Ömer Yılmaz / Felsefe-Düşünce / Yazarlar

Boş Çuval

ömer-yılmaz-köşe-3Nerede ruh sahipleri, içi dolu, kalbi kafası dolu adamlar? Her yerde ve hiçbir yerde! Boş çuval! Çuval boş!

“Boş çuval ayakta dik durmaz” demiş atalarımız, hakikatin en veciz ifadelerinden biri. Muhtemelen ümmi irfanına sahip dedelerimizden biri -artık ne işle meşgul idiyse- bir gün dolu bir çuvalın içi boşaltıldıktan sonra yerle yeksan olmuş halini gördü ve onun bu haliyle bir takım insanlar arasında münasebet kurarak bu sözü sarf etti.

Peki, insan ne ile ayakta durur ya da insanı dolu kılan ve onu ayakta dik tutan, diri tutan şey nedir? Bu sualin birçok cevabı var şüphesiz. İnsanı ayakta dik tutan, diri tutan şey öncelikle ruhtur, insanı canlı kılar, onu duyar, görür, bilir, idrak eder, olumlu manada iş yapar hale getirir. Ruh yoksa cesetten ibarettir insan, ruhsuz ceset ise et ve kemik yığınından ibarettir, ayakta duramaz, hayat gücü tükenmiş, ölmüş, yığılıp kalmıştır. Kaldırıp mezara koyarlar onu, toprağın altında çürür gider.

Bir de yaşayan ölüler vardır, ‘ruhsuz insanlar’ deriz onlara, boş çuval misalidirler, kafalarının ve sinelerinin içi boştur. Bilgi, düşünce, bilgelik, ahlak ve rikkat hususunda sıfır noktasında, hatta sıfırın da altındadırlar. Yani tam olarak içleri boştur. ‘Kof’ diye de tabir edilirler.

Ne demek boş? Sıfat olarak, içinde yahut üzerinde hiçbir şey bulunmayan, içinde yahut üzerinde yaradığı işe dair hiçbir faaliyette bulunulmayan. İnsan söz konusu olduğunda tıpkı metruk bir bina gibi içeride faaliyet yoktur sizin anlayacağınız, belki de bitmiş yahut hiç başlamamış, hiç olmamıştır. Haliyle olumlu manada dışarıya yansıyan yahut dışarıdan gözlenen bir şey de yoktur. Boş!

Boş çuval misali insanlar ayakta dik duramadıkları gibi -ki ayakta dik durmak insanı insan yapan hususiyetlerdendir-, bu tür insanlardan müteşekkil bir cemiyet de ayakta dik duramaz. Bunlar boş, ruhsuz, ölü cemiyetlerdir. Yığılıp kalmışlardır, ruhsuz cesetleri diğer cemiyetler tarafından yerlerde sürüklenmektedir, bir o yana, bir bu yana, onlar nereye sürüklerlerse oraya. Ya da birileri boş çuvalı alır, içini kendi istedikleri gibi doldurmak suretiyle kullanırlar.

Böyle olmakla birlikte içi boş çuvalı doldurmak ve onu ayakta dik durur hale getirmek mümkündür. Ruhsuz cesede -Allah müstesna- can vermek, onu ayağa kaldırmak muhaldir, ancak mecazen ‘ruhsuz insanlar’ diye tabir edilen insanların ruh kazanmaları, zihnen ve kalben içleri dolu, dolayısıyla canlı ve işe yarar hale gelmeleri imkân dâhilindedir ki içi boş, ruhsuz, ölü cemiyetler için de bu böyledir.

Bu noktada bir terkibe ihtiyaç var. Terkip, yani bir takım şeylerin birleşip bir şey meydana getirmeleri yahut bir takım şeylerin birleşiminden meydana gelen şey. Nedir bu şey? Ruh! Burada Allah’ın üflediği ruhtan söz etmiyoruz elbette, onun hakkında malumatımız yok. Ferdi ve cemiyeti ayakta dik tutan ruhtan söz ediyoruz ve bu ruh, bir takım şeylerin birleşiminden, yani bir terkipten müteşekkil.

Peki, nasıl meydana gelir bu ruh, onu meydana getiren terkip nedir ya da nasıl olmalıdır? Ana terkip, kalp ve kafadır. Materyalistler için kafa yeterli görülebilir, biz ise Müslüman olduğumuzdan, kalpsiz kafa bizim için anlam ve değer ifade etmez. Dediğimiz gibi, bu ana terkip, ancak terkip içinde terkip var, sıra kalbi ve kafayı meydana getiren terkiplerde. Kalp; manevî, mücerret değerler, iman, takva -ki ikisi de kalptedir-, ihlâs, ihsan, şefkat, merhamet, rikkat. Kafa; akıl, ilim, irfan, tefekkür. Bütün bunlardan mürekkep ve müteşekkil ferdî ve içtimaî ruh!

Bu ruh harekete geçer, bilgi üretir, düşünce üretir, iş üretir, değer üretir. Bu ruh harekete geçer ve tarihi yapar, tarihe anlam ve güzellik katar, onu olumlu manada bir başka noktaya evirir. Bu ruh harekete geçer ve hakkı ayağa kaldırır, yeryüzünü adaletle doldurur, istismarın önünü keser, zulmün kökünü kazır. Bu ruh harekete geçtiğinde önünde hiç kimse duramaz.

Bugün, boş çuval misali, ayakta dik duramayan insanlardan müteşekkil, yığılıp kalmış, ruhsuz, cansız, ölü bir cemiyettir cemiyetimiz. İçini doldurmak, ayağa kaldırmak, ona ruh vermek, can vermek gerek. Peki, kim yapacak bunu? Herkes kendi kapısının önünü süpürseydi iyi olurdu kuşkusuz, o zaman “Kim yapacak bunu?” diye sormamıza da gerek kalmazdı. Lakin herkesin kendi kapısının önünü süpürmesi de ruhla ilgili bir mesele. Dedik ya, boş çuval!

O zaman birileri el mecbur yapacak bu işi. Unutmamak lazım ki kendileri olmayanlar diğerlerini oldurmaya çalıştıklarında ayrı bir ucube ve garabet söz konusu olur. Peki, hâl-i hazırda olanlar kim? Nerede ruh sahipleri, içi dolu, kalbi kafası dolu adamlar? Her yerde ve hiçbir yerde!

Boş çuval! Çuval boş!

Ömer Yılmazakilvefikir.org

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s