Haber

Yılkı: Ölçüsü Türkiye Olan Dergi

yilki-dergisi-7-sayiYılkı dergisinin 7. Sayısı okuyucuyla buluştu…

Yayın Yönetmenliği’ni Murat Koparan’ın yaptığı şiir, aksiyon ve gündem dergisi Yılkı, 7. Sayısıyla okurun karşısına çıktı.

“Hey! Türk Gençliği!” diye seslenen Yılkı, devlet kademelerini işgal, imkânlarını istismar etmekten başka marifeti olmayan gayri ciddi güruhu, yine onların ağzıyla tahkir ve tezyif etmekten geri durmuyor. En küçüğünden ferdi çıkarlarını mevcudiyet ve istikbalinin yegâne temeli olarak belirleyip, icap ederse bu uğurda milletin ve millet kavramının bizatihi kendisine kast etmekten çekinmeyen menfaat-perestlerin maskesini indirmeyi vazife bilen Yılkı, bununla yetinmeyip şehadet parmağıyla hedef gösteriyor ve kendisini ‘Ölçüsü Türkiye olan bir dergi’ olarak tanıtıyor.

Siyasi arenada ancak ifade düzeyinde yer bulabilen “yerli ve milli” tavrın içini doldurma gayreti gösteren Yılkı, mesuliyeti mesele etmeyip, netâmeli işleri sahipsiz bırakanların yer aldığı kültürel sahada, ifa ettiği misyon itibariyle “tek kale” olduğunu ilan ederek safları tanzim çağrısı yapıyor.

Yılkı’nın 7. Sayısında Ele Alınan Konular

7. Sayının ‘Yılkı’ bölümündeki makaleler çıtayı epey yükselterek, çeşitli fraksiyonlar tarafından “İslam” kelimesiyle beraber telaffuz edilen eklerin sıhhatini sorguluyor. Makaleler, Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Kavas Hoca’nın “İslam” Ek Almaz” başlıklı yazısıyla başlıyor. Günümüzün ideolojik tanımlarının özünü tarihi referanslarla ele alan Ahmet Kavas Hoca “Ne var ki Allahü Teâlâ tarafından “İslâm” gibi en güzel ve mükemmel bir kelimenin dinimize ad olarak konması ve bu ismin Kur’ân-ı Kerim’de zikredilmesine rağmen İslâm; herhangi bir dildeki birçok kelimeden daha fazla saldırıya uğradı/uğratıldı, uğramaya da devam ediyor.” diyerek şiddetle öz meseleyi masaya yatırıyor.

‘Yılkı’ bölümünün devamında “Hayatın Provası Olarak Hazret-i Bursa” başlıklı yazısında Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Türk Felsefesi Tarihi Kürsüsü’nden Fatih M. Şeker Hoca, kendi hatıralarından iktibaslarla Bursa’yı, Bursa’nın âlimlerini ve Bursa’yı Bursa yapan hususiyetlerden hareketle günümüze takdim ediyor. Fatih M. Şeker Hocanın, ilahiyat öğrencisi olduğu dönemi şimdiki konumundan bakarak anlattığı serüven tarihi önem taşıyor.

Dr. İsa Akpınar, Gazneli Mahmud’un ahirete irtihalinin sene-i devriyesine tevafuk eden yayın sürecinde “Gaziler Sultanı, Âşıklar Gedası; Gazneli Mahmud” başlıklı yazısında Türk tarihine damga vuran liderlerden Gazneli Mahmud’un daha önce hiç değinilmemiş yönlerini kaleme alıyor.

“Bana okuduğun eserleri söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” diyerek Türkiye’de jenerasyonlara karşı sistemli bir şekilde uygulanan ve “benliğin yitirilmesi”ne ön ayak olan “okuma” meselesini Dr. Şemseddin Şeker, okumalarımıza yönlendirilen operasyonel müdahaleleri gündeme getiriyor. Yazısının başlığı, “Alafranga Okumalar Üzerine Bir Hasbihal”.

Ömer Beyoğlu ile “Felsefe, Siyaset, Kimlik, Türk Şiiri” üzerine yapılan mülakatta Yeni Dönem Türk Şiir’indeki sorunlara yanıt aranıyor.

Saraybosna Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Metin Boşnak, “Değişen Koşullar ve Mahalle” başlıklı yazısında siyasetin ve modernitenin mahalle kültürüne, aile bağlarına, karşılıklı ilişkilere verdiği zararı, meydana getirdiği erozyonu kıyaslarla anlatıyor.

Murat Koparan, “Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok” başlıklı yazısıyla Türkiye’deki ‘Yeni Dönem’in kritik sorunlarını masaya yatırıyor, siyasete ve sistem mekanizmalarına ayna tutarak Türkiye’nin gidişatına şerh düşüyor.

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr Rıdvan Özdinç Hoca, “Demine Devranına Hû” kelâmıyla başladığı yazısında Türk topraklarında yer tutan “Abdallar”ı tarihi bir panoramayla ayrıntılı olarak anlatırken, kültleşen yanlış bilgileri ortadan kaldırarak meselenin gerçek yüzünü ortaya koyuyor ve  “Abdallar”ın Sünnîlik merkezli olduklarını söylüyor.

Muhammet Oran, “İstesen de Sinek Gibi Ezemezsin” başlıklı yazısında “Protestan mezhebine mensup; günümüz İngiliz, Amerikalı, Kanadalı, Avustralyalı, Yeni Zelandalı toplumlar”ın Avrupa kliklerinden medeniyetlerin kahir ekseriyetinin beşiği olan “Bereketli Hilal” Mezopotamya’ya kadar uzanan yazısını günümüze takdim ediyor.

Medipol Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mevlüt Tatlıyer, İslam dünyasının son 2 asrında yaşadığı travmalardan hareketle Avrupa’yı, sanayi devrimini, Batılı felsefelerin kökenini yeni bir okumayla tenkit ediyor. Yazısının başlığı “Tarih ve Batı Aydınlanması.”

Dr. Ahmet Özdinç, 15. Yüzyıldan başlayarak sömürgeciliğin mantalitesini ve günümüzdeki modern sömürgecilik sistemini “İnsani Yardımın İnsaniliği” başlıklı yazısında anlatıyor ve Türkiye’deki STK ve Vakıf  Kültürü’nün değişen çizgilerini aktarıyor.

Melikşah Sezen, Ümmet Coğrafyası’nı kapsayan yazısında “İtikat Bizim Neyimiz Olur?” sorusunu sorarak bizleri düşünmeye sevk ediyor.

Ajans Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Baran, Yılkı Dergisi’ndeki yazılarına devam ediyor. “Etraf  “yazar” kaynıyor. Birkaç kitap okuyan münevver edası takınıyor” diyerek,  Necip Fazıl Kısakürek’i “Müslümanın İmtihanı” yazısında ana tema olarak alıyor ve Necip Fazıl Kısakürek üzerinden oluşturulan post-modern pazarlama mekanizmasını tarihi belgelerle okuyucunun önüne koyuyor.

Murat Bozkurt, Tasavvuf literatüründeki kavramsal ve olgusal düalizme bir örnek olarak “Havf ve Reca” kavramlarını felsefe ve İslam felsefesi bağlamında kaleme aldığı makalesinde kült ahlâk kurallarını ve günümüz isimlerini ve İsmet Özel’in “Kırk Hadis” kitabına vurgu yaparak adab-ı muaşeret geleneğimizin kıstasını yorumluyor.

Davut Bayraklı ise Yılkı’daki ‘Pavlus’ okumalarına devam ediyor. Bu sayıda “Gelenekten Geleceğe Hıristiyanlıktaki Tarihsel İsa-Pavlus Sorunu” başlıklı makalesinde Hıristiyan teologların safsatasını ifşa ediyor ve İncil’in dönüşümünü anlatıyor.

Atilla Fikri Ergun, Akif Emre’den Hasan Cemal’e uzanan makalesinde “Köylü-Kasabalı Yayıncılık ve Muhafazakâr–İslamcı Medya”yı anlatıyor. Gazeteciliğin değişen evrelerinin konu alındığı makalede “Akif Emre’ye yazık oluyor mesela, iyi bir entelektüel, muhafazakar-İslamcı medyada okunacak isimlerden, amigoluk yapmıyor, slogan atmıyor, komplo teorileri üretmiyor, popülist değil, bu yüzden de yazıları en az okunan ve paylaşılan isim” diyen Ergun, Türkiye’deki Sağ-Sol fraksiyonların gazeteciliğine karşılık Akif Emre’yi İslamcı cenahta gazeteciliğin ve entelektüelliğin kanıtı olarak gösteriyor.

Mehmet Fatih Uzun, “Abdal” mefhumunu kaleme aldığı makalesinde Kaygusuz Abdal’ın dervişlik serüvenini menkıbeler ve Menakıbnâme ışığında bir okumaya tâbi tutarak “Kaygusuz Abdal mı, Sahipsiz Abdal mı?” diyor. Uzun, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Dilgüşa” adlı eseri Alevi-Bektaşi klasikleri olarak neşretmesinin büyük bir yanlış olduğunu, bunun büyük yanlışlar doğuracağını makalesinde etraflıca anlatıyor.

Emre Gürbüz, Türkiye’deki Siyasal İslamcılık’ın değişen genetiğini anlattığı makalesinde “Mücahitlikten Her Şeye Müsaitleşmeye Geçen Süreç”i Nurettin Topçu’nun levhasından “Ruhunu inkâr eden insan, kurtuluşunu, değerleri devirmekte arıyor.” epigrafından hareketle sorguluyor ve “Siyasal İslamcılık”ın değerlerini masaya yatırıyor.

akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s