Din / Mevlüt Hönül / Yazarlar

Allah’a ve Elçisine Savaş Açanlar – Riba Üzerine Kısa Bir Hatırlatma

mevlüt-hönül-köşe-2Riba yoluyla elde edilmiş her türlü kazanç Allah’a ve Elçisine karşı savaş ilanıdır! Bu tür kazançlar hile-i şer’iyye yoluyla meşru imiş gibi gösterilebilirse de, yeryüzünde fesadı ve zulmü yaygınlaştırmaktan ve sahiplerini ateşe sürüklemekten başka hiçbir işe yaramazlar.

ربو

رَبَا يَرْبُو رُبُوًّا رِبَاءً

Artmak, fazlalaşmak, neşv-ü nema bulmak. İsmi Faili: الرَّ ابٖي رَابٍ Müennesi (dişili): رَابِيَةً İsm-i tafdili: أَرْبٰى

Nema bulmak, kabarmak رَبَتْ Hacc: 5, Fusilet: 39; Artmak: يَرْبُوا Rum: 39; Artan, yükselen, üste çıkan: رَابِیًا Ra’d: 17; Fazla şiddetli: رَابِيَةً Hakka: 10; Daha ziyade, daha kuvvetli: اَرْبٰى Nahl: 92; Yüksek tepe رَبْوَةٍ Mü’minun: 50

رِبَو Artma, yükselme, fazlalaşma, nema, yükseğe çıkma Bakara: 188, 275-276, 278 -279; Âl-i İmran: 130; Nisa: 160-161

“Riba” kavramının “Faiz” kavramıyla karşılanmasındaki amaç 19. yy’da devletin “Riba” ile borçlanmasına karşı oluşacak dini tepkileri bertaraf etmekti. Ne yazık ki, Osmanlı’nın ribaya bulaşması kendi sonunu hazırlamıştır, dış ülkelerden alınan faizli paralar batmasına sebep olmuştur.

“Öyleyse yakınlarınıza, muhtaçlara ve yolculara haklarını verin; bu, Allah’ın rızasını kazanmak isteyenler için en doğrusudur: çünkü mutluluğa erecekler onlardır! Ve (unutmayın! Başka) insanların malvarlığı sayesinde, artsın diye faizle verdikleriniz (size) Allah katında bir artış sağlamaz. Oysa Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için karşılıksız verdikleriniz (O’nun tarafından bereketlendirilir) işte onlar (bu şekilde Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler) ödüllerini kat kat artıranlardır!” (Rum: 38-39)

“Böylece, o zaman, Yahudi itikadına mensup olanlar tarafından işlenen zulümden dolayı, (daha önce) tattırdığımız hayatın bazı nimetlerinden onları yoksun bıraktık; (böyle yaptık), çünkü Allah yolundan her an sapmaktaydılar. Yasaklandığı halde faiz alıyorlardı ve başkalarının malını haksız yere harcıyorlardı. (Böylece) onlar arasından hakikati inkâr (etmeye devam) edenler için şiddetli bir azap hazırladık.” (Nisa: 160-161)

“Siz ey imana ermiş olanlar! Ribayı kat-kat arttırarak boğazınıza geçirmeyin; ama Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki mutluluğa erebilesiniz.” (Âl-i İmran: 130)

“Birbirinizin mallarını haksız şekilde yiyip tüketmeyin ve başkalarına ait meşru mallardan hiçbirini bilerek haksızlıkla tüketmek için hukuki hilelere başvurmayın.” (Bakara: 188)

“(Ve) Allah yoluna kendilerini tamamen adamış oldukları için yeryüzünde (rızık aramak niyetiyle) gezip dolaşamayan muhtaçlar(a yardım edin). (Onların durumunun) farkında olmayan, onları zengin zanneder, çünkü (istemekten) çekinirler; (ancak) sen onları (bazı) özelliklerinden tanıyabilirsin: İnsanlardan arsız bir şekilde istemekten kaçınırlar. Ve onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah hepsini bilir. Servetlerini (Allah rızası için) gece ve gündüz, gizlice ve açık harcayanlar, mükâfatlarını Rablerinin katında göreceklerdir: onlara ne korku vardır ne de üzülürler.” (Bakara: 273-274)

“Riba yiyen kimseler, başka değil sadece şeytanın dokunarak aklını çeldiği kimse gibi hareket ederler. Çünkü onlar ‘Alışveriş de riba gibidir’ derler. Oysa Allah, alışverişi helal ribayı haram kılmıştır. Her kim Rabbinden kendisine nasihat gelir gelmez bu işe son verirse, evvelki kazançları ona, onun hakkında karar vermekte Allah’a kalır. Her kim de dönerse, içerisinde kalıcı oldukları ateşe mahkûm olanlar işte bunlardır.” (Bakara: 275)

Riba yiyen kimseler, başka değil sadece şeytanın dokunarak aklını çeldiği kimse gibi hareket ederler:

Şeytanın dokunması, çarpması: İnsanın akli melekelerini kullanmaması, heva ve hevesleri ile hareket etmesi, maddi-manevi ihtiraslara esir olması, aklını yitirmesi gibi her türlü davranış ve düşünce biçimidir. Bu herhangi bir şahıs olabileceği gibi, rejim de olabilir.

Ayeti kerimede geçen  يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ  (yetehabbetuhu’ş-şeytanu mine’l mess), riba ile muamele yapanları “delirmiş”, “saraya tutulmuş” şeklinde tasvir etmektedir. Şeytanın çarpmasını tefsirlerin geneli ahiret âlemindeki uyanışa yorar iken, bu çarpma aslında yeryüzü âlemindeki sapkınlaşmaya, haktan kopuşa, şeytanlaşmaya, maddi anlamda refah içerisinde olduğu halde sıkıntı, ızdırap ve ruh hastalıkları ile harap olmaya işaret eder.

Yetehabbetuhu: Hırpalamak, çarpmak; şeytanu: şeytanlık yapan inatçı zorba, bozgunculuk ve şer hususunda teşvikte bulunan habis mahlûk; mine’l-mess: delilik, deliliğe tutulma.

“Musa ‘Git artık’ dedi (ona) ‘Ama şunu bil ki, bundan böyle hayat boyunca Bana dokunmayın, demekten ibaret olacaktır senin payına düşen! (Öte dünyada ise) hiç kuşkusuz, kaçıp kurtulamayacağın bir yazgı beklemektedir seni! Şimdi bak, kendini her şeyinle adayarak tapındığın şu düzmece tanrına: onu nasıl yakacağız ve sonra toza toprağa çevirip nasıl denize savuracağız!’” (Taha: 97)

Ayette geçen “misase”, temas etmek, dokunmaktır. Samiri şu cezaya çarptırılmıştır: Halkın ona karşı çekimser durup kendisinden uzaklaşması, onun da halka karşı çekimser durup halktan kaçması. Bu cezaya çarptırılan Samiri, daima halktan kaçar ve kendisine yaklaşmak isteyen biri olursa ona “Dokunma bana” derdi. Ayette geçen لَا مِسَاسَ cümle-i haberiye olup nehiy manasındadır, yani “Dokunmayın bana” demektir.

“Allah, riba ile elde edilmiş kazançları bereketten mahrum eder ama karşılıksız yardımları kat kat arttırarak bereketlendirir. Allah, inatçı nankörleri ve günahta ısrarlı olanları sevmez.” (Bakara: 276)

“İmana ermiş olanlar, doğru ve yararlı işler yapanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve karşılıksız yardımda bulunanlar, işte onlar mükâfatlarını Rablerinden alacaklardır ve onlara ne korku vardır ne de üzülürler. Siz ey imana ermiş olanlar! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve eğer (gerçekten) mü’minseniz ribadan doğan kazançların tümünden vazgeçin. Çünkü eğer böyle yapmazsanız, bilin ki, Allah’a ve Elçisine savaş açmış olursunuz. Ama eğer tevbe ederseniz, ana-paranız(ı geri almay)a hak kazanırsınız: Böylece ne haksızlık yapmış ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara: 277-279)

Kat kat arttırmak, borç vermek sureti ile zayıf kesimlerin kodamanlarca sömürülmesinden doğan kazançtır. İnsanların kazançlarına, riba, sahtekârlık, yağma, beleşçilik, rüşvet, gasp gibi gayri meşru yollarla el koymaya çalışanlara karşı İslam’ın helal kazanca dair belirlediği kurallar kapitalist sistem için tehdit oluşturur.

Özellikle son yıllarda İslam’ın itikadi, ahlaki ve hukuki hükümleri üzerinde yürütülen birçok tartışma, hak arayışı içerisindeki insanların zihinlerinde birçok şüphe ve tereddüt oluşturmaya yöneliktir. Oysa Kur’an’ın hükümleri sabit olup, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak derecede açıktır. Beşer tarafından ihdas edilmiş gayri ahlaki-gayri meşru hükümler ise yok olmaya mahkûmdur. Kur’an’da va’zedilen bireysel ve toplumsal haklar, riba yasağı, infak ve zekât yükümlüğü, sosyal dengenin sağlanmasında en etkili yoldur.

İslam zengin ve fakir arasındaki dengeyi iki kavram üzerinden sağlar: İnfak ve riba. İnfak ile maddi dayanışma emredilirken, ahlaksızlık olan ribayı haram kılınmış, böylece haksız kazancın, dolayısıyla zulmün ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

Cabir’den şöyle rivayet edilmiştir: “Allah Resulü Muhammed (s.a.v) ribayı alana, verene, bu muameleyi yazana ve ona şahit olanlara lanet etti ve ‘Onlar günahta eşittir’ buyurdu.” -Müslim (1598/106); Ebu Ya’la (1849); İbnu’l-Carud (646); Beyhaki (5/275); Begavi (2054); Ahmed (3/304); Tayalisi (343); İbn-i Hibban (1112, Mevarid)-

Allah Resulü, İbn-i Mes’ud’dan nakledilen bir hadis-i şerifte de, aynı şekilde ribayı yiyene de, yedirene de, yani alana da verene de lanet etmiştir.

Ebu Davud ve Tirmizi’nin rivayetlerinde; “(Riba muamelesine) şahitlik edenlere de bu muameleyi yazana da Allah lanet etsin …” ilavesi vardır. -Ebu Davud, Büyu, 4, (3333); Tirmizi, Büyu 2, (1206); İbn-u Mâce, Ticaret 58, (2277); Müslim, Müsakat 25, (1579)-

Kapitalizmin gelişmesi spekülasyon ve faiz ile mümkündür. Servet hususunda Allah kimilerini kimilerine üstün kılmıştır ki, kimin amel bakımından daha güzel davranacağı ortaya çıksın ve rızıkta üstün kılınanlar diğerlerine destek olsunlar. Dolayısıyla Allah’ın rızıklandırması, insanın mal yığmasını, haksız ve hadsiz servet edinmesini yasaklamaktadır. Farklı kesimler arasında dengenin sağlanabilmesi için servetin belli ellerde birikmesi uygun görülmemiş, bunun önüne geçilebilmesi için de infak ve zekât emredilmiştir. Bu sistem sayesinde mülkün dağılımında toplumsal dengenin sağlanması mümkün olmaktadır.

Günümüzde “riba” kavramını yumuşatarak farklı isimlendirmelerle meşru kılmaya çalışanların ilim ehlinden sayılmaları söz konusu değildir. Hiç şüphesiz, Allah’ın hükmü hilafına hüküm ihdas edenlerin payına düşen ancak azap olacaktır.

“Allah ve elçisine savaş açmak” olarak nitelendirilen riba, her türlü haksız kazancı ifade eder. Haksız kazanç yolları haram kılınmıştır ve Allah’ın haram kıldığını hiç kimse helal kılamaz. Sözde “faizsiz kazanç” elde ederek büyüyen finans kuruluşlarının, borcunu gününde ödeyemeyenlerden kat kat fazlasıyla geri almış oldukları para, hiç tartışmasız ribadır. Sistem tam olarak Yahudi mantığıyla işletilmektedir. Yahudileşen Müslümanların acınası ahvali…

Hakikat şu ki, riba yoluyla elde edilmiş her türlü kazanç Allah’a ve Elçisine karşı savaş ilanıdır! Bu tür kazançlar hile-i şer’iyye yoluyla meşru imiş gibi gösterilebilirse de, yeryüzünde fesadı ve zulmü yaygınlaştırmaktan ve sahiplerini ateşe sürüklemekten başka hiçbir işe yaramazlar.

Mevlüt Hönülakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s