Ali Tarık Parlakışık / Din / Yazarlar

İmam Ebu Hanife’nin Ferdî Hürriyet Anlayışına Dair

ali-tarik-parlakişikEbu Hanife’ye göre ferdi haklar kısıtlanamaz. Çünkü bu haklar insan ile taalluklu (tabii) haklardır. Ebu Hanife ferdi hürriyetler konusunda aşırı hassas bir paradigma tekevvün ettirmiştir. Ebu Hanife’nin fıkhında ve içtihat mantığında bu başlı başına bir ‘vakıa’dır.

Eylem yapabilme hali ve hürriyeti, ontolojik bir vakıadır; farklı bir deyişle insanın ontolojik bir hususiyetidir. Eylem ve fiil umumi düzlemde aynı manada kullanılır; tekevvün ise irtibatlı manaları haiz olabilecek bir konumda durur, lakin daha çok mana itibariyle farklılık arz edebilecek bir konumdadır, tekevvünün eylem ve fiilden farklı tedaileri olması hasebiyle birebir aynı manada olmadığı da açıktır. İşte bu durumların hepsi insanın ontolojisinde var olan bir hususiyet ile irtibatlıdır. Sözü edilen mesele insanın ‘ben’inde var olan bir vakıadır. Haliyle insana dair herhangi bir meseleyi masaya yatıracak olsak; insanın bu hususiyetini, eylem yapabilme hürriyetini çoğu zaman zikredip dillendirmeyiz bile.

Ebu Hanife’nin fıkhında bu vakıa geniş yer tutar. Buradan mülhem, Ebu Hanife’nin telakkisindeki işgal ettiği mühim yeri işaretlemeye de gerek yoktur sanırım.

Ebu Hanife’ye göre ferdi haklar kısıtlanamaz. Çünkü bu haklar insan ile taalluklu (tabii) haklardır. Ebu Hanife ferdi hürriyetler konusunda aşırı hassas bir paradigma tekevvün ettirmiştir. Ebu Hanife’nin fıkhında ve içtihat mantığında bu başlı başına bir ‘vakıa’dır. Aşikâr bir noktayı dillendirmek gerekir ki, Ebu Hanife’de geniş yer tutan bu mesele, insana yönelik hürriyetçi bir nazardır. Ferde, şahsiyet düzleminde nazar edilir ve bu nazarın gerektirdiği haklar, yorumlar ilh. bu nazar üzerine inşa edilir.

Bu durum umumi olarak İslam fıkhıyla ilgili bir durumdur. Ebu Hanife’de önde olup, geniş yer tutması, onun bilgin bir müçtehit olarak bir insan nazarıyla bunu baskın bir vurgu olarak belirlemesinde membaını bulmaktadır. Ebu Hanife’nin mezkûr nazarıyla ilgili olarak Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın kendisine yöneltilen ““Dinde size hiçbir güçlük koymamıştır” (Hacc,78) emr-i ilahisi varken “Ebu Hanife evlenme konusunda içtihatlarıyla büyük kolaylıklar getirmiştir” sözünüzle neyi kastediyorsunuz? İçtihat, Kur’ân ve Sünnet’e dayalıdır. Öyle ise nasıl kolaylaştırıyor ve zor nerededir? Velisiz nikâh caiz değil de Ebu Hanife delilsiz olarak mı caiz görerek zor olan nikâhı kolaylaştırdı?”[1] sualine verdiği şu cevabı istidraç kabilinden zikredebiliriz: “Eğer içtihatta, yorumda, uygulamada, caiz şıklardan birini tercihte fetva verirken, muhatabın durumunu göz önüne almada… kolaylaştırma, kolayı tercih etme imkanı olmasaydı Allah Resulü: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın…” buyurmazdı (Buhari, Meğazi, 60; Ahkâm, 22; Müslim, Eşribe, 71).”[2]

“Hak kavramının pratik yansımaları Ebu Hanife’nin içtihatlarında önemli bir yer tutmaktadır. Bazı Batılı araştırmacıların İslam hukukundaki sosyal hayata ilişkin düzenlemelerin insana sadece sorumluluk yüklediği ve ona haklar tanımadığı konusundaki iddialarının gerçeklikle bağdaşmadığını gösteren delillerden birisi, Ebu Hanife’nin kişilik hakkına ve insanın hukuki irade özgürlüğüne sahip olduğunu gösteren içtihatlarıdır. Çünkü fıkıh usulündeki tanımından da anlaşıldığı gibi en basit anlamda hakkın hukuki dayanağı olan hüküm, mükellefin fiilleriyle ilgili bir kavramdır. Yine herhangi bir içtihadın hak sahibi veya borçlu olarak iki şahsı ilgilendirdiği düşünülünce, İslam’ın hak kavramına yabancı olmadığı görülür. Diğer yandan hakkı hukukça tanınan ve garanti altına alınan bir vasıf olarak düşündüğümüzde de her hukuki anlayışın farklı oranlarda da olsa hakkı dikkate aldığı sonucu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.”[3]

“Bütün fakihler gibi Ebu Hanife de içtihatlarını İslam’ın temel kaynaklarına dayandırmıştır. Bu husustaki hassasiyetini gösteren rivayetler yanında uygulamaları da bu durumu kanıtlamaktadır. Ebu Hanife’ye nispet edilen ve kelam konularını içeren eserlerde konunun teorik yönüne açık bir biçimde değinilmektedir. Yine kendisine izafe edilen rivayetlerde içtihatlarının dayanakları açık bir biçimde yer almaktadır. Öte yandan hukuki içtihatlarda insan aklına verdiği önemi gösteren ve içtihatlardan önemli bir bölümünün metodolojik dayanağı olan istihsan ve bunun biçimini şekillendiren rey, Ebu Hanife ile özdeşleştirilmektedir.

Ebu Hanife’nin içtihatlarındaki hukuki iradeyi ilgilendiren ikinci boyut ise kişilerin bizzat insan olmaktan kaynaklanan şahıs dokunulmazlıkları ve tasarruf özgürlükleridir.”[4]

Evet, Ebu Hanife teorik düzlemde bu meseleyi ciddi bir şekilde vurgulamıştır. Ebu Hanife’nin Ehl-i Rey’in tartışmasız imamı kabul edilişinde, reye verdiği ağırlıkta bu ve benzeri meselelerin ağırlığı aşikârdır.

Bu meselede Ebu Hanife’nin tüccarlığının etkisi söz konusudur. Umumi yorumlar bu minvaldedir.

Burada misal olarak iki noktaya değinebiliriz:

Ebu Hanife’ye göre; rüşd çağına ulaşan fert, kendi malı üzerinde içtimai nizamı bozmamak şartıyla her nevi serbesttir. Hatta borçlu olan, borcunu ödemediği takdirde borçluya malı üzerinden haciz-icar gibi bir ceza uygulanmasını uygun görmez; başka herhangi bir nevi cezanın uygulanabileceğini savunur.

Ebu Hanife’ye göre; akıllı, erişkin, olgun bir kadın kendi evliliğine karar verebilir. Ayrıntıları, şartları bulunmakla beraber Ebu Hanife’ye göre kızlar/kadınlar kendi isteklerine, kararlarına dayanarak evlenebilirler. Bu mesele ile ilgili olarak muasır Hanefi Fıkhı kitaplarından birinde şu ibareler yer alır: “İmam Ebu Hanife’nin buluğ çağındaki hür kızın kendi başına evlenmesinin caiz olduğuna delili, Allah’ın “Eğer erkek, kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz”[5], “Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur.”[6] buyruklarıdır. Zira Allah, bu ayetlerde “nikâhı ve kadının fiillerini” kendisine nispet etmiştir. Bu ise, onların biriyle evlendiğinde kendisi hakkında meşru olanı yapmış olur ve bundan dolayı veliler günah kazanmamış olurlar.”[7] “Ebu Hanife’nin buluğa ermiş kızın kendi başına evlenebileceği hususundaki gerekçesi şunlardır: İbn-i Abbas’dan rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurdu: “Dul kadın, kendisi hakkında velisinden daha çok söz sahibidir. Bekâr kızdan da kendisi hakkında izin istenir. Onun izni susmasıdır.”[8]

Ebu Hanife’de velayet hakkı, zaruri haller haricinde tefekkür edilemez.

Ebu Hanife’de bu manada göze çarpan nokta şudur: O, hukuk kuralları ile içtihadi bütünlük arasında ahenk sağlamak için cehd etmiştir.

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

[1] Prof. Dr. Hayreddin Karaman; Günlük Hayatımızda Helaller ve Haramlar; sh. 165-166; İz Yayıncılık; 2009

[2] Prof. Dr. Hayreddin Karaman; a. g. e.; sh.168

[3] Yrd. Doç. Dr. Tevhit Ayengin; Ebu Hanife’nin Hukuki İrade Anlayışı (“İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Düşünce Sistemi 1. Cilt” içinde); sh. 208-209; KURAV Yayınları; 2005

[4] Yrd. Doç. Dr. Tevhit Ayengin; a. g. e.; sh. 211

[5] Bakara/230

[6] Bakara/234

[7] Esad Muhammed Said es-Sağirci; Delilleriyle Hanefi Fıkhı; sh. 594; Polen Yayınları; 2015

[8] Esad Muhammed Said es-Sağirci; a. g. e.; sh. 595

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s