Ömer Yılmaz / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Konfüçyüs’ün Islah Haritası

ömer-yılmaz-köşe-3Bilge filozofun ıslah haritasında -özellikle başlangıç noktası itibariyle- Kur’anî bir hakikat Kur’an’dan asırlar önce Uzak Doğu’da hikmet sahibi bir kimsenin ağzından ifadesini bulmuştur.

Konfüçyüs bizim neyimiz olur, hiçbir şeyimiz, Müslüman mıdır, değildir; Milat’tan önce yaşamıştır (M.Ö. 551 – M.Ö 479). Mamafih o, Lao-Tzu ve Buda ile birlikte Uzak Doğu’nun hikmet sahibi üç büyük isminden biridir. Hikmet, Mü’min’in yitik malı olduğu, Emr-i Nebevî icabı nerede bulunursa alınması gerektiği için, Konfüçyüs’ten de alacağımız şeyler vardır elbette.

Bilge filozof, kendi ifadesiyle eskiye inanan biridir, kurucu değil aktarıcıdır, dolayısıyla inşacı değil ihyacı, yenilikçi değil gelenekçidir. Nitekim kadim Çin dinini, geleneğini ihya etme çabası içinde olmuştur.

Hikmet her işin belli bir tertip (sıra) içerisinde yapılmasını gerekli kılar ki, her gün yapageldiğimiz basit, rutin işlerde dahi bu böyledir. Tabii olarak bireyden topluma, evden devlete uzanan geniş bir yelpazede işlerin yoluna konulabilmesi için belli bir tertibe ihtiyaç vardır. Öncelik sıralaması doğru yapılmadığında işler karışır, maksat hâsıl olmaz.

Ne yazık ki, hikmeti kaybettik kaybedeli biz Müslümanların işleri hep böyledir, hayatın hemen her alanında kara düzen hâkimdir ve neredeyse hiçbir işin başı sonu belli değildir. Nereden başlayacağımızı bilmeyiz, ilk sıradaki işi en arkaya atarız, sonda yapacağımız işi başta yapmaya kalkarız, ortası başka bir âlemdir.

Kendimi bildim bileli Müslümanlar arasında “ıslah çizgisi”nden bahsedilir, ıslah aşağı, ıslah yukarı… İşin kötü tarafı bu “ıslah çizgisi”nin -bundan bahsedenlerin kendi dar alanlarında dahi- işe yaradığı hiç görülmemiştir, düzen aynı kara düzen! Kuşkusuz bunun başlıca nedeni Müslümanların silsile-i meratip’ten bihaber olmalarıdır. Açacak olursak; genel olarak, kendilerini ıslah etmeden toplumu ıslah etmeye kalkışanların, yaşadıkları ülkede işleri yoluna koymadan dünyayı -en azından İslam coğrafyasını- kurtarmaya soyunanların trajedisidir söz konusu olan.

Konfüçyüs, “eskiler” tabirini kullanarak geleneğe vurgu yapar ve sondan başlayıp kökene inmek suretiyle beş aşamalı bir harita ortaya koyar ıslah için. Şöyle söyler: “Eskiler erdemin ışığıyla ortalığı aydınlatması için önce devlet işlerini yoluna koyarlardı; devlet işlerini yoluna koyabilmek önce ev işlerini yoluna koyarlardı; ev işlerini yoluna koyabilmek için önce kendilerine çeki düzen verirlerdi; kendilerine çeki düzen verebilmek için önce düşüncelerini yola koyarlardı; düşüncelerini yola koyabilmek için önce bilgi eksikliğini giderirlerdi.”

Dolayısıyla bilge filozofun ıslah haritası şu şekildedir: Bilgi > Düşünce > Ferdî Islah > Evin -dolayısıyla ailenin- Islahı > Devletin Islahı. Böylece erdeme ulaşılmakta ve erdem, ışığıyla ortalığı aydınlatmaktadır.

Bilge filozof, işe bilgi eksikliğinin, yani cehaletin giderilmesiyle başlar. Bilgi düşüncenin, düşünce de eylemin atasıdır. Bilgiyi sağlam kaynaktan, dosdoğru bir biçimde ve tam olarak almak icap eder. Doğru ve eksiksiz (tam) bilgi düşünceyi inşa eder. Bu şekilde işin teorik yönü sağlam temeller üzerine oturur; bu, doğru pratiğin olmazsa olmazıdır. Böylece sıra kişinin kendisine çeki düzen vermesine gelir -ki, aslında bu üçü birdir-, İslamî literatürde buna “ıslah-ı nefs” denir. Nefsini ıslah eden kişi işe önce kendi çevresinden başlayarak ilkin ev işlerini yola koyacak, aileyi ihya edecektir. Sosyal örgütlenme evden (aileden) başlar; ev (aile) toplumun çekirdeğidir. Bu şekilde herkes kendi kapısının önünü süpürdükten sonra sıra devlet işlerine gelir. Devlet, kendisiyle güvenliğin sağlandığı ve adaletin tesis edildiği mekanizma veya aygıt olması hasebiyle toplumun en üst düzeydeki örgütlülüğüdür ve bu nedenle ıslah haritasının son (tepe) noktasını teşkil eder.

Konfüçyüs, bu haritayla tabandan tavana doğru seyreden bir ıslah çizgisi ortaya koyar ki, Politik İslamcılığın trajedisi tam da bu noktada başlamaktadır; zira İslamcılar, ekseriyetle, devletin ele geçirilmesi halinde her şeyin düzeleceği, bu sayede (devlet aygıtı sayesinde) İslam’ın topluma hâkim olacağı düşüncesini benimsemişlerdi. Bu, tavandan tabana doğru seyreden bir değişim-dönüşüm anlayışıdır, dolayısıyla tepeden inmecidir. Bu tür plan projelerle şeklen başarıya ulaşmak mümkünse de, işin özünde herhangi olumlu bir değişiklik meydana gelmez ki, gerek tarih içinde gerekse günümüzde çok sayıda örneği bulunmaktadır.

Bilge filozofun ıslah haritasında -özellikle başlangıç noktası itibariyle- Kur’anî bir hakikat Kur’an’dan asırlar önce Uzak Doğu’da hikmet sahibi bir kimsenin ağzından ifadesini bulmuştur: “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d: 11).

Hikmet hikmettir, her ne kadar ifade biçimleri birbirinden farklı ise de, Doğu’da da Batı’da da birdir, değişmez; hikmetlerin en yücesi olan ilahî vahiy de bunu tasdik eder. Hikmet yoksa insan da yoktur devlet de.

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s