Kemal Ramazan Haykıran / Tarih-Kültür / Yazarlar

Bir İmparatorluğu Yıkan Felaket: Timurlular Devrinin Mezhep Çatışmaları

kös-kemal1507 yılında Şii görünümlü bir Özbek isyanı neticesinde Timurlu devleti bir buçuk asra yakın süren ömrünü tamamlamış oluyordu. “Timurlular” yerine başka bir isim verilecek olsa, çok rahat bir biçimde “Devlet-i Nakşibendiye”  denebilecek olan, Sünni İslam’ın Moğol istilasından sonra toparlanmasına, İslam kültür ve bilimine büyük katkıları olan bu sûfî devlet, bir kuru gürültüye kurban edilmiş oluyordu.

Emir Timur, Müslümanlaşmış, kültürel olarak da Türkleşmiş, dolayısıyla artık Türk kabul edilen ve Orta Asya’da yaşayan Moğol zümrelerinin içinden çıkmış soylu bir kişiydi. Dini hassasiyeti oldukça fazla olan Emir Timur, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat yoluna bağlı biriydi. XIV. Yüzyılın son çeyreğinde İlhanlılar ve Çağatay Devletinin yıkılmasıyla ortaya çıkan siyasi boşluğu değerlendirmiş ve Maveraünnehir’de dağınık halde yaşayan Müslüman, Türk ve Moğol boylarını bir çatı altında toplayarak güçlü bir devlet kurmuştur. Çok kısa sürede Çin’den Hazar Denizine kadar uzanan alanda genişleyen Timurlular, devrinin en güçlü devleti haline gelmiştir. Türk-İslam geleneklerine fazlasıyla bağlı olan Emir Timur, Yesevi hazretlerinin de sadık bir takipçisiydi. Tasavvufa fazlasıyla önem veren Timur, devletinin kuruluşunu gördüğü rüyaya dayandırmaktadır. Rüyasında Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi hazretlerini görmüş ve ona zafer müjdelenmişti. Bunun üzerine Emir Timur Semerkand’da Yesevi hazretlerinin mezarının başına büyük bir türbe ve camii inşa ettirmiştir.

Timur, Türkistan’da sadece dağılan siyasi birliği toparlamamış, aynı zamanda sekteye uğrayan İslam bilim faaliyetlerinin de toparlanmasına büyük katkı sağlamıştır. Timur ilme büyük önem vermiş, devrinin Sünni mutasavvıf ve âlimlerine büyük destek vermiştir. Onun zamanında Türkistan’da büyük bir imar faaliyeti başlamış, İmam Buharî cami ve külliyesi başta olmak üzere pek çok cami ve medrese inşa ettirilmiş, birçok mutasavvıf, Timur ülkesinde irşad faaliyetlerine başlamıştı. Timur eliyle İslam kültür hayatı Horasan ve Maveraünnehir’de ikinci sıçramasını yaşıyordu. Moğol istilasının İslam kültür ve bilim hayatına vurduğu darbenin yaraları tasavvuf ehlinin eliyle sarılırken, en büyük maddi desteği de Timurlular sağlıyordu.

Emir Timur, aynı zamanda Şah-ı Nakşibend hazretleri ile çağdaştır. Yeseviliğin yeni biçimi olan Nakşibendilik, neredeyse Timur sarayının resmi ideolojisiydi. Timurlular her türlü kadı, müftü, müderris ve vali atamalarında Nakşi dervişlerini tercih ediyorlardı. Şah-ı Nakşibend hazretleri Timur’un devletinin kuruluşuna ve imarına yardım ederken, Timur da Nakşi dervişlerinin bilim ve irşad faaliyetlerinin destekçisiydi. Ancak tüm bu iç içe geçmişliğe ve desteğe rağmen Emir Timur ile Şah-ı Nakşibend hazretlerinin görüştüklerini gösteren tek bir tarihi kayda rastlanılmamaktadır. Tasavvuf eliyle İslam kültürü ve bilimi Timurlular zamanında altın çağını yaşıyordu.

Timurlular devrinde huzura ve rahata kavuşan, her türlü faaliyetlerini devlet desteği ile yapan Nakşiler zamanla rehavete kapılmışlar, Yesevi hazretlerinden beri devam edegelen halkın arasına karışma ve irşad görevlerini gevşetmeye başlamışlar, belli bir süre sonra da taşraya çıkma, halkın arasında dolaşma geleneğini tamamen unutmuşlar, tekkelerinde kendilerince bir hayat yaşar hale gelmişlerdi. Dahası devlete yaslanmanın ve her türlü imkâna sahip olmanın getirdiği gevşeklik ile Nakşi gruplar birbirleri arasında keyfi sürtüşmelere başlamışlardı. Bununla da kalmayıp kadılarla ve medrese ehliyle de sürtüşmeye girmişlerdi. Ama kimse yaklaşan tehlikenin farkında değildi. Onların bu gevşekliği yayılma alanı arayan Şiiler için büyük bir fırsat olmuştu. Kırsalda yaşayan Türkmen zümrelerine Şiiliği propaganda etmeye başlamışlardı.

Kısa sürede kendine taban tutan Şiilik, Timurlu ülkesinde güçlü hale gelmişti. O kadar güçlenmişlerdir ki, Cuma namazı çıkışında Sultan Şahruh’a suikasta girişecek cesareti kendilerinde bulmuşlardı. Bu başarısız girişimden sonra devlet, Şiilere yönelik takibata başlamıştır. İlk takibata uğrayan Şii lider Astrabadlı Fazlullah’tı. Bundan başka İmam Musa Kazım’ın soyundan geldiğini iddia eden Nurbahş Sultan kendini halife ve gaip imam ilan etmiş, Sünni dünyaya karşı savaş ilan ederek isyan bayrağı açmıştı. Yaşanan çatışmalar neticesinde çok kan akmış ve neticede Nurbahş Sultan yakalanarak 1423 yılında idam edilmiştir. İşler bu noktaya geldikten sonra akılları başlarına gelen Sünni mutasavvıflar, Şii dünyanın eline geçen ağırlığı yok edebilmek için Şiilerle çatışma yoluna gittiler. Devletin son çeyrek asrı yoğun Şii-Sünni çatışmaları içinde geçti. Çok fazla kan aktı, Timur’un kurduğu düzen ve istikrardan eser kalmadı. Buna karşın henüz kimse yaklaşan tehlikeyi görmüyordu.

Devlet bütün enerjisini süregelen isyan ve çatışmaları kontrol etmek için harcıyordu. Yaşanan bu gerilimli çatışmalar neticesinde devlet iyice güçten düşmüştü. İşin aslına bakılacak olursa, Şii görünümlü isyanların tamamının arkasında, Timurlu hanedanına muhalif diğer Türkmen aşiretlerinin güttüğü aşiret kavgası olduğu görülecektir. Neticede 1507 yılında Şii görünümlü bir Özbek isyanı neticesinde Timurlu devleti bir buçuk asra yakın süren ömrünü tamamlamış oluyordu.  “Timurlular” yerine başka bir isim verilecek olsa, çok rahat bir biçimde “Devlet-i Nakşibendiye”  denebilecek olan, Sünni İslam’ın Moğol istilasından sonra toparlanmasına, İslam kültür ve bilimine büyük katkıları olan bu sûfî devlet, bir kuru gürültüye kurban edilmiş oluyordu. Ancak hiç kimse yaklaşan tehlikeyi görememişti; heva ve heveslerinin esiri olan, makam, şöhret ve mansıp peşine düşen dervişlerin gözünü hırs kör etmişti. Emir Timur ve Şah-ı Nakşibend hazretlerinin manevi mirası olan bu kutlu devlet yıkıldıktan sonra üç ayrı hanlık kurulmuş, siyasi birlik askeri güç ve düzen dağılmıştı. Zaten böyle bir fırsat bekleyen, kuzeyde siyasi birliğini tamamlamış olan Ruslar, güneye inip Türk ve İslam dünyasının kültürünün saklı olduğu bu kutlu toprakları, bilgi geleneğimizin kaynağı olan Maveraünnehr’i, erenlerimizin yurdu olan Horasan’ın işgal etmişlerdi. Öyle bir işgaldi ki bu, hâlâ o topraklara geri dönebilmiş değiliz.

İşte yaklaşan tehlike buydu. Ama ne canı sefahate alışan Sünni dervişler ne de gözünü iktidar hırsı bürümüş Şiiler bu yaklaşan tehlikeyi görmeden birbirlerine kılıç sallayıp durdular. Sonuç ortada, veballeri onların boynunadır. Biraz ferasetli, basiretli ve müteyakkız olsalardı belki şimdi tarih daha farklı akacaktı. Şu an Doğu Türkistan’da akan Müslüman kanında bizim kadar onların da vebali var.

Kemal Ramazan Haykıranakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s