Atilla Fikri Ergun / Yazarlar / Yorum-Analiz

İslamcı Radikalizm, Cumhuriyet ve Laiklik

atilla-fikriergun-köşeİslamcılığın öncelikli krizi irfan ve medeniyet krizidir. İslamcılık, irfanî boyutu ve geleneğin ışığında bir medeniyet perspektifi olmadığı için bir nevi dinî pozitivizm içeren politik bir doktrin, bir ideoloji olarak tebarüz etti.

İslamcılık, İslam Âlemi’nin krizini çözecek muhtevaya sahip değil, ortaya çıktığı günden bu yana başarısız olması bu yüzden. Krizi çözmek şöyle dursun İslamcılığın kendisi modern zamanlarda başlı başına bir kriz olarak ortada duruyor; krizin doğurduğu kriz. Dolayısıyla aşılması gereken öncelikli kriz İslamcılıktır.

İslamcılığın öncelikli krizi irfan ve medeniyet krizidir. İslamcılık, irfanî boyutu ve geleneğin ışığında bir medeniyet perspektifi olmadığı için bir nevi dinî pozitivizm içeren politik bir doktrin, bir ideoloji olarak tebarüz etti. Bu bakımdan İslamcılık -tüm Batı eleştirilerine karşın- aslında Batı’dan daha çok Batı’cıdır ve yüzde yüz moderndir. Kapitalist, kalkınmacı, kentleşmeci olması da doğrudan bununla alakalıdır.

Afgani ve Abduh’la birlikte dini budamaya yönelen ve mesela ebabillerden “mikrop” ve “sinek” üreten modernist ve pozitivist yaklaşımların doğal sonucu herkesin kafasına göre istediği her sonucu çıkarabildiği kupkuru mealcilik olmuştur.

İslamcılık ne onu ortaya çıkaran süreci, ne de Batı’yı -daha geniş çerçevede modern dünyayı- anlamıştır. 150 yılda elde ettiği sonuç, -anlamak isteyenler için- Orta Doğu coğrafyasındaki mevcut tabloda apaçık görülmektedir. Yüzde yüz modern karakter taşıyan bir nevi ‘dinî modifikasyon’ olarak İslamcılığın bundan sonra da başarı şansı sıfırdır.

Avrupa ve Amerika, Seyyid Kutup ve Mevdudî’nin fikirleriyle dize getirilemez, bu her şeyden önce bir felsefî arka plan meselesidir. Batı, Antik Yunan’dan bu yana kendi kaynaklarını süzmüş, Endülüs’ün mirasından istifade etmiş, kendi Rönesans’ını ve Aydınlanma’sını gerçekleştirerek modern olmuş, bir sistem kurmuş, bir uygarlık vücuda getirmiş, İslam Âlemi’ni de sürklase etmiştir.

İslamcı radikalizmin ise felsefî arka planı yoktur, yanı sıra İslamcı cenahta Batı’nın felsefî arka planına dair yapılmaya çalışılan tahliller de son derece zayıftır. İslamcılığın Kur’an’dan alıp kullandığı kavramların tümü sloganiktir, İslamcı zihin kavramları modern dünyada nasıl kullanacağını bilmez.

İslamcı “akıl”, Seyyid Kutup ve Mevdudî’den yüzeysel olarak sistemi nasıl tekfir edeceğini, Ali Şeriati’den de “İslam tarihine eleştirel bakış” veya tek başına “eleştirel akıl” adı altında sahabeye nasıl sövüleceğini ve nasıl gerçekte Şiî anlayışa sahip bir ‘sıfatsız’ olunacağını öğrendi. Hiçbir şey öğrenmedi yani.

İslamcılar tekrar reaya olalım, güdülelim istiyorlar, vatandaşlık (yurttaşlık) köylü-kasabalı kafa için birkaç gömlek büyük. Ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak, belirleyici rol oynamak reayanın becerebileceği bir iş değil, reaya vergisini öder gerisine karışmaz, güvenliği de sağlandı mı keyfine diyecek olmaz.

Cumhuriyet cumhurun (halkın, çoğunluğun) rejimi; beylik, sultanlık, imparatorluk gibi hâkimiyetin belli bir kişi veya aileye (hanedana) ait olduğu monarşik, oligarşik idarelerden daha üstün bir seviye. İcma, şûrâ, biat kavramlarıyla da yüzde yüz uyum içinde. Bir parantez: Biat, laik-seküler kesimin yanlış anladığı bir kavramdır, tamamen hür iradeye dayanır, zor-baskı yoluyla alınan biat geçersizdir, biat eden eder etmeyen etmez.

Çoğunluk makuldür, orta yolu tutar, nitekim dinî bir meselede cumhur ulemânın görüşüne bakılır, çünkü cumhur ulemânın görüşü orta yolu temsil eder, dolayısıyla uç-aşırı görüşlerin de önünü keser. Halk içinde de böyledir, çoğunluk vasatı bilir ve ona göre tercihte bulunur.

Çoğunluk değişebildiği, bugün çoğunlukta olan yarın genel anlamda yahut herhangi bir mesele özelinde azınlık durumuna düşebildiği için, Cumhuriyet hem dengeyi hem de devr-i daimi sağlar.

Her ne kadar aksini arzu edenler varsa da, geldiğimiz bu aşamadan geriye dönüş söz konusu değil. Cumhuriyet -ki, şekli ve muhtevası ayrı bir tartışmanın konusu- genel çerçeve itibariyle kazanımımızdır.

Belki birçoklarının işine gelmeyecek, ancak lakiklik meselesini de açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Devletin dinle dinin de devletle olan bağı koparılamaz, dinin dünya ve devlet işlerine karışmaması, dinin kamusal alandan soyutlanması veya tecrit edilmesi anlamında Fransız tipi laiklik Batılı bir safsatadır. İslam, mensuplarının 24 saatini düzenlediği gibi, karı-koca ilişkisine kadar hayatın istisnasız her alanını da tanzim eder.

Böyle olmakla birlikte şekil ve muhteva itibariyle İslam’da İslamcı radikalizmin anladığı türden -mesele anlaşılsın diye bu kavramı kullanmak zorundayız- bir “din devleti”nin yeri yoktur.

Laiklik, Batı’da Kilise’nin -dolayısıyla din adamları sınıfının- baskısını bertaraf etmek için üretildi. İlginçtir; Osmanlı, özellikle 16-18. Yüzyıllarda Kilise’yi şiddetle eleştiren Batılı aydınlar tarafından sekülerizm için örnek gösterilmiştir ki, İslam dini ve Osmanlı idaresi Batılı aydınlara bu yaklaşımın fikrî arka planı için gerekli olan malzemeyi veriyordu.

Zira; Hilafet seküler bir kurumdur, ümmetin siyasî-idarî birliğinin sağlanması ve dünya ile ilgili işlerinin görülmesi amacıyla vardır, ilahî bir boyuta sahip olmadığı gibi -İslam’da yeri olmayan- din adamları sınıfından da oluşmaz.

İslam’da resmî tefsir yoktur -ki, Batı’da İncil’in yorumu Kilise’nin tekelindeydi-, aynı şekilde İslam’da halkla Allah arasında “aracı” konumunda bulunan, günahları affetme yetkisine sahip resmî bir “din adamı” sınıfı, “Allah’ın vekili” pozisyonunda bir “dinî lider(lik)” de bulunmaz.

İslam dünya düzeninde “din adamı” sınıfı ve bu sınıfın yönetimine dayanan -ki, ehliyet ve liyakat sahibi herkes yönetimde görev alabilir- dinî bir oligarşi, dolayısıyla Batı’daki gibi dinî otoriteye dayalı baskıcı bir yönetim söz konusu olmadığı, tefsir ve fıkıh da bağımsız olduğu için, İslam, -bu anlamda- dinlerin en laikidir.

Sözünü ettiğimiz anlamın da ötesinde laik bir yaklaşımın, Sünnî dünyadaki ilk teorisyeni, İmam Ebu Hanife’den hareketle İmam Maturidî’dir. İmam Maturidî, pragmatist bir yaklaşımla -din-şeriat ayrımını İmam Ebu Hanife’den alarak ve fakat onu çok daha farklı bir biçimde yorumlayarak- Şeriat’ın siyasî otorite tarafından ‘maslahata uygun’ bir biçimde belirlenip uygulanması gerektiğini savundu.

Buna göre, maksat bakidir, hükümler ise illetlere göre değişebilir, illet ortadan kalktığında hüküm de ortadan kalkar, hükmün geri gelebilmesi için illetin geri gelmesi gerekir, illet geri gelmediği müddetçe hüküm de geri gelmez. Örneğin; İmam Maturidî, “Hilâfet Kureyş’tedir”(1) veya “Emirler Kureyş’tendir”(2) veya “İmamlar Kureyş’tendir.”(3) meselesini ele alır ve bunun Şeriat’la -ki ona göre “değişken”dir- alakalı olduğunu, din ile alakalı olmadığını, dolayısıyla bu hükmün kalktığını savunur.

Bu yaklaşım neticesinde Şer’î Hukuk’un yanında Örfî Hukuk da meşruiyet kazandı ve hatta “değişken” kabul edilen Şeriat, hukukî açıdan siyasî otoritenin ve örfün emri altına girmiş oldu.

“Din adamı” sınıfından olmayan kimselerin -ki bu sınıfın zaten İslam’da yeri yoktur- üstelik Örfî Hukuk’u da öne almak suretiyle gerçekleştirdikleri yönetim şeklini modern zamanlarda ‘laiklik’ kavramı karşılar.

Toparlayacak olursak; İslamcı radikalizmin siyasî-ideolojik çizgisi (dönemsel olarak veya konjonktüre göre) zaman zaman güç kazansa da, Türkiye’de tutmaz, zira modern toplum cemaatlere benzemez. Bazı şeyler iktidar eliyle bir yere kadar dayatılabilir belki, ancak bundan ötesi yoktur; insanlar itiraz ederler, “ben yaptım oldu” mantığında ısrar edilirse iş patlama noktasına gelir. Modern toplumda herkesin şeyhin, hocanın veya mürşidin ağzına baktığı bir cemaat düzeni yoktur çünkü.

Atilla Fikri Ergunakilvefikir.org

1- Musned, 4/185; Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, 1/336, 4/192

2- Hâkim, Mustedrek, 4/501

3- Musned, 3/129, 4/421

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s