Kezban Acar / Tarih-Kültür / Yorum-Analiz / İktibaslar

Kafkasya’da Rus İstilası ve Direniş Hareketleri

kafkasya-direnişi-1Osmanlı-Rus Savaşı’nı Otechestvennie Zapiski (Anavatandan Notlar) adlı liberal bir gazete-dergi için rapor eden N. Maksimov, Avrupa Cephesi’nde Kuban ve Terek Kazakları ile birlikte Kafkas birliğini oluşturan İnguşların savaşmaya gönülsüz olduklarını yazar. Rusya için savaşmak yerine, İnguşların “dînen kardeşleri dedikleri Türklerin” tarafını tutmayı yeğlediklerini belirtir.

On dokuzuncu yüzyılda Kafkasya farklı etnik grupları ve Çerkesya, Mingrelia, Gürcistan, Ermenistan’ın büyük bir bölümünü, Dağıstan, Osetya, Abhazya ve Karakalpakların, Çeçen ve İnguşların topraklarını içine alan geniş bir bölge idi.(1) İlkçağlarda Romalıların-İskitlerin-Perslerin, Ortaçağlarda Bizanslılar-Sasaniler-Hazarların hakimiyet mücadelesine sahne olan bu bölge, 19. yüzyılda da İranlılar-Osmanlılar-Ruslar ve daha sonraları İngilizlerin etki ve mücadele alanı haline geldi.(2) Bu çalışmada, Rusların Kafkasya’ya ilgilerininin başlangıcı ve gelişimi ile ilgili kısa bir bilgi verildikten sonra, 19. yüzyılda Rusların Kafkasya’yı hangi amaçla ve nasıl işgal ettikleri ve onlara karşı gelişen direniş hareketlerinin özellikleri ve gelişimi açıklanacaktır. Bu yapılırken, bir anlamda Rus emperyalizminin Kafkasya’da yayılışının ana safhaları verilecektir.

Rusların Kafkasya’ya ilgilerinin başlangıcı 16. yüzyılın yarısına kadar gider. Birçok modern tarihçi Rusya’nın 1552’de Kazan Hanlığı’nı zapt ettikten ve 1556’da Hacitarhan’ı ele geçirdikten sonra Kuzey Kafkasya’ya doğru açılmaya başladığını yazarlar.(3) 18. yüzyılda Kafkasya’daki Rus işgali Petro ve Katerina döneminde yeni bir ivme kazandı. Petro 1722-23’te Derbend ve Bakü’yü ele geçirdi, ama bu başarılar “kısa ömürlü idi ve Ruslar İran Şahı Nadir Şah’ın baskıları sonucu buralardan geri çekilip, 1735 Ganja Antlaşması ile Derbend ve Bakü’yü İran’a bırakmak zorunda kaldılar ve bu iki şehir Ruslar tarafından ancak 1812’de kesin olarak ele geçirebildi.”(4)

Çariçe Katerina döneminde de Rusya’nın Kafkasya’nın işgaline yönelik çabaları devam etti. Ruslar Kabartayları ele geçirerek Kafkasya’daki merkezi geçitler üzerinde hakimiyet sağladılar. Her ne kadar Osmanlı Devleti Rusların bu ilerleyişini 1768-74 Savaşı ile durdurmak istedi ise de başarılı olamadı. “Çerkesler ile Çeçenleri Kafkas hattına gönderme çabaları başarıya ulaşamadı. Ruslar, Daryal geçidini ilk defa, hem de bir araba yolunu inşa ederek aştılar ve Gürcü İmareti Krallığı’nın başkenti olan Kutayis’i (Kutais) ele geçirdiler.”(5) Osmanlı Devleti daha sonra bu bölgedeki Rus ilerleyişini kesmek için ve kendi ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumak için 1781’de Karadeniz’in Asya kıyısında Anapa Kalesi’ni inşa ettirdi. Bu nokta Osmanlı’nın bölgede etkili olmasını sağlıyordu:

Dağlılar arasında Rusya’ya karşı tutum içinde olan feodaller buradan destekleniyor, akınlar düzenlemek için gerekli hazırlıklar buradan yapılıyordu. Anapa aynı zamanda köle ticaretinde de önemli bir merkezdi. Burası Osmanlı tacirleriyle yerli feodaller arasında ticari işlemlerin yapıldığı yerdi. Anapa İslam’ın yayılması ve propagandası açısından da önemli bir yerdi.(6)

Osmanlı’nın bu ve benzer çabaları Rus ilerleyişini durdurmaya yetmedi. Özellikle Kuzey Kafkasya’da Ruslar önemli başarılar elde ettiler.

Başarılarında askeri işgallerini birtakım sosyal, ekonomik ve siyasi politikalarla desteklemelerinin önemli bir rolü vardı. Bu politikaların başlıca özellikleri şunlardı: a) Kafkas topraklarına Kazak askerleri ve köylülerinin yerleştirilmesi ve stanitsaların kurulması b) Kafkas halkları içindeki sınıfsal anlaşmazlıklardan yararlanarak bazı ödüller ve imtiyazlar karşılığında eşraf ve feodal beyleri kendi taraflarına çekmek c) İslam dininin ve din adamlarının Kafkas toplumları içindeki etkisini azaltmak.(7) Bu politikaları Ruslara Kafkasya’yı işgallerinde yardımcı oldu. Ama yine de Rusların Kafkasya’yı fethi çok kolay olmadı. Özellikle 19. yüzyılın başından itibaren görülen Kafkas direniş hareketleri Rusya’nın karşısına çıkan engellerden biri idi. Buna rağmen 1804-1810 yılları arasında Ruslar Kafkasya’da özellikle General P. Tsitsionov’un Kafkasya komutanlığı döneminde önemli kazanımlar elde ettiler:

(Tsitsionov) Karabağ, Şirvan, Şeki ile kolayca anlaşma imzalandı. Bu anlaşmalar uyarınca, hanlar iç işlerinde tamamen serbest olacaklar ve hanedanlar veraset haklarını koruyacaklardı. Karşılık olarak Rus garnizonlarını kabul edecekler, nakdi ve ayni haraç verecekler, daha da önemlisi, “Pax Russica”ya razı olacaklar, yani savaş ve dış siyasete ilişkin haklarını Rusya’ya teslim edeceklerdi. Buna yanaşmayan hanlıklar, Tsitsionov tarfından güç kullanılarak ikna ediliyorlardı. 1804’te Cevad Han’ın destani direnişine rağmen Gence işgal edildi. İki yıl sonra Derbend ile Kuba alındı… Ruslar ertesi yıl (Bakü’yü) kuşattılar ve çok geçmeden de zapt ettiler. Böylece 1810 yılına doğru Dağıstan ile Kuzeybatı Kafkasya dışında kalan yerler tamamen Rus hakimiyeti altına düştü.(8)

Rusların Kafkasya’da ilerleyişi Kafkas halklarının direnişini de birlikte getirdi. Örneğin 1804’te Zolka denilen yerde Rus-İran Savaşı’nı da bahane eden Çerkesler yaklaşık 7000 kişilik bir kuvvetle Ruslara saldırdılar. Ama savaştan sayıca ve silahça üstün olan Ruslar galip çıktı.(9) Benzer şekilde, 1809-1810 yıllarında Khaberdey köylerinde Ruslara karşı isyanlar çıktı ama bu isyanlar da Ruslar tarafından bastırıldı.(10) Bu ve benzeri isyanlar, özellikle 1830’larda başlayanlar, Rusların Kafkasya’yı işgalini önleyemedi, ama büyük oranda zorlaştırdı ve geciktirdi.

Bununla birlikte, Rusya’nın Kafkasya’yı işgalinde, özellikle 19. yüzyılın ilk yarısında, en belirleyici etken Kafkas-Rus ilişkilerinden çok Osmalı-Rus ve İran-Rus savaşları idi. Osmanlı Devleti ve İran’ın güç kaybetmesi Rusya’nın bölgede daha da güçlenmesi anlamına geliyordu.(11) Rusya’nın bu iki devlete karşı aldığı her başarı onun Kafkasya’da biraz daha yayılması demekti. Örneğin, Rus-İran savaşları sonucunda yapılan Gürcistan Antlaşması (1813) ile Rusya “Gürcistan, Guria, İmeretya, Mingrelya ve Abhazya, Dağıstan ve Azerbeycan’ın kontrolünü ele geçirdi.”(12) 1828’de İran’la imzaladığı Türkmençayı Antlaşması ile ise Erivan da dahil olmak üzere Aras’ın kuzeyindeki bütün topraklarını ele geçirdi ve daha sonra da Kabartaylar, Osetler ve Gürcülerle yaptığı anlaşmalar sonucunda Daryal Geçidi’nden Orta Kura’ya indi. İmeretler ve Mingrelilerle olan dostluğu sayesinde de Rion Havzası’nı ve Suram Dağlarını kontrol eden Rusya Kafkasya’daki kontrolünü sağlamlaştırmak istiyordu, çünkü bu bölgeyi Akdeniz’e, Hint Okyanusu’na ve Orta Doğu’ya geçişinde bir üs olarak kullanmak istiyordu.(13)

Rusya bu yönde 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda imzalanan Edirne Antlaşması ile yeni kazançlar elde etti. Antlaşmaya göre:

Osmanlı Devleti Kuban ötesinde Adığe toprakları üzerindeki bütün haklarını kaybederek buraları Rusya İmparatorluğu’nun yönetimine bırakıyordu. Ayrıca Ahıska bölgesinin (Batum dışında) savaş tazminatı olarak Rusya’ya bırakılması, İran’ın da Revan’ı Rusya’ya bırakmak zorunda kalması Kafkaslar’da Rusya egemenliğini kesin biçimde ortaya koyuyordu.(14)

Rusya’nın Kafkasya’da kontrolünü sağlamlaştırmak istemesinin stratejik nedenleri dışında çok önemli ekonomik nedenleri de vardı. Kafkasya’nın fethi ile Rusya’nın asıl amacı, “I. Petro’nun belirlediği Hindistan’a ve ötesine uzanan ticaret yollarını ele geçirmekti.”(15) Diğer bir ifade ile Rusya’nın hedefi Kafkasya değildi; Kafkasya üzerine kurduğu kontrol sayesinde İran ve Osmanlı topraklarına uzanmak ve oradan da sıcak denizlere ulaşmak istediği çok açıktı.(16) Belki bu nedenledir ki, Rusya 1829 Edirne Antlaşması ile Kafkasya’da önemli kazançlar elde ettikten ve 1833 Hünkar İskelesi Antlaşması ile Boğazlarda kontrolü sağladıktan sonra, İngiltere Hindistan’da kendi çıkarlarını tehdit altında gördüğünden Rusya’ya karşı muhalif bir politika izlemeye başladı.(17)

Rusya’nın ekonomik amaçları ile bağlantılı olarak, Kafkasya’da, özellikle Çerkesya’da, otoritesini kurmak istemesinin bir diğer nedeni de Çerkesya kıyılarında devam eden kaçak Osmanlı-İngiliz ticaretini önlemekti. Ali ve Hasan Kasumov’un verdiği bilgilere göre, Çerkesya kıyılarındaki kaçak ticaret 1830’larda oldukça büyük bir boyuta ulaşmıştı. “Kaçakçılık yapanların Çerkesya’ya sattıkları başlıca emtia silah, cephane ve tuz idi. Bölgeden kaçak olarak götürülen başlıca mallar ise tarım ürünleri idi.

Sadece 1830 yılında Çerkesya kıyılarına kaçak olarak Anadolu’dan yaklaşık 200 Osmanlı ve İngiliz gemisi yanaşmıştı.”(18) Osmanlı ve İngiliz tüccarları kaçakçılığa ilaveten Osmanlı ve İngiliz yanlısı siyasi propaganda da yapmakta idiler. Bu nedenle Rus Çarı I. Nikola hem kaçak Osmanlı-İngiliz ticaretini önlemek hem de onların Rus aleyhtarı propagandalarını önlemek için Çerkesya’yı işgal planlarına hız verdi. Rusya’nın Kafkasya’da genişlemesi ile doğru orantılı olarak, Rus işgaline karşı direniş hareketleri de arttı.

Kafkaslıların Rusya’ya karşı direniş hareketlerinin organize edilmesinde ve etkili olmasında en önemli rolü müridizm hareketinin öncüleri İmam Gazi Muhammed ve daha sonraları da Şeyh Şamil oynadı. “Kafkasya’da sosyal ahlakı geliştiren, kabileler arasındaki anlaşmazlıkları kaldırıp birlik ve beraberlik duygularını yerleştiren, hırsızlık, kan davası, cinayet gibi suçların ortadan kaldırılmasını sağlayan ‘Müridizm’in hedefi ‘din uğruna cihat yapıp hür ve müstakil yaşamak’ idi.”(19) Bundan da anlaşılacağı üzere Müridizm hem dini hem de siyasi bir nitelik taşımakta idi. Müridizm hareketi en çok Dağıstanlılar ve Çeçenler arasında ilgi gördü. Ama Kafkasya’nın diğer halkları da direnişe katılmak da gecikmedi.

1840’larda Karadeniz kıyısı halkları, özellikle Adığeler, Rusya ile sıkı bir mücadele içine girdi. Mücadelenin bu dönemde yoğunlaşması ve güç kazanmasının en büyük sebebi 30’lu yılların sonunda inşası biten Karadeniz kıyı hattının inşasının sona ermesinden sonra Adığeler üzerinde artan Rus baskısı ve konrolü idi. 1840’ta “ürünün düşüklüğü ve soğuk kış yüzünden hayvanların telefatı sonucu Kuban bölgesinde”(20) baş gösteren korkunç kıtlık da direniş hareketlerini alevlendiren bir diğer sebep idi. Dağıstan ve Çeçenistan’da olduğu gibi, Kuban bölgesinde de mücadeleye güç kazandırmak ve bütün kuban halkını birleştirmek için, Hacı Muhammed gibi liderler müridizm hareketini yaymaya başladılar.(21) Bahsi geçen liderler Kafkas direniş hareketinde önemli roller oynadılar ama Kafkas halklarının Rusya’ya karşı verdiği mücadelede en önemli isim hiç kuşkusuz Şeyh Şamil idi.

Rusya’ya karşı cihad ilan eden Şeyh Şamil 1836’dan 1859’a kadar Kuzey Kafkasya’daki Çeçenler, Dağıstanlılar ve İnguşlar gibi Müslüman halkları liderliğinde bir araya getirmeyi başardı.(22) Her ne kadar Rusların yaptığı hatalar da Çeçenistan’ın fethini ve böylece Kafkasya’nın işgalinin tamamlanmasını ertelemişse de, araştırmacılar Kafkas direniş hareketini birleştiren Şamil’in liderlik özelliklerinin de çok önemli rol oynadığı konusunda anlaşırlar:

Şamil doğuştan lider, kumandan, diplomat ve politikacı idi. Rusları savaşlarda, entrikalarda ve yapılan görüşmelerde defalarca alt etmeyi becerdi. Rus propagandasının aksine, Şamil kör fanatisizmden uzak birisi idi. Elindeki gücü en iyi şekilde kullanmayı ve hem içerdeki rakipleri ile hem de Ruslarla mücadeleyi başardı. Üstelik, bir yandan sürekli savaşlarla, entrikalarla ve görüşmelerele uğraştı, bir yandan da çok sayıda kabileyi bir araya getirdi ve onları bir devlet çatısı altında topladı.(23)

Şamil’in liderlik özelliklerine rağmen Kafkas direniş hareketi 1860’lı yıllarda, özellikle Şamil’in 1859’da tesliminden sonra, çöktü. 1853 Ekim’inde Rusya ile Osmanlı Devleti arasında patlak veren, daha sonra 1854’te Fransa ve İngiltere’nin de Osmanlı’nın Sinop donanmasının Rusya tarafından yakılmasından sonra katılımı ile genişleyen Kırım Savaşı, Kafkas halkı için Rusya’ya karşı mücadelelerinde önemli bir fırsat idi. Ama Osmanlı ve İngilizlerin Kafkas direnişini kendi çıkarlarına alet etmek istemeleri ve Şamil’in buna izin vermemek istemesi sonucu bu fırsat olumlu yönde kullanılamadı.(24)

Şamil’in Rusya’ya karşı mücadelesinde sonuç olarak başarısız olmasının diğer ve daha önemli bir sebebi de Şamil’in kurmuş olduğu İslam devletinin değişik bölgelerine, özellikle Adığe bölgesine atadığı naiblerinin başarısız olması idi. Müridizm hareketinin liderlerlerinin kendi aralarındaki rekabetinin yanı sıra, İslam’ı kullanan Kafkas halkı zenginlerinin köylü halkı sömürmesi ve böylece halkın Müridizmden soğuması da naiblerin başarısızlığına etki etti.(25)

Bununla birlikte, Kafkas direnişinin başarısız olmasının en büyük sebebi Şamil’in 1850’de Ruslara boyun eğmek zorunda kalması idi. “(Bu) Kafkaslı Dağlı halkların direnişinin çöküşünü de birlikte getirdi. 1865 gibi Kafkasya’daki bütün halklar ya pasifize edildi ya da sürgün edildiler.”(26) Bütün bunlar Rusya’nın Kırım Savaşı’ndan sonra başlattığı kararlı ve sistematik askeri harekatların bir sonucu idi.

Edward Allworth ve Helene Carrere d’Encausse’nin belirttiği gibi, Kırım Savaşı’ndan sonra Rusların Kafkasya’da dahil olmak üzere bütün Orta Asya’yı işgal süreci hız kazandı. 1860’lardan 1880’lere kadar Rusların Orta Asya’daki fetihleri hakkındaki makalesinde, d’Encausse Kırım Savaşı’nda alınan gurur kırıcı yenilginin Rusya’nın Orta Asya’ya olan ilgisini arttırdığını yazar. Balkan ve Yakın Doğu politikalarında hüsrana uğrayan Rusya, Orta Asya’da gerçekleştireceği fetihler sayesinde yara alan imajını yenilemek ve yıkılan ekonomisini güçlendirmek istiyordu. “Rakipsiz pazarı ve zengin ham maddeleri”(27) olan Orta Asya’nın ekonomik önemi Rusya’nın Orta Asya’ya yayılmasında önemli bir rol oynadı.

Özellikle Rusya’nın Amerika’dan pamuk ithalini sekteye uğratan Amerikan iç savaşı Rus hükümetinin pamuk üretimi açısından zengin Orta Asya bölgelerine ilgisini arttırdı.(28)

Daha önce belirtildiği gibi, Şamil’in Rusya’ya boyun eğmesinden sonra Kafkas direnişinin çöküşü ile birlikte, Rusya Kafkasya’yı kontrol altına almayı başardı. Askeri harekatlar dışında, Rusya Kafkasya’da hakimiyetini sağlamak için ‘güvenilmez ve potansiyel tehdit’ olarak gördüğü birçok Kafkas halkını sürgün etti. Sürgün edilen halklar arasında Abhazlar ve Çerkesler başta gelmekte idi. Kuzeybatı Kafkasya’nın verimli topraklarında yaşamaya alışan Çerkesler göçe zorlandı:(Sistematik fetihler sonucu Rusların 1864’te Kafkasya’nın kontrolünü ele geçirmesinden sonra) Ruslar Çerkeslerin yurtlarında kalmasını imkansız hale getiren baskı ve bir tür saldırı hareketi uygulamaya başladılar. Köyler yağma edildi ve sonra yıkıldı. Büyük baş hayvanlar ve hayatta kalmak için gerekli her şey ellerinden alındı. Rusların yaptığı daha sonra Kafkasya’da ve Balkanlar’da sık sık tekrar edilecek olan -evleri ve tarlaları yakmak ve açlık ve kaçmaktan başka hiçbir şans bırakmamak şeklindeki- klasik zorla göç metodu idi.(29)

Göç ettirilmeyip pasifize edilenler arasında İnguşlar ve Karakalpaklar da vardı ki zaten Karakalpakların çoğu Rusya ve İran arasında imzalanan 1828 tarihli Türkmençayı Antlaşması’ndan sonra Türkiye’ye göç etmişti. Öyle gözüküyor ki, Ruslar Kafkasya’yı fetihlerine ve halklarını pasifize temelerine rağmen, Kafkasya’da hiçbir zaman tam olarak hakimiyet ve kontrollerini kuramadılar. Ne zaman bir fırsatını -ya bir iç karışıklık ya da bir dış savaş- buldular ise, Kafkas halkları Rusya’ya karşı onun düşmanları ile, özellikle Osmanlı Devleti ile, ittifak etmekten geri kalmadılar.

1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı Müslüman Kafkaslıların Rus kontrolünü sona erdirmek için kullanmak istediği fırsatlardan biri idi. Örneğin, Karakalpaklar Muhtar Paşa kumandanlığındaki Osmanlı’nın Doğu Anadolu ordusuna katıldı ve Ruslara karşı savaştı.(30) Benzer şekilde, bir grup Kafkas gönüllü Şamil’in hayattaki en büyük oğlu olup daha sonra bir Osmanlı Generali olan Gazi Muhammed’in liderliğinde bir araya gelip Rusya’ya karşı mücadele verdi.(31) 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı dönemine ait entelektüel ve askeri yazılarda kendisini gösteren Ruslar ve Kafkaslar arasındaki karşılıklı gerilim ve güvensizliği göze önüne alarak, Ruslara boyun eğen Kafkas halklarının bile Rus yönetimine direnişlerini devam ettirdiği ileri sürülebilir. Onlar direnişlerini ya silahlı bir ayaklanma ile ya da Rus ordusunda savaşmayı reddederek ifade ettiler.

“1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Kuzey Kafkaslar’ın bazı bölgelerinde (Dağıstan, Çeçenistan, İnguşistan) ve Abhazya’da halk ayaklanmaları ve isyanları meydana geldi. Bunlar, 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve genelde sömürgeciliğe karşı olan en kuvvetli halk hareketleri idi.”(32) Rus askeri personeli ve savaş muhabirlerinin cephedeki Kafkas askerleri ile ilgili gözlemleri de isyana katılmayıp Rus ordusuna alınanların bile Rus otoritesini kabul etmediklerini gösterir.

Aristokrat kökeni ve Severnaia Pchela, Moskovskii Vedomosti ve Russkii Vestnik gibi muhafazakar gazetelerdeki yazılarına rağmen, Rusya’nın Kafkas Cephesi’nde görev yapan Prince Vladimir Petrovich Mescherskii Kafkas Dağlı halklarının, özellikle Çeçenlerin, Kafkasya’daki Rus otoritesini kabulden çok uzak oldukları gerçeğini ifade eder. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile ilgili anılarında, Mescherskii bölgenin şefi olan General-Svustunov’un “dağlıları daha yakından gözetmek ve onların Çeçenistan’da başlayan ayaklanmadan etkilenmelerini önlemek için bir süre daha Grozni’de kaldığını”(33) yazar. Ayrıca, Mescherskii ayaklanmanın “kısa bir süre önce bastırılan yerel halkın yaşadığı Terskii bölgesinin tamanına yayılabilecek nitelikte olduğunu, ama Terskii bölgesinde sürekli bulundurulan Rus birlikleri sayesinde sadece Çeçenistan’la sınırlı kaldığı”nı belirtir. Ayrıca, yazar, “Kafkas eyaletlerinde Kafkaslı dağlıların genel bir ayaklanması olacağına ve bayrama kadar bütün Hıristiyanların katledileceğine dair genel bir beklenti olduğunu”(34) ifade eder. Mescherskii daha sonra asilerin disiplinsiz davranışları ve aul adı verilen Kafkas köylerini baskınlar yaparak ve köylülerin hayvanlarını çalarak yerli halkı kendilerinden soğuttuklarını ve bu nedenle de ayaklanmanın gerçekleşmediğini yazar. Beklenen ayaklanma gerçekleşmese bile, asilerin varlığı Kafkasya’daki Rus yönetiminin tam oturmadığını gösterir.

Osmanlı-Rus Savaşı’nı Otechestvennie Zapiski (Anavatandan Notlar) adlı liberal bir gazete-dergi için rapor eden N. Maksimov, Avrupa Cephesi’nde Kuban ve Terek Kazakları ile birlikte Kafkas birliğini oluşturan İnguşların savaşmaya gönülsüz olduklarını yazar. Rusya için savaşmak yerine, İnguşların “dînen kardeşleri dedikleri Türklerin”(35) tarafını tutmayı yeğlediklerini belirtir. Maksimov Rus kumandanların onların bölükte karışıklık ve huzursuzluk çıkarmalarını önlemek için bazı “sert ve baskıcı tedbirler” uygulamalarına rağmen, bölükte onları dengeleyecek başka yabancı ögeler olmadığı için, İnguşların disiplinsiz tavırlar sergilemeye devam ettiklerini yazar. Ayrıca Türklere duydukları sempatiden dolayı ve daha da önemlisi, Kafkas askerleri arasında sebep oldukları karışıklıktan dolayı, İnguşlara güvenmenin çok zor olduğunu, bu nedenle de bölük komutanının İnguşları evlerine geri gönderdiğini belirtir.(36) İnguşların savaşa karşı gönülsüz tavırları ve bölükteki uyumsuz davranışlarına dair Maksimov tarafından sunulan bu bilgiler İnguşların hâlâ Rus hakimiyetini kabullenemediklerini gösterir.

Savaşı Doğu Cephesi’nden bir Rus gazetesi için rapor eden A. N. Maslov ve savaşı Avrupa Cephesi’nden rapor eden Nemirovich Danchenko’nun anıları da Kafkaslıların Rus kontrolüne karşı devam eden direnişlerini gösterir.(37) Avrupa Cephesi’ndeki Kafkas bölüğü ile ilgili açıklamalarında, Danchenko önce Abhazların Rus ordusunda cesurca savaştıklarını yazar, sonra da onları hâlâ Ruslara sadık kaldıkları için tebrik etmek gerektiğini belirterek, her an Abhazların Ruslara karşı bir tavır almasını beklediğini gösterir. Bu da Abhazlarla Ruslar arasında hâlâ tam bir güven ve anlayışın oluşmadığını gösterir.

Benzer şekilde Maslov’un Doğu Cephesi’ndeki Kafkas ordusunun Kabordinskii bölüğünü oluşturan Karakalpaklar ve Dağıstanlılarla ilgili gözlemleri de bu halklarla Ruslar arasındaki gerginliği ve güvensizliği yansıtır. Maslov Dağıstanlıların o ana kadar “sadakatle ve cesaretle” savaştıklarını ama daha sonra ne olacağını söylemenin zor olduğunu yazar. Kabordinskii bölüğü “çaresiz ve affedilemez eşkıyalardan” oluştuğu için, onlara güvenmenin çok zor olduğunu belirtir. Kars’ta, “bazıları çoktan Rusya’ya ihanet edip, Türklerin tarafına geçti. Şimdi bu bölük hemen hemen ortadan kalktı. Onun dağıldığını söyleyenler var”(38) diye devam eder.

Bütün bu açıklamalar Rusya’ya karşı direniş gösteren Kafkas halklarının çoğunluğunun Müslüman olduklarını gösterir. Bu nedenle, din farkının Kafkas halkının direnişinde önemli bir sebep olduğu ileri sürülebilir. Rus askeri personelin ve savaş muhabirlerinin Kafkasya’nın gayrimüslim halkları hakkında yazdıkları da bu tezi doğrular niteliktedir. Örneğin, anılarında Rus generalleri ya da muhabirleri Gürcülerle ilgili tek olumsuz bir not yazmazlar. Aksine onları Rus ordusunun “kahraman ve cesur”(39) askerleri olarak tanımlarlar. 19. yüzyılın başında Gürcüler kendileri Rus hakimiyetini kabul ettikleri için, zaten bir Gürcü direniş hareketi de yoktur. Aynı şekilde Doğu Anadolu Cephesi’ne giden generaller ya da muhabirler Ermenilerden, Müslüman Kafkaslılara nisbeten, oldukça olumlu bahsederler. Her ne kadar onların Rus ordusuna sattıkları buğday fiatlarını yükseltmelerinden şikayet etseler ve özellikle genç Ermenileri eski generasyonlara göre Ruslara daha az sadık ve bencil olmakla suçlasalar da(40) genelde Ruslar Ermenilerden Müslüman Kafkas halklarından söz ettikleri gibi bahsetmezler. Bunun en büyük sebebi de ne Ermenilerin ne de Gürcülerin, ki her ikisi de Ortodoks, Ruslara karşı hiç bir direnişte bulunmamaları hatta gönüllü olarak Rus hakimiyetini kabul etmeleridir.

Kafkasya’daki Rus hakimiyetini tam anlamıyla sağlamlaştırmak için, Rus hükümeti 19. yüzyılın son çeyreğinde birtakım yeni politikalar benimsedi. II. Aleksandr, daha 1860’larda, Kafkasya’nın fethi tamamlandıktan sonra, birtakım politikalar uygulamıştı. Bu politikaların başlıcaları tehdit unsuru olarak görülen grupları sürgün etmek, özellikle de Osmanlı topraklarına göndermek, sınır boylarına “sadık” Kazakları yerleştirmek ve yeni bir vatandaşlık kavramı geliştirerek, bununla ilgili olarak bazı legal, kültürel ve eğitime yönelik reformlar yapmaktı.(41) Ama bu politikalar bazı başarılara rağmen hiçbir zaman Kafkasya’da gerçek Rus hakimiyetini sağlamaya yetmedi. Bunun da en önemli sebebi Rusların baskıcı politikaları ve zorla Kafkas topraklarını işgalleri gerçeği idi. Allworth’un yazdığı gibi, Rus işgalleri “istilacı ile istila edilenler arasındaki ilişkilerde derin yaralar açtı.”(42) Rus entelektüelleri ve askeri personelinin 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile ilgili notları ve anılarının da gösterdiği gibi, Rusların Kafkaslar’da açtığı yaralar hâlâ iyileşmemişti.

Osmanlı-Rus Savaşı’nı takip eden dönemlerde, özellikle III. Aleksandr döneminde, Rus hükümeti Kafkasya’daki hakimiyetini tam anlamıyla sağlamaya yönelik politikalarına devam etti. Bunların en önemlisi, Kafkas halkları ile birlikte, ülkedeki, Yahudiler gibi, diğer gayr-i Ortodoks halklara karşı yürütülen Ortodokslaştırma politikası idi.(43) Bu politikaya karşılık, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit de pan-İslamizm politikasını benimsedi. “Batı’nın ve Rusya’nın sömürgesi olan Müslüman ülkeleri Osmanlı Sultanı olan ve Halife sayılan Abdülhamit’in çevresinde birleştirmek pan-İslamizmin başlıca gayelerinden biriydi.”(44)

Bu Osmanlı politikasının etkili olmasını önlemek için Rus Kafkas yetkilileri “müslüman din görevlileri ve çevrelerini faaliyetlerini sıkı takibe almak, gizli polis ve güvenlik güçleri gibi” her türlü tedbiri almıştı.

Bu dönemde Ruslara karşı çok güçlü bir Kafkas direniş hareketi yoktu. Bu Rusların Müslüman halkları Ortodokslaştırma politikası veya Kafkas halklarını idari ve sivil anlamda Rus halkının bir parçası haline getirmeye yönelik reformlarından çok, birçok Kafkaslı halkı göçe zorlamaya devam etmesi ile ilgili idi. 1871-84 yılları arasında sadece Kuban vilayetinden Osmanlı ülkesine “3.598, 1888’te 3.421, 1890’da 9.153, 1895’te 3.998 Adıge sürülmüştür ki toplamı 20.161 kişi oluyor.”(45) Sürgünler 19. yüzyılın son çeyreğinde Kafkas halklarının Rusya’ya karşı direnişini baltalayan en önemli sebeplerdendi.

Dr. Kezban Acar

tarihtarih.com

1- Caucasian Boundaries: Documents and Maps, 1802-1946, ed. Anita L. P. Burdett, Archive Editions, 1996, s. 279.

2- Ariel Cohen, Russian Imperialism: Development and Crisis, Praeger: Westport, Connecticut, London, 1996, s. 55; Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876), TTK: Ankara, 1997, s. 25.

3- Saydam, s. 28; Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, Başlangıçtan 1917’e Kadar, TTK: Ankara, 1993, 3. Baskı, s. 155.

4- Justin McCarthy, Death and Exile: The Ethnic Cleansing of Ottoman Muslims 1821-1922, Darwin Press, Inc. Princeton: New Jersey, 1995, s. 33.

5- Saydam, s. 33.

6- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı: Çerkeslerin XIX. Yüzyıl Kurtuluş Savaşı Tarihi, Kaf-Der: Ankara, 1995, s. 90.

7- A.g.e. s. 43.

8- Saydam, s. 42.

9- A.g.e. s. 68.

10- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 70-73.

11- Saydam, s. 42.

12- Ariel Cohen, s. 56.

13- Saydam, s. 44, Kasumov, 75.

14- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 118.

15- Saydam, s. 45.

16- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 75.

17- A.g.e. s. 119.

18- A.g.e. s. 141.

19- Saydam, s. 46.

20- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 165.

21- A.g.e. s. 168.

22- John F. Baddeley, The Russian Conquest of the Caucasus, Curzon Press, 1999, s. 231.

23- Moshe Gammer, Muslim Resistance to the Tsar: Shamil and the Conquest of Chechnia and Daghestan, Frank Cass, 1994, s. 292.

24- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 174-188.

25– Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 173.

26- Moshe Gammer, s. 293.

27- Helene Carrere d’Encausse, “Systematic Conquest, 1865 to 1884”, Central Asia: A Century of Russia Rule, Ed. Edward Allworth, Columbia University Press: New York, Londra, 1967, s. 131.

28- A.g.e.

29- Justin Maccarthy, s. 34.

30- İslam Ansiklopedisi, 3. Cilt, s. 330.

31- Moshe Gammer, s. 294.

32- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 284.

33- V. P. Mescherskii, Kavkazkoi Putevoi Dnevnik, 1877-78, S. Petersburg, 1880, s. 16.

34- A.g.e.

35- N. Maksimov, “Za Dunaem”, Otechestvennie Zapiski, no. 9, 1878, s. 346.

36- A.g.e.

37- Danchenko Savaşı S. Petersburg’da yeni kurulan liberal günlük bir gazete, Nash Vek (Bizim Yüzyılımız), için rapor etti. Louise McReynolds, The News Under Russia’s Old Regime: The Development of a Mass-Circulation Press, Princeton University Press, Princeton, New Jersey, 1991, s. 87.

38- A. N. Maslov, God Voiny v Maloi Azii, 1877-78, S. Petersburg, 1879, s. 47.

39- V. M. Vonliarskii, Vospominaniia ordinartsa o voine 1877-78 gg., Sankt-Peterburg, 1891, s. 21, Maslov, s. 47.

40- Mescherskii, s. 121-122, Maslov, s. 47.

41- Austin Lee Jersild, “From Savagery to Citizenship: Caucasian Mountaineers and Muslims in the Russian Empire”, Russia’s Orient: Imperial Borderlands and Peoples, 1700-1917, ed. Daniel R. Brower ve Edward J. Lazzerini, Indiana University Press: Bloomington, s. 103-104; Dov Yaroshevski, “Empire and Citizenship”, Russia’s Orient, s. 71.

42- Allworth, s. 59.

43- Edward C. Thaden, Conservative Nationalism in Nineteenth-Century Russia, University of Washington Press: Seattle, 1964, s. 199.

44- Ali Kasumov-Hasan Kasumov, s. 289.

45- A.g.e., s. 299.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s