Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

İrfansız İslamcı “Akıl”

atilla-fikriergun-köşeİrfansız İslamcı “akıl” sadece Türkiye’yi değil bütün bir İslam coğrafyasını ifsad etti. İdeolojik din mensuplarının yaptıkları şey siyasî-ideolojik saiklerle tekfirciliği yaygınlaştırmaktan, yanı sıra Türkiye özelinde milleti zihnen çözmeye, ülkeyi fiilen bölmeye çalışmaktan ibaret oldu.

İslamcılık ahlaktan siyasete her şeyin naylonunu üretti. Türkiye’nin selameti için kozmopolit ve dinî pozitivist ithal İslamcılık yerine irfanı önceleyen ve ırkçılıkla hiçbir alakası olmayan din, tarih, kültür, medeniyet bağlamındaki milliyetçi dindarlık (Millî İslamcılık) tek çıkış yolu. Modern bedevilik hükmündeki naylon İslamcılığı bertaraf etmek için elzem olan budur.

İrfansız İslamcı “akıl” sadece Türkiye’yi değil bütün bir İslam coğrafyasını ifsad etti. İdeolojik din mensuplarının yaptıkları şey siyasî-ideolojik saiklerle tekfirciliği yaygınlaştırmaktan, yanı sıra Türkiye özelinde milleti zihnen çözmeye, ülkeyi fiilen bölmeye çalışmaktan ibaret oldu.

Fazla geriye gitmeye gerek yok, sadece son 150 yılda bu coğrafyadan bu topraklara ait olan -yerli, millî- onlarca âlim, arif, mütefekkir, münevver geldi geçti, eserleri ortada duruyor. Ancak birilerinin gözünde bunların hiçbiri muteber değil. Kim muteber? Seyyid Kutup, Mevdudi, Ali Şeriati ve sair demonte, kozmopolit isimler muteber!

“İthal” dediğimiz İslamcı zihin bu şekilde kodlandı ki, bu ithal yazılımın bu coğrafyayla uzaktan yakından hiçbir alakası yok. Sözünü ettiğimiz yaklaşım, Mısırlı, Pakistanlı, İranlı, daha çok Arapçı ve Farsçı. Çözdüğü herhangi bir problem, tedavi ettiği herhangi bir hastalık da yok, bilakis ortaya çıktığı günden bu yana devamlı surette problem içinde problem, hastalık içinde hastalık üretti.

Öte yandan “İslam iktisadı” adı altında tuhaf teoriler ortaya atıp milleti oyalayan, asıl meselelerin gözden kaçmasına sebep olan zihniyet de aynı şekilde “illallah” dedirtti. An itibariyle memleketin asıl meselesi iktisat değil, kaldı ki, iktisat düzeldiği zaman geri kalan her şey kendiliğinden düzelecek diye bir şey yok, ilaveten din de iktisadî bir sistem olarak gelmedi, bütün bunlar materyalist tarih felsefesinin ve ondan etkilenen bir kısım “Müslümanların” bize yutturmaya çalıştığı yalanlar. İşlenen cürümlerden, yapılan yanlışlardan vazgeçilmezse vatan memleket elden gidecek, o zaman -hainler dışında- herkes dizlerini dövecek; ne iktisadı?!

“Mekke dönemi” tekfirciliğin, “İslam iktisadı” ise hem modern ütopyacıların hem de İslam’ı kapitalizme eklemleyen “aklın” enstrümanı, deyim yerindeyse kelle adedince “İslam iktisadı” var. Söze iki ayrı koldan bu şekilde başlayanların biri (tekfirciler) her şeyin sıfır noktasında, diğeri (iktisatçılar) ise hayal âleminde yaşıyor. Öncelikli meselelerimiz böylece arada buharlaşıyor. İslam, insansız, ilimsiz, felsefesiz, irfansız, hikmetsiz, ahlaksız, medeniyetsiz bir biçimde yeniden kalıba dökülmeye çalışılıyor.

Hicret oldu, Medine inşa edildi, fetih oldu, din tamamlandı, altın çağ yaşandı, sonra durakladık, geriledik, çöküşe geçtik ve medeniyetimiz hitâm buldu, şimdi tarih başka bir noktaya evriliyor, ne tarihin herhangi bir dönemine geri dönmek veya tarihin herhangi bir dönemini tekrarlamak ne de iktisat üzerinden oyun kurup sonuca gitmek mümkün.

Öncelikli iş kadîm müktesebat ışığında ilim-irfan-tefekkür mecralarını yeniden açmaktır. Yükseldiğimiz ve düştüğümüz yer burasıdır. Bu bakımdan kadîm müktesebatı ele alan, yanı sıra tarihî süreci bir bütün olarak analiz edip büyük resmi görmemizi, tarih içinde ne olup bittiğini anlamımızı, kırılma ve evrilme noktalarını tespit etmemizi sağlayan, süreci günümüze kadar getirip an itibariyle olan biteni açıklığa kavuşturan, belli bir birikimi gerekli kılan eserlerin okunmasına öncelik verilmeli. Kişisel ve dümdüz “yorumlar”dan ibaret olan modern (nevzuhur) “dinî” literatür ise hiç dikkate alınmamalı. Anlamak-tanımak anlamında bilmeye olan ihtiyacımız bugün her zamankinden daha fazla.

Ancak ne var ki, kadîm müktesebat, sözünü ettiğimiz irfansız İslamcı “akla” üç gömlek büyük gelir; zira zihnen -Batılı anlamda- modern olduğu için onu anlama şansı yoktur, nitekim olur olmaz her şeye “şirk, küfür, bid’at, hurafe” damgası vurması da bu yüzdendir. Tarih, kültür ve gelenekle -bunları anlama şansı olmadığı için- sorunlu olan bu “aklın” İrfan Mektebi’nin çizgisini idrak etmesi ve irfana hak ettiği kıymeti vermesi beklenemez.

Sözünü ettiğimiz zihniyet millete köklerini unutturdu, insanları mankurtlaştırdı, toplumu bin parçaya böldü. Modernize edilmiş, kapitalist, kalkınmacı, kentleşmeci, kerameti kendinden menkul “dinî” bir anlayış, “yolsuzluk başka hırsızlık başka” türünden ahlak erozyonuna yol açan müfsit bir fıkıh, ne bela ararsanız bu kafada var.

Daha da vahimi, Türkiye’de özellikle son dönemde gâvura iyilik yapıyorsan, gâvurla iyi geçiniyorsan, kendini gâvura siper ediyorsan “evrensel normlara uygun” iyi Müslümansın anlayışı yaygınlaştırıldı. Müslüman’ın ahlakı, takvası, ihsanı, ilmi, irfanı, tefekkürü, çilesi birilerinin gözünde beş para etmezken gâvurun işine yarayan en ufak bir iş dahi göklere çıkarılır oldu. Bu kafanın tasvip ettiği, sevdiği türden “Müslümanlar” olmayın, aksi halde varlığınızın hitâm bulması yakındır!

Atilla Fikri Ergunakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s