Ömer Yılmaz / Felsefe-Düşünce / Tarih-Kültür / Yazarlar

Antik Çin’de Felsefî, İnsanî, Siyasî Kriz ve Üç Yaklaşım

ömer-yılmaz-köşe-3Her insan topluluğu üzerinde o topluluğun kendi karakterine, şekline, meşrebine uygun olan yol hangisi ise o etkili olur.

Medeniyetlerin doğuşu, yükselişi, duraklaması, gerilemesi ve çöküşüne ilişkin prensipler temelde aynıdır ve bunlar değişmez. İnsan toplulukları mensup oldukları medeniyetlerin bütün aşamalarında aşağı yukarı aynı tutum ve davranışları sergilemişler, kriz dönemlerindeki çözüm arayışları da aynı şekilde benzerlik arz etmiştir.

M.Ö 480-M.Ö 222 arası Çin’de ‘Savaşan Krallıklar Dönemi’ olarak anılır. Bu dönemde derebeyleri merkezden kopmuş, her biri Kral unvanı almış, 7 Krallık arasında sonu gelmeyen savaşlar patlak vermiştir. M.Ö 222’de Çin Derebeyi yeniden birliği sağladı ve Çin Şı-Huang-Di adıyla kendini ilk İmparator ilan etti. Böylece Çin’de derebeylik dönemi sona ermiş oluyordu.

‘Savaşan Krallıklar Dönemi’, Çin’de hemen her alanda eski düzenin bozulmasına yol açmış, siyasî krizin yanı sıra felsefî ve insanî krizi de beraberinde getirmişti ki, bu felsefî kriz dönemi ‘Yüz Okul Dönemi’ olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde düzenin altüst olmasıyla birlikte işsiz kalan düşünürler, Çin’in dört bir yanına dağılarak kendilerini dinleyecek, prensiplerini uygulayacak ve böylece düzeni yeniden tesis ederek birliği sağlayacak bir hükümdar aradılar.

Söz konusu dönemde başlıca üç yaklaşım göze çarpar. Birincisi, Konfüçyüs’ün yaklaşımıdır. O, eski kuralları, yani geleneği, insanî ilişkileri yoluna koyarak birliği sağlamada tek güç olarak kabul etmekte, bununla birlikte eğitimi öncelemektedir. Dolayısıyla Konfüçyüs’ün krizden çıkış için öngördüğü yol, kadîm geleneğe, gelenekte içkin olan değerler ve kurallar bütününe dönüş ve bu eksende insan yetiştirmektir.

İkincisi, Han Fey-Tzu ve taraftarlarının, yani Çin hükümdarlarının akıl hocaları olan Yasacılık Okulu’nun yaklaşımıdır. Buna göre, hükümdarın otoritesi ön plana çıkmalı, dolayısıyla demir yumruk devreye girmeli ve cezalandırma yoluna başvurmalıdır. Krizin üstesinden güç vasıtasıyla gelmeyi öngören bu yaklaşım, Konfüçyüs’ün yaklaşımına temelden zıttır, deyim yerindeyse Yasacılık Okulu, Konfüçyüs’ün eğitimine karşı otoriteyi sahaya sürmektedir.

Üçüncüsü, Taoculuğun kurucusu olan Lao-Tzu’nun yaklaşımıdır. O, her iki yaklaşıma da itiraz ederek, terk-i dünya eylemek ve insanî tutkulardan arınmak gerektiğini söylemektedir. Bu yaklaşım, münzevi ve perhizkâr bir yaşamı teşvik etmekte, içe dönüşü, eylemsizliği, sessizliği ve sun’i olgular dünyasından kopuşu öngörmektedir. Bu, İslam tarihinde sûfîlerin yoluyla benzerlik gösterse de, halk içinde Hakk’la birlikte olmayı ve yanlış biline geldiğinin aksine aksiyonu öngören sûfîliğin mahiyeti gerçekte daha farklıdır.

Konu anlaşılsın diye kısaca bir kez daha ifade edecek olursak, eğitim, otorite-yasa-ceza ve terk-i dünya-içe dönüş-eylemsizlik, Antik Çin’de krizin üstesinden gelebilmek ortaya konulan üç ayrı yaklaşımdır. Bunlardan birincisi insana öğretmeyi, ikincisi insanı korku yoluyla disipline etmeyi, üçüncüsü ise onu arındırmayı esas almaktadır ki, insanlık tarihi boyunca medeniyetlerin kriz dönemlerinde genel olarak bu üç eğilim ön plana çıkmış ve insanlar üzerinde etkili olmuştur.

Bu üç yaklaşımın artılarını ve eksilerini analiz etmek için ayrı bir yazı kaleme almak gerekiyor. Ancak şu kadarını söylemek gerekir ki, gelenekle bağlantılı, dolayısıyla unutulan değerleri yeniden hâkim kılıcı, yanı sıra çağa da hitap eden bir eğitim faaliyeti en makul yol olarak görünmekle birlikte duruma göre otoritenin imkânları da yabana atılmamalıdır. İçe dönüş ya da eylemsizlik ise -yine duruma göre- geri dönüş yapmak için durup soluklanmak, ıslah-ı nefs, dolayısıyla zihinsel arınma bağlamında ancak bir geçiş süreci açısından gerekli görülebilir.

Son olarak şunu da söylemek lazım gelir ki, her insan topluluğu üzerinde o topluluğun kendi karakterine, şekline, meşrebine uygun olan yol hangisi ise o etkili olur. O zaman şu soruyu sormak gerekir: Hangisi bize uygundur, hangisi bizim üzerimizde etkili olur ya da biz hangisinden anlarız?

Görünen o ki, biz daha çok otorite-yasa-cezadan, yani sopadan anlıyoruz!

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s