Ömer Yılmaz / Yazarlar / Yorum-Analiz

Yerli-Millî-Milliyetçi İslâmlık

ömer-yılmaz-köşe-3Mesele malzemenin buraya uyup uymaması meselesidir. Arabizm ve İranîlik içeren yaklaşımlar doku uyuşmazlığıyla malul, bu toprakların mayası değil, bu çok açık. Sağdan soldan toplanıp taşınan malzeme bu coğrafyanın bin yıllık tarihi ve kültürüyle çatışan türden.

İslâmlıklar Üzerine -Herkesin ve Hiç Kimsenin İslâm’ı- adlı kitaba girmedi bu yazı. Ancak kitabın önsözünde şu kadarını söylemiştik: “Modern bir yaklaşım olan İslamcılığın Orta Doğu’da yükselişi de sadra şifa olmadı. Biri diğerini nakzeden çok sayıda İslâmlık ve İslamcılık anlayışı ortaya çıktı ve bunlar birbirleriyle çatıştılar. Günümüz dünyasında çok sayıda “İslâmlık” var. Bu itibarla İslam, tabir caizse artık herkesin ve hiç kimsenin İslam’ı…”

Şimdi, buna ek olarak -bir zeyl mahiyetinde-, özellikle bir takım çevreler tarafından konunun göz ardı edilen önemli bir yönüne ilişkin söyleyeceklerimiz şunlardır:

Memlekette kafatasçılıkla malul çevreler var olduğu gibi bir de milliyetsizlikleriyle övünen çevreler var, bunlar milliyeti belirlenemeyen düşürülmüş uçak gibiler, “sadece insanız”, “sadece Müslümanız” falan diyorlar, uzaydan gelen, kimliği belirlenemeyen insanlar, ne oldukları meçhul Müslümanlar, vahim! Hemen bu noktada milliyetin ve sözünü ettiğimiz türden bir millîliğin ya da milliyetçiliğin kafatasçılıkla, kavmiyetçilikle, modern anlamda ulusçulukla hiçbir alakasının olmadığını özellikle belirtelim.

“Hem Doğu’yuz hem Batı’yız biz!” “Yeni Türkiye” böyle bir şeymiş, reklamda böyle söylüyor. Karar verin, Doğu musunuz Batı mısınız, aynı anda her ikisi de olamazsınız. İkili oynamayı bırakıp, Doğu’nun Batı karşısında yükselen gücü olmaya bakın, “Hem Doğu’yuz hem Batı’yız” demek “biz aslında hiçbir şeyiz” demek, kimlik erozyonundan öte hiçbir anlamı yok.

Yerli, millî olmak herkesin harcı değil, meselelere vakıf olacaksın, tarih bileceksin, kazı yapacaksın, güncelleyeceksin, uzun işler. Bunun yerine ancak ‘portatif’ olarak nitelendirilmeyi hak eden “İslâmlıklar” var, kurulumu zahmetsiz, katlanabilir, kolay taşınabilir, seyyar, hafif, al kullan, vatanı sat, seni kimsenin bir şey saymadığı yerde ümmet kavramının içini boşaltıp sözde ümmetçilik yaparak “mozaikçiliğin” dibine vur, her işin “kolayı” var kısacası.

Biraz kazıdığınız zaman İslam’ı ağızlarına sakız edenlerin, özellikle portatif İslâmlıklara itibar edenlerin altından ekseriyetle Türk ve Türkiye düşmanlığı, Amerikanizm, Arabizm, İranîlik -haliyle Rusyacılık-, PKK’cılık vesaire mutlaka bir sakatlık çıkıyor. Şu kadarını söylemek lazım gelir ki, hakiki Müslüman’dan vatan haini çıkmaz, çıkan da Müslüman değildir!

Zihinsel kodlarla oynayarak milleti bölüp parçalayan, ülkenin geleceğini tehlikeye atanlar dışarıdan “akıl” devşirenler oldu. Masonlukla malul Afgani ve Abduh’tan, Arap isyanlarına destek çıkan Reşid Rıza’dan medet uman bir tuhaf İslamcı “akıl” zuhur etti mesela. Türkiye hariç âlemin dört bir yanından bize uymayacak ne kadar malzeme varsa toplayıp buraya taşıdı bu “akıl”. Seyyid Kutup, Mevdudi, Şükrü Mustafa, Nebhani, Humeyni, Ali Şeriati gibi birçok ismi baş tacı yaptı. Bu topraklarda insan yetişmemişti bu “akla” göre. Ol sebepten Mısır’ı, Pakistan’ı, İran’ı çöpüne kadar buraya taşıdı.

Sormak lazım, örneğin Menar’da yahut Kutup ve Mevdudi’nin tefsirlerinde Elmalılı’nın tefsirinde olmayan, onları “harika” kılan ne var? Şeriati’de bulunan ama Nurettin Topçu’da bulunamayan ne var? Necip Fazıl’ın, Said Nursi’nin yorganını satıp destek olduğu, Cemil Meriç gibi bir düşünürü dahi etkileyen Büyük Doğu’su neden hoşuna gitmez, Sezai Karakoç’un Diriliş’i neden işine gelmez portatif İslamcının? İsmet Özel neden hesaba katılmaz hiç? Çünkü bütün bu isimler millîdir. Portatif İslamcılık ise toplayıp taşıdığı malzemeyle daha çok Arabizm içeren, rafine Selefilik aşıladı zihinlere, hikmetsiz, felsefesiz, medeniyetsiz, gayri millî…

Yerli, millî şahsiyetler portatif İslamcı anlayışın mümessilleri tarafından hiç referans gösterilmemiş, olumlu manada neredeyse hiç anılmamış, daima eleştiri konusu yapılmışlardır. Mesela İktibas ve Haksöz gibi bu çizginin tipik temsilcileri sayılabilecek çevrelerde kesin olarak böyledir. Lazım olan bir şeyi burada bulamazsak elbette her yere bakarız, nerede varsa oradan hiç tereddütsüz alırız, aradaki fark şu ki, biz yerli, millî ilim ve fikir adamlarımızın eserlerine, onlar tarafından meydana getirilen külliyata vakıfız ve aradığımız şeyleri burada bulabiliyoruz.

Mesele malzemenin buraya uyup uymaması meselesidir. Arabizm ve İranîlik içeren yaklaşımlar doku uyuşmazlığıyla malul, bu toprakların mayası değil, bu çok açık. Sağdan soldan toplanıp taşınan malzeme bu coğrafyanın bin yıllık tarihi ve kültürüyle çatışan türden.

Bu toprakların insanı bin yıl boyunca tasavvufla yaşadı, hikmet damarı toplumun dirliğini düzenini sağladı, bununla yetinmeyip askeri fetihler için de insan yetiştirdi. Pek tabii tasavvufun da yozlaştığı, başka bir şey haline dönüştüğü, işin çığırından çıktığı dönemler var, bunu inkâr etmeye kalkışmak saçma ve yersiz bir tutum olur. Ancak tasavvufun, ehlinin elinde iyi iş çıkardığı tartışılmaz.

Hem içeriği hem de tarih içinde aldığı sonuçlar itibariyle tasavvuf, hikmet ve medeniyetle, Selefilik ise bir bakıma bedavetle eş anlamlı. Selefilik lafza odaklanmış kuru bir bakış açısından ibaret, fikir zenginliğinden ve incelikten mahrum; bu topraklardaki en meşhur örneği Kadızâdeliler.

Bütün bunları söylemekle, dünyaya gözlerimizi kapatalım, Âlem-i İslam’la bağlarımızı koparalım, bu coğrafyanın dışında kim hangi doğruyu ortaya koymuş olursa olsun toptan reddedelim gibi bir anlayış(sızlığ)ı savunmuyoruz.

Bir örnekle anlatmayı deneyecek olursak; hastaya yanlış ilaç verirseniz ölür ya da ameliyatta hastaya yanlış müdahale ederseniz hasta masada kalır, ‘portatif’ olarak nitelendirdiğimiz İslamcılığın “reçete” olarak sunduğu yaklaşım, bir diğer ifadeyle yazdığı ilaç ya da gerçekleştirdiği müdahale yanlıştı ve haliyle olumlu sonuçlar doğurmadı. Modern bir çizgi olan İslamcılık girişimi başarısızlığa uğradı, sadece Türkiye’ye değil bütün bir Âlem-i İslam’a zarar verdi. İslamcılık, küresel hegemonyanın çıkar sahası olarak belirlediği ve ekonomi-politik çıkar savaşlarını yürüttüğü bu coğrafyada işe “İslamî” renk katarak gerçekte olan bitenin görülmesine, anlaşılmasına engel oldu, çatışmaya ve parçalanmaya katkıda bulunarak Batı’nın işini kolaylaştırdı.

Gelinen eşikte İslamcılıktan kopuşta fayda var, yerli, millî bir İslâmlık ya da İslamcılık damarı yeşerebilirse ne âlâ, aksi takdirde İslamcılığın ülkemize ve coğrafyamıza olumlu manada verebileceği bir şey yok. Daha önce başka bir yazıda şu soruyu sormuştuk: Bugün itibariyle İslamcılar topluma ne önerebilirler? An itibariyle hiçbir şey. Ülke elden çıkma noktasına geldi, coğrafyamız ateş topuna dönüştü, yozlaşma her yeri sardı ve bir kurt gibi ülkeyi kemiriyor. Bu topraklara ait olmak, bin yıl boyunca bizi var kılan kimliğimize sahip çıkmak ve Türkiye-Anadolu merkezli, deyim yerindeyse ay-yıldızlı bir anlayışla hareket etmek bağlamında milliyetçi olmamız şart, başka yol kalmadı.

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

One thought on “Yerli-Millî-Milliyetçi İslâmlık

  1. Kimsiniz ve ne iş yaparsınız bilmiyorum ama size akıl ve fikir lazım.zira tespitleriniz ile vardığınız sonuç arasında o kadar çok çelişki var ki yazı yazmayı becerebilen ama sonuca uzak durmak isteyen bir halimiz var galiba.neyse ALLAH hidayet versin.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s