Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

Küresel Pazar Namına Organize Olmuş “Fetih” Hareketi

atilla-fikriergun-köşe“Müslüman” piyasa karakteri veya piyasa dininin “muvahhidi”, toplum içinde “fakirlik, kıskançlık, düşmanlık, kibir ve riyakârlık üreten mü’min”dir. Mevcut piyasa şartlarında meşru-ahlakî bir çerçevesi olmayan mal (servet) veya zenginlik üretimi, meşruiyet zeminini piyasa ideolojisinin standartlarına uygun “fetvalar”da bulur.

İslam, beşer tarafından ihdas edilen düzenlerde alelade bir eşya olarak görülen insana her gün, her an yeniden itibarını iade ederken, suret-i haktan görünen bir kısım “mensupları” onu yeni kölelik düzenlerine adapte etme yarışına girdiler. Bugün bir yandan “İslam” adına konuşup, öte yandan Amerikancı, AB’ci, Neo-Liberal, Kapitalist, Petro-dolarcı yahut Sosyalist olanların gerçekte İslamî bir amaç ya da kaygı taşımadıkları aşikâr.

Son dönemde “İslam medeniyeti” söyleminin öne çıktığı görülüyor. İslam medeniyetinin ihyası yahut yeniden inşası bir oyun ve eğlence midir? Medeniyetin ihyası yahut yeniden inşası, kiminle, kaç kişiyle, ne ile? Kapitalizmle, faizle, “İslamî” bankacılıkla, Batı tipi kalkınmayla, büyümeyle, inovasyonla, kentleşmeyle mi? AVM’lerle, inşaatlarla mı? Turizm sektörüyle mi?

Buradan İslam medeniyeti çıkmaz, bir. Küresel modernliğin hatırı sayılır bir parçası haline gelmeyi arzu eden siyasî “aklın” hakikatte İslam medeniyet hamlesi gerçekleştirmesi söz konusu değildir, iki. Söz konusu siyasî “aklın” İslam medeniyet hamlesi gerçekleştirebileceği zannına kapılıp ona “yol” göstermeye çalışan muhafazakâr entelektüeller, birtakım cemaatler ve kurumsal kimliğe sahip olan birtakım yapılar boşa nefes tüketiyorlar, üç.

Bu bağlamda Akif Emre’nin elinden geldiği ölçüde objektif olmaya gayret göstererek -ki insan için mutlak objektiflik söz konusu değildir- yaptığı analizler(1) olan bitenin anlaşılması açısından önem arz ederken, Yusuf Kaplan ve benzerlerinin ortalığı boş yere velveleye veren slogancı medeniyetçiliğinin, içi boş Ehl-i Sünnet’çiliğinin ve -mevcut siyasî “akıl” sanki medrese ve tekke kurabilecek, İslam şehrini, içtimaî ve iktisadî düzenini, sanatını, estetiğini ihya edebilecek bir zihin yapısına sahip imiş gibi- kendilerince soyundukları akıl hocalığının sonu hüsrandır.

İslam, kendi “mensupları” tarafından bir piyasa dini haline getirilmiştir, yaşanan tam olarak budur. İslam’ın kendi mensupları tarafından piyasaya uyarlanması, bir diğer ifadeyle piyasayı kutsayan bir din haline getirilmesi, her şeyden önce karakter zafiyetiyle ilgili bir meseledir. Hâl-i hazırda bize “İslam” olarak sunulan “din”, kodlarıyla oynanmış, tabiatı değiş(tiril)miş, ilahî ruhu yok olmuş, kendine has kutsalları olan, son sürüm bir piyasa dinidir.

Piyasa dindarlığı ve “Müslüman” piyasa karakteri(2) kapitalizmin mucizesidir. Piyasayı hakikatin kendisi olarak telakki eden, aynı zamanda da “Allah’ın kulu” olma iddiasındaki bu karakter, aslında tam ters noktadan bize Tevhid’in ne olduğunu göstermektedir: İlah birdir, hayatın merkezinde yer alan, kendisine kul olunan’dır, din de onun emir ve yasakları etrafında şekillenen yaşam tarzıdır.

Yani… Yani sanıldığının aksine çok-tanrıcı bir anlayışla karşı karşıya değiliz, piyasanın tek başına merkezde yer aldığı, birlendiği, kutsandığı, dini belirlediği son sürüm bir “tevhidî” anlayışla karşı karşıyayız. Bu dinin “muvahhid”ine göre, piyasa ne diyorsa odur, piyasanın gerekleri (emir ve yasakları) yerine getirilir ve hayat buna göre şekillenir.

“Müslüman” piyasa karakteri veya piyasa dininin “muvahhidi”, toplum içinde “fakirlik, kıskançlık, düşmanlık, kibir ve riyakârlık üreten mü’min”dir. Mevcut piyasa şartlarında meşru-ahlakî bir çerçevesi olmayan mal (servet) veya zenginlik üretimi, meşruiyet zeminini piyasa ideolojisinin standartlarına uygun “fetvalar”da bulur.

Bütün bunlardan daha da vahim olanı, “Müslüman” piyasa karakterinin, Âlem-i İslam’ın piyasa dindarlığının dışında kalan veya karşısında yer alan geri kalan bölümünü “şeytanî” kabul etmesi ve -en azından- değişim-dönüşüm yoluyla yok edilmesi gerektiğini düşünmesidir.

Yani… Yani küresel pazar namına organize olup, süratle işe girişen bir “fetih” hareketiyle karşı karşıyayız.

Bu “fetih” hareketi için makbul olan tipler, tüccar, pazarlamacı, işletmeci, iktisatçı, bankacı, borsacı, istatistikçi, makine ve inşaat mühendisidir.

Kötü haber şudur: Müslüman dünya için, değil gidişatı tersine çevirmek, mukavemet etmek dahi imkân dâhilinde değildir, zira buna yönelik sağlam bir ahlakî-felsefî zemin ve gerekli zihinsel altyapı bulunmamaktadır.

Atilla Fikri Ergunakilvefikir.org

1- bkz. Akif Emre, Medeniyet söylemi Davos uygarlığının neresinde?, Yeni Şafak, 21 Ocak 2016; Müslüman kalvinizmden medeniyetçi kapitalizme(!), Yeni Şafak, 26 Ocak 2016

2- “Müslüman” Piyasa Karakteri ile ilgili bir başka yazı için bkz.

“Müslüman” Piyasa Karakteri ve Piyasa Merkezli Toplum

https://atillafikriergun.wordpress.com/2015/09/21/musluman-piyasa-karakteri-ve-piyasa-merkezli-toplum/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s