Ali Tarık Parlakışık / Din / Yazarlar / Yorum-Analiz

İmam-ı Azam’ın ‘Klas’ Çizgisi

ali-tarik-parlakişikEbu Hanife’nin örgüsünde itidal aşikâr bir haldedir. Fıkhi duruşundan rivayetler konusundaki yaklaşımına ve siyasi muhalefetine kadar her konuda itidal ve muvazene dikkat çeker.

1.

İmam-ı Azam Ebu Hanife, fikirde hoşgörülü olmasının yanında fikri meselelerde ve hukukta mücerret fikir telakkisine malik, haliyle kendi içinde tutarlı ve emin, ‘klâs’ duruşu olan bir simadır.

2.

Ebu Hanife, İslami ilimleri arkalamayan bir ilim adamıdır. Akla yaklaşımı da bu veçhesini hâlelendiren bir etkiye maliktir. Kıyas ve istihsan gibi fıkhi/hukuki meselelerde aldığı tepkiler ise bu durumu biraz olsun müşahhas alana çekiyor.

Bu ve umumi manada, İmam Malik’in “Ebu Hanife’yi gördün mü?” diye sorulduğunda verdiği cevap, Ebu Hanife’yi bir yandan muhtasar olarak ifade ederken diğer yandan da olduğu gibi ortaya koyuyor: “Evet, öyle bir adam gördüm ki eğer şu sütunun altından yapılmış olduğunu ispat etmek istese delilini getirip ispat edebilir.”

Yine sirval giyip giymeme meselesinde rivayet edilen hadisede de, Ebu Hanife’nin fıkha yaklaşımını ve içtihadi mekanizmalara nazarını müşahede ediyoruz.[1]

3.

Ebu Hanife’de insanın hürriyeti mühim bir yer işgal eder. Ebu Hanife’ye dair yazılan eserlerde, Ebu Hanife’nin ferdi hak ve hürriyetlere mühim bir alan ayırması, onun yoğun bir ticaret hayatının olması ile ilişkilendirilir. Zaten Ebu Hanife’nin ticari meselelerdeki tavrına ve de sonraki dönemlerde örgüleşmiş olan Hanefi Fıkhı’na nazar edildiğinde, ferdi hakların ticari meselelerde nasıl ahenkli hale getirildiği müşahede edilir.

4.

İtikadi konulara ilişkin görüşlerindeki hususiyetle, İman’ın ikrar ve tasdik olduğu şeklinde ortaya koyduğu görüş, buna benzer diğer görüşleri ve bu görüşlerin beraberinde getirdiği durumlar neticesinde Mürciilikle suçlanmış ve benzer şekillerde yaftalanmıştır.

Öyle veya böyle, doğru veya yanlış Ebu Hanife -görüşlerinin açılımı sadedinde olmadan ifade edersek- dışlayıcı üslubun ve ‘eylemselliğin’ önünü kapatmıştır. Tekfirciliğin önünü kapatmak için olağanüstü çaba göstermiştir.

6.

Kendi zamanında var olan Haricilik, Mürcie ve Mutezile gibi akımların karşısına özgün bir yorumla/okuma ile/duruşla çıkmıştır.

7.

Ebu Hanife’ye göre Haricilerle onlar saldırdıkları takdirde savaşılabilir. Lakin savaştan sonrası için Müslümanlara yapılan muameleden farklı bir muamele aramamıştır, Hariciler için. Bu durum Ebu Hanife’nin farklı fırkalar karşısında tarafsız olduğu manasına gelmiyor, bilakis tekfircilik gibi bir yolu kapattığı manasına geliyor.

8.

Ebu Hanife’nin örgüsünde itidal aşikâr bir haldedir. Fıkhi duruşundan rivayetler konusundaki yaklaşımına ve siyasi muhalefetine kadar her konuda itidal ve muvazene dikkat çeker. İçtihadlarında ilh. isabetsiz görüşlerin varlığı ilh. meselesi ayrı bir meseledir. Öte yandan itidali muhafaza etmeye ve akıl nimetinden azami ölçüde faydalanmaya yönelik bir cehd hali vardır.

9.

Yine Ebu Hanife’nin tavrı, tutumu, söylemleri, usûlü/metodolojisi sonraki dönemlerde örgüleşen Ehl-i Sünnet telakkisine zemin hazırlamıştır. (Hususiyetle de) ilginç bir nokta şu ki, Ebu Hanife’nin bazı söylemleri daha sonraları Ehl-i Sünnet’in (umumi) yorumları arasında görünmeyecek şekilde kenarda kalmışken, bazı söylemleri de Ehl-i Sünnet’in umumi yorumları haline gelmiştir.

Ebu Hanife’nin ilginç bir tarafı da -çağdaş noktadan nazar edildiğinde- kendi usûli/metodolojik çizgisi itibariyle elle tutulur bir kesimi (rahatsız etmekle birlikte) memnun edememiş olmasıdır. Bahsi geçen bu elle tutulur kesim, farklı ilim dallarına mensup âlimleri ihtiva ediyor.

10.

Ebu Hanife’nin hadiselere yaklaşım şekli, fıkıh telakkisi ve örgüleşmiş Hanefi Fıkhı’nın ihtiyaçları karşılayabilme gücü ve bu minval üzere akıp giden meseleler ve tabii ki usûli/metodolojik duruşunu güncelleştirme, yenileme gibi mevzular da önümüzde duruyor. Esasen umumi tablodan söz açıp, usûlden/metodolojiden bahsetmek istersek, Ebu Hanife bu duruma da müsait bir isim.

a) Tabii bir halde Kur’an merkezli bir telakkiye sahip olmakla birlikte Hadis ilmini ve Sünnet’i arkalamaması

b) Kelamı gereksiz, faydasız tartışmalardan kurtarma ve ayrıştırma cehdi ki, bunun ferdi (psikolojik) manevi etkisi gibi içtimai (psikolojik) manevi etkisi de göz önüne alınmalıdır

c) Bugünden, bugünün tabiri ile dillendirirsek geleneksel ilke, fikir ve tekevvünlerin konumu

d) Meseleleri hukuki nazar ile çözümlemesi, bunun dışına çıkmaması

e) Fıkhında aklın işgal ettiği alan

f) İnsan hakları ve kamu nizamındaki ferdi ve içtimai reyleri ve umumi buud ile fıkhi, akidevi ilh. olarak Ebu Hanife’nin çizgisinde, bugün için de meselelerin çözümü ve umumi yapılanma hazırlıkları / tasarıları / cehdleri / fikirleri için mühim işaret taşları vardır.

Burada misal olarak Bosna-Hersekli şair ve mütefekkir Prof. Dr. Cemalettin Latic’i zikredelim. Latic ile ilgili iktibas, Ebu Hanife’yi din sosyolojisinin meseleleri nazarından, dini mutlaklık, dini tekelcilik, dini çeşitlilik, dini kapsayıcılık meseleleri çerçevesinde inceleyen Musa Kazım Arıcan imzalı “Kültürel/Dini Farklılık ve Ebu Hanife” isimli eserden:

“Bu itibarla Ebu Hanife dini, itikadi, diğer görüş ve düşünceleriyle günümüzün birçok problemi için bir çıkış ve çözüm yolu olarak da görülmelidir. Söz gelişi Latic şu düşünceleri ileri sürmektedir: ‘Bizim için tek çıkış yolu Hanefilik temelinde bir İslami anlayıştır. Bosna’da Hanefi mezhebi bir krizdedir. Hanefi mezhebimiz Osmanlı’dan geliyordu. Komünizm ve savaşla birlikte Osmanlı’dan emanet aldığımız dini yapı biraz değiştirildi. Savaş sonrasında da Şia ve Vahhabilik ülke topraklarında yer edinmeye başladı. Artık yine Osmanlı dönemindeki Hanefi mezhebi temelinde bir İslami anlayışı bu topraklarda hâkim kılmamız gerekiyor. Ancak asıl mücadelemiz İslami yorumlardan ziyade modernizme karşıdır. Bizler modernizme karşı koymak durumundayız. Bunun ilacı da Hanefi mezhebinde yer alıyor.’ Latic bu düşüncelerine şu şekilde açıklık getirmektedir: ‘Ehl-i Sünnet’in diğer kolları veya diğer mezheplerle mücadele edelim demiyorum. Modernizmle mücadelemizi Hanefi mezhebiyle yapalım diyorum. Bunu da ‘AB’de yeni Hanefizm’ başlığıyla sembolleştiriyorum. Müslüman ilim adamlarının Ebu Hanife’yi tekrar keşfetmeleri gerekiyor. Onun daha fazla tanınması, tanıtılması ve günümüze aktarılması gerekiyor. Bu sayede AB’de İslam’ın daha etkin olması beraberinde gelecektir. Ebu Hanife’nin Müslüman olmayanlara karşı bakışı da son derece önemlidir. Benim düşünceme göre Hanefi mezhebi hem bu topraklarda yaşayan hem de dünyadaki Müslüman veya Müslüman olmayanların bütün sorunlarına cevap verebilecek niteliktedir.’ Bir anlamda Latic, Avrupa Birliği’ne giriş konusunda Ebu Hanife’den vize getirmektedir. Latic, Ebu Hanife’nin sözleriyle Maastrich kriterleri arasındaki yakaladığı benzerlikleri şöyle izah etmektedir: ‘Maastrich kriterlerine göre insanlar hiçbir ayrım gözetmeden insanların birbirleriyle eşit olduğunu söylemiştir. Hz. Ali de bu gerçeği ‘insanlıkta kardeşlik’ prensibiyle açıklamıştır. Ebu Hanife’ye göre bütün beşeriyet Allah’ın arzdaki halifesidir. Halifetullah olmak sadece Müslümanlara mahsus değildir. İnsanlar keza mera, su, ateş ve madenler gibi umumiyette ortaktırlar. Güneşten yararlanma ortaklığı gibi. Dinde ikrah yoktur ve herkesin hürriyeti masundur. Ve özel kimliğini muhafaza etme hakkı vardır. Ve Ebu Hanife Ehl-i Kitabı Hz. İbrahim’in geleneği içinde değerlendirmiştir. Hatta bazıları tanıdığı haklardan dolayı onu, zımmileri Müslümanlardan üstün tutmakla suçlamıştır. Dolayısıyla Ebu Hanife’nin görüşleri ile Maastrich kriterleri aynıdır. Bu bakımdan Ebu Hanife fıkhı ve ekolünün oluşturduğu ve mayaladığı Osmanlı kültürü, Avrupa dünyada yeni bir açılıma ön ayak olabilir.’”[2]

Latic’in dillendirdiği hususlar, savaş sonrası Bosna ortamı için toparlanma ve kalkış yolu arayan tahsilli bir Bosnalı akademisyen olarak mazur görülebilir mi bilemiyoruz ancak AB’ye giriş ve Avrupa’ya ayak uydurmak için Ebu Hanife’den kapı aralamak oldukça zor. Lakin Ebu Hanife’nin maslahata, akla-reye yaklaşımı ve hadiselere yaklaşım şekli itibariyle mevcut durumun maslahatı için birtakım içtihadi görüşler/reyler sarf ederek, bazı destekler bulabiliriz. Ama bu da yine Arıcan’ın dediği gibi “AB’ye vize” ile ilgili Ebu Hanife’den herhangi bir anahtar bulmamızı mümkün kılmıyor. Latic “Bizim için tek çıkış yolu Hanefilik temelinde bir İslami anlayıştır” diyor, çünkü Ebu Hanife hadiselere yaklaşım şekli itibariyle kurucu ve toparlayıcı bir karakteristiğe malik bir müçtehittir. “Artık yine Osmanlı dönemindeki Hanefi mezhebi temelinde bir İslami anlayışı bu topraklarda hâkim kılmamız gerekiyor.” Akıl nimetinden vazgeçmemek; çağı yakalamak. “Müslüman ilim adamlarının Ebu Hanife’yi tekrar keşfetmeleri gerekiyor.” İslami ilimler buudundan mühim olan bu şahsiyetin hiçbir fikrine, içtihadına olumlu bakılmasa bile usûlü/metodolojisi mühimdir. “AB’de yeni Hanefizm” söylemi; modernizmle mücadeleyi Ebu Hanife yolu ile yapmayı tasarladığını söyleyen Latic’in bu usûlü, modernizm karşısında modernist şartları (Ebu Hanife yolu ile) yontarak modern olmaktır. Latic’in söyledikleri bize çok uymasa da şurası mühim; yeni dönemde, İslami bir yapılanma tekevvün ettirme girişimleri veçhesinden Ebu Hanife’nin ‘klas’ tarzı/çizgisi mühimdir. Hanefi Fıkhı’nın usûli/metodolojik öncülleri de bu manada aynı şekilde mühimdir.

11.

Ebu Hanife fiili olarak kıyama kalkmamış olmasına rağmen, kıyam eden Ehl-i Beyt imamlarının tümünün yanında olmuştur.

Tarihi süreçte Hilafet-Saltanat zıtlığının zuhur etmesi ve benzeri hadise ve siyasi tekevvünlerde haktan adaletten yana olanların hemen hepsi Ehl-i Beyt imamlarından yana olmuşlardır; Ömer b. Abdülaziz ve Ebu Hanife bu durumun en mühim misallerindendir.

Böyle olmasına nazaran Ebu Hanife, hiçbir şekilde Rafavız çizgisine de taviz vermemiştir.

Kıyam eden Ehl-i Beyt imamlarına sürekli maddi ve manevi destek veren Ebu Hanife’nin; sözgelimi İmam Bakır’ın kıyamına maddi buud itibariyle destek verdiği halde, kıyamının içerisinde fiilen yer almaması, daha öncesinde Hz. Hüseyin’in başına gelenlerin İmam Bakır’ın da başına geleceği endişesini belirttiği bilinir. Öte yandan İmam Cafer es-Sadık’ın da, İmam Bakır’ın kıyamının fiili olarak içerisinde yer almadığı bilinir.

Ebu Hanife hiçbir zaman iktidar yanlısı, saray âlimi olmamıştır. Hiçbir şekilde âlim sıfatıyla, zulüm idarelerinin tercihlerine destek olmamıştır. Ve her şart ve şekilde muhalefetini açıktan yapmıştır. Tavizsiz muhalefetine bir an olsun leke sürmemiştir.

Ebu Hanife ‘devrimci’ ulema çizgisinin mühim temsilcilerindendir. İlmiyle muhalefetini ahenkleştirmiş ve hale hale örgüleştirmiştir.

Küfür, şirk gibi kavramları kullanmadan zalim iktidara karşı durmuştur. Üst düzey hukukçu olarak tarafını belirtmiş, tahlilini yapmış, haklıyı haksızı ortaya koymuştur. Çözülmesi gereken meseleleri; gereksiz kelami, siyasi tartışmalara boğmamıştır.

Küfür, şirk gibi kavramları kullanmadan zalim iktidara karşı durmuştur; kanaatimizi ahenkleştirip, Ebu Hanife’nin zaviyesinden tağut ve kâfir nizamlara karşı billurlaştırdığımızda ise Ebu Hanife’nin tağuta karşı duruşu aşikâr olacaktır.

Ebu Hanife tavizsiz, dürüst hukuk/fıkıh bilincine malik bir şekilde, İslamcı bir mücadele yürütmüş ve devrimci bir çizgi izlemiş, devrimci bir İslamcı miras bırakmıştır. Fikir ve fıkıhta/hukukta olduğu gibi siyasi mücadelesinde de kendinden emin ‘klas’ bir duruş sergilemiştir. İtaat yerine isyan/muhalefet, kabullenme yerine reddeden bir tutum sergileyen Rahmetli İmam Ebu Hanife, devrimci/inkılâpçı, inşacı, derleyici, toparlayıcı bir karakteristiği olan bir hareket/mücadele sergilemiştir.

Bu hareketi/mücadelesi; Müslüman olsa da olmasa da, zalim bir nizamın koruyuculuğunu reddeden bu haliyle geçmişte de, günümüzde de, gelecekte de, tağuti nizamlara karşı İslami hareketin mühim bir örnekliğini teşkil etmiştir.

Ebu Hanife, günümüzde İslami hareket için geçmişten mühim bir misaldir.

12.

Ve…

Umumi olarak bu meyanda diyebiliriz ki;

1) Türkiye’de mevcut yerel şartları ve politik çıkmazları; İslam Dünyası’nın şartlarını, sıkıntılarını bilen, çözümleyen, ölçen, tartan, konumlandıran ve ona göre tavır ve tutum takınan

2) Akli ve nakli metotları arkalamayan; konumlandırıcı, çözümleyici; akıl ve nakilden uzaklaşmayan

3) Hukuki nazar veçhesini canlandırıcı

4) Islah taraftarı, ihya yanlısı, inşa gözcüsü, tecdit nazarlı

5) Devrimci ve inkılâpçı, haliyle de muhalif

bir İslamcı hareket tekevvün ettirmek için, Ebu Hanife’nin göz önüne alınmasının gerekliliği ortadadır. Bu durumun hissedilmesinin elzemliği aşikârdır. Böyle bir İslamcı hareket tekevvün ettirmek için Ebu Hanife’nin göz önüne alınmasının gerekliliği hissedilmelidir.

Zeyl / Ek[3]:

“Hülasa Ebu Hanife, ‘bütüncül bir kimlik, tek tip kültür yerine eşitlikçi, çoğulcu bir toplum modelinin, dolayısıyla ‘şehir İslamı’nın meşru zemini olabilecek görüşler’[4] ortaya koymuştur diyebiliriz.”[5]

“Ebu Hanife, İslam dininin, insan hak ve hürriyetlerine son derece saygılı, ilme ve tefekküre değer veren bir denge dini olduğunu; son din olduğu için de medeniyet ve ilim ilerledikçe genişleyebilecek, zamanın icaplarına ve yeniliklerine ayak uydurabilecek bir yapıya sahip bulunduğunu çok açık bir şekilde göstermektedir. Ayrıca o akıl ile nakli birleştirmiş, ifrat ile tefrit arası bir yol tutmuş, bu suretle zamanına kadar gelen akideleri telif etmiş olduğu için, bilhassa İslam dışı unsurların karışmış olduğu fikirlere karşı Sünnet Ehli’nin yolunu savunmuş ve onu bugüne kadar devam edecek olan bir sistem haline sokmuştur.[6]”[7]

“… Ebu Hanife’nin günümüz açısından, fakat o günün şartları içerisinde değerlendirildiğinde, İslam dünyasında da kabul gören ve özellikle Mutezile’ye atfedilen ‘akılcı’, ‘hürriyetçi’, ‘liberal’ olmakla nitelenebilecek görüş ve eylemleri, çok daha önceleri onun sergilediği söylenebilir.”[8]

“… Ebu Hanife ve onun ileri sürmüş olduğu ‘makul’, ‘özgür’, ‘mutedil’ görüş ve düşünceler, çağdaş dünyada meselelerin çözümünde ve çözümlere dayanak bulmada hâlâ önemini korumaktadır.”[9]

Ali Tarık Parlakışıkakilvefikir.org

—–

[1] Muhammed Abdurreşid en-Numani “İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Hadis İlmindeki Yeri”nde “Ebu Hanife “Benim nezdimde, Hz. Peygamber’in sirval giydiği sahih olarak sabit değildir ki buna dayanarak sirval giymeye fetva vereyim” demiştir.” dedikten sonra bu pasajı “Kuraşi, el-Cevahirü’l-Mudiyye, I, 30, 31, 32” dipnotu ile memba gösterirken, dipnotun devamında meseleyi açıklama babından şöyle devam eder: “Bu haberin bir kısmı el-Cevahirü’l-Mudiyye’de böyledir. Ancak haber son derce kısaltılarak aktarılmıştır. Bu haberin tam metni İbn-i Abdülberr’in el-İntika’sında (s. 140, 141) aynen şu şekildedir: “Muhammed b. İsmail es-Saiğ’in nakline göre Davud b. el-Muhabber şöyle anlatmıştır: “Ebu Hanife’ye “İhramlı bir kimse giyecek izar bulamazsa sirval giyebilir mi?” diye sorulunca “Hayır, ancak izar giyebilir” diye cevap vermiştir. Kendisine  “İzarı yok.” denilince Ebu Hanife “Sirvalini satar ve bununla izar satın alır.” diye karşılık vermiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber hutbe irad edip “İhramlı izar bulamazsa sirval giyer” buyurmuştur denilince Ebu Hanife: “Benim nezdimde Hz. Peygamber’den sahih olarak gelen bir cevaz haberi yoktur ki buna göre fetva vereyim. Herkes kendi işittiğine itibar eder. Bizim nezdimizde Hz. Peygamber’in “İhramlı sirval giymez” dediği sahih olarak sabittir. Dolayısıyla biz işitmiş olduğumuz rivayetteki hükmü esas almış oluruz.” der.  Kendisine “Hz. Peygamber’e muhalefet mi ediyorsun?” denilince Ebu Hanife, “Allah’ın Resulüne muhalefet edene Allah lanet etsin. Allah bizi onunla şereflendirdi ve O’nun sayesinde kurtardı” der.”

Öncesi ve sonrasıyla birlikte “Herkes kendi işittiğine itibar eder.” kısmı; bize ciddi manada Ebu Hanife’nin telakkisini ve de İslami ilimlere yaklaşım usûlünü/metodolojisini gösteriyor. Dikkat edilirse Ebu Hanife kendisinin nezdinde sahih olan bir haberin yokluğunu dillendirdiğinde, kendisinin ölçülerine göre incelemesinin sonucunda sahih bir haberin olmadığına işaret ediyor ve de meselenin belki de mühim olan yanı ve bizim de vurgulamaya cehd ettiğimiz yanı şurası; (kendi uygulamasını mutlaklaştırmayışıdır ve bu minval üzere) kendisinin ölçülerine göre incelemesinin sonucunda sahih bir haberin olmayışı sonucuna vardığı gibi bir başkası da kendi ölçülerine göre incelemesinin sonucunda sahih bir haberin olduğu kanısına varabilir. “Herkes kendi işittiğine itibar eder.” sözü bunu vurguluyor. Ve umumi bir umde olarak nazar edersek bu üsluba/tavra; içtihad gibi İslami mekanizmaların, âlimlerin ilmi cehdleri sonucunda vardıkları sonuçların görünümleri ve o sonuçlara yaklaşım şeklimiz ile ilgili yelpazenin ne kadar geniş tutulması ile ilgili mükemmel bir misal teşkil eder.

[2] Musa Kazım Arıcan; Kültürel/Dini Farklılık ve Ebu Hanife; s. 158; Hece Yayınları; 2015

[3] Bu, zeyl/ek bölümünde iktibas içerisindeki dipnotlar, iktibas edilen eserin verdiği dipnotlardır.

[4] İşcan, ‘Ehl-i Sünnet’in Oluşumunda Öncü Şahsiyetler’, s. 90; İşcan, ‘Taassuba Dayalı Din Anlayışı Karşısında Ebu Hanife Örneği’, s. 72

[5] Musa Kazım Arıcan; a. g. e.; s. 154

[6] Yörükan, İslam Akaid Sisteminde Gelişmeler; s. 123

[7] Musa Kazım Arıcan; a. g. e.; s. 155

[8] Musa Kazım Arıcan; a. g. e.; s. 158

[9] Musa Kazım Arıcan; a. g. e.; s. 158

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s