Atilla Fikri Ergun / Güncel Siyaset / Medya / Siyaset / Uluslararası Siyaset / Yazarlar

Nesebi Belirsiz Muhalefet ve Savaş İsteyen Ruh ve Akıl Hastaları

atilla-fikriergun-köşeSırf Erdoğan’a küfredebilmek için kendi ülkesinin aleyhine hareket edip konuşmakta, hatta Rus, Acem, Yunanlı yahut Fransız olmakta sakınca görmeyen “muhalif”in muhalefeti ihanetten öte hiçbir anlam taşımıyor.

Tetiğe basılmadan önce muhalefet bağlamında her şey söylenebilir, eleştiri ve uyarı yapılabilir, öngörüler ortaya konulabilir, ancak tetiğe basıldıktan sonra bütün bunlar biter, adam olan kendi ülkesinin yanında durur, kendi ülkesinin aleyhine hareket etmek şöyle dursun gâvurun işine yarayacak tek söz dahi sarf etmez.

Suriye politikası başından itibaren hatalıydı, ilk günden itibaren yazdık çizdik, bu ayrı bir mesele, gelinen eşikte kendi ülkemizin çıkarları ve başarısı dışında alakadar olacağımız herhangi bir şey yok. Türkiye bu saatten sonra Suriye’de denklem dışı kalırsa sonuçları 50 yılda zor telafi edilir. İlaveten; Esed, İran ve Rusya Suriye’de Müslümanları katlederken ses çıkarmayanların düşürülen Rus uçağı için bağırıp çağırmaları münafıklığın da ötesinde.

Sırf Erdoğan’a küfredebilmek için kendi ülkesinin aleyhine hareket edip konuşmakta, hatta Rus, Acem, Yunanlı yahut Fransız olmakta sakınca görmeyen “muhalif”in muhalefeti ihanetten öte hiçbir anlam taşımıyor. Sosyal medyada -sanki yapabilirmiş gibi- Putin’e “Türkiye’ye füze yağdır, Erzurum’u, Yozgat’ı vs. dümdüz et” diye davetiye çıkaran “muhalif”in nesebi belli değil ne yazık ki. Böyle akılsız, ne idüğü belirsiz, kanı bozuk “insanlarla” da, çamur muhalefetle de işimiz yok bizim.

Muhalif “basın”ın ilk andan itibaren yaptığı yayından bir nebze dahi olsa utanmadığı, bundan sonra da utanmayacağı aşikâr; işte bu yüzden muhalefet bu ülkede kaybetmeye mahkûm. Atılan manşetler, yapılan haberler yan yana konulduğunda muhalif “basın”ın Rus basını görüntüsü verdiğine şüphe yok. Ne yazık ki, bu ülkede muhalefet ihanetle eş anlamlı.

Türkiye’de ulusalcı yok, olsaydı iyiydi, zira modern anlamda ulusalcılığı tasvip edelim ya da etmeyelim dünyanın her ülkesinde ulusalcılar vatanlarına sahip çıkan insanlardır. Uçak krizi ile birlikte Türkiye’deki sözde ulusalcıların iktidarı yıpratmak ve eğer başarılabilirse devirmek uğruna kendi ülkelerine karşı başka bir ülkenin yanında yer almaktan zerre-i miskal çekinmeyecekleri açıkça görülmüş oldu. Yazık, Türkiye’nin durumu hiç de iç açıcı değil, Allah bu ülkeyi savaştan uzak kılsın, bu insanlarla birlikte savaşa girsek arkadan vurulma ihtimalimiz yüzde 99,9’dur.

Rus devlet sözcüsü gibi konuşanların bu topraklara aidiyeti, Putin’i ‘ilah’ zannedip “Bakın size neler edecek” kabili konuşanların ruh sağlığı başlı başına bir tartışma konusu.

Ulusalcı geçinip Rusya’yı destekleyenlerin ulusalcılıkları başlı başına bir masal konusu.

TV ekranlarında ve özel röportajlarda “Böyle bir ihlal için uçak mı düşürülür” diyen emekli generallerin görev yaptıkları süre içerisinde hangi ülkenin sınırlarını nasıl korudukları başlı başına bir merak konusu.

İçerideki İrancıların ve Rus yanlılarının ilk andan itibaren Türkiye karşıtı tavır takınmaları tam olarak millîlik-gayri millîlik meselesi.

Putin’in amiyane tabirle Türkiye’ye “sünnetçi korkusu” vermeye çalışmasından anlaşılan ise başlı başına karizmanın çizilmesi meselesi.

“Hava ve kara sınırlarımızı korumak uluslararası hakkımız ve ulusal görevimizdir” diyen Başbakan’ın, Yunanistan’ın işgal ettiği 16 ada için neden harekete geçmediği başlı başına bir merak konusu.

Rus uçağının düşürülmesine ilişkin “Türkiye bunun için ağır bedel ödeyecek” diyen -Hamaney efendinin yüksek askerî danışmanı- Yahya Rahim Safevi adlı Acem şebeğini rahatsız eden şey Türkiye’nin onların tarihleri boyunca yap(a)madıkları şeyleri tarih boyunca yapagelmiş olması. Acemler tarihleri boyunca sürekli Müslüman öldürdükleri için aksi yöndeki icraatlar onları kahrediyor. İran’a da içerideki şebeklerine de ders olsun!

Bu ahval ve şerait içinde muhalif “basın”ın HDP-PKK’ya angaje olan gazetesi Cumhuriyet’in genel yayın yönetmeninin tutuklanması üzücü değil. MİT tırları örneğinde olduğu gibi medya eliyle yapılan bu tür operasyonların “basın özgürlüğü” ile alakası yok. ABD basınında CIA’ya, İngiliz basınında MI6’ya “özgür gazetecilik” adı altında operasyon çekecek bir “akıl” bulunmaz, bizde ise muhalifler buna “basın özgürlüğü” diyorlar.

Bütün bunların yanı sıra bir de savaşa meraklı olan çocuklar var, “vururuz kırarız” demeyi çok seviyorlar; iyi bir ruh hali değil bu. Şu bir gerçek ki, Türkiye tıpkı I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yoktan yere savaşa sokulmak isteniyor. Plan başarılı olursa haritalar Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde değişecek. Muhafazakâr-İslamcı medya ise “tarihî fırsat” yakalandığı zannı içerisinde. Son yüzyıla dair sağlam bir tarih okuması ve analiz yapılırsa Türkiye’nin bu bölgede bu şekilde gireceği bir savaştan bölünerek çıkacağı açıktır. Ülkemizin yanında olmakla birlikte bunları da söylemiş olalım.

Sosyal medyada “savaş” naraları atan sakat ruhlu uçuk kaçıklar, politiğin ekonomik, askerî, tarihî hiçbir türünü bilmiyorlar, “denge siyaseti” deseniz anlamazlar, stratejiden zaten çakmıyorlar ama savaş çığırtkanlığı yapmaktan da geri durmuyorlar; cehaletin bu türü son derece tehlikelidir, savaş çıktığı zaman ilk sıvışacak olanlar da bunlardır.

Türkiye sınırı yolgeçen hanı değil, Rusların bunu er ya da geç anlamaları gerekiyordu. Bundan sonra süreç biraz daha sıkıntılı olacak, gerilim devam edecek ve Ruslar intikam almak için fırsat kollayacaklar. Türkiye için uçağı düşürmek suretiyle gereğini yapmış, Rusya’ya bir ders ve mesaj vermiş olmak kâfi. Bundan ötesini arayan varsa ruh ve akıl hastalıklarına görünsün.

Savaşa meraklı çocuklar modern savaşın ne denli yıkıcı olduğunu bilmedikleri gibi, analiz kabiliyetinden de yoksunlar. Tavla oynayan zar atar, kumar “şans, kader, kısmet” denerek oynanır, satranç oynayan en azından iki üç hamle sonrasını kestirmek zorundadır. Ne yazık ki, Muhafazakâr-İslamcı zihin kötü bir tavla oyuncusu.

Türkiye’nin bu kafayla, bu şekilde gireceği bir savaşta Batılı “müttefikleri” onu yapayalnız bırakırlar, hatta oturup Ruslarla coğrafyayı nasıl bölüşecekleri üzerine pazarlık ederler.

Akıllı, duyu organları tastamam çalışan insanlar korkarlar, korku içgüdüsel bir şeydir, insanî refleksleri harekete geçirir ve hayatın idamesini sağlar, bu yüzden korkusuz insanlara ‘deli’ denir ki, böyleleri fazla yaşamazlar. Bu anlamda korku ayıp bir şey değildir, bilakis ringe çıkan her boksör, sahaya çıkan her oyuncu, komuta kademesinden erine kadar savaşan her asker yine bu anlamda bir nebze olsun korkar ki, son derece sağlıklı bir ruh halidir bu.

Özetle önünü arkasını düşünmeden savaş naraları atan kafaya prim vermemek icap eder. Akıl mantık dışı hareketler geçen yüzyılın ilk çeyreğinde yürürlüğe konulan planın günümüzdeki ikinci ayağını tastamam hedefine ulaştırır, ondan sonra burada savaş naraları atanlar bir yerlerini avuçlar!

Atilla Fikri Ergun akilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s