Ali Tarık Parlakışık / Din / Yazarlar

Hanefi Mezhebi (2) – İmam Ebu Yusuf

ali-tarik-parlakişikHanefi Mezhebi’nin teşekkülünde ve yayılmasında Ebu Hanife’den sonra, hatta kurgusal manada belki ondan daha çok talebelerinin işlevi mühimdir. Bu bakımdan talebelerinden İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in eserlerinden, rey ve içtihadlarından, bulundukları görevlerden, yaptıkları işlerden ötürü ayrı bir yerleri vardır.

İstitrad veya Zeyl Kabilinde Bir Not

Ebu Hanife, kendisine kadar var olan fıkhi birikimi gözden geçirme ve ilmi sistematik hale getirme esprisi içerisinde, İslam fıkhını konu konu sistematize etme istidadına malikti. Kendisine kadar olan fıkhi birikimi gözden geçirme noktasında üst seviyede cehdini sergiledi.

Kendi reyleri, içtihadları, usulü/metodolojisi kendisine nispet edilen fıkıh mektebinde/ekolünde vücut buldu ve İslam fıkhında ve İslam fıkıh tarihinde yerini aldı.

Öte taraftan Ebu Hanife, İslam fıkhını konu konu sistematize ettiğinde, giriştiği bu tedvin faaliyeti kendisinden önce yapılan bir çalışma değildi. Kendi reyleri, içtihadları, usulü/metodolojisi kendisine nispet edilen mektebe/ekole ait olurken, giriştiği tedvin faaliyeti kendi fıkhını, fıkıh mektebini/ekolünü aştı, diğer fıkıh muhitlerine de şamil oldu.

Ebu Hanife’nin kendisine nispet edilen mektep/ekol, talebeleri eliyle adım adım farklı katkı buudlarından öteye götürülürken, tedvin ameliyesinin sonucunda kendisine nispet edilen mektebin/ekolün haricinde günümüze kadar ulaştı.

Hanefi Mezhebinde Talebe Fonksiyonu: İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani

Hanefi Mezhebi’nin teşekkülünde, örgüleşmesinde, yayılmasında, inkişafında, Ebu Hanife’den sonra ve hatta kurgusal manada belki ondan daha çok talebelerinin işlevi mühimdir. Bu mana itibariyle talebelerinden İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin eserlerinden, reylerinden, içtihadlarından, bulundukları görevlerden, yaptıkları işlerden ötürü ayrı bir yerleri vardır. Bu noktada Hanefi Mezhebi ile ilgili diğer meselelere geçmeden önce İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin hayatlarını irdelemek, Hanefi Mezhebi veçhesinden kurcalamak, eserlerine göz atmak yerinde olacaktır. Eserleri arasında İmam Ebu Yusuf’un “Kitabu’l-Harac”ına ve İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin “El-Asl”ına (Kitabu’l-Asl) daha fazla değinilecektir.

İmam Ebu Yusuf

Giriş

Asıl adı Ya’kub b. İbrahim el-Ensari’dir.

Hicri 113’te Kûfe’de doğmuştur. Hicri 182’de vefat etmiştir.[1]-[2]-[3Ebu Hanife’nin talebelerinden Abbas b. el-Avvam’ın, Ebu Yusuf’un cenazesinde iken şöyle dediği rivayet edilir: “Ebu Yusuf vefat ettiği için Ehl-i İslam’ın birbirlerine taziyede bulunmaları lazımdır.”

Ebu Yusuf, Ebu Hanife gibi Mevali’den değildir.

Ebu Yusuf’un İlmi ve İlim İştiyakı

Ebu Yusuf, Ebu Hanife’den önce İbn-i Ebi Leyla’nın derslerine katılmıştır (İbn-i Ebi Leyla ile çok sonraları ekolünün başat isimlerinden olacağı hocası Ebu Hanife arasındaki ihtilafları ihtiva eden “İhtilaf-ı İbni Ebu Leyla” isimli bir kitap yazmıştır. Bu kitabında işlediği meseleler arasında önceki hocası ile sonraki hocasının fıkhi görüşlerini kıyas eder).

Ebu Yusuf, İbn-i Ebi Leyla’dan sonra Ebu Hanife’nin ders halkasına katılmış ve 17 yıl boyunca Ebu Hanife’den ayrılmamıştır.

Ailesinin maddi durumunun yetersizliği sebebiyle bir ara Ebu Hanife’nin ders halkasından ayrılıp çalışmaya başlamıştır. Ebu Hanife durumu öğrenince vefat ettiği tarih olan Hicri 150’ye kadar Ebu Yusuf ve ailesine maddi yardımda bulunmuştur ve Ebu Yusuf da Ebu Hanife’nin ders halkasına devam etmiştir. Buradan stratejik bir sonuç çıkarabiliriz; Ebu Hanife’nin nazarında Ebu Yusuf, ilmi dirayeti itibariyle kaybedilmemesi gereken bir talebedir ve buradan mülhem yüksek bir ehemmiyeti haizdir. Bu minvalde Hanefi Fıkhı’nın örgülü ekol çizginde (Ebu Hanife’ye muarız reyleri, içtihadları ile de birlikte) Ebu Yusuf’un reyleri ve içtihadlarının mühim bir yer tuttuğu aşikârdır. Bu doğrultuda devam edersek, kendisinden sonra Hanefi Mezhebi buudundan ele alacağımız Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin, Ebu Hanife’den sonra hocalığını yaptığını da göz önüne almalıyız.

Ebu Yusuf, Ebu Hanife’nin en büyük ve önde gelen talebesidir.

Ebu Yusuf, Ebu Hanife’nin haricinde birçok hocadan ders almıştır.[4]

Ebu Yusuf, ilim tahsili konusunda ciddi bir cehdin peşindeydi. Bu cehdi göz doldurur seviyede idi ve muhitindekilerin fark edecekleri yüksek bir seviyedeydi. O sebepten Ebu Yusuf hakkında “ilimleri kendi cem etti” denmiştir. Birçok âlim Ebu Yusuf’tan ilim almış, fıkıh tahsil etmiş ve rivayette bulunmuşlardır.[5] Ebu Yusuf’un ilmi derinliğini; onun ciddi bir rahatsızlık geçirdiği bir evrede Ebu Hanife’nin, kendisini ziyareti sonrasında “Eğer bu genç ölürse, insanların en âlimi olarak toprağa girer” demesinde ayrıca müşahede ediyoruz.[6]

Ebu Yusuf, muhaddislerdendi[7]. Yine Ebu Yusuf, fakihlerdendir. Bu ilimlerin haricinde tefsir, kelâm, edebiyat, gramer, siyer, tarih, meğazi[8] dallarında derin bir âlim olduğu aşikârdır. Lakin hadis ve fıkıh ilimlerinde öne çıkmıştır.

Ebu Yusuf’tan ders alan, rivayette bulunan âlim Hilal er-Rey, Ebu Yusuf’un ilmi ile ilgili olarak diyor ki: “Ebu Yusuf tefsir, meğazi ve eyyam-ı Arap’ı ezberlemişti; fıkıh, ilimlerinden sadece birisiydi.”

Abdullah b. Davud el-Hureybi, Ebu Yusuf’un fıkıh ilmindeki ehliyeti buudundan diyor ki: “Ebu Yusuf, ilim ve fıkha o kadar muttali oldu ki, ondan istediği gibi istifade ediyor.”

Abbasiler zamanında vezirlik yapan Yahya b. Halid, Ebu Yusuf’un fıkıh ilmindeki konumu ile ilgili ilginç bir teşbih yaparak diyor ki: “Ebu Yusuf, bizim yanımıza geldi, an az bildiği fıkıh idi ancak onun fıkhı ile de doğu ile batının arası dolmuştur.”

Ebu Yusuf’un ilmi hakkında Taberi de der ki: “Kadı Ebu Yusuf Yakup b. İbrahim, fakih ve âlim idi. Hadis bilirdi. Hadisleri ezbere bilmekle tanınmıştı. Muhaddislerin dersine gelir, bir derste elli altmış hadis ezberler, sonra dersten kalkınca bunları yazdırırdı. Çok hadis bilirdi.”

“Bişr b. el-Velid (ö. 238/853), Ebu Yusuf’u şöyle söylerken işittiğini söyledi: “A’meş bana bir mesele sordu.  Ben de cevap verdim, bana dedi ki, ‘Bu cevabı nereden söylüyorsun?’ Ben, ‘Sizin bize rivayet ettiğiniz hadisten’ dedim. Sonra A’meş: ‘Ey Yakub! Sen doğmadan önce ben bu hadisi ezberlemiştim, te’vilini şu anda bilmiş oldum’ dedi.”[9]

Ehl-i Hadis / Hadis Mektebi ve Ebu Yusuf

Yahya b. Main’in, Ebu Yusuf hakkında şöyle dediği bilinir: “Ashab-ı Rey içinde, hadiste Ebu Yusuf’tan daha güvenilir, daha çok ezberlemiş, rivayeti daha sahih birini görmedim. Ebu Hanife ise saduktur. Ancak şeyhlerinde olan şeyler -yani galat- onun rivayetlerinde de vardır.”[10] Yahya b. Main; Ebu Hanife’nin güvenilir olduğunu tasdik etmekle beraber hocalarından rivayet ettiği hadisler arasında galat olanların da bulunduğunu ve Ebu Hanife’nin de bu rivayetleri olduğu gibi rivayet ettiğini işaretliyor ve Ebu Hanife’nin bunu kasıtlı olarak yapmadığını, niyetinin halis olduğunu vurguluyor. Paralel olarak bunlara rağmen Ebu Yusuf’un,  Ehl-i Rey içinde hadis konusunda diğerlerine nazaran daha iyi bir konumda olduğunu belirtiyor. Yahya b. Main; bir manada Ebu Hanife’yi bir yerde cerh ediyor.

Bu manada Ahmed b. Hanbel’in, Ebu Yusuf ile ilgili dillendirdiklerine nazar etmekte fayda var. Ahmed b. Hanbel, Ebu Yusuf ile ilgili der ki: “Kendisinden ilk hadis yazdığım zat, Kadı Ebu Yusuf’tur. Ondan sonra diğer insanlardan hadis yazmaya başladım.” Ahmed b. Hanbel yine der ki: “Ebu Yusuf; Ebu Hanife ve Muhammed’den bize daha çok meyilli geliyor.” Ve şu söz de Ahmed b. Hanbel’e ait: “Ebu Yusuf, hadiste insaflı idi.” Anlıyoruz ki, Ahmed b. Hanbel’in dediklerine göre; Ebu Yusuf, tavır ve tutum itibariyle, Ehl-i Hadis âlimlerince kendi çizgilerine Ebu Hanife’den daha yakın görünmüştür. Ebu Yusuf’un hadis bilgisi ve hadisler ile ilgili duruşu, Ebu Hanife’yi cerh eden Ehl-i Hadis âlimlerinin bile onu onaylamalarını ve takdirle karşılamalarını sağlamıştır. Vakıa o ki, Ebu Yusuf’un ilmi ahvali, Ehl-i Hadis âlimleri tarafından böyle görünürken, Ebu Yusuf’un eserleri arasında, Ebu Hanife’nin hadislerle olan ilişkisine dair böyle bir cerh müşahede edemiyoruz ve bu durum, bize Ebu Hanife-Ebu Yusuf ilişkisini ve İslam düşünce tarihinde iki büyük ekol olan Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis arasındaki ilmi duruş farklılığını işaretliyor.

Mesele şu: Ebu Yusuf’un, hocası Ebu Hanife ile ihtilaf ettiği meselelerin tamamına yakını hadisler üzerinden değildir. Hatta Ebu Yusuf ile Ebu Hanife arasında hadisler üzerinden, hadis ilmi üzerinden mukayyet bir ihtilafı eserlerde göremiyoruz. Hatta Ebu Yusuf, fıkhının güdücüsü olduğu Ebu Hanife ile Ebu Hanife’den önceki hocası İbn-i Ebi Leyla ile arasındaki ihtilafları masaya yatırdığı “İhtilaf-ı İbni Ebu Leyla” isimli eserinde az sayıda meselede İbn-i Ebi Leyla’nın isabet ettiği düşüncesinde iken bile, mezkûr eserin müellifi olarak; 1) Ebu Hanife’nin reylerinin, içtihadlarının, usulünün/metodolojisinin zeminini teşkil ettiği fıkıh mektebinin/ekolünün başat ismidir. 2) Ebu Hanife’nin birçok reyini, içtihadını, usulünü/metodolojisini eserlerinde toplayıp (cem edip) o fıkhın rey ve içtihadlarının ve yine aynı şekilde usulünün/metodolojisinin kaybolmasını önlemiştir. 3) Ebu Yusuf, Ebu Hanife’nin reyleri, içtihadları, usulü/metodolojisi ile kendisine ait olan reyi, içtihadı, usulü/metodolojiyi ve Ebu Hanife ile ihtilaf halinde olduğu meselelerdeki rey ve içtihadları, birbiri ile ahenkli bir biçimde bir arada tutmuş, bir araya getirmiştir (ki, Ebu Yusuf’un usulü/metodolojisi membaını Ebu Hanife’den alan bir usuldür/metodolojidir, Ebu Hanife’den çok farklı değildir).

Evet, Ebu Yusuf, Ehl-i Rey imamlarındandır ve Ehl-i Rey’in usulünü/metodolojisini üst seviyede içselleştirmiştir ve resmi görev gibi imkânlar vasıtasıyla ve başka her nevi vesileyle hayatın içinde diri tutmuştur. Ehl-i Hadis âlimlerinin, Ebu Hanife’ye eleştirileri, itirazları, cerhleri “muhaddis” hüviyetleri ile irtibatlı iken, Ebu Hanife fakihlik hüviyetine sahiptir. Ebu Yusuf ise Ehl-i Rey imamlarından olup, muhaddislik vasfı açısından Ebu Hanife’nin önündedir. Yani fakihliğinin yanı sıra muhaddistir Ebu Yusuf. Ehl-i Hadis âlimlerinin, Ebu Yusuf’u takdirle karşılamaları ve hatta Ahmed b. Hanbel gibi âlimlerin Ebu Yusuf’tan hadis yazmaları, rivayette bulunmaları, biraz da bu sebeptendir. Ebu Yusuf, muhaddis hüviyetini haizdir, başlı başına bir ilim olarak hadis ilmiyle iştigal etmiştir.

Bu manada son işaretlediğimiz noktalar için bir zeyl vazifesi görecek, öte taraftan Amr b. Muhammed en-Nakıd’ın, Ahmed b. Hanbel’den biraz daha sert bir üslupla Ebu Yusuf üzerinden dillendirdiği kanaate nazar etmek gerekir. O der ki: “Ebu Yusuf hariç Ashab-ı Rey’den hadis rivayet etmeyi sevmem. Çünkü Ebu Yusuf sahib-i Sünnet’tir.”  Bu minvalde İsmail el-Müzeni de der ki: “Ehl-i Rey içinde hadise en çok tabi olan Ebu Yusuf’tur.”

Ehl-i Hadis Aynasında Ebu Yusuf ve Ehl-i Rey

Ebu Yusuf’un, Ehl-i Rey ve Ehl-i Hadis mensuplarıyla yaşadığı bir olaya -onun tavrı, duruşu ve nazariyesi açısından- nazar edelim. Çünkü yukarıda Ehl-i Hadis’e mensup âlimlerin Ebu Yusuf’a olan nazarları ile ilgili olan iktibaslarımızda ona verdikleri değeri müşahede ettik. Bütün bunların yanında Ebu Yusuf, tartışmasız Ehl-i Rey imamıdır, Ebu Hanife’nin baş talebelerindendir, Ehl-i Rey Mektebi’nin çizgisi olan Hanefi Mezhebi’nin örgüleşmesinde Ebu Hanife’den sonra en büyük pay sahibidir.

İmam Zehebi’nin “Siyeru A’lami’n-Nubela”sında şöyle geçer:

“Tahavi’nin (ö. 933), Bekkar b. Kuteybe’den (ö. 270/884) rivayet ettiğine göre, Bekkar, Ebu’l-Velid et-Tayalisi’yi (ö. 227/842) şöyle söylerken işitmiş:

“Ebu Yusuf, Harun er-Reşid ile beraber hacca gitmek için Basra’ya geldi. Ashab-ı Rey ve Ashab-ı Hadis, kapısının önünde toplandılar ve her iki fırka da ilk önce girmeyi istediler. O da onların yanına çıktı. İki gruba da izin vermedi ve hepsine birden dedi ki:

‘Ben topluca her iki fırkadanım. Bir fırkayı diğerinin üzerine tercih etmiyorum. Ancak bir sual soracağım. Kim isabetli cevap verirse o ve ashabı içeriye girecekler.’

Sonra dedi ki:

‘Bir adam bu yüzüğümü çiğnedi ve paramparça etti. Bana vacip olan, ona ne yapmamdır?’

Ashab-ı Hadis cevap verdi. Fakat İmam Ebu Yusuf onların cevaplarını beğenmedi. Ehl-i Rey’den bir zat dedi ki:

‘Yüzük sahibine ziyandan dolayı ezilmiş altından yüzüğün kıymetini öder. Parçalanmış olan gümüş yüzüğü de alır. Ancak eğer yüzüğün sahibi kendisi almayı dilerse alır. O zaman da parçalanmış yüzükten dolayı bir şey ödemez.’

Bunun üzerine Ebu Yusuf dedi ki:

‘Bu kavlin sahipleri girsin.’ Ashab-ı rey içeri girdi.”[11]

Ebu Yusuf’un buradaki duruşu, umumi içthadi duruşu ile ilgili bir durumdur. Ebu Yusuf ile ilgi bu olay, Ebu Hanife ile ilgili şu olayı hatırlatır:

“Tahavi, Muhammed b. Abbas, Ahmed b. Ebu İmran ve İsmail b. Muhammed b. Hammad’dan şöyle rivayet eder: Eşimi boşama konusunda şüpheye düştüm. Meseleyi Şerik’e sordum. O, “Eşini boşa ve sana dönmesini bekle/şahit ol.” dedi.

Sonra Süfyan es-Sevri’ye sordum. O, “Git ve eşine dön. Eğer onu boşamışsan, dönmüş olursun.” dedi.

Sonra Züfer b. Hüzeyl’e sordum. O, “Eşinin talakı kesinleşinceye kadar o senin eşindir.” dedi.

Ebu Hanife’ye sorunca bana şöyle dedi:

“Süfyan, takva cihetini düşünerek fetva vermiş. Züfer, fıkhın tam ortasından fetva vermiş. Şerik ise sana, “elbiseme bevl değdi mi değmedi mi bilmiyorum” diyen birine “hayır, elbisene bevl değmiş onu yıka” diye fetva veren birisi gibi fetva vermiş.”[12]

Ebu Hanife’nin de Ebu Yusuf’un da buradaki duruşları, tavırları, Ehl-i Rey imamlarının alamet-i farikası olarak zikredilebilir.

Ebu Yusuf’tan Az Hadis Rivayet Edilmesi

Ebu Zehra diyor ki: “Ondan az hadis rivayetinin sebebine gelince; kadılık gibi resmi bir vazife kabul etmesi, bazı muhaddislerin ondan hadis rivayetinde çekinmelerine sebep olmuştur. Ayrıca o rey taraftarı olan fukahadandı. Onun için Taberi diyor ki: ‘Rey taraftarı olduğundan fürua ait meselelerle ve ahkâmla meşgul olmasıyla beraber Sultan’la sohbette bulunması ve kadılığı kabul etmesi yüzünden bazı hadis erbabı ondan hadis rivayetinden çekinmişlerdir.’”[13]

Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki; Ebu Yusuf’a kadar olan siyasi hadiseler ve âlimlerin nazarında siyasi erkin işgal ettiği nazar, Ebu Yusuf’tan az hadis rivayet edilmesine sebep olmuştur. Yani Ebu Yusuf’un siyasi erk nazarında müspet konumda bulunuşuna onun Ehl-i Rey imamlarından oluşu da eklenince, bu durum, Ebu Yusuf’tan az hadis rivayet edilmesine sebep olmuştur.

Bu durumda; Ebu Yusuf üzerinden düalist bir durum-görünüm tekevvün etmiş olabilir. Bu iki durumun arasını şöyle bulmak mümkün; Ebu Yusuf’un hadis ilmindeki konumuna itimat eden âlimlerin, daha çok da Ehl-i Hadis âlimlerinin, Ebu Yusuf’a olan itimatları, Ebu Yusuf’tan rivayette bulunmaları, hep Ebu Yusuf’a “saduk” nazarıyla nazar etmelerinin göstergesi ve temelini teşkil eder. Sonraki dönemlerde Ehl-i Hadis ve Ehl-i Rey geleneklerine mensup âlimler arasındaki mesafenin büyümesi ve bunun beraberinde getirdiği durumlar, Ebu Yusuf gibi Ehl-i Rey mensubu muhaddis âlimlerin muhitindeki nazarlar bağlamında açmazların doğmasına neden olmuştur. Bu sadece Ebu Yusuf ile ilgili değildir, İmam Şafii’den çok sonra gelen Şafii mezhebine mensup âlimlerden Ebu Hanife’nin menkıbelerini yazan müellifler de mevcuttur. Bunun sebebi, İmam Şafii’nin ve fıkhının/mezhebinin Ebu Hanife’ye yerine göre muhalif, muarız olan tavırların, sonraki dönemlerde de Şafii müntesipleri arasındaki kimi âlimlerde Ebu Hanife düşmanlığına dair verilerin zuhur etmesidir. Tarihi terettüp içerisinde kalıplaşan, kemikleşen algılar, telakkiler arasında Ebu Yusuf’a da Ehl-i Rey kökenli olması hasebiyle böyle bir konum biçilmiştir. Ebu Zehra’nın kastı bu. Öte yandan Ebu Yusuf’un resmi görev alması da yine aynı şekilde Ebu Yusuf üzerinde soru işaretlerinin belirmesine sebep olmuş olabilir. Sözgelimi Ahmed b. Hanbel’in, mihne döneminde Kur’an’ın yaratılmış olduğuna inanmadığı için çektiği sıkıntılar aşikârdır ki, Ebu Hanife’nin de bu şekilde düşündüğü biliyoruz.

Ebu Yusuf’un Resmi Görev Hayatı ve Muhitinde

Ebu Yusuf, Abbasi Halifeleri Mehdi, Halife el-Hadi, Harun er-Reşid zamanlarında resmi görev almıştır. Mehdi ve Halife el-Hadi zamanında Kadı tayin edilmiştir.

Harun er-Reşid zamanında daha sonra mevkii yükseldi ve “Kadi’l-Kudat” makamına geçti. İşbu “Kadi’l-Kudat” sıfatı,  tarihte ilk kez Ebu Yusuf’un şahsında kullanıldı. Yani bugünkü tabirle yasama, yürütme, yargı organlarının hepsinden sorumludur Ebu Yusuf. Kadıları o atar ve azleder.

Ebu Yusuf’un sağlığında, Bağdat’ın garp tarafına oğlu Yusuf Kadı olarak tayin edildi. Oğlu Yusuf der ki: “Benim ve babam Ebu Yusuf’un Kadılık müddetimiz otuz senedir.” Bundan önce bir baba ve oğlu bu şekilde kadılık yapmamışlardır. Ebu Hasan ez-Ziyadi şöyle der: “Harun er-Reşid’in Kadı’sı Ebu Yusuf, oğlu Yusuf’u kendine halef yaptı. Ve kendisi ile beraber o da vefat edinceye kadar Yusuf’u da Kadılık’ta bıraktı.”

Ebu Hanife’nin aksine Ebu Yusuf, resmi görev almıştır. Bu noktanın hem Ebu Yusuf’un biyografisi veçhesinden hem de Hanefi Mezhebi veçhesinden eşelenmesi gerekmektedir.

Ebu Hanife’nin vefatından sonra talebeleri ve Abbasi yönetimi arasında henüz soğumamış bir gerginlik mevcuttu. Bilinen vakıa o ki; Ebu Hanife’ye yapılan Kadılık teklifi, onun vefatından sonra, Ebu Yusuf’a yapılmadan önce Ebu Hanife’nin talebelerinden Züfer b. Hüzeyl’e yapılmış ve Züfer b. Hüzeyl de bu teklifi Ebu Hanife’nin yaptığı gibi kabul etmemiştir. Mevdudi’ye[14] göre bu ortam Abbasi yönetiminde hukuki bir boşluğun mevcut olduğu bir ortamdır. Bu hukuki boşluğun doldurulması, Abbasi yönetimi için ayrıca ehemmiyet arz eden bir durumdu. Dolayısıyla Züfer b. Hüzeyl’e Kadılık teklif edilmesi, yine Harun er-Reşid zamanında İmam Malik’in “Muvatta”ının Abbasi yönetimi tarafından resmi kanun yapılmak istenmesi gibi durumlar, Abbasilerin bu boşluğu doldurma girişimi sayılır. Ebu Yusuf’un Kadı olması, Abbasilerin ihtiyaç duyduğu bu mezkûr hukuki boşluğun doldurulmuş olduğu manasına geliyordu. Meselenin bu noktası, Abbasiler veçhesinden… Siyasi erk, hukuki boşluğu kaldıramaz. Bu, ülke içinde ciddi içtimai gerginlikleri beraberinde getirir. Abbasiler döneminde ve farklı dönemlerde farklı mezheplerin, mekteplerin siyasi yürürlüğe girişi de zaten bu duruma işaret eder.

Ebu Hanife’ye yapılan Kadılık teklifinin, ciddi manada mevcut olan sıkıntıların, nahoş durumların, hallerin önüne geçme, sisteme entegre olmayanları sisteme entegre etme ve muhalif kanadı yok etme gibi amaçlar barındırdığı aşikârdır. Ebu Yusuf zamanına gelindiğinde artık bu fikrin gerilediğini ve hukuki boşluğun doldurulması fikrinin daha öne geçtiğini görüyoruz.

Bu durumun öne çıkan iki mühim noktası vardır; coğrafi olarak Hanefi ekolünün baskın olması… Fıkhi-hukuki, fikri ilh. olarak üst düzey bir devlet adamı bulmaya duyulan acil ihtiyaç…

Ebu Yusuf, hiçbir zaman nizamın adamı olmamıştır. Ebu Hanife’nin nizama karşı tavrına rağmen, Ebu Yusuf’un nizamın içinde bulunması, bunun ahenksizlik olarak görülebilmesi ve nizama muhalefeti pörsütmesi gibi tehlikeli durumlar bir yana, Harun er-Reşid’in Baş Veziri Ali b. İsa’ya karşı takındığı tavır, Ebu Yusuf’u “nizamın adamı” olarak itham etmemize engel oluyor. Baş Vezir Ali b. İsa, kendisini Halife Harun er-Reşid’e nispet edip “Halife’nin Kölesi” şeklinde vasıflandırdığında, Ebu Yusuf’un dediği şu idi: “Gerçekten köleyse şahitliğinin kabul edilmesi mümkün değildir. Köle olmadığı halde dalkavukluk için böyle söylüyorsa yalancıdır ve kendisi güvenilmezdir.” Ebu Yusuf böyle dediğinde devlet mekanizmalarındaki dalkavukluğa ve iltimasa engel olmuş oluyordu. Böyle diyerek karşısındakileri mat ettiğini görüyoruz.[15]

Ebu Yusuf’un göreve gelmesinin, konumuz için arz ettiği ehemmiyete dair şu iki noktayı vurgulayabiliriz;

– Geldiği makamından önce yazılı olarak hazırladığı, derlediği ve yazdığı Hanefi hukuk doktrinlerini, siyasi erk eliyle siyasi ve içtimai hayatta uygulama imkânı bulmuş ve uygulamıştır. Bu manada Ebu Yusuf’un eliyle, Hanefi ekolü müşahhas düzlemde hayatın içine dâhil olmuştur. Ebu Hanife’nin fıkhı, Ebu Hanife’den devralınan usul/metodoloji ve Ebu Yusuf’un fıkhı artık uygulanır olmuş, geniş topraklar ve kitler üzerinde belirleyici ve görünür hale gelmiştir.

– Bulunduğu makam itibariyle Kadıların tayini ve azli meselesi de Ebu Yusuf’taydı. Ebu Yusuf çoğu yerde Hanefi hukukçuları Kadı olarak tayin etmiş ve buradan da Hanefi hukukunun yerel mahkemelerde uygulanışı durumu doğmuştur. Yerel adli birimlerde, dolayısıyla yerel alanlarda Hanefi hukuku üzerinden Hanefi Mezhebi’nin sirayeti, yerleşmesi, görünüm kazanması hâsıl olmuştur.

Ebu Yusuf’un Muhitinde Farklı Mevzular

Bu kısımda İmam Yusuf ile ilgili bir takım noktalara değinelim. Bu bölümde değinilen noktalar Hanefi Mezhebi bağlamındaki vurgulardır. Bu kısım, Ebu Yusuf’un eserlerine geçmeden önce bir sonuç hususiyeti taşır.

– Ebu Yusuf’un “Halku’l-Kur’ân” ve benzeri meselelerdeki itikadi görüşleri, Ebu Hanife’ye paraleldir.

– Muhammed b. Cafer der ki: “Ebu Yusuf devrin ünlü bir âlimi idi. Muasırları onun ilim ve hikmetinde ittifak ettiler. Hiç kimse onu geçemedi. İlim, hikmet, siyaset ve iktidarda son derece mahir bir zat idi. Ebu Hanife’nin mezhebine göre fıkıh usulü kitaplarını o yazdı.”[16]

– “Bir gün Ebu Hanife oturdu. Sağ tarafında Ebu Yusuf, sol tarafında Züfer b. Hüzeyl vardı. Hukuki bir meselede sabahtan öğleye kadar Ebu Yusuf’la Züfer aralarında münazara yaptılar. Her biri getirdiği kuvvetli delillerle hasmını yenmeye çalışıyordu. Öğle ezanı okununca Ebu Hanife, eliyle Züfer’in dizine vurdu ve “Ebu Yusuf’un bulunduğu bir memlekette reis olmak hevesine kapılma.” dedi. Böylece Ebu Yusuf’un üstünlüğünü ilan etti.”[17]

– Ebu Yusuf, Hanefi Mezhebi’nin doktriner üstatlarındandır. Eserleri Hanefi Mezhebi’nin ilk metinlerindendir.

– Ebu Hanife, hocası Hammad b. Ebu Süleyman’dan sonra tekevvün ettirdiği ilim halkasından ayrı olarak kırk kişilik meclis ile fıkıh tedvini işine soyunduğunda, Ebu Yusuf o meclisin kâtibi idi. Ebu Hanife ile meclisin sonuca bağlanan meselelerini Ebu Yusuf kayda geçirirdi.

– Ebu Yusuf’un resmi görev alması ile ve bilhassa Kadi’l-Kudat olması sonucunda Hanefi Mezhebi büyük bir nüfuz kazanmış oldu, hem geniş topraklara yayılma ve hem de halk(lar)a sirayet bağlamında…

– “İmam-ı Azam kendi fıkhını neşir ve tamim eden on talebesi içinde bizzat Ebu Yusuf’u hepsinden üstün görmüş ve Muhammed b. El-Hasan bile Ebu Hanife’den sonra ona talebelik yapmıştır.”[18]

– “Hanefi Fıkhı, Ebu Yusuf’tan çok fayda görmüştür. Çünkü o, Kadılık vazifesini deruhte ettiğinden bu mezhebi ameli bir surette hazırlamıştır. Zira Kadılık esnasında halkın birçok müşkülatını çözerken meseleleri halletmekteydi. Onları halletmek, yollarını araştırmak, halkın dertlerine derman olmak icap eder. Bu vasıta ile umumi olaylara muttali olunur. Böylece onun istihsanları ve kıyasları ameli hayattan alınıyordu, realitelere uyuyordu, mücerred nazari faraziyelerden ibaret kalmıyordu.”[19]

– “Ebu Yusuf, reylerini hadisle takviye eden rey fukahasının ilki olmuştur. Böylelikle Ehl-i Rey ile Ehl-i Hadis’in yolunu bir arada toplamıştır. Zira muhaddislerden ilim almış, hadis ezberlemiş ve Ebu Hanife’nin ashabı arasında en çok hadis belleyenlerden addolunmuştur.”[20]

Eserleri

Ebu Yusuf’un fiili olarak yaptıklarının haricinde Hanefi Mektebi veçhesinden eserleri de ayrı bir ehemmiyet arz eder. Eserleri, kendisinin ilim ve fikir dünyasını göstermekle beraber Hanefi Mezhebi içinde ilk eserler olduğu için, Ebu Hanife’nin reylerini aktarması gibi birçok sebepten ötürü mühimdir. “Kitabu’l-Harac”a değinip, diğerlerinin isimlerini vermekle yetinelim.

– Kitabu’l Harac:

Ebu Yusuf’un, Abbasi Halifesi Harun er-Reşid’e yazdığı bir eserdir. “Kitabu’l-Harac”ın üslubundan anladığımız o ki, Harun er-Reşid, Ebu Yusuf’a bir takım sualler ve meseleler yöneltir ve Ebu Yusuf’tan bu sual ve meselelerin çözümünü ister. Harun er-Reşid’in suallerinden ötürü Ebu Yusuf’un “Kitabu’l- Harac”ta işlediği meselelerin bir kısmı şunlardır: Ganimetlerin taksimi, denizden çıkarılanlar hakkında, fey’ ve haraç, beylik arazinin hükmü, Şam ve Cezire arazisi, su kanalları, öşürler, mürtedlerin hükmü, üzerlerine cizye vacip olanlar, Sevad denilen bölgede tatbik edilmesi uygun kaideler…

Eserde umumi olarak İslam Devleti’nin mali yapısını anlatılır. “Kitabu’l-Harac” ismi de buradan gelir. Lakin eserde mali meselelerin haricinde de birçok mesele de yer alır.

Öte yandan “Kitabu’u-Harac”, Harun er-Reşid’e, Ebu Yusuf’un tavsiyelerini[21] de ihtiva eder.[22] Halife Harun er-Reşid’e yönelik yapılan nasihatler yer yer sertleşen bir üslup arz etmektedir. “Kitabu’l-Harac”ta Ebu Yusuf’un verdiği misaller, yaptığı açıklamalar, serdettiği görüşler, Raşid Halifeliğe rücu etmenin ehemmiyeti fikrini barındır. Eserin başında yer alan Harun er-Reşid’e tavsiyelerin olduğu kısım mühimdir. Ebu Ysuuf, Harun’a idari mekanizmaların işleyişiyle ilgili mühim ihtarlarda bulunur, yeri geldiğinde ölümü hatırlatır, devletin nasıl ıslah edileceğini bildirir.

Ve “Kitabu’l-Harac”ın ihtivası itibariyle, Ebu Yusuf’un içtimai bir üslup ve çizgi izlediği aşikârdır.

Ebu Yusuf’un eserleri arasında en mühim olanlarından “Kitabu’l-Harac”, şu iki noktada kendi alanında öne çıkar;

– Müellifinin mensubu bulunduğu mektepten dolayı…  (Ebu Yusuf’un makamı itibariyle yürürlüğe girecek çözümlerdir, eserindeki çözümler)

– Müellifin tefekkür dünyası için… (Ebu Yusuf’un kendi eserleri arasında da ilmini ve fikirleri ışıldatması buudundan)

Ebu Hanife’nin birçok görüşü, reyi “Kitabu’l-Harac”ta isim belirtilerek iktibas edilmiştir. Eser bu hususiyeti ile bize Ebu Hanife’ye ait olan bir takım reyleri, görüşleri bildirir. Ebu Yusuf’un, Ebu Hanife ile ihtilaf halinde olduğu reylerini, görüşlerini aktarırken irdelediğini görüyoruz. Yani Ebu Hanife’nin hangi rivayete dayanarak nasıl bir tefekkürün sonucunda o reye, görüşe ulaştığını irdeler Ebu Yusuf. Burası da bizim için ayrıca ehemmiyete malik bir noktadır. “Kitabu’l-Harac kendi sahasında öyle bir fıkıh hazinesidir ki, yazıldığı asırda başka bir eşi daha yoktur.”[23]

  • Kitabu’l-Asar[24]

  • İhtilaf-ı İbn-i Ebu Leyla[25]

  • er-Reddü alâ Siyeri’l-Evzai[26]

  • İhtiladü’l-Emsar

  • Edebü’l-Kadi alâ Mezhebi Ebi Hanife

  • Emali Fi’l-Fıkh

  • Kitabü’l-Büyü’

  • Kitabu’l-Cevami[27]

  • Kitabu’l-Hudud

  • Kitabu’s-Salat

  • Kitabu’s-Sıyam

  • Kitabu’l-Gasb

  • Kitabu’r-Red alâ el-Malik b. Enes

  • Kitabu’s-Sayd ve’z-Zebaih

  • Kitabu’z-Zekât

  • Kitabu’l-Vesaya

  • Kitabu’l-Feraiz

  • Kitabu’l-Vekale

  • El-Asl (Mebsut Fi’l-Fıkh)

  • Kitabu’l-İhtilafu’l-Emsar

Ali Tarık Parlakışık akilvefikir.org 

[1] Muhammed Ebu Zehra, Ebu Hanife, 224; Diyanet İşleri Başkanlığı 2005

[2] İmam Zehebi; Ebu Yusuf’un nesebini “Siyer-i Alam’un Nubela”da şöyle veriyor:

“Yakub b. İbrahim b. Hubeyb b. Huneys b. Sa’d b. Buhayr b. Muaviye el-Ensari’dir. Büyük dedesi Sa’d b. Buhayr, Uhud Savaşı’na katılmak için Rasulullah’a arz edilince küçük görüldüğü için savaşa alınmamıştır

Sa’d b. Buahyr,  Sa’d b. Habte’dir. Hendek ve diğer muharebelere katılmıştır. İbn-i Habte, Havvat b. Buahyr el-Ensari’nin kızıdır. Sa’d, Ensar’ın Büceyle kolundandır. Hz. Ali’den rivayette bulunan Nu’man b. Sa’d, Sa’d’ın oğludur. Kardeşi Huneys b. Sa’d’dır.” (İmam Zehebi, Menakıb-ı İmam Ebu Hanife, Kayıhan Yayınları, İstanbul 2015)

[3] Bişr b. Velid, Ebu Yusuf’un vefat tarihi ile ilgili şöyle der: “Kadı Ebu Yusuf (Allah rahmet eylesin) Perşembe günü, Rebiu’l-Evvel Ayı’nda 182 tarihinde vefat etmiştir.”

[4] Ebu Yusuf ile ilgili metinlerde ders halkasına iştirak ettiği ve dersine katılığı çok sayıda alimden bir kısmını şöyle zikredelim: Süfyan b. Uyeyne, Ebu İshak eş-Şeybani, İsmail b. Müslim, Beyan b. Bişr, Eban Ebi Ayyaş, el-Hasan b. Dinar, Süleyman et-Teymi, Said Yahya el-Lami, Davud b. Ebi Hind, Tarık b. Abdurrahman, İsmail b. İbrahim el-Muhacir el-Beceli, İsmail b. Umeyye, Kıys er-Rebi, Amr b. Nafi, Ubeydullah b. Ebi Humeyd, Leys b. Ebi Selim, İmam Malik, el-Fadıl el-Merzuk, Amr b. Nafi, Uteb b. Abdullah Leys b. Sa’d, Abdullah b. Ömer, Abdurrahman b. Sabit, Abdullah b. el-Velid el-Medeni, Muhammed b. Talha, Varak el-Esedi, Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Şuayb, Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Alkame, Ata b. Aclan, Ebu Cennab Yahya el-Kelbi, Haccac b. Ertat, İbn-i Cureyc Abdulmelik…

[5] Ebu Yusuf ile ilgili metinlerde Ebu Yusuf’tan ilim alan, fıkıh tahsil eden ve Ebu Yusuf’tan rivayette bulunan âlimler arasında geçen bazı isimler şöyle: Ahmed b. Hanbel, İsa b. el-Furat el-Kindi, İsmail b. el-Fadl, Musa b. Süleyman el-Cüzecani, Ebu Musa el-Eşari, Bişr b. el-Velid, Osman b. Hakim, Halid b. Sabih, Abdullah b. Ömer b. Ğanim er-Ruayni, Hasan b. Ebi Malik, İbn-i Semaa, Ebu Abdurrahman el-Merisi, İsmail b. Hammad b. Ebu Hanife (Ebu Hanife’nin torunu), Mahled b. Halid, Şuca b. Mahled, Yahya b. Main, Ali b. el-Ca’d, Amr en-Nakıd, Ali b. Müslim et-Tusi, Hilal er-Rey, Hişam b. Abdulmelik Ebul Velid et-Tayalisi, Hişam b. Ubeydullah er-Razi, Hişam b. Ma’dan, İbn-i Ebi Necde, Nasr b. Abdulkerim el-Belhi…

[6] Ebu Yusuf da ilminin membaını gösterir, ilmindeki etki maliki olan Ebu Hanife’yi işaretler bir şekilde der ki: “Ebu Hanife’ye on yedi sene talebelik yaptım. Sonra on yedi sene de kadılık yaptım.”

[7] Ebu Yusuf’un hadis işittiği isimler arasında Hişam b. Urve, Yahya b. Said, A’meş, Yezid b. Ebu Ziyad, Ata b. es-Saib, Haccac b. Ertat gibi isimler vardır.

[8] Ebu Yusuf; meğaziyi, Muhammed İbn-i İshak Kûfe’ye geldiğinde kendisinden okumuştur.

[9] İmam Zehebi; a. g. e, s. 148

[10] Yine Yahya b. Main’in, Ebu Yusuf hakkında “Ebu Yusuf sahib-i hadis ve sahib-i sünnettir.” dediği bilinir. Öte yandan yine Yahya b. Main, Ebu Yusuf hakkında şöyle demiştir: “Ebu Yusuf ashab-ı hadisi sever, onlara meylederdi.”

[11] Zehebi; a. g. e, s. 151-152

[12] İmam Zehebi; a. g. E, s. 102-103

[13] Muhammed Ebu Zehra; a. g. e, s. 224-225

[14] Ebu Hanife ve Ebu Yusuf (İslam Düşüncesi Tarihi 2. Cilt, içinde); s. 320; İnsan Yayınları 1990

[15] Ebu Yusuf dalkavukluğa, zulme, adaletsizliğe izin vermemeyi kendine şiar edinmiş bir âlimdir. Bu duruma farklı bir misal şudur; bir Nasrani ile Harun er-Reşid arasında geçen bir mahkemede, Harun er-Reşid’i, Nasrani ile yan yana oturtmamış olmasını (başka bir rivayette de Harun er-Reşid için oturacağı bir eşya getirildiği ama Nasrani’nin mahkeme sırasında ayakta durdu şeklinde geçer) vefat ettiği hastalık sırasında yatağında yatarken korktuğu bir mesele olarak ifade eder.

[16] Ebu Hanife’nin fıkhi çizgisi ile ilgili eserlerini ve fıkıh usulü eserlerini ilk kaleme alan kişi Ebu Yusuf’tur. Ebu Yusuf’un fıkıh usulü ile ilgili eserleri, Hanefi Mezhebi’nin fıkıh usulünü ve de Ebu Hanife’nin fıkhi duruşunu gösterir bize.

[17] “Ebu Yusuf Hayatı, İlmi Şahsiyeti, Eserleri” (İmam Ebu Yusuf; Kitabu’l-Haraç, içinde; s. 15; İstanbul Üniversitesi Yayınları 1973)

[18] Ali Özek; a. g. m, s. 15

[19] Ebu Zehra, a.g.e, s. 225

[20] Ebu Zehra; a. g. e,  s. 225

[21] Eserin ilk sahifelerinde Ebu Yusuf’un Harun er-Reşid’e nasihatlerine misal olarak şu nasihati zikredebiliriz: “Allah’a yapış Ey Halife, Allah’a! Çünkü dünyada kalış çok azdır. Hâlbuki hesap vermek çetindir. Dünya yok olacak ve içindekiler de tükenecektir. Ahiret ise devamlı kalma yeridir. Yarın Allah’a, mütecavizler ve sapıklar yoluna süluk etmiş olarak mülaki olma! Şunu iyi bil ki, kıyamet günü kullarını evlerine, yerlerine, mevkilerine göre değil ancak amellerine göre muhakeme edecektir. Allah seni ikaz etti, o halde dikkatli ol. Zira sen; abes olarak yaratılandın, bu sebeple de başıboş bırakılmayacaksın. Şüphesiz Allah seni yaptıklarından ve içinde bulunduğun durumdan hesaba çekecektir. Bak, düşün, nasıl cevap vereceksin. Bil ki, yarın yevm-i kıyamette insanoğlunun, Allah huzurunda ayakları ancak hesaba çekildikten sonra kayacaktır.” (Ebu Yusuf; a. g. e, s. 29)

[22] Ebu Yusuf’un “Kitabu’l-Harac”ından eserin mantığını ve havasını biraz olsun hissettirecek bir kaç iktibas şöyle:

“Ey müminlerin emiri! Zorla (yani harple) veya sulh ile alınan memleketlerin bazı köy ve semtlerinde üzerinde ne bir ziraat eseri ne de birine ait bir bina bulunan ölü topraklar hakkında uygun şekil ve muamelenin ne olacağı hususunu soruyorsun.

– Bu topraklarda bina ve ziraat emareleri yoksa yakın köyler için harman yeri, hayvanların toplanma sahası, kabristan, odunluk, hayvanların otlağı yoksa -aynı zamanda kimsenin mülkü olmadığı gibi hiçbir şahsın da elinde bulunmuyorsa- işte bu topraklar ölü topraklardır. Her kim bu ölü toprakların hepsini veya bir kısmını diriltirse yani imar ederse o yerler imar edenindir. Senin o yerleri dilediğin kimselere iktaen vermek hakkın vardır. Uygun bulduğun takdirde icare verir, işletirsin. Her kim ölü bir toprağı diriltirse o toprak onundur. Ebu Hanife hazretleri şöyle derdi: Her kim ölü bir toprağı diriltirse, halife müsaade ettiği takdirde, o toprak diriltenin olur. Her kim halifenin izni olmadan bir ölü torağı diriltirse, o toprak diriltenin değildir. Halifenin bu toprağı diriltenin elinden almak, icare vermek ve iktaen başkasına temlik etmek gibi uygun göreceği şeyi yapmak hakkı vardır.” (Ebu Yusuf; a. g. e, s. 113)

“Ey müminlerin emiri! İnci, mercan gibi süs eşyası, anber, koku ve saire olarak denizden çıkarılanlar hakkındaki sorunuza gelince, süs eşyası ve anber gibi denizden çıkarılan mal ve kıymetlerden beşte bir vardır.  Bunların dışında kalanlardan bir şey almak gerekmez. Ebu Hanife ile İbn-i Ebi Leyla “Bunlardan bir şey lazım gelmez, çünkü onlar denizden çıkarılan balık mesabesindedir” derlerdi.” (Ebu Yusuf; a. g. e, s. 121)

“Ey müminlerin emiri! Deve, sığır, kısrak hakkında hükmün ne olduğunu ve bu sınıfların her birinden alınması gerekli olanın nasıl alınacağını soruyorsun? Ey müminlerin emiri! Zekât memurlarına emret. Hak olan zekâtı alsınlar ve verilmesi gerekli yerlere versinler. Bu konuda düsturunuz Sünnet-i Peygamber ile ondan sonra gelen Hülefa-i Raşidin’in tatbikatıdır.” (Ebu Yusuf; a. g. e, s. 132)

“… Bir adam, su ile çalışan bir değirmeni, kazancı yarı yarıya ortak olmak üzere bir başka şahsa verse, ikinci şahıs da değirmene baksa ve üzere karşılığı halkın zahiresini öğütse bu çeşit bir ortaklık fasittir, caiz değildir.

Bir adam kendine ait köy evlerini yahut normal evi ve binek hayvanlarını veya bir gemiyi ücretle çalıştırıp elde ettiği kazancı yarı yarıya bölüşmek üzere bir şahsa verse bu tarz ortaklık Ebu Hanife’ye göre caiz değildir. Bu önceki bahislerde anlattığımız ortaklık muameleleri gibi değildir. Değirmen ve geminin geliri sahiplerine aittir.” (Ebu Yusuf; s. 154)

“… Kaplarda  (tuluk, kırba, testi vesaire) olduğu takdirde suyu satmakta bir beis yoktur. Çünkü bu sular emek neticesinde alınıp muhafaza edilmiştir. Bir kimsenin kendi kabında muhafaza ettiği takdirde, suyu satmasında beis yoktur.

Bir adam bir baraj inşa etse, barajda biriken suları kendi kaplarına doldursa ve bu şekilde çok miktarda su biriktirse, sonra onları satsa -kaplarda olmak şartıyla- beis yoktur. Zira adam kaplara suyu doldurup muhafazaya emek sarf etmiş, sermaye koymuştur. Bu itibarla satışı şer’an mubahtır. Sel sularından kendi halinde birikmiş ve kaplara da konmamış bulunan suyu satmakta hayır yoktur, yani şer’an mahzurludur. Keza azalan ve çoğalan bir kuyu suyunu veya kaynak suyunu, azalıp çoğalmayan bir kuyu veya kaynakta bulunan suyu satmak da doğru değildir. Eğer satmış olsa, satışı caiz olmayan sudan alırsa, o su alanın olur.

Eğer satması caiz olan bir sudan başkası su alırsa, sahibini razı edinceye kadar aldığı su helal olmaz. Bu, tıpkı bir adamın diğerinin kabından su alması gibidir ki, zaruret ve ölüm tehlikesi gibi istisnai durumlar hariç buna hakkı yoktur.” (Ebu Yusuf; a. g. e, s: 161-162)

[23] Muhammed Ebu Zehra; a. g. e, s. 228

[24] Ebu Hanife’nin fıkhında dayandığı temel ilkeleri konu edinen, umumi olarak iktibaslardan tekevvün eden bir eserdir. “Ebu Yusuf’un “el-Asar”ı da tıpkı diğerleri gibi bazen Nüsha bazen el-Müsned olarak adlandırılmaktadır. Bu eser temelde Ebu Hanife’ye ait olduğu halde çoğunlukla Ebu Yusuf’a nispet edilmiştir. Bu durum Ebu Yusuf’un mutabi niteliğindeki şahsi rivayetlerini kitabın aslına ilave etmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim Kureşi, Yusuf b. Yakub’un tercemesinde onun bu kitabı babası Ebu Yusuf kanalıyla Ebu Hanife’den rivayet ettiğini belirtmektedir. Ebu Yusuf üzerine müstakil ve hacimli bir çalışma yapan Mahmud Matlub da; Yusuf b. Yakub’un bası kanalıyla Ebu Hanife’den rivayet ettiği Asar’ın bir bakıma Ebu Hanife’nin Müsned’i olduğunu belirtmektedir.” (Metin Yiğit; İlk Dönem Hanefi Kaynaklarına Göre Ebu Hanife’nin Usul Anlayışında Sünnet; sh. 70; İz Yayıncılık 2013)

[25] İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani, Ebu Yusuf’tan rivayet ediyor bu kitabı.

Ebu Yusuf’un tarafı bu eserin üslubunda tabii Ebu Hanife’nin tarafıdır.

Bu eser ile ilgili anlatılanlar arasında mevcuttur ki; Ebu Yusuf,  Züfer b. Hüzeyl’le bazı meseleler hakkında tartışır, müzakere yapardı. Ebu Yusuf, Züfer b. Hüzeyl’in delillerinin kuvvetine vakıf olunca Züfer b. Hüzeyl’in hocası Ebu Hanife’nin ders halkasına dâhil olup, İbn-i Ebi Leyla’nın ders halkasından tefrik olmayı tercih etti. Ebu Hanife ile İbn-i Ebi Leyla arasındaki ihtilaflı meseleleri de bu eserde topladı, anlattı. Ebu Yusuf bir dönem talebeliğini yaptığı İbn-i Ebi Leyla ile sonraki hocası Ebu Hanife’nin görüşlerini karşılaştırmıştır.

Asar, Ebu Hanife’nin fıkıh telakkisine dair mühim işaretler barındırır.

İmam Şafii’nin de bu esere değer verdiği bilinir.

Asar’da Ebu Yusuf bazı meselelerde İbn-i Ebi Leyla’nın isabetli olduğunu söylemiştir ama bu eserin ana gövdesinin değişmesine sebep olmayacaktır.

Eserin stratejik ehemmiyetini şu şekilde belirtebiliriz; Ebu Yusuf’un hocası Ebu Hanife’nin görüşlerini anlatması/bildirmesi; Ebu Yusuf’un Ebu Hanife’nin görüşlerini savunma yöntemi; Ebu Yusuf’un bazı meselelerde üstadı Ebu Hanife’nin görüşlerine ters olarak İbn-i Ebi Leyla’nın görüşlerini isabetli bulması (ki bunu Ebu Hanife’yi savunduğu bir eserde işlemiştir, bu da Hanefi ekolünün/mezhebinin iç işleyişini ve ilerleyişini gösterir)

[26] Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki hukuk ile ilgili bir eserdir. Ebu Hanife’nin tarih usulü telakkisi ile Evzai’nin tarih usulü telakkisi arasındaki meseleleri ve ihtilaflara dair bir eserdir. Harp hükümleri gibi meselelerde Ebu Hanife’ye muhalefet eden Evzai’ye cevap/reddiye niteliği taşıyan bir eserdir.

[27] 40 bölümden tekevvün eden bir eserdir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s