Ömer Yılmaz / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Uçtum Akıllılar İçin Apolitik Perspektif Önerisi

ömer-yılmaz-köşe-3Sorun şu ki, bu politika denen meret her ne kadar tarihin bir anında ihtiyaca binaen ortaya çıkmışsa da, ortaya çıktığı günden bu yana manyakça bir biçimde sömürü ve aldatma aracı olarak kullanıla geldi hep ki, bugün de aynen bu şekilde kullanılmakta.

İnsan olmak için irfan sahibi olmak lazım, irfan sahibi olmayan insan müsveddeleri, tarih boyunca ancak leşçilerin yiyebileceği dünyanın peşinden koşturdular. Oysa dünya bizim evimiz değil, konakladığımız bir han sadece, gelip geçeni çok, hal böyleyken zengin olma sevdası, iktidar hırsı, insanlar üzerinde tahakküm kurma isteği de neyin nesi?

Tasavvufun büyük isimlerinden İsmail Hakkı Bursevî -ki 120 eser telif etmiştir- Kitâbu’l-Envâr’ında dünyanın bir felse değmeyeceğini söyler.

Eğer vezn eylesen bir felse değmez hâl-i dünyâya

Bilen yanında budur hâl-i dünyâ tâ ki dünyâdır

“Fels mangırdır” der, Bursevî, “Ya’nî ârif-i billâh olan yanında dünyâ, dünyâ olalıdan beri dünyâ ve ahvâl-i dünyâ bir mangıra değmez ve bî-kıymettir ve cenâh-ı baûza bile mevzûn değildir.”(1)

Şimdi, neden böyle bir giriş yaptık, insan eliyle viraneye dönmüş “dünya” denen bu müptezeller âlemini babalarının hanı zannedip hancı olmaya ve diğerlerinin üzerinde tahakküm kurmaya yeltenenlerin kullandıkları ‘politika’ adlı bir enstrüman var, Yunan icadı. Bu Yunan aklı ‘polis’in (police), yani şehrin ya da şehir-devletin işlerini görmek için icat etmiş politikayı. Kısa bir özet yapacak olursak; Eflatun Politeia, Aristo Politika diye yazmış, en eski örnekler, sonra Romalılar ele almış meseleyi, Cicero De Republica diye yazıvermiş mesela, sonunda Machiavelli ortaçağ Avrupa’sında İl Principe diye hâlâ dünyanın anasını belleyen o meşhur eserini kaleme almış.

Bizde ise daha çok siyaset diye geçer, “yönetmek, hâkim olmak, hükmetmek” anlamında. Vakt-i zamanında İslam âleminde kaleme alınmış, bizim “devlet adamlarının” bir taraflarına hiç takmadıkları siyasetnâmeler meşhurdur.

Sorun şu ki, bu politika denen meret her ne kadar tarihin bir anında ihtiyaca binaen ortaya çıkmışsa da, ortaya çıktığı günden bu yana manyakça bir biçimde sömürü ve aldatma aracı olarak kullanıla geldi hep ki, bugün de aynen bu şekilde kullanılmakta.

Nitekim meseleyi derinden kavramış olan Said Nursî, “Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır” diyor, altına imza atılacak bir söz. Politikanın insanlık tarihinde menfaat üzerine dönmediği zaman aralığı neredeyse yok gibi. Dünya menfaat dünyası zaten, onun için başka bir şey beklemek yersiz.

Bugüne gelelim;

Üç beş serseri çıkmış, politik araçlarla topluma istikamet çizmeye kalkışıyor, kendilerini Tanrı zannediyorlar, öyle böyle değil. Ne kadar irfansız adam varsa politikanın içinde, politikayla meşgul. Bu ahval ve şerait içinde tasavvuf okumak, Batı’da da Nietzsche, Stirner ve Canetti gibi adamlara bakmak lazım.

Kendi olmayan insan politikayla uğraşsa ne olur uğraşmasa ne olur, politika ontolojik intihardır, mevcut şartlar altında insanlıktan istifa etmek demektir. Buğday mı istersin, nefes mi, işin püf noktası burası, madde mi istiyorsun, mana mı, onun için politikayı boş verip, irfan sahibi olmaya bakmalı.

Politika tımarhaneliklerin meşguliyet alanı, politik âlem tam bir deliler koğuşu. Politika denen deli saçması iş dünyanın içine etti. Politikanın menfaat uğruna din dâhil malzeme olarak kullanmadığı herhangi bir şey kaldı mı? Armudun iyisini yiyen ayılar dışında politikadan kim ne hayır gördü?

Politika sömürü bilimidir, insanları köleleştirmenin yolunu yöntemini en iyi politika öğretir. Politika insan hayatından sürülmelidir; onun yerini felsefe, edebiyat ve güzel sanatlar almalıdır ki, insan, insanlığının farkına varabilsin. Göl kenarında resim yapmak, bir ağacın altına uzanıp kitap okumak, bir tepenin başında doğayı seyrederken derin düşüncelere dalmak varken politikayla uğraşmak tımarhaneliklerin işi. Desenize kurutulmadık göl, kesilmedik ağaç, yol falan yapmak için düzlenmedik tepe mi kaldı, kalmadı, o da ayrı mesele.

Verili dünyada insan politikanın nesnesi durumunda, politikanın nesnesi olmayı reddetmeyen ise insan değil! Gerçi insan politikanın öznesi olsa ne olacak, başı göğe mi erecek, daha çok azgınlaşır, başka bir şey olmaz.

Aristo, insanı “politik hayvan” olarak tanımlamıştı, bizde insan “gelişmiş, politik, alet yapan hayvan” vesaire değildir, İslam irfanı insanı hayvan olarak tanımlamaz, insan insandır ve eşref-i mahlûkattır. Ama Aristo’nun söylediğini kendi düşüncemize şu şekilde uyarlayabiliriz: Politikayla yatıp politikayla kalkan, sabahtan akşama kadar politika konuşan “insan türü” gerçekte hayvan değil de nedir?

Meselesini Allah’a, davasını ahirete bırakmayan ne yapar, intikam almak için dünyanın anasını beller! Politik intikamlara bakın, insanoğlu en temiz insanî duygulardan bu şekilde koptu.

Sırtlarını iktidara, paraya pula, makama mevkiye dayayıp her haltı yiyen, “arkamız sağlam, bize bir şey olmaz” havasına giren ahmaklar çekirge sürüsü gibi çoğalıyor, kendilerini sadrazamın sol taşağı zannediyorlar; Allah onları sadrazamın bir yeri olsunlar diye yaratmamıştı hâlbuki. Dünyaya tapacaksak, paranın pulun, gücün iktidarın kulu olacaksak, hiç yaşamayalım daha iyi.

İnsanoğlu tarih boyunca gücün peşinde oldu, güç tutkusu modern insanda zirveye çıktı. Dünyanın geldiği eşikte modern insan tastamam bir ruh ve akıl hastası, gözü maddeden başka hiçbir şeyi görmeyen, şehvetinin esiri olmuş, tuhaf bir mahlûk.

‘Ârif-i billâh olan’dan söz ederken şöyle der Bursevî: “Nazar-ı âşık ise hâlıkadır. Mahlûka değil. Onun için mülk-i Süleymân’a itibar etmez. Ve Süleymân dahi âşık olduğu cihetten mülk-i dünyaya itibar etmez.”(2)

İnsanı hayvanlaştıran, bu kadar pisliği üretip dünyanın anasını belleyen “uygarlığın” politikasına “siktir” çekmek üzerimize vacip oldu, aksi halde insanlığın geleceği yok. Yani bütün uçtum akıllılara apolitik, insanî bir perspektif öneriyorum. Millet meselelere biraz olsun apolitik perspektiften baksa, diğerleriyle ayrılığa düşüp, çatışma içine giren her kesim birçok konuda ittifak sağlandığını görecek. Politika şu veya bu şekilde bütün bunalımların müsebbibidir, böler, parçalar, yönetir, işin gerçeği budur.

Ömer Yılmazakilvefikir.org

1- İsmail Hakkı Bursevî, Kitâbu’l-Envâr, İnsan Yayınları, Çev: Naim Avan, 2. Baskı, İstanbul 2002, s. 101

2- a.g.e, s. 102

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s