Ali Tarık Parlakışık / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Kaybolan İnsanı Aramak

ali-tarik-parlakişikDescartes “Düşünüyorum o halde varım” demişti. Sadece tefekkür etmenin ehemmiyetinden mi söz açıyordu, Descartes? Aklın mükemmelliği aşikâr lakin insan sadece akla mı maliktir? Ya da akıl, kuru bir tefekkürün membaı mıdır? Mana çizgisine ulaşma ve bununla irtibatlı her yol ve meselede aklı yalnız bırakmak doğru mudur?

Kaybolan insan… Evet; kaybolan insanı aramak güçtür.

İlk nazarda iki noktadan güçtür;

a) ‘Şuur’ noktasından. (İnsanın ‘ben’liği, ‘biz’liği, ‘şahsiyet’i gibi tek tek buudlardan ve fıtri, ontolojik bir kümeyi hatırlatırcasına hakiki olan yapısını kaybettiğinden, işaretlenen mezkûr yapısının kaybolduğunu bilmemesi/farkında olmaması. Böyle bir noktada; böyle bir vahim durumun şuur ile idrak edil(e)memesi; idraksizlik durumu)

b) Kaybolanın, insanın etten kemikten ilh. olan bedeninin değil, bilakis kaybolanın, ‘insan’ın insanlığı olması noktasından…

Bu, bir yıkımın dillendirilmesidir. Yine aynı zamanda bir vahşetin dillendirilmesidir.

İnsan ile ilgili şu ayet ciddi manada tefekkür edildiğinde, önümüzde kendimize dair mühim meseleler ışıldayacaktır; “O zamanı tasavvur edin ki, Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ dediğinde, onlar: ‘yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek kimseyi mi tayin edeceksin, hâlbuki biz seni hamd ve senâ ile tesbih etmekte ve seni kutsamaktayız.’ dediler. Allah: ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim.’ buyurdu.” (Bakara Suresi 30. Ayet)

İnsan salt tek bir yapıya malik değildir, şumullüdür. Heyecandan sevince, istekten ret tavrına kadar uzayabilen bir çizgide tekevvün, gelişim, yıkım, yapım ilh. hususiyetlerine maliktir.

İstitrad olarak: “O zamanı tasavvur edin ki, Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ dediğinde, onlar: ‘yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecek kimseyi mi tayin edeceksin, hâlbuki biz seni hamd ve senâ ile tesbih etmekte ve seni kutsamaktayız.’ dediler. Allah: ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim.’ buyurdu.” ayetindeki “halife”, mühim mana, mühim mesele…

İnsan dediğimiz varlık topak topak olaylar, olgular, meseleler bağlamında vücut bulan, muhatap olan, muhatap edendir. Mühim bir meseledir insanın kendini arayışı, insanın ‘ben’ini arayışı, insanın manasını arayışı. Paralel olarak bir başka mühim mesele de şudur (belki de insanın, insanı arayışında daha mühimdir): İnsanın kendini arama/arayışa çıkma isteği/ihtiyacı. Şuur, idrak, ilgi, alaka…

Meselelerin ortasında bulunan insan, muhatap oluşuna nispetle bir yerden bir yere giden veya sürüklenendir.

“Bir nehirde iki kez yıkanmaz.” diyor Herakleitos. Öyle ya, göz önüne alınan, işaret edilen tekevvündür burada. Yüksek veya alçak ama üzerinde tekevvün olunan bir durum… Aynı membadan akıp gelen nehir, her salise farklı bir nehirdir. Bir salise önce akan su, akan suyun getirdiği taş, akan suyun getirdiği taşın bulunduğu nokta gibi veçhe ve buud gözüyle nazar edildiğinde, o farklı bir nehirdir artık. Velhasıl Herakleitos bunu dillendiriyor.

Burada hemen bir sual: Peki, insan durağan mıdır? Buradan mülhem; insanın fıtratına, vicdanına, ırzına, namusuna, ahlakına saldıran ve bütün bunları küçümseyen telakki burada nereye düşüyor? Dogmaların arasında sıkıştırılma gayretkeşliği içinde kıskaca sokulmaya cehd edilen insan ve ‘ben’ ne olacak burada? Konumu, değeri kalacak mı, nereye gidecek? Toplu bir tefekkürde neyi müşahede edeceğiz? Manasız ve girift, çıkmaz ve faydasız suallerle boğulmaya cehd edilen ‘insan’ın durumu ne olacak burada?

Erdemli bir hayat, erdemi bulmakla olacak ise; felsefî nazardan insana dair neyi dillendirmemiz, neyi tefekkür etmemiz gerekiyor? Descartes, “Düşünüyorum o halde varım.” demişti.  Sadece tefekkür etmenin ehemmiyetinden mi söz açıyordu, Descartes? Aklın mükemmelliği aşikâr lakin insan sadece akla mı maliktir? Ya da akıl, kuru bir tefekkürün membaı mıdır? Mana çizgisine ulaşma ve bununla irtibatlı her yol ve meselede, aklı yalnız bırakmak doğru mudur?

Hatırlamalar, anımsamalar, fikirler, bilgiler, söylemler, inanışlar ilh. bağlamında müfekkiremizde ‘insan’a dair neler var? Belki müfekkiremizde olanlar, ‘insan’ın elinden tutup kaldırmak için mühim bir noktayı teşkil edebilir.

Ve yine paralel olarak mühim bir nokta; ‘insan’ı ne şekilde konumlandırdığımızın ehemmiyetinin ehemmiyeti nedir?

Ve aynı şekilde ‘ruh’ ve ‘kalp’ ve karşısında ‘insan’… Ve bu minvalde Üstat Muhasibi’den:

“Ali b. Ebu Talib’in şöyle dediği nakledilir: ‘Muhakkak ki Allah’ın yeryüzünde bir kabı vardır. İşte bu kap kalplerdir. O, ancak ‘saf’, ‘sağlam’, ‘ince’ (rikkat) kalpleri kabul eder.’”

Bunun manası şudur:

Kalbi Allah için saflaştırmak, Allah’ın emir ve nehiylerine ittiba ile sıdk ve endişeyi müşahede etmekle mümkündür.

Kalbi Resulullah için saflaştırmak, söz, amel ve niyet boyutunda onun getirdiğini kabul ederek sağlanır. Ve kalp, mü’minler için, onlardan ezayı defedip, onlara menfaati ulaştırarak saflaştırılır.

(Kalpteki) “sağlamlık”ın manası, Allah Teâlâ için hadleri uygulamada ve emir bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker’de sağlamlık demektir.

“İncelme”nin (rikkatin) manası ise iki şekildedir:

1. Ağlamakla olan rikkat, 2. Merhamet etmekle olan rikkat.

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s