Felsefe-Düşünce / Medya / Metin Acıpayam / Yazarlar

Medyada Tefekkür Krizi

kös-metin-acıpayamBir taraf iktidar methiyeciliği yapmakta, diğer taraf iktidara küfretmekle şahsiyet kazanmakta… Küfür yobazı küfründe sabit kalarak kafasını dondurmuş. Kaba softa ve ham yobaz ise, kabalıkla ve estetik düşmanlığıyla. İkisinin çarpışmasından doğan müthiş bir tefekkür krizi. Ve düşüncelerin savruluşu. Savrulan düşünceler, savrulan şahsiyetler…

İptidai gündemi takip maksadıyla gündelik gazeteler ve dergilerin birçoğunu takip edenlerdenim. İdeolojik zemini ne olursa olsun, ayırt etmeksizin iyi bir gündem takipçisiyimdir. Fakat bu takip edişler sonunda, ne bilgime ne de irfanıma, kırıntı miktarınca bile birşey kattığımı söyleyemem. Zira bugünkü medya muthiş bir tefekkür krizindedir. Bırakın tefekkürü, tefekkürün tasavvuru bile yoktur sözlerinde.

Bir taraf iktidar methiyeciliği yapmakta, diğer taraf iktidara küfretmekle şahsiyet kazanmakta… Küfür yobazı küfründe sabit kalarak kafasını dondurmuş. Kaba softa ve ham yobaz ise, kabalıkla ve estetik düşmanlığıyla. İkisinin çarpışmasından doğan müthiş bir tefekkür krizi. Ve düşüncelerin savruluşu. Savrulan düşünceler, savrulan şahsiyetler. Ve fikir namusu azılı katillerin elinde idamlık suç hüviyetinde…

Bize düşen bu kriz çağında, ya ebediyyen susmak ve halimize ağlamak. Yahut tefekkür mahzenimize çekilip aziz şarkıya devam etmek. Ve ulvî şarkıyı haykırmak…

Bin bir emek ile kurduğumuz Fikir Teknesi yayınlarının nadide eserlerinden, İbrahim Sancak imzalı Ecel Teri mi Doğum Sancısı mı? isimli kitabı okuyorum. Kitabın 153. Sayfasında bulunan yazıyı önemine binaen iktibas yapmak durumundayım.

TÜRKİYE’DE DEHA KÜLTÜRÜ YOK

Deha, insanlığın değil ama insanın ufkudur. İnsanın idrak istidatlarının ufkudur, istidatlarını kullanıp kullanmadığı ise daha başka bir hadisedir. Bunlar, idrak istidatlarının ufku olduğu gerçeğini değiştirmez. Esas olan “yapabilmek” değil de idrak olduğu için, deha idrak merkezinde tespit edilir. “Yapabilmek” istidatları da kıymetlidir ve sanatkarlık da bu istidatlara tabidir, bu cihetle “yapabilme istidatları” da vardır ve bu alanda da dehalardan bahsetmek kabildir. Öyleyse “idrak dehaları” “ve “yapabilme dehaları” olmak üzere iki çeşit dehadan bahsetmek kabildir. Dehaların ufku da (zirvesi de) hem idrak istidatlarına hem de yapabilme istidatlarına sahip olanlardır. İdrak istidatlarının zirvesi olmak, derin idrak sahibi olmayı mümkün kılar. Derin idrak, sadece müşahhas varlık ve vakıalarla ilgili değil aynı zamanda ve esasen mücerret meselelerde kendini gösterir. Mücerret meseleler, yani zaman-mekan, oluş, varoluş, hayat-ölüm, ruh-madde, tecrit-tenzih ila ahir… Mücerret manada zamana nüfuzun derinliği, zaman dilimlerinin (çağların) kalbini teşhiste isabet oranının yüksekliğine delildir. Başka bir ifadeyle, mücerret manada zamana nüfus etmek, zamanı, mazi, hal, istikbal boyutlarında daha geniş anlama kudretidir. Mazi ve istikbal, bir bakıma “hal”de dürülü bükülü şekilde cem edilmiştir. Süreçleri hakkıyla idrak etmek, evvelini ve ahirini (geleceğini) de nispeten anlamaktır.

Nereden geldiğini bilen, hali hazırda ne halde olduğunu anlayan, nereye gideceğini de nispeten öngörebiliyor. Zamanı “an” olarak anlayanların “hal”e sıkıştıkları, halin zindanında mahpus ve mahkum oldukları malum. Zamanı geniş bir periyot halinde (geçmiş, an, gelecek toplamında) görebilen dehalar, yarın ne olacağını genel hatlarıyla anlıyorlar.

Gelecek bilinir mi? Gelecek gaip değil mi? Deha da olsa geleceği bilebilir mi? Mesele aslında “doğru soruyu” sorabilmekte, doğru soru soramayanların doğru cevaplar bulması mümkün değil. Bazen de doğru soruları doğru çerçevede sormadığımız için doğru cevapları bulamıyoruz. Bu sorular, özü itibariyle doğru ama bahsini ettiğimiz çerçevede yanlış. Çünkü dehaların geleceği “bilmesinden” bahsetmiyoruz, süreçlerin nereden geldiğini, ne halde olduğunu, öyleyse nereye doğru gidebileceğini anlamak mümkün. Anlamak mümkün, ne var ki anlamak bilmek değil, süreçler her şeye rağmen başka türlü devam edebilir, herhangi bir noktada kırılabilir, herhangi bir tesir ile istikametini değiştirebilir. Anlamak ve öngörebilmek, “kesin bilgi” ile bilmek değil…

Dehaların yaşadıkları zamanda değil ileride anlaşılması, onların gelecekte yaşadıklarını göstermez mi? Zamana derinliğine nüfuz etmek aynı zamanda geriye ve ileriye doğru nüfuz etmektir. İleriye doğru nüfuz etmek, geleceğin insanı olmaktır. Zamanda ne kadar ileriye doğru yol alabilirse (zamana ne kadar derinliğine nüfuz ederse) o kadar ilerinin (geleceğin) şahsiyetidir ve insanlar onu o kadar sonra anlarlar. Öyleyse dehaları yaşarken anlamak, geleceği anlamak değil midir?

Zaman, dehalar üzerinde pilot uygulama yapar. Zamanın kainata saçtığı mana önce dehalar tarafından fark edilir, keşfedilir, idrak edilir, ifade edilir. Tabii ki bu durum geleceği bilmek değildir lakin normal insanlar zamanın manasını keşfetmekte yavaştırlar, zamanın gerisinde giderler. Dehalar aslında zamanın ilerisinde yaşamazlar, normal insanlar zamanın gerisinde yaşarlar. Zaman, muhtevasını varlığa (kainata) savurduğunda, o muhtevanın neticelerinin zuhur etmesi biraz vakit alır, işte fark, zamanın muhtevasına hızlı ve derinden nüfuz etmekle ortaya çıkar. Kainata saçılan muhteva, varlıkta etkilerini gösterip neticelerini vermeye başladığında anlamak, zamanın gerisinde kalmaktır, buna karşılık zamanın muhtevasına, daha neticeleri ortaya çıkmadan nüfuz etmek ise, zaman ile aynı süreci yaşamaktır. Bu durum, normal insanlara göre zamanın ilerisinde olmak şeklinde görünüyor.

Manayı (muhtevayı) saf halinde anlamak ile tezahür ettiğinde anlamak arasında geçen süre, dehaları zamanın önünde gösteriyor, oysa diğer insanlar zamanın gerisinde kalıyor, bunu anlatmak ise imkansız gibi bir şey… Herhangi bir süreç başladığında neticeyi görebilmek, sürecin muhtevasına derinliğine nüfuz etmekle kabilken, sürecin sonucunu söylemek “gelecek kehaneti” olarak anlaşılıyor. İnsanlar, kendi geriliklerini dehaların “geleceği bilme iddiası” şeklinde tarif ediyor ve tenkide tabii tutuyor. Sığlık her taraftan akıyor…

Zaman dehalar üzerinde pilot uygulama yapıyor, dehaların zihni evrenlerinde mayalanan muhteva oradan dünyaya süzülüyor. Meseleye böyle bakılınca zaman, dehaların kalp ve zihin dünyalarında akıyor. Böylece dehaların tefekküründen süzülen öngörüler umumiyetle gerçekleşiyor.

Zamanı geniş periyotta görebilmek ve süreçleri üç boyutu (mazi, hal, ati) ile takip edebilmek, geleceğe dair projeksiyonlar geliştirebilme, ihtimal öngörüsünde bulunabilme, tedbir alabilme imkan ve kudretidir. Lüzumlu mudur, muhakkak…

Dehaların bizzat kendileri bir ülkenin (veya milletin) gelecek projeksiyonlarıdır. Siyaset veya sair resmi devlet müesseseleri “gelecek projeksiyonları” hazırlamak yerine dehaları takip etmelidir. Dehalar tabii halleriyle gelecek projeksiyonlarıdır, onları takip etmek yerine fütüristik çalışma adı altında tuhaflıklar yapmaya gerek yok.

Dehaların kıymetini bilmek, kıymetleri nispetinde hürmet etmek, tefekkürlerine itibar etmek şart… Bir ülkenin en kıymetli “kaynağı” önce zekadır, sonra ise zekanın cem olduğu dehalar… Dehalarına gerekli ihtimamı göstermeyen ülkelerin petrol veya altın gibi tabii kaynakları aramaları biraz komik kaçıyor çünkü bulduklarında ne yapacaklarını bilmezler, nasıl değerlendireceklerini bilmezler, azami verimi nasıl alacaklarını bilmezler.

Türkiye’deki siyasi sistem (Kemalist rejim) orta zekalılara ayarlı olarak kurulmuştur, en fazla orta zekalıları tatmin etmeye kafidir. Bu sebeple de eğitim sistemini de “orta zekaya” ayarlı olarak kurmuş, yüksek zekaları ve dehaları öğütmüş veya intihar ettirmiş yahut delirtmiştir. Kemalist siyasi rejimin değiştiğini anlamak için genelde “zeka”ya, özelde ise “deha”ya ne kadar kıymet verildiğine bakmak gerekir. Kurulmakta olan yeni siyasi rejim dehaları arayacak, bulacak, eğitecek ve gerekli ihtimam ve itibarı gösterecek midir? Eğer bunu yapmazsa, mahiyeti değişmiş (Kemalizm’in yerine başka bir siyasi muhteva konulmuş) olsa bile siyasi rejim hâlâ orta zekalılara hitap etmeye devam edecek demektir. Orta zekalılar üzerine kurulan siyasi rejimler, hangi ideolojiye dayanırsa dayansın, küçük iyilikler üretmekten başka bir başarı gösteremez. Küçük iyilikler, küçük doğrular, küçük güzellikler dünya çapında bir vizyon geliştirmeye kafi değil hatta ülkeye bile kafi değildir.

Hükümetin yabancı ülkelerdeki Türk bilim adamların memleketlerine dönmeleri için dikkatle yürüttükleri çalışmalar takdire şayandır. Beyin göçünü tersine çevirme hamlesi olarak kabul edilebilecek olan bu teşebbüs, “mevcut durum” için gereklidir. Bir şekilde yabancı ülkelere gitmiş, genellikle de gitmek zorunda bırakılmış insanların memleketlerine dönmelerini teşvik etmek, onlara itibar etmek güzel. Fakat konu daha derinde…

Ülke çapında faaliyet gösterecek bir “zeka merkezi” kurulmalı, bu merkez ülkenin tüm insan kaynaklarını (milli eğitimin katkılarıyla) taramalı, yüksek zekaları ve dehaları tespit etmeli, onlar için özel okullar kurmalı, önemli alanlara yönlendirmeli, tüm eğitim ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bir çırpıda aklımıza gelen bu işlerden ibaret değil yapılacaklar tabii ki.

Ne yapıp edip bu ülkede deha kültürünü geliştirmemiz gerekiyor. Deha kültürünün sıfır noktasında olduğu, dolayısıyla böyle bir kültürün başlığının bile bulunmadığı bir ülkede, dehaları “hayalperest”, “uçuk”, “ütopist”, “manyak” vesaire gibi isimlerle tesmiye etmek kaçınılmaz hale geliyor. Bu şekilde isimlendirdiğiniz insanlardan elde edilecek fayda nedir? Sıfır…

Ne var ki, dehaları delirtemezseniz eğer, onlardan elde edilecek faydayı sıfırlayabilirsiniz ama onların cemiyete, ülkeye ve devlete vereceği zararı asla sıfırlayamazsınız. Dehaların faydası da misilsizdir, zararı da… Bu sebeple onlardan faydalanmanın yollarını bulmak şart…

Metin Acıpayamakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s