’e, “Bu ince meseleleri nereden buluyorsun?” diye soruldu. Şöyle dedi: “Şeybani’nin kitaplarından.”

Evet… Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, yetiştiği ortamda Hz. Ömer’in, Abdullah b. Mesud’u Kufe için vazifelendirmesinden Ebu Hanife’ye kadar olan süreçte biriken ilmi hamuleye karşı kayıtsız kalamadı ve üstüne mevcut ilmi birimleri farklı bölgelerdeki alimlerden topladı, tahsil etti. Ehl-i Rey, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin fıkıh ve ilimlere yaklaşımında belirgindi ve mektebimize ahenkli bir görünüm kazandırdı. Onun, hem Muhammed b. Hasan eş-Şeybani olarak hem de Hanefi alimi Muhammed b. Hasan eş-Şeybani olarak ciddi bir ilim ve fıkıh hayatı geçirdiği aşikardır.

“Irak’taki ilim ortamından beslenen Ebu Hanife’ye Şeybani yetişmiş ve onda biriken ilmi almıştır. O günün şartlarında ilmin, rivayetle ve şifahi olarak yapılan aktarımlarla elde edildiğini göz önüne aldığımız zaman, Şeybani’nin, Hz. Ömer ve İbn-i Mesud’a yakın bir ilim anlayışına sahip olacağını rahatlıkla anlayabiliriz.”[13]

“… ne Şeybani hocası Ebu Hanife’yi, ne Ebu Hanife’nin hocası İbrahim’i, ne de onların ilk üstatları İbn-i Mesud, Hz. Ömer’i taklit etmiştir. Aslında Irak yorumculuğunda üstatlara bağlılık güzel bir meziyet olmakla beraber üstadın mutlak manada taklidi de hoş görülmemiştir.”[14]

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin ilmi ezbercilik değil, derinlikli bir ilimdir. O, üst düzey bir hukukçudur. Nasslara yaklaşırken gerekli yöntemlerini, usullerini arkalamamıştır.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani Muhitinde Birkaç Değini

Bu kısımda Muhammed b. Hasan eş-Şeybani ile ilgili birkaç noktaya temas edeceğiz. Bu kısım bir manada bir sonuç, bir manada da bir-iki meseleye değini olacaktır, akabinde eserlerine geçeceğiz.

  • Ebu Yusuf’un, Kadi’l-Kudat görevini deruhte etmesinden dolayı imkanları ölçüsünde eser telif etme durumunun düşük olabileceği durumu karşısında Muhammed b. Hasan eş-Şeybani telif ettiği eserleriyle Hanefi Mezhebi buudundan bu boşluğu doldurmuştur. Ebu Yusuf’un isteği üzerine Ebu Hanife’nin rivayetlerini yazarak “Camiu’s-Sagir” isimli kitabını telif etmesi bu konuda mühim bir misaldir. Ve yine isminde “sagir” ifadesi bulunan eserlerini Ebu Yusuf’a arz etmiş olması da bu durumu güçlendirmektedir.

  • Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, Abbasiler döneminde farklı şehirlerde Kadılık yapmıştır. (Bazı anlatılanlar arasında Kadı olmasının Ebu Yusuf’un aracılığından ötürü olduğu ve Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin kendisine danışılmadığı için Ebu Yusuf ile bir süre aralarının bozulduğu geçer). Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin Kadılıkta bulunması, ona hukuki görüş, yorum, rey ve teorilerini hayat geçirme imkanı sağlamıştır. Bu da Hanefi Mezhebi’nin farklı coğrafyalara ve halklara uygulanması şeklinde yorum yapmamıza sebep teşkil eder.

  • Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin ders halkaları meşhurdur. Sözgelimi Kadılıkta bulunup resmi görev yaparken bile vazifeli bulunduğu şehirde bir yandan ders halkları kurup ilim faaliyetlerine devam etmiştir.

Eserleri

Literatürde Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin eserleri iki sınıfa tefrik olunur; “zahiru’r-rivaye” ve “nevadir” eserleri. Zahiru’r-rivaye eserlerinin, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin kendi fikriyatı buudundan ehemmiyeti bir yana, Hanefi Mezhebi’nin ana eserleri olması buudundan da ayrıca bir ehemmiyeti haizdir. Zahiru’r-rivaye eserlerine “usul” eserleri de denir. Nevadir eserleri ise zahiru’r-rivaye eserleri gibi Hanefi Mezhebi’nin temel eserleri arasında sayılmaz. Nevadir eserlerinin Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’ye aidiyetinin yer yer tartışılmış olması bir yana, onun muayyen meseleler hakkında verdiği fetvaları ihtiva eder. Zahiru’-rivaye eserleri Hanefi fukahasının ittifakıyla Hanefi Mezhebi’nin temel eserleridir. Zahiru’r-rivaye eserlerinin tamamı Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’ye aittir ve bu eserlerde kendisinin görüşlerinin yanı sıra tabii olarak Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un görüşleri de bulunmaktadır.

Zahiru’r-rivaye eserleri şunlardır:

  • “el-Asl”

  • “el-Camiu’s-Sagir”

  • “el-Camiu’l-Kebir”

  • “es-Siyeru’s-Sagir”

  • “es-Siyeru’s-Sagir”

  • “es-Siyeru’l-Kebir”

  • “ez-Ziyadat”

  • “ez-Ziyadatu’z-Ziyadat”

Nevadir eserleri ise umumi olarak şunlardır: “Kitabü’l-Asar”, “Muvatta”, “Kitabu’l-Hucce ala Ehli’l-Medine”, “el-Meharic fi’l-Hiyel”, “Rakkiyyat”, “Haruniyyat”, “Cürcaniyyat”, “Keysaniyyat”, “en-Nevadir”, “Kitabü’l-Kesb”, “Hucec”, “Kitabu’r-Rey”, “Kitabu’l-Usul”.

  • El-Asl:

“Kitabu’l-Asl”, “Mebsut” olarak da anılmıştır. Konu, hacim ilh. itibariyle kapsamlı, geniş, ehemmiyeti yüksek bir eserdir. Fıkıh ansiklopedisi görünümündedir.

“El-Asl”, Hanefi Fıkhı’nın membalarında “zahiru’r-rivaye” denilen, birinci sırada yer alan ve Hanefiyye’nin ilk görüşlerinin ilk elden nakledildiği bir eserdir.

“El-Asl”, sadece Hanefi Mezhebi için değil diğer mezhepler için de mühimdir. “El-Asl” 2260 varaktan tekevvün eden ciddi bir fıkıh eseridir. Ebu Hanife’nin tahsildeki usulünden mütevellit, ders halkasındaki (mezhebin iç işleyişi bakımından) öne çıkan Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani ve hatta Hasan b. Ziyad gibi talebelerinin Ebu Hanife’ye muhalif olan görüş ve reylerinin varlığı ve bu durumun estirdiği hava “el-Asl”da da müşahede edilir.

İbn-i Nedim gibi müellifler, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin eserlerini anlatırken ona “Kitabu’s-Salât”, “Kitabu’z-Zekât” gibi kitapları nispet ederler. Bu müelliflerin ciddi bir hataya düşme ihtimalleri mevcuttur. Çünkü bu kitaplar “el-Asl”ın birer bölümüdür. “el-Asl” önce bölüm bölüm telif edilmiş, ardından “el-Asl” adı altında bir araya getirmiştir. Yani hepsi tek bir kitabın içindedir. Bunun haricinde müellifin “Kitabu’s-Salât” gibi ayrıca kitaplarının varlığı bilinen bir durum değildir.

Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin eser telifinde izlediği yol, çoğu eserlerine yapmış olduğu gibi ikinci bir kez telif etme, yani telifi nihayete erdikten sonra baştan gözden geçirmedir ki, bu çoğu zaman herhangi bir eserinin ikinci bir telif gibi ciddi bir gözden geçirilmesidir. Bunu  “el-Asl”da da yapan Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, “el-Asl”ın büyük bir kısmını ikinci kez gözden geçirirken bazı değişiklikler yapmış, bu da bazı noktalarda farklılıkların zuhur etmesine sebep olmuştur. Dolayısıyla biz “el-Asl”da meselelerin işlenişinde kimi yerlerde önce herhangi bir yerde sual yöneltilip, akabinde o sualin cevabının verildiğini müşahede ediyoruz. Öte yandan “el-Asl”da bazı meselelerin birden fazla yerde işlendiğini müşahede ediyoruz.  Bunun sebebi, “el-Asl”ın bölüm bölüm/kitap kitap telif edilmesidir.

“el-Asl”ın farklı nüshaları İstanbul, Mısır ve Halep’te mevcuttur.

“el-Asl”ı Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’den rivayet eden isimler şu şekildedir: Ebu Süleyman Musa b. Süleyman el-Cüzcani, Ebu Hafs el-Kebir Ahmed b. Hafs el-Buhari, Muhammed b. Semaa, Hişam b. Ubeydullah er-Razi, Mualla b. Mansur er-Razi, Davud b. Şüreyd, Muhammed b. Harun el-Ensari, Abdullah[15]. Hepsi de Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin talebesidir. “el-Asl”ın en meşhur, yaygın, mühim rivayeti Ebu Süleyman el-Cüzcani’ye aittir. Cüzcani, Me’mun’un Kadılık teklifini reddetti, Abdullah b. Mübarek’ten rivayet etti, Ebu Yusuf’a da talebelik yaptı ki, Ehl-i Hadis’in sevdiği bir isimdir.

“el-Asl” üzerinde muhtasar çalışması yapan isimler şöyledir: el-Hakimü’ş-şehid[16], Muhammed b. İbrahim el-Hanefi[17], Ebu Nasr Abdurrahim b. Ebu İsam el-Belhi[18].

“el-Asl” üzerinde şerh çalışması yapan isimler şöyledir: Şemsü’l-eimme el-Halvani, Fahrü’l-İslam el-Pezdevi, İsbicabi, Şeyhülislam Ebu Bekr Haherzade.

Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un görüşlerini, reylerini sürekli nakleden Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, katılmadığı reylerin çoğunun tahlilini de yaparak mezhebi bir harita çıkarmıştır, dersek yanılmış olmayız. Dr. Mehmet Boynukalın, “el-Asl” üzerine telif ettiği “Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin Kitabü’l-Asl Adlı Eserinin Tanıtımı ve Fıkıh Usulü Açısından Tahlili” isimli eserinde farklı buudlardan “el-Asl”ı ele alırken, bölüm bölüm Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin kendi görüşlerinin yanında Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un görüşlerini aktarması, tahlili ilh. üzerinden mezhebi haritayı (tafsilatlı bir şekilde) çıkarmıştır (el-Asl’ın bölümleri ve muhtevası için dipnota bakınız).[19]

“el-Asl” da, Hanefi Fıkhı’nın tefrik edici yanlarından olan kıyas ve istihsanın kullanılışını çok rahat görebiliyoruz. Yine aynı şekilde Hanefi alimlerinin fıkhi hususiyetlerinden olan farazi meseleler üzerine içtihad etme durumunun misalleri de “el-Asl”da mevcuttur. Hemen hemen işlenen bütün meseleler detaylı bir şekilde işlenmiştir.

“el-Asl”da nakli ve akli deliller, Ehl-i Rey imamlarından rivayetler mevcuttur. Hanefi fıkhının çoğunda “el-Asl”a atıflar tabii olarak müşahede edilir.

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

[1] 131 veya 135’de doğduğunu belirten eserler varsa da, en meşhur ve kabul gören tarih 132’dir. Ebu Hanife ile irtibatından ve eser yazmak, ders vermek gibi ameliyelerden dolayı 132 tarihi daha uygundur.

[2] Dr. Mehmet Boynukalın; İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin Kitabü’l-Asl Adlı Eserinin Tanıtımı ve Fıkıh Usulü Açısından Tahlili; sh. 22; Ocak Yayınları; 2009

[3] Bu durumun haricinde de İmam, hayatı boyunca ilim talebelerine maddi destek sağlamayı sürdürdü.

[4] Yrd. Doç. Dr. Gıyasettin Arslan; Muhammed eş-Şeybani’nin Kur’an’ı Yorum Metodu; sh. 22; İlahiyat Yayınları; 2004

[5] Sözgelimi Ahmed b. Hanbel’in “Ebu Yusuf; Ebu Hanife ve Muhammed’den bize daha çok meyilli geliyor.” şeklindeki deyişi, Şeybani’yi Ehli Hadis’e mesafeli, kendi usullerine zıt gördüğünü ifade eder.

[6] Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, sadece İmam Malik ve Medine alimlerinden değil, başka birçok alimden de ders almıştır.

[7] Dr. Metin Yiğit; İlk Dönem Hanefi Kaynaklarına Göre Ebu Hanife’nin Usul Anlayışında Sünnet; sh. 65; İz Yayıncılık; 2013

[8] Dr. Metin Yiğit; a. g. e.; sh. 65

[9] Prof. Dr. Muhammed Hamidullah; İmam-ı Azam ve Eseri; sh. 77-78; Beyan Yayınları; 2014

[10] İsra/33

[11] Bakara/178

[12] Yrd. Doç. Dr. Gıyasettin Arslan, a.g.e; 159-161

[13] Yrd. Doç. Dr. Gıyasettin Arslan; a. g. e.; sh. 231

[14] Yrd. Doç. Dr. Gıyasettin Arslan; a.g.e, sh. 25

[15] Abdullah b. Ebi Hanife ed-Debusi, Abdullah b. Osman (bu iki isim, Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’den inanç esaslarıyla ilgili sözler rivayet etmişlerdir) veya bir başkası olabilir. Künye belirtilmemiştir.

[16] “el-Kafi” isimli eser.

[17] “Muhtasru’l-Asl” isimli eser.

[18] “Muhtasaru’l-Asl” isimli eser.

[19] “Mezhebin üç büyük imamının adının el-Asl’ın hemen her yerinde sayılamayacak kadar çok defa geçtiği kısa bir incelemeyle görülecektir. Ancak biz, özellikle bölüm bablarında bu üç imamdan hangilerinin adlarının zikredildiğini, kitapta yer alan hadislerin kimlerden rivayet edildiğini ve her bir bölümün genel üslubunu inceleyerek, eserin telifinde bu üç müçtehidin rolünü tespit etmeye çalıştık. Bu açılardan bölümlerin durumu şu şekildedir:

Kitabü’s-Salât, hemen bütün nüshalarda “Muhammed’den, Ebu Hanife’den, o dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Yalnız Kitabü’s-Salât’tan ibaret olan iki nüshada ise “Muhammed b. Hasan’dan, o dedi ki” ifadesi vardır. Bu bölümde çok az sayıda hadis senediyle nakledilmiş, çoğunlukla “belağana” ifadesi kullanılarak hadisler senedsiz verilmiştir. Senediyle verilen hadislerden ikisinde Şeybani, Ebu Hanife’den, diğer ikisinde ise Ebu Yusuf’tan rivayette bulunmaktadır.

Kitabü’l-Hayz’ın başında “Muhammed b. Hasan şöyle der” ifadesi vardır. Başında Şeybani’nin bu bölümü Ebu Hanife veya Ebu Yusuf’tan rivayet ettiğine dair bir ifade olmadığı gibi, bu bölümde onlar kanalıyla rivayet edilen bir hadis de bulunmamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Malik b. Enes’ten birkaç hadis ve Eyyub b. Utbe’den bir hadis rivayet etmiştir. Diğer bölümlerin çoğundan farklı bir üslup kullanılan bu bölümde Şeybani, mesela Kitabü’s-Salât‘a göre meseleleri daha geniş şekilde açıklamakta, gerekçeler zikretmekte, farklı görüşleri eleştirirken akli deliller serdetmekte ve daha bağımsız bir tavır sergilemektedir.

Kitabü’z-Zekât şöyle başlamaktadır: “Muhammed b. Hasan dedi ki: Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed şöyle dediler…” Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf kanalıyla birçok hadis rivayet etmektedir.

Kitabü’s-Savm, Şeybani’nin Talha b. Amr el-Mevsıli’den rivayet ettiği bir hadisle başlar. Bu bölüm içinde Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf kanalıyla birçok hadis, başka hocaları kanalıyla az hadis rivayet etmektedir.

Kitabü’t-Teharri, “Muhammed şöyle der” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf dışındaki hocalarından birkaç hadis nakletmektedir. Bir yerde “Ebu Yusuf bu noktada bize muvafakat etti” ifadesi yer almaktadır. Bu ifade, bu meselede Şeybani’nin kendi görüşünü ortaya koyduğunu ve daha sonra Ebu Yusuf’un ona muvafakat ettiğini ya da Ebu Yusuf’un görüşünü kendi görüşünü ortaya koyduktan sonra öğrendiğini hissettirmektedir. Her iki durumda bu ifade, Şeybani’nin fıkıhta en azından Ebu Yusuf kadar söz sahibi olduğunu düşündüğünü göstermektedir.

Kitabü’l-İstihsan, “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife’den bir hadis, başka hocalarından birçok hadis rivayet etmektedir.

Kitabü’l-Eyman, “Muhammed b. Hasan der ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani’nin Ebu Hanife’den rivayet ettiği birkaç hadis bulunmaktadır.

Kitabü’l-Büyu’, Şeybani’nin Ebu Hanife’den rivayet ettiği iki hadisle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani’nin Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir kaç hadis bulunmaktadır.

Kitabü’s-Sarf, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan, onun da Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu hadis, Kitabü’l-Büyu’nun başında direkt Ebu Hanife’den nakledilirken, burada Ebu Yusuf aracılığıyla Ebu Hanife’den nakledilmektedir. Bu durum Şeybani’nin Kitabü’l-Büyu’nun meselelerini direkt Ebu Hanife’den işittiğini göstermektedir. Kitabü’s-Sarf’ta yer alan hadislerin büyük oranda Ebu Yusuf kanalıyla rivayet edilmesi bu yorumu güçlendirmektedir. Ayrıca bir yerde “Ebu Yusuf’un şöyle dediğini işittim” ifadesi yer almaktadır.

Kitabü’r-Rehn, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu hadisten sonra Ebu Yusuf’tan birkaç hadis ve Ebu Hanife’den bir hadis nakledilmektedir. Hadisler bittikten sonra “Muhammed, Ebu Yusuf’tan, o da Ebu Hanife’den” denilerek meselelere geçilmektedir.

Kitabü’l-Kısme, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan naklettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf dışındaki hocalarından birkaç hadis rivayet etmektedir.

Kitabü’l-Hibe, Şeybani’nin Ebu Hanife’den naklettiği bir hadisle başlamaktadır. Ancak bu bölümdeki hadislerin büyük çoğunluğu Ebu Yusuf kanalıyla nakledilmektedir. Az sayıda hadis Şeybani’nin başka ravilerden naklettiği rivayetlerden oluşmakta, bunların bir tanesi Malik b. Enes’ten rivayet edilmektedir.

Kitrabü’l-İcarat, Şeybani’nin Ebu Yusuf kanalıyla Ebu Hanife’den naklettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümdeki hadislerin büyük çoğunluğu Ebu Yusuf kanalıyla nakledilmiştir. Bu bölümde Ebu Hanfie ve Ebu Yusuf dışındaki ravilerden de birkaç hadis rivayet edilmiştir.

Kitabü’ş-Şerike’nin başında Muhammed b. Hasan, Ebu Hanife ya da Ebu Yusuf’un adı geçmemektedir. Bu bölüm içinde Ebu Yusuf ve diğer birkaç raviden hadis rivayet edilmiştir.

Kitabü’l-Mudarabe, Şeybani’nin Humeyd b. Abdullah’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra Şeybani, Ebu Hanfie ve diğer birkaç raviden hadis rivayet etmiştir.

Kitabü’r-Rada’ın başında “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesi yer almaktadır. Bu bölümde Şeybani “Ashabımız bize Malik b. Enes’ten naklettiler” ifadesini kullanarak bir hadis rivayet etmektedir.  Aynı hadisi Şeybani Muvatta rivayetinde Malik b. Enes’in kendisinden rivayet etmektedir. Dolayısıyla Şeybani’nin Kitabü’r-Rada’ı telif ettiği eserlerden o sırada henüz Medine’ye gitmediği anlaşılıyor. Serahsi’nin Kitabü’r-Rada’ın Şeybani’nin ilk telif ettiği eserlerden biri olduğuna dair verdiği bilgi de bu bölümün diğer bölümlerden oldukça farklı olduğunu göstermektedir. Meseleler delil ve gerekçeleriyle zikredilmekte ve tartışılmaktadır. Bu nedenle bu bölümün ona aidiyeti konusunda tartışma yaşanmıştır.

Kitabü’t-Talak, “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve HasAn b. Umare’den birer hadis rivayet etmekte ve bir meselede “Ebu Yusuf’a sordum” demektedir.

Kitabü’l-Atak, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümde yer alan çok sayıdaki hadisin büyük kısmını Şeybani, Ebu Yusuf’tan, bir kısmını Ebu Hanife’den ve az bir kısmını başka hocalarından rivayet etmektedir.

Kitabü’l-Itk fi’l-maraz, Şeybani’nin Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümde senediyle rivayet edilen başka bir hadis yoktur.

Kitabü’s-Sayd, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan, onun da Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümde Ebu Hanife ve Ebu Yusuf kanalıyla rivayet edilen birçok hadis bulunmaktadır. Bir yerde “Ebu Yusuf dedi ki: Ebu Hanife dedi ki” denilmektedir.

Kitabü’l-Vasaya, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümde Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve başkalarından rivayet edilen hadisler bulunmakla birlikte bunların çoğu Ebu Yusuf kanalıyla rivayet edilmektedir.

Kitabü’l-Feraiz, Şeybani’nin es-Seriyy b. İsmail aracılığıyla eş-Şa’bi’den rivayet ettiği uzunca bir metinle başlamaktadır. Bu metnin Şa’bi’nin feraize dair kitabı olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölümde Ebu Yusuf kanalıyla Şa’bi’den rivayet edilen bir metin daha bulunmaktadır. Bu bölüm sahabenin konuyla ilgili görüşleriyle doludur; ancak bu görüşlerin bir veya ikisi hariç tamamı senedsiz nakledilmiştir. Muhtemelen bu görüşler Şa’bi’ vb. fakihler tarafından yazılıp yaygınlaştığından, onların ayrıca senedle rivayetine ihtiyaç duyulmamıştır.

Kitabü’l-Mükateb’in başında “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesi yer almaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife’den iki hadis rivayet etmektedir.

Kitabü’l-Vela’, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, birçok hadis rivayet etmektedir. Bunların büyük kısmını Ebu Yusuf’tan, bir kısmını Ebu Hanife’den, az bir kısmını başka hocalarından rivayet etmektedir.

Kitabü’l-Cinayat, Şeybani’nin İbn-i Ebu Zi’b’den rivayet ettiği iki hadisle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’tan hadis rivayet etmemektedir.

Kitabü’d-Diyat, “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’tan birkaç hadis nakletmektedir.

Kitabü’d-Devr, “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde hiçbir hadis rivayeti bulunmamaktadır.

Kitabü’l-Hudud, “Şeybani’den, o dedi ki, Ebu Hanife’ye sordum” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde senediyle rivayet edilen hadis bulunmamaktadır.

Kitabü’s-Serika, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’tan birçok hadis rivayet etmektedir. Bir hadis ise Mes’udi kanalıyla rivayet edilmiştir.

Kitabü’l-İkrah, Şeybani’nin Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra gelen çok sayıda hadisi Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf dışındaki çok sayıda farklı hocasından nakletmektedir. Bu bölümde Ebu Yusuf kanalıyla yapılan az sayıda rivayet de vardır. Şeybani’nin bu bölümdeki üslubu diğer bölümlerden bir derece farklı olup, daha serbest ve müstakil yaklaşımlar içermektedir. Bu yönlerden bu bölüm Kitabü’l-Hayz ve Kitabü’l-Rada’a benzemektedir.

Kitabü’s-Siyer, Şeybani’nin Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bunun peşinden gelen çok sayıda hadisin neredeyse tamamı Ebu Yusuf’tan, yalnızca birkaç tanesi Ebu Hanife’den ve Şeybani’nin başka hocalarından rivayet edilmiştir. Bu bölümde bir yerde “Ebu Yusuf dedi ki, Ebu Hanife’ye şunu sordum” ifadesi bulunmaktadır. Bölümün sonuna doğru “Muhammed’in Kitabü’-Siyer’in sonuna eklediği şeyler” başlığından sonra “Muhammed b. Hasan dedi ki, Ebu Yusuf dedi ki, Ebu Hanife’ye sordum ki” ifadesi vardır. Sonra meseleler “Ebu Yusuf dedi ki, Ebu Hanife’ye sordum ki, ve ona sordum ki” ifadeleriyle nakledilmeye devam etmektedir. Bu ifadeler bu bölümün büyük ölçüde Ebu Yusuf’un nakil ve görüşlerine dayandığını, Şeybani’nin bu malzeme üzerine ilavelerde bulunduğunu ortaya koymaktadır. Büyük ihtimalle bu bölüm zahiru’r-rivaye eserleri içinde müstakil bir eser olarak zikredilen Kitabü’s-Siyeri’s-Sağir’i oluşturmaktadır. “es-Sagir” olarak nitelenen eserleri Şeybani’nin Ebu Yusuf’a arz ettiği bilgisi de bu ihtimali güçlendirmektedir.

Kitabü’l-Harac, “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde hiç rivayet bulunmadığı gibi, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’tan da hiç söz edilmemektedir.

Kitabü’l-Öşr, “Muhammed b. Hasan der ki, Ebu Hanife dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu kitap, el-Asl içindeki en küçük bölümdür. Şeybani bu bölümde Ebu Hanife’nin az veya çok her mahsulden öşür alınması gerektiği yönündeki görüşüne “Beş vesk altında olandan zekât alınmaz” hadisine dayanarak karşı çıkmaktadır. Bu bölümde Şeybani, Süfyan b. Uyeyne ‘den bir hadis rivayet etmekte ve az da olsa Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un görüşlerinden söz etmektedir.

Kitabü’d-Dava, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümde rivayet edilen çok sayıda hadisin büyük kısmı Ebu Yusuf, bir kısmı Ebu Hanife, az bir kısmı da başka raviler kanalıyla rivayet edilmiştir.

Kitabü’ş-Şirb, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra gelen rivayetlerin bir tanesi Ebü’l-Umeys, diğerlerinin tamamı Ebu Yusuf kanalıyla rivayet edilmektedir. Bu bölümde Şeybani’nin “Ebu Hanife’ye sordum” şeklinde başlayan meseleleri bulunmaktadır. Bu kısımdan sonra Şeybani’nin “Ebu Yusuf’a sordum” şeklinde başlayan meseleleri gelmektedir. Bundan sonra iki yerde “Ebu Yusuf’a sordum… o da bana bunu Ebu Hanife’ye sorduğunu bildirdi” ifadesi bulunmaktadır.

Kitabü’l-İkrar, “Muhammed b. Hasan dedi ki“ ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Ebu Yusuf kanalıyla rivayet edilen beş hadis bulunmaktadır.

Kitabü’l-Vedia, “Muhammed, Ebu Yusuf’tan, o da Ebu Hanife’den” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Ebu Hanife kanalıyla bir hadis rivayet edilmektedir. Bu bölümün sonunda “Ebu Hanife ve İbn-i Ebi Leyla’nın vediayla ilgili görüş ayrılıkları babı” bulunmaktadır. Bu babın meseleleri Ebu Yusuf’un “İhtilafü Ebi Hanife ve İbn Ebi Leyla” adlı eserinde de bulunmaktadır.

Kitabü’l-Ariye, “Muahmmed b. Hasan Ebu Yusuf’tan, o da Ebu Hanife’den” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümün sonunda “Ebu Hanife ve İbn Ebi Leyla’nın ariyeyle ilgili görüş ayrılıkları babı” bulunmaktadır. Bu babın meseleleri Ebu Yusuf’un “İhtilafü Ebi Hanife ve İbn Ebi Leyla” adlı eserinde de bulunmaktadır.

Kjitabü’l-Hacr, ”Muhammed der ki, Ebu Hanife dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümün başında Şeybani, Ebu Hanife’nin yirmi beş yaşına gelen hür insanın hacir altına alınmayacağına dair görüşünü nakletmiş ve bu görüşü eleştirmiştir. Bu bölümde Şeybani, rahat bir üslup kullanmakta, bağımsız bir tavır sergilemekte, delil ve taliler zikrederek görüşleri tartışmaktadır. Bu bölümde senedli bir rivayet yoktur.

Kitabü’l-Abdi’l-me’zun, Şeybani’nin İsrail b. Yunus kanalıyla rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra biri dışında tamamı Ebu Yusuf kanalıyla nakledilen rivayetlerdir. El-Asl’ın en geniş bölümlerinden biri olan bu bölümün meseleleri çoğunlukla “Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Muhammed dediler ki” ifadesiyle verilmektedir.

Kitabü’ş-Şuf’a, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan, onun da Ebu Hanife’den naklettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra gelen rivayetlerin birisi Ebu Hanife, diğerleri ise Ebu Yusuf kanalıyla nakledilmektedir. Bir yerde “Ebu Yusuf dedi ki, Ebu Hanife dedi ki” denilerek bir mesele aktarılmaktadır. Bölümün sonunda “Şuf’a hakkında nevadir mesleleler” başlığı altında yaklaşık iki sayfalık bir fasıl bulunmaktadır.

Kitabü’l-Hünsa, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra Ebu Yusuf ve başka raviler kanalıyla birkaç hadis nakledilmektedir. Bir yerde “Ebu Yusuf dedi ki, Ebu Hanife’ye sordum” denilmektedir. Bir yerde ise “Ebu Yusuf’a soruldu” ifadesi yer almaktadır.

Kitabü’l-Mefkud, Şeybani’nin Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra biri Ebu Yusuf’tan, diğerleri Ebu Hanife’den rivayet edilen birkaç hadis bulunmaktadır.

Kitabü Cu’li’l-abik, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan naklettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra birkaç hadis Ebu Yusuf’tan, bir hadis ise Ebu Hanife’den nakledilmektedir.

Kitabü’l-Akl, “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife ve Muhammed b. Ömer’den bire hadis nakletmektedir. Bu bölümde serbest bir ifade tarzı, gerekçeler ve tartışmalar bulunmaktadır.

Kitabü’l-Hiyel, Şeybani’nin Seleme b. Salih’ten rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan hemen sonra ve ayrıca bölümün iç kısımlarında Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve başka hocalardan rivayet edilen birçok hadis bulunmaktadır. Bir yerde “Ebu Yusuf dedi ki, Ebu Hanife’ye bu meselenin ihtiyata uygun yapılış şeklini sordum, o da sana anlattığım şekilde cevap verdi” ifadesi bulunmaktadır. Bir yerde “Ebu Hanife’ye sordum” ifadesi vardır. Başka bir yerde “Ebu Hanife alışverişte üç günden fazla muhayyerlik hakkına cevaz vermiyordu. Yakup (Ebu Yusuf) ve ondan sonra biz, belli bir vakit belirlemek şartıyla muhayyerlik hakkına izin verdik” denilmektedir.

Kitabü’l-Lukata, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan, onun da Ebu Hanife’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Sonra bu bölümde Ebu Yusuf’tan üç, Leys b. Ebu Süleym’den bir rivayet daha yapılmaktadır.

Kitabü’l-Müzaraa, Şeybani’nin Ebü’l-Atuf’tan yaptığı bir hadis rivayetiyle başlamaktadır. Bundan sonra Ebu Hanife ve Ebu Yusuf dışındaki ravilerden hadisler rivayet edilmektedir.

Kitabü’n-Nikah, “Muhammed b. Hasan dedi ki” ifadesiyle başlayıp bölümün başında ve iç kısımlarında “belağ” lafzıyla birçok hadis nakledilmektedir. Senedli hadisler daha az olup bunlar Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve diğer alimler kanalıyla rivayet edilmektedir.

Kitabü’l-Havale ve’l-Kefale bölümü, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan bir hadis rivayet etmesiyle başlamaktadır. Bundan sonra başka iki raviden hadis nakledilmiştir. Sonra “Muhammed, Ebu Yusuf’un şöyle dediğini rivayet etti,: Ebu Hanife’ye şunu sordum” denilmekte ve meselelere geçilmektedir. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve başka hocalarından hadis nakletmektedir.

Kitabü’s-Sulh, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan birkaç hadis rivayet etmesiyle başlamaktadır. Bölüm içinde de hadislerin çoğunluğu Ebu Yusuf kanalıyla rivayet edilmekte, az bir kısmı ise Ebu Hanife ve başka raviler kanalıyla rivayet edilmektedir.

Kitabü’l-Vekale, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği birkaç hadisle başlamaktadır. Şeybani, bölümdeki hadislerin çoğunu Ebu Yusuf’tan, az bir kısmını Ebu Hanife ve diğer hocalarından rivayet etmektedir. Bir yerde şu ifade bulunmaktadır: “Muhammed dedi ki: O bu sözüyle şunu kastetmektedir…” Burada Şeybani, Ebu Hanife’nin görüşünü açıklamaktadır.

Kitabü’ş-Şehadat, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Şeybani bu bölümdeki hadislerin çoğunu Ebu Yusuf’tan, az bir kısmını Ebu Hanife ve diğer hocalarından nakletmektedir.

Kitabü’r-Rücu ani’ş-şehadat, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bundan sonra Ebu Yusuf’tan rivayet edilen birkaç hadis ve Hasan b. Umare’den rivayet edilen bir hadis gelmektedir. İki yerde “Muhammed, Ebu Yusuf’tan onun şöyle dediğini rivayet etmektedir” ifadesi yer almaktadır.

Kitabü’l-Vakf, “Muhammed dedi ki” ifadesiyle başlamaktadır. Bu bölümde vakıf senedinin nasıl yazılacağı anlatılmaktadır. Burada Ebu Hanife’den hiç söz edilmemektedir. Ebu Yusuf’un görüşü iki yerde makisun aleyh olarak kullanılmaktadır.

Kitabü’s-Sadakati’l-mevkufe, Şeybani’nin Sahr b. Cüveyriye’den rivayet ettiği bir hadisle başlamaktadır. Bu bölümde Şeybani, Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’un bir görüşünü şiddetle eleştirmektedir. Bu bölümde onun müstakil bir müctehid gibi hareket ettiği görülmektedir.

Kitabü’l-Gasb, Şeybani’nin Ebu Yusuf’tan rivayet ettiği birkaç hadisle başlamaktadır. Bölümün içinde de aynı şekilde rivayetler vardır. Bir yerde “Bu, Ebu Yusuf tarafından rivayet edilen Ebu Hanife’nin görüşüdür” ifadesi bulunmaktadır.” (Dr. Mehmet Boynukalın; a. g. e.; sh. 58-68)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s