Din / Felsefe-Düşünce / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Kula Kulluk: Sistemin Sahte Efendileri ve Has Kulları

mevlüt-hönül-köşe-2Kula kulluk düzeni, üsttekilerin her şeye sahip oldukları, alttakilerin ise kıt kanaat hayat sürdükleri, geçim temininin üsttekilerin “iznine” tabi olduğu, onların istediği ölçüde sağlanabildiği bir düzendir. Bu düzenin tahrif edilmiş sahte bir dini ve bu sahte dini öğretme görevini üstlenmiş “din adamları” bulunmaktadır.

Şirk, Kur’an’da 170 yerde ‘Allah’a ortak koşmak’ anlamında geçen bir kavramdır. Şirk, itikadî bozukluğun yanı sıra yalnızca Allah’a ait olan tasarruf hakkını başkalarına da tanımak suretiyle O’na ortak koşmaktır; müşrik, Allah’a inanır, ancak ona ortak(lar) koşar.

İmana erişmiş olanların toplumu, itikat, ibadet, ahlak sistemi ve sosyal nizam olarak Kur’an ve Sünnet’e tabi olan toplumudur; zıddı cahiliyedir.

Cahiliyenin belirgin özelliği kula kulluktur; Allah’ı inkâr etmeyen, ancak herhangi bir alanda tasarrufta bulunurken bütün yetkiyi kendinde toplayan, gökyüzünün sevk ve idaresini Allah’a has kılan, buna mukabil yeryüzünde işleri İslamî esaslar üzere yürütmek yerine kendi heva ve heveslerini belirleyici kılan, Allah’ın kullarını kendi kulları haline getirmeyi amaçlayan anlayış…

“Gökteki ilah da, yerdeki ilah da O’dur. O, hâkimdir, âlimdir. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah yücedir. Kıyametin ilmi de O’nun yanındadır ve siz O’na döndürüleceksiniz.” (Zuhruf: 84–85)

“Allah’ı bırakıp tapındığınız her şey gerçekte sizin ve atalarınızın kendi muhayyilenizden çıkardığınız (anlamsız) isimlerden öteye geçmemektedir; çünkü bunlar hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir Allah. (Neyin doğru, neyin eğri olduğu konusunda) hüküm yalnızca Allah’a aittir. Ve O da kendisinden başkasına kulluk etmemenizi buyuruyor. İşte dosdoğru olan (tek) din budur; ama insanların çoğu bunu bilmez.” (Yusuf: 40)

Etnik milliyete, renk, ulus ve bölgeciliğe dayalı yaklaşımlar İslam’a hizmet esasını ortadan kaldırır. Bütün insanların rabbi ve ilahı Allah’tır, insanlığın bunu tasdik edip etmemesi hakikati değiştirmez. Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi’nde buyurduğu üzere, “Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap’a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerinde, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur; üstünlük ancak takvadadır.” Dolayısıyla İslam nokta-i nazarından toplumu düzenleyen esaslar Allah’ın belirlediği esaslardır.

Firavun kendi “ilahlığını” ilan ederken Mısır toplumunu kastlara ayırmış, “Allah’a yaklaştıran aracılar” olarak nitelendirdikleri putlara tapınan Mekke müşrikleri de aynı şekilde bir kölelik düzeni vücuda getirmişlerdi. Günümüz dünyasında etnik milliyet yahut sınıf ayrımına dayalı siyasî yapılanmalar ve toplum modelleri aynı zihniyetin ürünüdür. Bu tür düzenlerin hepsinde sahte ilahlar hüküm sürmekte, sahte tanrılara kulluk edilmektedir. Dünya sistemi de bu şekilde işlemekte, yeryüzünde küresel ölçekli kula kulluk düzeni hüküm sürmektedir. Küreselleşme çağının sahte ilahları, tarihin geçmiş dönemlerinde ortaya çıkmış yahut ihdas edilmiş sahte tanrılara nispetle çok daha yıkıcıdır.

Hatırlanması gereken iki önemli husus var:

1- Allah insanları başıboş bırakmamış, vahiyle görevlendirdiği Peygamberler göndermiş, onları emir ve yasaklarını tebliğ görevi ile yükümlü kılmış, yalnızca kendisine kulluk edilmesini emretmiştir. Bütün peygamberlerin gönderiliş amacı Tevhid’i hâkim kılmaktır.

2- Allah ile kul arasına hiçbir güç giremez.

Yani hiç kimsenin kendi kafasına göre hareket etme özgürlüğü, dolayısıyla düzen ihdas etme yetkisi olmadığı gibi, hiç kimsenin Allah ile kul arasında olmayan “ara makamlar” ihdas etme, dolayısıyla Allah’ın nimetleri ile kulları arasında set yahut kontrol noktası oluşturma hakkı yoktur. Aksi yöndeki tutum ve davranışlar kula kulluk esası üzerine bina edilmekte, böylece sömürüye dinî meşruiyet kazandırılmaktadır.

Allah’ın kullarını kendi kulları haline getirenler de, onlara gönüllü kulluk kölelik edenler de aynı suçtan yargılanacak, tabi olanlar ve kendilerine tabi olunanlar ahiret günü kendi aralarında çekişeceklerdir (örn. Bkz. İbrahim: 21).

Kula kulluk düzeni, üsttekilerin her şeye sahip oldukları, alttakilerin ise kıt kanaat hayat sürdükleri, geçim temininin üsttekilerin “iznine” tabi olduğu, onların istediği ölçüde sağlanabildiği bir düzendir. Bu düzenin tahrif edilmiş sahte bir dini ve bu sahte dini öğretme görevini üstlenmiş “din adamları” bulunmaktadır. Halkın malını yiyip yutmada kullanılan bu “din” ve “din adamları” sınıfı kendini en şedid biçimde Yahudilik ve Hıristiyanlıkta göstermiş, daha sonra aynı bela İslam’ın ve Müslümanların başına musallat olmuştur.

“Onlar Allah dışında hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa’yı ilah edindiler. Oysa onlara sadece tek ilaha, kendisinden başka ilah olmayan ve onların yakıştırma ortaklarından uzak olan Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti.” (Tevbe 31)

“Siz ey iman edenler, bilin ki, hahamların, rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızca yiyip yutuyor ve (onları) Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Fakat bütün o altın ve gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, (işte) onlara (sonraki hayat için) çok çetin azabı müjdele.” (Tevbe 34)

Sebebin hususiyeti nassın umumiyetine engel teşkil etmez. Dolayısıyla ayet-i kerimelerde hahamlar ve rahiplerin tutum ve davranışları üzerinden gündeme getirilen eleştiri, aynı yola başvuran “Müslümanlar” için de geçerli olmakta, onları da kapsamaktadır. Ayetlerin Müslümanlara hitap etmediğini savunan anlayış, işlediği cürümlere kılıf aramaktadır.

Sahte “efendilerin” cirit attığı bir ortamda insanlar din vasıtasıyla kontrol altında tutulmakta, iradeleri felç edilmekte, emekleri gasp edilmektedir. Şüphesiz bu, rant imparatorluğuna hizmet eden bir “dinî” anlayıştır. Efendi kimdir? Allah Resulünün ifadesiyle, efendi, hizmet edendir. “Seyyidu’l-kavmi hadimuhum / Toplumun efendisi onlara hizmet edendir.”(1) Demek oluyor ki, dini geçim kapısı haline getirip ya da ticarete döküp, “kendilerine hizmet edilenler” haline gelmiş bulunanlar sahte efendilerdir.

Yine Allah Resulü şöyle buyurmaktadır: “Ümmetimde şirk, düz taş üzerinde yürüyen karıncanın ayak sesinden daha gizlidir.”(2) Bu da şirkin, kula kulluğun, sahte ilahlar, rabler ya da terbiye ediciler edinmenin sinsi yolları olduğunu göstermesi bakımından ibret vericidir. Zira bu ve benzeri hallerde şirk, son derece “masum” bir kisveye bürünmekte, “anlaşılmaz” olmakta, “gizli” kalmakta, böylece kula kulluk “makul” ve “meşru” bir hüviyet kazanmaktadır.

Sistemin sahte efendileri ve onların has kulları; şirk, her zaman taştan tahtadan yapılma putlara ihtiyaç duymamakta, ince örülü bir “felsefe” ile varlığını “muhkem” kılmaktadır. Arif olanlar için bir örümcek ağı kadar “muhkem”!..

Mevlüt Hönülakilvefikir.org

1- Kenz’ul-Ummal, c. 6, s. 710

2- İbn-i Mâce, 2/1408

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s