Atilla Fikri Ergun / Devlet Tartışması / Felsefe-Düşünce / Yazarlar / Yorum-Analiz

Reel İle İdeal Arasında Devlet

atilla-fikriergun-köşeTarih içinde kaleme alınmış, İslam ilim-irfan-tefekkür mirasının bir parçası olan Siyasetnâmelerin muhtevasından az çok haberdar olan herkes mevcut yapının ve bu yapıyı idare edenlerin devletle ve devlet adamlığı ile uzaktan yakından herhangi bir alakasının olmadığını bilir.

Önce bir noktanın altını önemle çizelim: İmparatorluğun parçalanmasının ardından kurulan nizamda Batılı anlamda ‘modern ulus’ -millet değil- oluşturma ameliyesi birçok sıkıntı ve zulüm doğurdu ve bundan herkes nasibini aldı. Dolayısıyla esastan ve usûlden yanlış olan bu ‘modern ulusçu’ yaklaşımdan kurtulmak gerekiyor.

Tarih içinde kaleme alınmış, İslam ilim-irfan-tefekkür mirasının bir parçası olan Siyasetnâmelerin muhtevasından az çok haberdar olan herkes mevcut yapının ve bu yapıyı idare edenlerin devletle ve devlet adamlığı ile uzaktan yakından herhangi bir alakasının olmadığını bilir.

Devlet içtimaî, siyasî, iktisadî, hukukî nizamı deveran ettiren -ki kelimenin anlamlarından biri de budur-, dolayısıyla istikrarını sağlayan mekanizmadır; kan dolaşımını sağlayamıyorsa, kan dökülürken içeride ve dışarıda acz içerisindeyse veya zaaf gösteriyorsa insanlar kendi başlarının çaresine bakmak zorundadırlar.

Mevcut tablo itibariyle can, mal, akıl, nesil, din emniyeti açısından devlete güven duyulacak bir noktada değiliz. Oysa Hz. Peygamber, “Endişe ve ızdıraplardan o derece emin olacaksınız ki, bir atlı San’a’dan Hadramevt e kadar Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan gidecek, kimsenin koyun sürüsüne kurt saldırır diye bir korkusu olmayacak”(1) diyordu. Devlet bunun için var, değilse devletle bir işimiz yok.

Devlet idaresi emanettir, Müslüman, gâvurdan iktibas edilmiş, Şeriat’a mugayir kanunla iş görürse o koltukta onun oturmasıyla gâvurun oturması arasında fark kalmaz, belki gâvur o kanunla iş görürken Müslümandan daha adil bile olur. Bu takdirde Müslüman olduğunu söyleyen bu tür idarecinin hükümde gâvurdan farkı nedir? Elbette bütün bunlar işin ideal yönüyle ilgili.

Öte yandan en kötü düzen düzensizlikten iyidir; zira insan, içtimaî bir varlık olarak önce can güvenliği, yemek ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayarak hayatını idame ettirebileceği bir düzen arar. Bu noktada meşhur kaide devreye girer: Tamamı elde edilemeyen şeyin tamamı terk edilmez!

Hal böyle iken kendilerini “tevhidî” olarak nitelendiren Müslümanlar için uçlarda gezinmek son derece cazip. Her şeyden önce böylelerinin ne istedikleri belli değil, devlet ıslah olsun, İslam olsun diye gayret göstermek yerine devleti toptan yok etmenin peşindeler, yerine ne koyacaklarsa.

Sigortası vardır, hastalandığında devletin hastanesine gider, çocuğunu devletin okuluna gönderir, devletin üniversitesini bitirip avukat, doktor, mühendis vs. olur, başı sıkıştığında polisi arar, yasal yollardan iş yeri açar para kazanır, gerekli gördüğünde mahkemeye başvurur vs. sonra “faşist devlet” diye slogan atar, devleti etkisiz hale getirip yıkmaya çalışır, terör örgütlerini davet eder.

Peki, senin bu kadar çok ne işin var yıkmak, yok etmek istediğin faşist devletle?! İşte bu saf çelişkinin zuhurudur. Devleti yıkıp yok etmekle devleti ıslah etmek, işletim sistemini değiştirmek arasındaki farkı anlayamayacak kadar cahildir bu zevat. Mevcut düzenden hoşnut olmayan insanlar düzenin iyileştirilmesi veya yerine daha iyisinin tesis edilmesi için fitne-fesat çıkarma ve kan dökme yoluna başvurmazlar, akl-ı selimle diğerlerini kendi fikirlerinin veya öngördükleri içtimaî, siyasî, iktisadî modelin doğruluğuna ikna etmeye çalışırlar. Aynı şekilde düşünen insanlar bu amaçla kendi aralarında fikrî, içtimaî, siyasî ve iktisadî açıdan örgütlenme cihetine giderler ve toplumlarına davette bulunurlar. Bunun dışındaki yol ve yöntemlerin tümü bâtıldır, fitne-fesada hizmet eder, mevcut problemleri çözmez, bilakis daha da derinleştirir.

Yozlaşmanın, zulmün en üst seviyeye çıktığı toplumlarda dahi bu böyledir, bu yüzden de peygamberler kendi toplumlarında daima ıslah yolunu tutan kimseler olarak ortaya çıkmışlardır. “Benim istediğim yalnızca gücüm nispetinde ıslah etmektir” (Hûd: 88). Buna karşın tahakküm arzusuyla yanıp tutuşanlar, devrimci-ihtilâlci, isyancı-kıyamcı yaklaşımlara rağbet gösteriyorlar, oysa bu tür yaklaşımlar ıslah etmez, karşı fesat çıkarır.

Koy ortaya sistem önerini, yap siyasetini, fikrî, içtimaî, siyasî, iktisadî açıdan örgütlen, insanları ikna et, devlet bugün faşistse yarın hakiki manada demokratik olur, İslamî olur vs. Ancak birileri hiç kimseye hayırları yok iken, ilim, irfan, tefekkür yoksunu iken, içtimaiyyattan, siyasetten, iktisattan çakmaz iken, sağlıktan, eğitimden, savunmadan zerre-i miskal anlamaz iken, kalkıp sloganlar atarak, silaha başvurarak, kötü de olsa düzeni yok edip, milleti dünyaya yem etmeye kalkışırsa hain damgası yemeyi hak ederler. Çünkü bu “anlayış” elimizde kalan son toprakları da Bosna’ya, Filistin’e, Irak’a, Suriye’ye çevirir. Milletin, böylelerinin ne “aklına” ne de takıntılarına ihtiyacı vardır.

Bununla birlikte laftan sözden anlamayan toplumlarda istibdadî yönetimin mahzuru yoktur, bu tür toplumlara demir yumruklu biri lazımdır ki, kaosu karmaşayı bitirsin, işleri düzene soksun, herkesi olur olmaz konuşturmasın, zayıfın hakkını güçlüden alsın, içtimaî çözülmenin önüne geçsin, fesadın kökünü kessin.

Bizde “diktatör” olarak nitelendirilenler diktatör falan değiller, diktatör olsalardı ülke bu halde olmazdı, onlar kendi menfaatleri/çıkarları uğruna zaman zaman baskıya ve sertlik yoluna başvuran kimseler sadece. Koltuklarını korumak için arada baskı ve sertlik yoluna başvuranlarla tarihte dirlik düzen sağlamak için sertlik yoluna başvuranlar arasında dağlar kadar fark var.

İnsan güzellikle yola gelmiyorsa “Zorla olmaz bu işler” deyip her yolu serbest bırakmak, hiç kimsenin hiçbir işine karışmamak da kötülüğün bir başka türü. Ahlaksızlıktan uzak insan gibi yaşamak isteyenlere, mazlumlara, masumlara haksızlık. Dolayısıyla keyfî ve kişisel menfaat adına olmadıktan sonra güce dayanmanın hiçbir sakıncası yok.

Hayvanca yaşamak için “özgürlük” kavramının arkasına sığınanlar ülkeyi, toplumu, nesilleri ifsat ettiler. İnsan yerini, haddini bilmiyorsa onu sınıra çekecek birtakım unsurlara ihtiyaç var, aksi takdirde hiç kimse zulmün önünü alamaz.

Bu bakımdan “Kibrinin kurbanı olarak cennetten kovulan insanların bir arada var olabilmeleri, kaosun önlenebilmesi ancak devlet sayesinde mümkündür” diyen St. Augustin’e katılmamak elde değil. Hakikat gâvurun ağzına düştü diye hakikat olmaktan çıkmaz. Nefsinin esiri olmuş, kibri şişmiş, semirmiş, şehvet düşkünü bir yığın insanın işlediği ya da işleyeceği cürmü bertaraf etmenin başka yolu yok.

Bunları söylediğinizde hemen “faşist” damgası yiyorsunuz. Hakaret kastıyla önüne gelene “faşist” damgası vuranlar faşistlerin faşist olmaktan gurur duyduklarını anlayamayacak derecede kara cahiller. Yani senin hakaret olarak söylediğin lafı karşındaki adam alıp başının üzerine koyar, bir. Faşizm siyasal bir sistemdir, beşerî olması hasebiyle yanlış, kabul edilemez yönleri olduğu gibi iyi yanları da vardır; halkçıdır mesela, sınıfları ortadan kaldırmak ister, kapitalizmde olduğu gibi sadece zenginlerin veya komünizmde olduğu gibi sadece işçilerin değil total olarak halkın refahını amaçlar vs., iki. Diğer ideoloji ve sistemlerin pratiklerinde görülen sakatlıklar elbette faşizmin pratiğinde de ziyadesiyle görülmüştür, üç.

Ancak birileri de çıkıp farklı bir faşizm yorumu geliştirebilir. Sovyet ve Çin tecrübelerine bakarak değerlendirme yapanlara “Gerçek komünizm bu değil” yahut Suud ve İran’daki mevcut idarî sisteme bakarak değerlendirme yapanlara “Gerçek İslam bu değil”  diyenlerin “Gerçek faşizm bu değil” dendiği zaman söyleyecek sözleri olmaz. Önüne gelene hakaret maksadıyla “faşist” damgası vuran kara cehalet için ek bir bilgi mahiyetinde totalitarizm ve faşizmin kaynağını Hegel’den aldığını da belirtmiş olalım. Dolayısıyla önce Avrupa merkezli deli gömleği felsefî akımlarla-ideolojilerle hesaplaşmak icap eder. Bir yandan Batılı filozoflardan alıntılar yapıp Batı tipi felsefeyi kutsarken öte yandan “Faşizm ne kadar kötü” demek tam bir ikiyüzlülük; bataklık Batı’da, burada değil.

“Selçuklu da Osmanlı da faşistti” diyerek tarihe hakaretler yağdırmaktan zevk alan, tarihî tecrübelerimizi yok sayma eğilimindeki “akıl” tam anlamıyla şaşkın. Bu toprakları herkes için bir sığınak haline getirdikleri, Hz. Ömer’in miri toprak düzenini devam ettirip, ticaret-ziraat-meslek erbablığı/ustalık üçlüsü ile paranın tahakküm aracı olarak değil de hizmet aracı olarak kullanıldığı bir iktisadî sistem kurdukları, hepsinden de önemlisi bin yıla yakın bir süre gâvura karşı set olup Müslümanların arkasını kolladıkları için “faşist” olarak nitelendirilmeyi hak ediyorlar demek ki.

Osmanlı’da devlet halkın özel hayatına, dinine, diline, örfüne-âdetine, kültürüne karışmazdı, eğitimde de zorlama yoktu, isteyen çocuğunu mahalle mektebine, isteyen medreseye, isteyen başka bir yere verirdi, tek kırmızı çizgi içtimaî düzene-hukuka riayetti, itiraz etmek serbestti ancak isyan edenin kafası giderdi.

İslam tarihinde genel olarak siyaseten katl vardır ki, bu da kişi ya da insan topluluklarının içtimaî düzeni-hukuku tanımamalarından, isyan yoluna başvurmalarından, devletin egemenliğini yok saymalarından kaynaklanır, katledilenlerin tümü bu yola başvurmuşlardır, inanç, etnik aidiyet vs. hiçbir zaman bunda etkin olmamıştır.

Örneğin daha çok heterodoksiye mensup kişi ve topluluklar isyan yoluna başvurdukları için Osmanlı’nın Alevî-meşrep kişi ve grupları sırf Alevî-meşrep oldukları için katlettiği şayiası yaygınlık kazanmıştır. Asıl ve tek sebep içtimaî düzeni-hukuku tanımama, devletin egemenliğini yok sayma ve isyan yoluna başvurmadır.

Sorunları çözmenin iki ana yolu vardır, ya herkes akl-ı selimle işini çözmeye çalışır ya da Yavuz Sultan Selim devreye girer. Aksi söz konusu olduğunda ne can, mal, ırz, namus güvenliği kalır ortada, ne huzur, ne de içtimaî düzen. Kısacası devlet idare etmenin gereği budur.

Atilla Fikri Ergunakilvefikir.org

1- Buhârî, Menâkıb, 25, Menâkıbu’l-Ensâr, 29; İbnu’l-Esir, Üsdu’l-Ğabe, II/115; Ebu Nuaym, Hilye, I/144

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s