Ömer Yılmaz / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Mensiyüs’ün Fıtrata Dönüş Çağrısı

ömer-yılmaz-köşe-3Mensiyüs, genel olarak insan tabiatı ve siyaset üzerinde yoğunlaşmış bir düşünürdür. Konunun bizim alakadar olduğumuz yanı ise, onun, insanın doğru yolu bulabilmesi için kendisinde doğuştan var olan tabii -bir diğer ifadeyle fıtrî- bilgiden hareket etmesi gerektiğini öne sürmesidir.

Çin’de yazılı literatürün ilk örnekleri 3 bin yıl öncesine uzanır. Günümüzde ‘klasik’ olarak adlandırılan birçok eser ise daha çok M.Ö. 6. Yüzyıla aittir. Batı’da (Avrupa’da) sözlük ve ansiklopedinin henüz bilinmediği çağlarda Çin’de bu alanda birçok çalışma yapılmıştır. Örneğin Ming Hanedanı döneminde (M.S. 1368-1664) yazılan bir ansiklopedi 24 bin ciltten müteşekkildi. Bu bilgiler, Çin medeniyetinin insanlık tarihindeki yeri ve önemi hakkında bize belli bir fikir verebilir.

Uzak Doğu’da hikmetin izini sürerken Çin’de iki kurucu isim Konfüçyüs ve Lao-Tzu’nun ardından Mensiyüs’le karşılaşıyoruz. Konfüçyüs’ün öğretilerini temellendirmeye çalışan Mensiyüs (Mencius, Meng-Tse) M.Ö. 372-289 yılları arasında yaşadı. O, Konfüçyüs’ün öğretilerini ‘yararcı’ olarak nitelendirilebilecek bir biçimde ahlaka irca etti.

Konfüçyüs herhangi yazılı bir eser bırakmadığı için, öğretisi şifahi (sözlü) olarak aktarılmıştır. Bu bakımdan Mensiyüs tarafından kaleme alınan ve Konfüçyüs’ün öğretisinin aktarıldığı Dört Kitap’tan biri olan Mensiyüs Kitabı’nın (The Book of Meng-Tse) bir yönüyle bizdeki Siyer ve Hadis kitaplarına tekabül ettiği söylenebilir. Mensiyüs bu kitapta Konfüçyüs’ün hayatını ve düşüncelerini anlatıp, onun sözlerini, öğretisini aktarır.

Ek bir bilgi olarak ifade etmiş olalım ki, Konfüçyüs’ün öğretisinin toplandığı söz konusu bu Dört Kitap‘ı tahsil eden kimseler ‘okumuş’ kabul ediliyorlardı ki, bu durum, M.Ö. 2. Yüzyıldan itibaren kişilere idarede görev alma imkânı sağlamıştır.

Mensiyüs, genel olarak insan tabiatı ve siyaset üzerinde yoğunlaşmış bir düşünürdür. Konunun bizim alakadar olduğumuz yanı ise, onun, insanın doğru yolu bulabilmesi için kendisinde doğuştan var olan tabii -bir diğer ifadeyle fıtrî- bilgiden hareket etmesi gerektiğini öne sürmesidir. Bunun hikmetli bir yaklaşım olduğu tartışma götürmez, zira hikmetlerin en yücesi olan Kur’an vahyi aynı şekilde bize yüzümüzü ‘Allah’ın fıtratı’na (fıtratallah) çevirmemizi emreder; Allah insanları bunun üzere yaratmıştır ki, dimdik ayakta duran din (ed-dînu’l-kayyim) budur (Rum: 30). Dolayısıyla Mensiyüs, kendi tarihî ve kültürel şartlarında bir nevi ‘fıtrata dönüş’ çağrısı yapmaktadır.

Mensiyüs’e göre, insan tabiatı doğuştan iyidir. Bu yaklaşım, insanın ‘ahsen-i takvim’ üzere yaratıldığını beyan eden Kur’an vahyi ile yüzde yüz örtüşür (Tin: 4). Aynı şekilde A’raf Suresi’nin 172-173. Ayetleri, Kâlû Belâ’da, bir diğer ifadeyle Elest Bezmi’nde (Bezm-i Elest) insanın Rabbiyle yaptığı sözleşmeye vurgu yapar ki, bu sözleşme (ahit ya da misak) fıtrîdir. Dolayısıyla iyilik, doğru yol üzere olma esas, kötülük, sapkınlık ise arızîdir; insanın ‘esfel-i sâfilin’e düşmesi sonradandır ve kendi tutum ve davranışlarıyla ilgilidir. Hz. Âdem ve eşinin kıssası da bunu ifade eder.

Elbette aile, çevre gibi unsurların da şu veya bu şekilde bunda etkili olduğu yadsınamaz. Nitekim bir hadis-i şerifte her çocuğun İslam fıtratı üzere doğduğu, daha sonra ana-babasının onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yaptığı ifade edilir (Buhârî, Cenâiz, 92; Ebu Davut, Sünne, 17; Tirmizî, Kader, 5).

Mensiyüs’ün insan tabiatının doğuştan iyi olduğu ve onun, doğru yolun bulabilmesi için kendinde doğuştan var olan tabii/fitrî bilgiden hareket etmesi gerektiği yönündeki görüşü bizi doğrudan insanın hakikati öncelikle kendinde araması gerektiği sonucuna götürür ki, Tasavvuf’ta da böyledir. İnsan ‘âlemin özü’dür (zübde-i âlem) ve Hacı Bektaş’ın ifadesiyle ne ararsa kendinde aramalıdır. Fıtrî bilgiden hareket edebilmesi için, insanın öncelikle kendisini keşfetmesi, dolayısıyla tanıması, bilmesi icap eder. Böylece kapılar birer birer açılıyor, hikmet hikmeti doğuruyor yahut geriye (kaynağa, kökene) doğru bir hikmet yolculuğu başlıyor.

Şöyle söyler Mensiyüs: “Başkaları tarafından aşağılanabilmesi için, insanın önce kendini aşağılaması gerekir.” Hikmet yüklü bu söz, insanın kendi tutum ve davranışlarının temel belirleyici olduğunu ifade etmektedir. “Nasıl olursanız öyle idare edilirsiniz” (Kenzu’l-Ummâl, VI/89) hadis-i şerifi de bunu içtimaî düzeyde ifade eder. Hatırlanacak olursa, Firavun kavmini küçümsemiş, hafife almış, aşağılamıştı, kavmi Firavun’a itaat etmiş ve fasık bir kavim olmuştu (Zuhruf: 54).

Hikmet tarihin her döneminde, farklı coğrafya, din ve kültürlerde özü itibariyle insanlığa hep aynı şeyleri söyledi. Elbette böyle olması İslam’dan başka bir yol aramamızı yahut İslam’ı sair dinlerle, felsefelerle harmanlamamızı, eklektik yaklaşımlar ortaya koymamızı gerektirmez. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey insanlık tarihinde hikmetin izini sürmek ve bağlantıları ortaya çıkarmaktan ibaret.

Konfüçyüs – Lao-Tzu – Mensiyüs üçlemesiyle birlikte Çin’e bir nokta koyup, hikmetin izini uzak-yakın farklı tarih, coğrafya ve kültürlerde sürmeye devam edelim…

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s