Ömer Yılmaz / Felsefe-Düşünce / Medya / Yazarlar

Şahlar ve Onlardan Korkmak Zorunda Olan Aptallar

ömer-yılmaz-köşe-3Şahların sofrası cazip ve aynı ölçüde zehirlidir, insanı esir alır ve her şeyden önce onu manen öldürür.

Satranç oynayanlar bilir, merkezde Şah vardır, diğer bütün taşlar Şah’ın etrafında -önünde, iki yanında ve çaprazında- konuşlanmıştır, bir yandan Şah’ı müdafaa ederler, öte yandan karşı tarafın Şah’ını -başka bir hamle yapmasına izin vermeyecek şekilde- düşürmeye çalışırlar.

Şah, iktidardır, iktidarın merkezindeki kişidir, oyun Şah’ın üzerine kuruludur, Şah düştüğü ya da karşı tarafın Şah’ı düşürüldüğü zaman oyun biter; politik sistemlerde de böyledir, liderler iktidardan düştükleri ya da düşürüldükleri zaman oyun sona erer, sonra yeni oyun kurulur.

Politik mücadele zemininde, yani satranç tahtasında, Şah’ın dışındaki bütün taşlar birer fedaidir aslında; zira yeri geldiğinde Şah’ı kurtarmak için piyonlar başta olmak üzere atlar, filler, kaleler ve hatta vezir, yani bütün taşlar feda edil(ebil)ir. Nihayetinde bütün “taşlar” Şahların nazarında feda olmaya, feda edilmeye hazır birer piyondur.

Biz satranç taşı olmadığımız, hayat içerisinde de bu role soyunmadığımız için, politik mücadele zemininde, yani satranç tahtası üzerinde, iktidarın önünde veya çaprazında piyon, yanında vezir, iki yanında fil, at ya da kale olarak yer almıyoruz. Aynı şekilde iktidarın karşısında konumlanmış, iktidar mücadelesi veren sistem içi politik muhalefetin safında da değiliz. Hakikat arayışıyla alakadarız.

Elbette yeryüzünde kurulu olan düzenlerde bu işleri yapacak insanlar lazım. Bu, politik, ekonomik, bürokratik ve entelektüel açıdan oyunun “inceliklerini” bilen, “kabiliyetli”, “ehil” kimselerin işi; kimi çapına yahut kapasitesine göre piyon olacak, kimi vezirlik yapacak, kimi fil ve at, kimi de kale görevini üstlenecek.

Böyle bakıldığında mesele gayet anlaşılabilirdir. Ancak bu oyunda yer almaması gereken kimselerin sırf dünyalık uğruna oyuna katılmaya can atmaları, bırakın at, fil, kale veya vezir olmayı, piyon olmaya dahi dünden razı bir tutum ve davranış içine girmeleri, iktidarın ya da onun karşısında iktidar mücadelesi veren sistem içi politik muhalefetin menfaatine Hakikat’i çarpıtmak için gayret sarf etmeleri, tetikçilik yapmaları, yalan, iftira ve kara propaganda yoluna başvurmaları, başlı başına ahlakî, hatta itikadî bir problem.

Hiç şüphesiz bunlar, hakiki anlamda âlim, arif, mütefekkir, münevver kimselerin yapacağı işler değil. Mezkûr şahsiyetler, Hak-Hakikat arayışı içerisinde olmaları gereken, cemiyetin huzurunda Hakk’a şahitlik etmekle yükümlü, kafaları ve kalemleriyle Hakk’ın, adaletin, faziletin, yanı sıra zayıf bırakılmışların yanında yer almaları gereken kimselerdir. Onların işi, Şahlara nasihatte bulunmak, gerekli hallerde onları gaflet uykusundan uyandırmak, güçleri nispetinde -en azından- dilleri ve kalemleri ile onların zulümlerine engel olmaktır.

İslam ilim-irfan geleneği bize Sultan’ın -veya Şah’ın- sofrasından uzak durmak gerektiğini öğretmiştir. Şahların sofrası cazip ve aynı ölçüde zehirlidir, insanı esir alır ve her şeyden önce onu manen öldürür. Şahlar kendi menfaatleri için olmadığı sürece hiç kimseyi yakın çevrelerine dâhil etmezler. Şahlarla “dost” olabilmek için onların menfaatlerine hizmet etmek şarttır.

Şahlar, amaçlarına ulaşmak için diğer “taşları” kullanırlar. İşleri bittiğinde yahut artık kendi menfaatlerine hizmet etmediklerini veya kendi menfaatlerine zarar verdiklerini düşündükleri bazı “taşları” gözden çıkarırlar. “Kullan, at” formülü Şahlar için son derece kullanışlıdır. Şahların gözünde bugün makbul olanlar yarın na-makbul yahut maktul olabilirler. Şahların karakteri böyledir, onların nazarında dünya işleri böyle yürür.

İşte bu nedenle Şahlardan en çok korkması gerekenler onların sofralarına oturan, dünyalık uğruna gözlerini kırpmadan onların tetikçiliğine, yardakçılığına, yalakalığına soyunanlardır.

Tasavvuf’un büyük isimlerinden Şems, Makâlât’ında şöyle söyler: “Sen, Şahlardan ancak onların ikramını gördüğün zaman kork” (I/112). Şahlar boş yere ikramda bulunmazlar çünkü. Şahların ikramının bir bedeli vardır ve -zekâ problemi yaşayanlar hariç- Şahların ikramına mazhar olanlar da bunu iyiden iyiye bilirler.

İktidar ve kapıkulu intelijansiya, medya, propaganda makinesi olarak görev yapan köşe yazarları, entel geçinen zavallılar, tetikçiler, yalancılar; Şahlar ve onlardan korkmak zorunda olan aptallar…

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s